Goethe yaşamın sırrını çözmüş mü?

Dünyaya eserleriyle hediyeler sunmuş olan Goethe (Hakk aşığı), ‘Genç Werther’in acıları’ ve ‘Faust’ ile hafızalara kazınmıştır pek çoğumuzda… Okumayanlar, bilmeyenler için tanıtmaktan mutluluk duyarım o sevgi meleği, yaşam üstadını…

goethe

Babası kralın baş danışmanı, annesi, Frankfurt belediye başkanının kızı Katharina Elisabeth Textor’un oğludur. Johann Wolfgang Goethe aşçısı, dadısı, seyisi, mürebbiyesi, kütüphanesi olan bir evde doğar ve daha çok küçükken okumaya yazmaya başlar. Babası onun da kendisi gibi bir hukukçu olmasını çok ister. Goethe babasının isteği üzerine, ilk, orta ve lise tahsilini hızla bitirerek, henüz 16 yaşındayken üniversiteye başlar. Ama onun isteği kuytulara çekilip şiirler karalayarak, boş zamanlarında Göttingen’li David Michaelis’in dizi dibine oturup Arapça okumaktır.

Daha sonra, istese de istemese de Leipzig’e gider hukuk tahsili yapar. Weimar Dükü Kral August, Goethe’yi oğlu gibi sever, yardımcı olur. Hatta bir ara düklüğün idaresini ona bırakıp kendisi sayfiyeye gider. Goethe bu dönemde hem yöneticilik yapar, hem ufak ufak notlar tutar. Kendince şiirler yazıp, hikayeler karalar…


Devlet işleriyle uğraştığı bu günlerde (20 yaşındadır) Weimar Dükü’nü temsilen bir baloya çağrılır. Burada Lotte Buff adlı hanım hanımcık bir kıza gönlünü kaptırır. Lotte 19 yaşındadır lâkin 30 yaşında bir adamla dört yıldır nişanlı durmaktadır. İstese kızın kafasını karıştırabilir ama onun gibi ahlâklı ve ilkeli biri duygularını bastırmak yolunu seçerek balodan ayrılır ve aşkını kendisine saklayarak şiirlere yazılara döker.

Goethe

Şiirlerde yaşar artık Lotte’ye olan aşkı…

Yine o günlerde Ehrenbreitstein kasabasına yaptığı resmi gezi de Laroche ailesinin onuruna verdiği yemeğe katılır. Evin 16 yaşındaki kızı güzel Maximiliane ona çok sıcak davranır. Dahası Bayan Laroche, kızı Maximiliane yanına alır, Goethe’yi ziyarette bulunur. Belki mutlu bir evlilik için bütün şartlar hazırdır, ancak Goethe kendi içindeki hesaplaşmaları, bir türlü gerekli atılımı yapmadığı için bu fırsatı da kaçırır. O kendi içinde mutlu bir yuva için inceden planlar yaparken Maximiliane’nın evlendiğini duyar. Şimdi tüm duyguları bir kez daha satırlar arasında yaşam bulur.

Goethe üç ay süresince yazılarının arasında kaybolur. “Genç Werther’in Acıları” adlı romanıyla dünya edebiyatının en etkili eserlerinden birine imza atar. Romanın konusundan iskeletinden çok, asıl etkileyiciliği, emsalsiz olan lisanıdır. Ev, aile, köylüler, arkadaşlık ilişkileri, hizmetçiler günlük bir dille anlatılırken, gönül sancıları, öfkeler, heyecanlar coşkulu bir üslupla tırmanışa geçer. Öyle ki zaman zaman satırlar duygu seline ayak uyduramaz. Kelimeler tıkanır, kopar, ama okur aldığı hızla maksadı kavrar.

Aşık Goethe İlahi Aşka teslim olur!

Goethe hukuk tahsili almasına rağmen tabiat bilimleri üzerinde de çalışmalar yapmaya başlar. “Renk Teorisi” adlı kitabının ardından bitkiler üzerine “ilmî eserler” yazar. Evet, Goethe renkler, sesler, bitkiler üzerine çok şey yazsa da en ünlü eseri “insanı” anlatan ‘Faust’ tur. Ona göre insan sürekli öğrenir ve bıkıp usanmadan kâinâtın sırlarını araştırır. Goethe buradan hareketle, “herkesin doğuştan iyi olduğu” tezini savunur ki bu teşhis kiliseye ters, İslâm’a uygundur. Nitekim onun Faust‘u, zamanında şeytanla işbirliği yapan büyücü olmasına rağmen bataklıktan kurtulur, doğru yolu bulur. Goethe bu esere tam 60 yılını verir ancak yayınlandığını göremez.

Goethe, kendinden sonra gelen yazar ve felsefecilere tesir eden nadir ediplerden biridir.

Ünlü şair İslâm dînine ve Muhammed Aleyhisselam’a karşı duyduğu hayranlığı saklamaz. Goethe dünyanın takdirini kazanmış bir edebiyat adamı ve zekâ harikasıdır. Time-Life International Dergisi’nin, Batı âleminin hayat ve eserleri bilinen 17 dâhisi üzerinde yaptığı bir zekâ testinde Goethe 210 puanla birinci seçilmiştir.

Almanya’nın en büyük Şairi ve bu ankete göre de Batı’nın en büyük dâhisi Goethe’nin Hz Muhammed hakkındaki şiirlerinden birkaç örnek ve birkaç düşüncesi; Şiir ve notlarını, Bakara sûresindeki, “Mağrip ve Meşrık Allah’ındır” meâlindeki âyetin ışığında yazan Goethe, “Hz. Muhammed’in Terennümü” adlı şiirinde “Resûlüllah’ı; “küçük bir pınardan fışkıran, sonra ruhani kuvvetler sayesinde bütün ırmakları ve nehirleri kucağına alan, muazzam bir zaferle ulûhiyyet ummanına getiren bir İlâhî akarsuya benzetmiştir.”

 Goethe’nin dilinde Hz. Muhammed

“Sevinç sevinç berrak
Ve yıldız yıldız parlak
Bir dağ pınarı
Üstünde beyaz bulutların
Ve kuytusunda bir yeşil yamacın
Aziz ruhlar sallamış beşiğini
Veda edip çocuk tazeliğiyle bulutlara
Raks eder gibi iner mermer kayalara
Haykırır sevincini semalara
Dağ geçitlerinde
Önüne katar renk renk çakılları
Ve bağrına basar kardeş pınarları
Çiçeklenir ayak bastığı yerler
Ve nefesiyle yeşerir çimenler
Yoldaşı olur şimdi ırmaklar
Ovaları doldurur gümüş ışıklar
Bir ses yükselir pınarlardan
“Kardeş ayırma bizi koynundan,
Bekliyor Yaratan.
Yoksa bizi çölün kumları yutacak
Güneş kanımızı kurutacak
Kardeş,
Dağın ırmaklarını, ovanın ırmaklarını
Hepimizi alıp koynuna
Eriştir bizi yüce Rabbına
Ezelî Deryâ’nın yanına.”
Peki, der, dağ pınarı
Kendinde toplar bütün pınarları
Ve haşmetle kabarır göğsü, kolları
Ülkeler açılır uğradığı yerlerde
Yeni şehirler doğar ayaklarının altında…
Kulelerin alev zirvelerini
Ve haşmetli mermer saraylarını
Bırakıp arkasında
Yürür mukadder yolunda
Dalgalanır başının üstünde binlerce bayrak
İhtişamının şahitleri
Evlâtlarını Rabbine ulaştırarak
Karışır İlâhî ummana coşarak!”

Goethe, şöyle de demiştir: “Ne başardımsa Kur’an’a borçluyum.”

Kur’an’ın Almanca tercümelerini beğenmeyen Şair, bunları Kur’an tefsiri olmaya lâyık görmemiş, eksik ve noksan bulmuştur. Kur’an’dan önce Arap edebiyatının şaheserleri olan “Muallâkat-ı Seb’a” adıyla Kâbe’nin duvarlarına asılan şiirleri inceleyip Almanca’ya çevirmiştir. Onları Kur’an üslûbu ve edebiyatıyla karşılaştırdıktan sonra şöyle demiştir:

“Kur’an’ın üslûbu, muhtevasına ve gayesine uygun bir şekilde, kat’i, yüce, haşyet verici ve hakikaten muhteşemdir!”

Batı-Doğu Divanı’nda da Kur’an hakkında şöyle der:

Kur’ân-ı Kerîm’in, hatalarla ve noksanlarla dolu bir tercümesini okumasına rağmen; “ifâdenin büyüklüğü, haşmeti karşısında hayrân kaldım” demekten kendini alamaz.

Goethe kısacık bir ömre 140 cilt eser sığdırır.
Bunlar arasında en çok dikkat çekeni İranlı şâir Hafız’dan etkilenerek yazdığı Batı Doğu Divanıdır ‘Westöstlicher Diwan’. Goethe eserini okuyucularına aşağıdaki cümleyle sunar:

“Doğu-Batı Divanı’nın müellifi kendisinin bir Müslüman olduğu şüphesini reddetmez”

Kitapların kitabı
Kur’an hakkında kim ne derse desin,
Ben şüphelere kulaklarımı tıkarım.
Müslüman olarak bana farz olduğu gibi
Kitapların kitabı olduğuna inanırım.
Dalalet beni şaşırtmak ister,
Ancak sen şüphelerimi dağıtırsın
İşlerimde şiirlerimde
Yoluma istikamet verirsin!
J.W. Goethe

goetheGoethe, hukuk tahsilini bitirdikten sonra doktora yapmak üzere Strassburg Üniversitesi’ne kaydolur (1770). O günlerde ünlü teolog Gottfried Herder de Strassburg’a gelir ve geçirdiği bir ameliyatın ardından hastaneye yatırılır. Goethe Herder’e geçmiş olsuna gider ve dostça karşılanır. Onun sohbetlerinden öylesine keyif alır ki, Herder’in yanından ayrılamaz olur. . Herder Goethe’yi derinden etkiler, bu tanışma eserlerine dahi tesir edecektir…Herder’le ve aynı zamanda Kuran’la tanışması gençlik dönemine (22 yaşına) rastlar.

Goethe’den beş yaş büyük olan Herder, Alman şair ve yazarlarındandır. Goethe ile Herder arasında geçen bir konuşmada Goethe; Herder’e “öyle hikmetli ve güzel sözler kullanıyorsunuz ki kaynağını merak ediyorum” diye sorar. Herder Goethe’ye gülümseyerek; “Bu sözlerin kaynağını gerçekten merak ediyor musunuz?” der. Goethe; “Evet, beni size bağlayan bu hikmetli sözlerin kaynağıdır.” deyince, Herder; “İşte benim hikmetli sözler kaynağım” diyerek, ona Arapça yazılı bir kitap gösterir.

Herder; “Eğer Alman milletinin böyle bir kaynak kitabı olsaydı, kim bilir ne büyük edipler ve şairler yetiştirir, başka dillerin tesirinde kalmazdık. Ayrıca birçoğumuz soyunu unutup yolunu şaşırmazdı” diyerek fikrini ve Kur’anın yaşam için, edebiyat için (İslam Edebiyatı), önemini vurgular. Herder, bu kitabı Kant’ın sohbetlerine devam ederken tanıdığını, eğer büyük bir şair ve edebiyatçı olmak istiyorsa bu kitabı okumasını önemle söyler. Bu kitap kuşkusuz ‘Kuran-ı Kerim’ dir…

Goethe Kuran-ı Kerimi ve Kuran tefsirini okuyacağına söz verir, daha sonra Goethe bu kitabı tefsiri ile okuduğunu Wetzlar’da hukuk stajı yaparken yazdığı mektupta Herder’e müjdeler ve şöyle der; Kuran-ı Kerim’de Hz. Musa’nın dua ettiği gibi dua etmek istiyorum.
Dua şudur; “Ya Rabbi şu dar göğsümü genişlet!”

İslam’ı anlamak!

Goethe o günden sonra açıktan açığa İslâm’ı savunur, mesela Eckerman’la yaptığı bir söyleşide “Görüyorsunuz İslâm’ın hiçbir eksiği yok, kaldı ki bizim sistemlerimizin hiçbiri onu aşamadı. Zaten ondan daha ileri gidebilmek de mümkün değildir. Fazilet merdiveninde hangi basamakta durduğunu merak ediyorsanız Müslümanlara bakacaksınız, zira onlar ölçüdür. Bana sorarsanız biz ilk basamakta oyalanmaktayız, Hazreti Muhammed ise son basamağa çoktan varmış. Şüphem yok ki o hep zirvede kalacak. Madem ki İslâm; ‘Allah’a teslim olmak!’ mânâsına geliyor, öyleyse hepimiz İslâm’da yaşayıp, İslam’da ölmekteyiz. Bu sözlerin sahibi ben J.W. Goethe tevhidi (Allah’ın birliğini), teslise (üç Allah inancı) açıkça tercih ederim. Zira bir olan Allah’a iman ruhu yükseltir. Bu inanç, insana kendi iç aleminin vahdetini (birliğini) gösterir.”

Goethe’ye göre Kur’an-ı Kerim’in üslubuyla, gayesine uygun bir şekilde kat’i, yüce, haşyet verici ve hakikaten muhteşemdir. Evet, Kur’anın içinde pek çok tekrarlar vardır. Ama bu tekrarlar insanı usandırmaz. Aksine sizi çekmeye başlar ve hayranlığınız gitgide artar. Bu kitap, ebediyen tesirini kaybetmeyecek ve diğer milletleri de tesiri altına alacaktır…


Kendini buluş

Napolyon savaşları esnasında, Fransızlara karşı savaşan Ruslar, Weimar şehrine girer ve uzunca bir müddet şehirde kalırlar. Rus ordusunun içinde hatırı sayılır miktarda Müslüman vardır. Goethe onlarla tanışır, bu temiz yüzlü samimi insanlara tez ısınır. (Eğer, Prof. Robert Sommers, Carl Knetsch ve Bernt Engelmann gibi araştırmacılara bakarsanız zaten Goethe’nin soyu da Selçuklu Beylerinden Sadık Selim Sultan’a uzanır.)

Şairimizin hatıra defterinden anlaşıldığına göre; Müslüman askerler Goethe’ye izzet ve ikramda bulunur, onu hoş tutarlar. Şairimizin evinden Müslüman misafirler eksik olmaz. Vazife uzayınca şehri tutan Başkırtlar Weimar Protestan Lisesi’nin salonunu mescide çevirir, namazlarını cemaatle kılmaya başlarlar. “İnsanın yaptığı, söylediğinden iyidir. Bilmek ve istemek yetmez, yapmalı!” diyen Goethe, Başkırtlar’la birlikte saf tutar. Üstelik bunu kimseden saklamaz.

Ömrünün son 13 yılında Kadir Gecelerini kutlayan Goethe; “İslâm, yaşıma uygun bir şiir ilham ediyor. ‘Allah’ın sırrına varılmaz’ iradesine teslimiyet, bir karar üzerinde durmayan dünyaya karşı rindane tavır, iki âlem arasında yalpalayan sevgi ve mecâzda ifadesini bulan has hâkikat… Bütün bunlar bir ihtiyara yetmez mi?” der.

Ne dersiniz, Goethe ‘Yaşamın Sırrı’nı çözmüş mü?

Ayrıca Goethe hakkında biyografi yazarlarının yazdıkları;

Zengin aristokrat bir aileden gelen Goethe bunu en iyi şekilde değerlendirmiştir. İyi bir eğitim almış, Latince, Yunanca, İtalyanca, İngilizce, Fransızca, İbranice, Resim, Müzik, Edebiyat, Botanik ve Matematik alanında kendini yetiştirmiştir. Goethe’nin sık sık aşık olduğunu sevdiği kızlarda aradığı özellikleri bulamayınca da üzüntüye kapılarak kendisini ilme ve edebiyata verdiğini ömrünün sonuna kadar ideal bir eş aradığını birkaç defa evlendiği halde idealindeki kadını bulamadığını kaydedilmiştir.

1774’de yayınladığı ünlü romanı “Die Leiden des Jungen Werter” (Genç Werter’in Acıları), adlı kitabında bu arayışın derin izlerini görmek mümkündür. Bu eser monolog mektup tarzında yazılmıştır. Kısa zamanda dünyaca ün kazanmıştır. bu roman bir hayat tarzını ortaya koymuş gençler arasında “Werter Modası” başlatmış Werter gibi giyinmek ve Werter gibi intihar etmek moda olmuştur. Goethe sonraki dönemlerde birçok resmi görevlerde bulundu. Schiller(11) ve Herder (10) gibi şahsiyetlerle dostluğu Goethe’ye önemli eserler vermesinde ışık tuttu.

Faust bilinen en ünlü eserlerindendir bu eserde Faust insanı, Mefisto şeytanı temsil etmektedir. Bu iki karakter eserin iskeletini teşkil etmektedir. “Faust II”yi ölümünden iki gün önce tamamlamıştır. 1811’de “Şiir ve Hakikat” adlı manzum eserini yazmaya başlamış, eserde hayatının muhasebesini konu almıştır. Tuhaftır ki bu eserin tamamlanmasıyla yayınlamaya fırsat bulamadan ölmesi eserin ana konusuna uygun düşmekte eserle hayatı aynı anda noktalanmaktadır. Başlıca eserleri: Faust, Faust II, Kuran-ı Kerim Hulasası (KORAN-Auszüge), “Die Leiden des Jungen Werter” (Genç Werter’in Acıları),Wilheim Meister’in Çıarklık Yılları, Herman ile Dorothe, Renkler’in Teorisi, Doğu-Batı Divan’ı (West-Östlicher Divan), Baki’nin Hikmetli Sözleri (Die Weissagungen Des Bakis).

Kuran çevirilerini mukayeseli olarak okurmuş

Goethe Arapçadan Almancaya yapılan Kuran çevirilerini mukayaseli olarak okur ve etkisinde kaldığı surelerden istifade ederek “Kuran-ı Kerim Hulasası”-Koran Auszüge- adıyla bir eser meydana getirir (3). Doğu-Batı Divan’ı (West-Östlicher Divan)

Yine Kuran-ı Kerim’den ilham alarak yazdığı “Muhammed’in Nağmesi”-Mohamets Gesang- adındaki şiirinde Hz peygamberi över. Kuran’ın ramazan ayının kadir gecesinde indirildiğini bile Goethe, duygularını şöyle ifade eder: Kuran-ı Kerim’in peygamber’e semadan indirildiği bu geceyi ben niçin hürmetle karşılamayayım”(4)

Faust’tan sonra en önemli eserleri arasında yer alan “Doğu-Batı Divanı”(West-Östlicher Divan)”nı 1816 yılında okuyucuya takdim ederken şöyle der: “Doğu-Batı Divanı’nın yazarı, kendisinin bir Müslüman olduğu şüphesini reddetmez”(5)

5 Ocak 1814 tarihinde yazdığı bir mektupta Goethe Müslümanlarla namaz kıldığını ifade eder:”Ben burada öyle bir hikmetten söz edeceğim ki, Hz. Muhammed’in adının dahi konuşulmasına izin verilmediği çağımızda, müthiş bir hadise vuku buldu. Birkaç yıl önce kim diyebilirdi ki, bizim Protestan Kilisesi’nin salonunda Müslümanlar topluca namaz kılacaklar; Kuran-ı Kerim’den sure okuyacaklar! Hem de biz Başkurt Türk’lerinin namazına iştirak edeceğiz; onların hocalarıyla görüşüp tiyatroya davet edeceğiz. Bana özel olarak iltifat edip bir de “Ok-yay” hediye ettiler. Ben bunları ebedi bir hatıra olarak şöminemin üzerine astım. Cenâb-ı Hak en kısa zamanda sevgili misafirlerimize güle güle yurtlarına dönmeyi nasip etsin. (6) Mektupta bahsi geçen hadise Napolyon savaşları sırasında Rus ordusu içinde savaşa katılan Türk askerleriyle ilgilidir.

Goethe’nin soy kütüğü

Biyografi araştırmacılarından Prof. Robert Sommer ve Dr.Garl Knetsch ayrı ayrı yaptıkları araştırmalarda Goethe’nin anne tarafından Türk soyundan gelen “Sadık Selim Sultan” adında bir Selçuklu beyine ulaştığını hayretle fark etmişlerdir. Kimse bu araştırmada böyle bir netice ile karşılaşacağını tahmin etmiyordu. İşin daha da ilgi çekici yönü, Prof Sommer, bu neticeyi Goethe’nin değil kendi soyunun şeceresini takip ederken ulaşmıştır. Hassen bölgesinden bir hanımla evli olan Sommer, hanımından gördüğü güzel huylardan dolayı, bu ailenin geçmişini merak etmiş bu araştırmaya bunun için başlamıştır. Şecereyi takip ederek Selim Sultan’a kadar ulaşan Sommer hanımının da Goethe ile aynı soydan geldiğini hayretle müşahade etmiştir.

Dr. Carl Knetsch’in Sommer’den habersiz yaptığı araştırmada, karşısına bir Türk Sultan çıkınca şaşırmış; böyle bir neticeyi tahmin etmediğini Goethe’nin Türk olsa bile Alman milletine ait olduğunu eseri “Goethe’nin Cedleri” adlı kitabında ifade etmiştir.

Her iki araştırmayı inceleyen Neils Hansen, yazdığı bir makalede “Goethe Müslüman mıydı?” sorusuna farklı bir açıdan yaklaşmaktadır(7). Kraliyet, belediye ve kilise kayıtlarında Goethe’nin Hassen bölgesinde yaşamış olan Johan Sultan ve Heinric Sultan adında iki atasına ulaşmıştır. Goethe’nin dedelerinden Heinric Sultan, Franckenberg’de Alman kuruşu “pfening”in mucididir. Bir başka kaynakta Strieder Matbası’nda basılan bir risalede Goethe’nin dedesi bir Türk Subayı olan Sadık Selim Sultan bir savaşta Almanlara esir düşer.

Sadık Selim Sultan’ı esir alan “Graff von Lechmotir”, bu Türk subayını Almanya’ya getirmiş tavır ve davranışlarıyla cesareti ve soylu bir karakteri olan Sadık Selim Sultan’ı albaylığa terfi ettirmiş ve ona Johan adını vermiştir. Adını değiştirdiği Sadık Selim Sultan’a bir Türk arması vererek, onu soylu bir ailenin kızı olan Rebecka Bergman’la evlendirmiştir. Bu izdivaçtan üç oğlu olmuştur. Babaları ölünce Brankenheim’de Türk usulü bir türbe yaptırırlar. Babaları Sadık Selim Sultan’la üç oğlu bu türbede yatmaktadırlar. Bu türbe hala bugün “Sultanlar Kilisesi” olarak anılmaktadır. Bütün araştırmacılar Goethe’nin Türk soyundan geldiğini ve dedesinin “Sadık Selim Sultan” olduğu ittifakla kabul edilir. (7)

Goethe’nin eserlerinden örnekler

Kainatın bütün atomlarıyla kendini izhar eden,
Rabbim birdir, ezeli ve ebedidir.
Bir’de çokluğu bulursunuz, çokluğu Bir’de anlarsınız;
Sizin de, sanatınızın da bir başı bir sonu vardır.
Baki’nin Hikmetli Sözleri (Die Weissagungen Des Bakis)

Çok az şeye katlanabilirim, kötü şeylerin çoğuna
Allah’ın bahşettiği sabırlı kalple dayanırım.
Zehir ve yılan gibi, pek az şey zıddıma gider,
Yani dört şey: Tütün dumanı, tahta kurusu,
Sarımsak kokusu ve haç.(8)

Kuran ezeli mi, değil mi?
Ben onu araştırmıyorum.
Kuran yaratılmış mıdır?
Onu da bilmiyorum.
O’nun kitapların kitabı olduğuna,
Müslümanlığımın gereği inanıyorum(9)


Kaynak: Fatih NACAR
Türk Dil Bilimcisi
Türk Dili ve Edebiyatı Bilim Uzmanı

Beethoven: Mutlu olmak istiyorsan başkalarını mutlu et


Hale Karaarslan
İndigo Dergisi’nde Yazı İşleri Müdürü ve Yayıncı olarak görev yapıyor. İndigo Dergisi’ni kendisi ve yazarlar için bir okul olarak görüyor. Yaşama ve insana dair pek çok şey öğrenerek, yürekleri sonsuz güzellikle çarpan bir sevgi ailesinin içinde her gün biraz daha maskelerinden arınarak, özünü, kendi olanı buluyor. İki harika çocuğunun öğretmenliğinde ve eşinin her konuda kendisini destekleyen sevgisi eşliğinde öğrenmeye devam ediyor. İstanbul ve Marmaris'te yaşıyor.