altin-orumcek-halin-favorisi-banner

 

Hasatsız Zamanların Âşıkları (1)

10
Tarih: 23 Mart 2013 | Yazar: Serpil Çavuşoğlu | Kategori: İlişkilerSağlıkSayı: 90Yaşam

Her başlangıç kendine mutlak bir son bulur!

“Rabbim bana bir hastalık vermiş, ama yanında bir de melek vermiş!” (Emre)

şulem ve Emre

Şulem ile Emre tanıştıktan kısa bir süre sonra Emre’ye konulan lösemi teşhisi onların tüm hayatlarını değiştirmişti. Emre’nin Şulem’den tüm kaçışları boşa çıkmış, her defasında meleğini yanında buluvermişti. Yaşamın acı doğurganlığı içerisinde gözlerini nerede açtıklarının hiçbir önemi yoktu. Önemli olan tek şey; kutsal saydıkları aşklarının gün gelip, gözlerini kapatmamasıydı. Aşk, onlar için ateşler içinde parçalanarak, yanıyordu. Çaresizlik mi? Çaresizlik denilen kelime, diğer tüm sözcükler arasında en kahpe olanıydı. Birbirleri için çölde su, kapkaranlık gecede kandil, okyanusun dibinde mercan gibiydiler. Her ikisi de, hem tende, hem ruhta kırılmış, ama kopamamış bir dal gibi salınıyordu. Hasat zamanı mı? Boşverin gitsin!

Onlar hasatsız zamanların âşıklarıydı.

Ve bu hikâye geçmiş zamanların birinden ince bir sabırla çekilerek, kısa bir kesit olarak aynen şöyle dile getirildi:

Emre 41 derece ateş ile alev alev yanıyor, kemoterapiye cevap vermiyor ve bu yüzden onu hiçbir hastane kabul etmiyordu. Şulem yine tüm gücüyle dünyaya inat direniş merdivenlerini çıkmaya ant içmişti. Emre hastaneye yatmak zorundaydı, çektiği solunum yetmezliğinden dolayı solunum cihazına bağlanması gerekiyordu. Şulem tüm direnişlerinin sonunda onu bir hastanenin yoğun bakım servisine yatırmayı başarmıştı. Şulem’in yoğun bakım servisine girmesi yasak olsa da, sevdiğinden bir adım uzakta olmaya tahammül edemediği için azimle bir yolunu bulmuş ve girmesi yasak olan odaya girmeyi başarmıştı. Günler boyunca Emre’nin yatağının altına yani taşın üzerine gazete kâğıdı sermiş, hemşireler onu görüp dışarıya çıkartmasınlar diye günlerce saklanıvermişti. Sırf sevdiği adama ait olan  beden incinmesin diye ona toprak olmak ister gibiydi.

Öylesine geliveren sabahların birinde yoğun bakım odasının kapısı sert bir rüzgâr ile açıldı ve içeriye doktor girdi. Doktorun odaya girmesiyle Emre’nin kusması aynı ana denk gelmişti. Artık ciğerleri iflas ediyordu. Şulem iki elini açıp, tüm acıları avuç içlerine toplamaya çalışsa da, fırtınanın savurduğu deniz misali yoğun acı her yere durmaksızın boşalmıştı. Kahpe çaresizlik  sırıtarak, zifiri yüzünü her defasında azimle gösteriyordu. Emre hiç durmadan kusarken doktor,  “Ben daha sonra gelirim ve artık sizinle mutlaka konuşmam gerek,” diye odadan ayrıldı. Şulem etrafı temizlemeye çalışırken Emre bitap düşmüştü. Birkaç dakika sonra kapı tekrar açıldı ve hayat, kaçınılmaz konuşmayı  kayda almaya başladı. Hayatın kayda aldığı bozuk sesten çıkan sözler aynen şöyle diyordu:

- “Aylardır buradasınız. Ne yazık ki, denediğimiz hiçbir  tedavi sonuç vermiyor. Artık yapabileceğimiz hiçbir şey kalmadı. Herşeye hazırlıklı olmalısınız!”

Herşey!

Neydi bu herşey?

Ölüm mü?

Oysa onlar, üç senedir ölüm denilen şeyi ölümsüzlüğe çevirmişti. Gitmeleri, üzerlerine giyilemeyecek kadar küçük biçmişlerdi. Doktorun son sözleri sırasında Emre yatağında yatıyor, Şulem ise ona sırtı dönük şekilde ayakta duruyordu. Şulem’in gözünden akan yaşlar hastanenin zeminine balyoz gibi iniyor, mimiklerini kendinden bile saklamak için büyük çaba sarfediyordu. Doktor kapıdan çıkar çıkmaz kalan son gücüyle Emre yatağından kalkmış ve haykırmaya başlamıştı.

“Defol git! Odamdan ve hayatımdan hemen defol git! Allah belanı versin. Benim yanımda ne işin var? Beni neden bu kadar çok seviyor ve neden kendini bu kadar çok sevdiriyorsun? Sen olmasaydın, ben buralardan çoktan gitmiştim. Sen olmasaydın, en azından gözüm arkada kalmayacaktı! Neden, neden, neden…”

Emre odadaki herşeyi kırıp döküyor, çarşaflarını parçalayarak savuruyor, cılız bedeninde kalan son gücü de acısını dışarı akıtmak için kullanıyordu. Şulem, bedeni ve zihnindeki tüm haykırışları ondan saklıyor, ama bir tek hâkim olamadığı gözyaşları ile onu öylece seyrediyordu. O an elinden gelen tek şey buydu. Dudaklarından çıkan birkaç çelimsiz söz, odaya usulca yayıldı.

“Yeter, lütfen dur! Dur artık! Bak göreceksin bunu da atlatacağız, başaracağız.”

“Madem başaracağız, öyleyse neden ağlıyorsun, neden?”

“Ağlıyorum, çünkü sana hâkim olamıyorum.”

- “Hayııır! Biliyorum! Öleceğimi sen de adın gibi biliyorsun!”

Şulem sustu. Sustu, çünkü evet biliyordu! Üstelik bunu bilen sadece o değildi. Bu oda, bu yatak, bu çarşaflar, nefesi çalınmış hava, soğuk zemin, mühürlü duvarlar, atılmamış tüm çığlıklar ve herkesin bildiği gibi o da biliyordu. Ama o dâhil hiçbiri bunu Emre’ye itiraf edemeyecek kadar ‘Emre’ olmuştu. Ve sessizlik şöyle dedi:

“Dağ olsam virana meyleder miyim?

Acı söz olsam, yüreğe zerrece iner miyim?

Bak bendeki yürek safi ‘sen’ olmuş.

Beni senden ayrı koysan, ben bir ‘tek’ eder miyim?”

şule

Evet  dostlar, bu hikaye burada bitti sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Yüreklerinizi sabırla açarak, Şulem ile Emre’nin aşkını seyreyleyin. Anlamak için okuyun, hissetmek için sağ elinizle sol göğsünüze dokunun ve solunuzdaki ateş sizi yakana kadar orada öylece durun.

Düşünün! Kim için, ne için, ne kadar süre sabredebilirsiniz? Kim için neleri göze alabilir, nelerden vazgeçebilir, nelere göğüs gerebilirsiniz? Hiç açamayan bir çiçeği sevebilir, sırf o koparılmasın diye siz kopabilir misiniz? Zamana okunan meydanlarda zamansız kalabilir misiniz?

şulem ve biz

Bu âşıklar için gökten sadece tek elma düşmüş. Düşmüş düşmesine de, bize de bu ‘al’ elmayı seyreylemek kalmış.

Kim bilir?

Arkası ha bu gün, ha yarın.

Şimdi siz, o vakte kadar sadece hoşça kalın. Hoşça kalın.



Yazar hakkında

Serpil Çavuşoğlu

1973 İstanbul doğumluyum. 'İlgi alanlarım şunlar ya da bunlar' diyemem. Her şey ilgi alanıma girebiliyor. Orta okul zamanlarımda tuttuğum günlük sayesinde, kalemin sırdaşlığını keşfettim. Sırdaşlık dediğim şey, zamanla kelimelerin dansına döndüğünde 'yazmalıyım' dedim ve iki senedir yazıyorum. Sosyal Sorumluluk Projelerine karşı olan hassaslığım, günün birinde beni İndigo Dergisi ile buluşturdu. Kutsal amaçlar üzerine gerçekten azimle mücadele veren; dernek, vakıf, kurum ya da kuruluşların çalışmalarına aktif olarak katılmaktan mutluluk duyuyorum. Engelli bireylerin aileleri ve toplum içindeki uyuşmazlıklarını çocukluk yaşlarımdan itibaren derin bir yara olarak görmüşümdür. On dört yaşındaki oğlum Cansın'da, engellerini azimle aşmaya çalışan bir delikanlıdır. Beni en çok mutlu eden şey; konuşamayan yüreklerin sesi olabilmektir. Yazdım, yazıyorum ve yazacağım. Yaptım, yapıyorum ve yapacağım.

Tüm Yazarlar | Yazar: Serpil Çavuşoğlu 

10 Yorum


  1.  
    burhan güler

    çok çok sürpriz çok duygulu çokda etkilendim 2 nizinde emeğine kalemine yüreğinize sağlık çok şeyler çıkarttım şulem karasuyada vefasından dolayı teprikler sevgi aşk böyle bir şey toprağın bol olsun emre gelde ağlama şimdi




    •  
      Serpşl açvuşoğlu

      Çok teşekkür ederim. Yaşananları dile getirmek şerefine ulaşmak bir ayrılacaktır.
      Sevgilerimle…




  2.  
    yeşim

    elınıze saglık sulem benım komsum kardesım cok guzel anlatmıssınız hıckıra hıckıra aglayarak okudum rabbım emreyı yattıgı yerde dınlendırsın sulemede sabır versın tekrar elınıze saglık




    •  
      Serpil Çavuşoğlu

      Hikayeni bizlerle paylaştığın için biz teşekkür ederiz.
      Her şey gönlünce olsun. Kocaman sevgilerimle…




  3.  
    müzeyyen kayacıklı hızarcı

    Şule’yi tanıyorum,o anaç yürekli bir arkadaşımızdır.çok sık görüşemesekte onun samimiyetini hissettim hep.Sevgisine,sevdiğine sahip çıktı.Onların Hikayesi’ni burdan da takip edeceğim.Kaleminiz güzel,yaşananlara ders katıp güçlü kılarsınız insanları ” başımıza gelmeden anlayamadığımız güçlüklere “.Allah sabır versin bu durumları yaşayanlara,yaşayacaklara;yarınlar neler getirir neler götürür bilemiyoruz.Rabbim hayırlısıyla kazananlardan etsin bu kayıplarla.




    •  
      Serpil Çavuşoğlu

      Çok teşekkürler Müzeyyen Hanım. Ne güzel yorumlamışsınız, yüreğinize sağlık.
      Kocaman sevgilerimle…




  4.  
    yıldız inselöz

    çok çok çoookkkk teşekkürler serpil hanım…öyle güzel anlatmışsınızki..ben ucundan kıyısından şule ve emrenin bu dönemlerinde onlara destek olmaya çalışan bir ablaydım.emre hastaneye ilk yattığında bir arkadaşım aracılığıyla yardımcı olabilmek amacıyla tanıştım emreyle..hastane bahçesindeki ilk konuşmamızda ümit doluydu emre…sonraki günlerde sık sık görüşmeye çalıştık..ben üzüldükçe emre o kocaman yüreğiyle beni teselli bile ediyordu…düğün hayalleri kuruyorduk birlikte ,,,,”düğünümüz çok kalabalık olacak ” derdi…ilik naklinden sonra çok mutluydum ama….onu son gördüğümde….şule ile ziyaretime geldiklerinde …emre umutlu şuleciğim çok üzgündü…ve benim canım yanıyordu biliyordumki onu son görüşümdü..yine de ona hep dua ettim şulenin bir sabah gelen .”emre gitti hocam”yazan mesajını alana kadar..yazınızı okuduğuda o günlere gittim….içim öylesine acıdıki…sakın yanlış anlamayın çok mutlu oldum şulem ve emre adına…o güzel çocukların ölümsüz aşkları adına..emreyi çok seven bir abla adına…çok teşekkür ediyorum ve sizi gönülden kutluyorum…sevgiyle kalın…




    •  
      Serpil Çavuşoğlu

      Sevgili Yıldız Hanım, “yaşanan her şeyin bir sebebi var” mantığı ile yola çıktık. Bu aşkta gösterilen direncin, herkese örnek olması gerektiği inancıyla yola devam ediyoruz. Seviyorum dediğimiz insanları ne kadar seviyoruz, ne kadar yanlarında olabiliyoruz? İşte bu hikaye dizisinde, bu ‘ne kadar’ ları kendi dünyamızda eşleştireceğiz. Bu yüzden, ‘hasatsız zamanların aşıkları’ olan Şulem ve Emre’ nin hikayeleri, hepimiz için bir örnek teşkil ediyor. Misyonları büyük. Şulem’e, bu misyonu ortaya çıkartmama izin verdiği için minnettarım. Okuyan ve yorumlayan yüreğinize sağlık.
      Sevgilerimle…




  5.  
    şulem karasu

    Serpil ablacım ellerine yüreğine sağlık.çook çoook teşekkürler aslında o kadr çok şey söylemek istyrm ki ama kelimeler boğazımda düğümleniyo.beğenen yorum yazan kısacası bu mutluluğumu hüznümü paylaşan herkese çoook teşekkürler




    •  
      Serpil Çavuşoğlu

      Canım şulem, bana sadece seni dinlemek ve kaleme almak düştü. Bu hayatın içinde sana verilen misyona destek vermeme izin verdiğin için sana minnettarım.
      Milyonlarca insan için çok iyi bir örnek teşkil edeceğine şüphem yok. Gerçek aşk ve sevginin gücünü yazıyoruz, yollarımız aydınlık ola. Yüreğindeki kocaman aydınlıklar hepimizin yolunu daima açık etsin.

      Kocaman sevgilerim her daim seninle.





Yorum Bırakın

(required)