Değişim için dönüşüm başladı mı?

İndigo Dergisi 100. sayısının konu teması olarak ‘Dönüşüm’ dedik. Ve yaşamımızdaki dönüşümleri değerlendirmek istedik.

Değişim için dönüşüm başladı mı?

2012 yılında ‘Değişim’ demiştik ve değişimi her yönüyle inceleyip her sayımızda değişimle ilgili konuları işlemiştik. İnsan değişiyordu, dünya değişiyordu, yaşam değişiyordu… Peki tüm bu değişim yaşamlarımızda ne gibi dönüşümlerle oldu?

İnsan dönüştü mü gerçekten?

Neden bunca korna sesi, küfürlü araç kullanmak, el-kol hareketleri, hatalı sollamalar, sıkıştırmalar, yanlış parklar?


Ülkemiz insanından yola çıkmak istiyorum. Geçen gün birkaç aile dostumuzla sohbet esnasında arkadaşlarımdan birinin eşi Hollandalı olduğundan konusu geçti. Türkiye’yi Türk insanını dışarıdan bir gözle nasıl gördüğünü sorduk.

Cevap oldukça doğal ve düşündürücüydü gerçekten. Şöyle bir soru sordu Fransisca; “Türk insanı çok sıcak, çok yardımsever, evinin kapılarını sonuna kadar misafilerlerine açıyor, sofrasında ne varsa paylaşıyor, ikram etmeyi, sohbet etmeyi çok seviyor. Bu kadar samimiyet içindeki insan neden kuyruklarda ya da sıralarda birbirini ezebiliyor, itekleyerek ya da kurnazlık yaparak sıra kapmayı, diğer insanı taciz etmeyi bu kadar kolaylıkla yapabiliyor?”

nimet abla da kuyruk

Gerçekti bu, ülkemiz insanının çoğunluğunun yaptığı bir hareket şekli. Niçin vapurda, sinema, maç, tiyatro, dolmuş kuyruklarındaki insanımız bu kadar özensiz ve birbirine bunca saygısızdı gerçekten? Ya da araç kullanıyoruz çoğumuz; neden bunca korna sesi, küfürlü araç kullanmak, el-kol hareketleri, hatalı sollamalar, sıkıştırmalar, yanlış parklar…

Neden trafik teröristi pek çok sürücü?

Dikkatimi en çok İngiltere’de insanların birbirlerine saygılı, trafikte ehliyet bile taşımadan kurallara uyması çekmişti. Bir defa bile korna sesi duymadığım, sürücülerin küçük kasabalarda birbirlerini tanımasalar da korna yerine ellerini kaldırarak selamladıklarını düşündükçe; “biz ne zaman böyle olabiliriz?” diye sormaktan kendimi alamıyorum. Kadın şöförleri sıkıştırma, taciz; insana, bizim insanımıza yakışır mı? İnsanın insana yaptığı bazen akıl almaz boyutlara varabiliyor.

Rant için gökdelenlerin dikilmesine, 4’er 5’er katlı binaların yıkılarak 15 katlı binaların dikilmesine izin veren belediyeler bunca araca yol yapmak gerektiğini ve yolların yetersiz kaldığını da gözönüne almalıdır!

bina

Şehircilik anlayışımız da değişip dönüşmeli!

Ya ülkemizde trafik ne zaman düzene girecek. İstanbul bir metropol şehir oldu evet ancak acil çözümler bulmak da görevlilerin işlerinin en başında gelmeli. Rant için gökdelenlerin dikilmesine, 4’er 5’er katlı binaların yıkılarak 15 katlı binaların dikilmesine izin veren belediyeler bunca araca yol yapmak gerektiğini ve yolların yetersiz kaldığını da gözönüne almalıdır.

Acı ama okumayıp, araştırmayıp, atıp tutmak niye?

Yemek masalarında içki içerken vatan kurtaran bir topluma dönüşmüşüz zamanla. Siyaseti yemeklere, sofralara taşımışız. Siyaset, siyasetçinin işi ama bizim insanımız yeterli bilgisi olmadan gider oy verir, milletvekilini bile tanımaz, hatta yaptığı işlerden bile bihaberdir ancak kulaktan dolma bilgilerle atar-tutar ne hikmetse.

Bir de okumaz, okumaya zamanı yoktur çünkü her şeye zaman ayıran halkımızın.

Okumayan insan tam manasıyla insan da olamaz. Çünkü insan, kendiliğinden her şeyi bilemez. Bilginin cehaleti sildiğini, bütün açlıklardan daha büyük bir açlık olduğunu bilmez insanımız genelde. Dinine çok bağlıdır, ama din kitabını bile okumaz merak edip. Sormak daha iyidir ne kafa yoracak. Sonra da yine kulaktan dolma bilgilerle kendini emanet eder din adamlarına. Gerçeğimiz ortada. Oysa kendimizi ancak özümüze

Tüketicidir, bilinçsizce tüketir. Suyu, elektriği, yiyeceği, samimiyeti, duyguları…

Kökleri neyse, fidan da odur!

Gelecek hakkında, ülkemiz gençleri hakkında vaazlar verir, kendisi nedense bir hamle bile atmaz. Güvensizdir, güvensizlik tohumları eker evrene mesajlar yollar.

Sonra sokaklara çöp atarken bunca vicdansız insanımız, bir yardım kampanyasında nasıl bu kadar duyarlı olabiliyor 7’sinden 70’ine? Sokak da senin, sen yürüyorsun, sen geziyorsun. Sen tükürüyorsun hala yerlere, parklara, sen çöp atıyorsun hala denizlerimize, derelere, sokaklara, bahçelere!


Sen evin olarak düşünemiyorsan hala dünyayı, ülkeni, sokaklarını, nasıl değişimden bahsedebiliriz?

park

Parka gidiyorsun, dondurma kutuları, çekirdek kabukları, bira, kola şişeleri yerlerde, çöp bidonlarının etrafı çöp dolu. Çantana, cebine nasıl koymazsın da için el verir ve yere atabilirsin çöpünü umarsızca ve bir de yerdeki sigara paketine top gibi çelme takarsın yerden almak varken?

Denize gideriz deniz kıyıları eğer halka açıksa mutlaka çöplüktür de aynı zamanda. Ertesi gün belki yine geleceksin, temizle de git, çöpünü biriktir, evinin çöpüne atıver bir zahmet. Yazın karpuz kabuğu, kola kutuları, ped şişe ve kapakları, sigara izmariti çöplerinden sahillerimiz geçilmiyor. Ne utanç verici her gittiğimiz yerde çöp toplamak zorunda kalmak.

Sokaktaki hayvanlar için su, yemek koymak, onların olanaklarımızdan faydalanmasını sağlamak çok zor olmamalı!

1511002_10201351164396594_780368503_n

Kimsesiz yuvalar, yaşlılar evleri, yardıma ihtiyacı olanlar için neler yapıyoruz bir bakalım mı? Orada yaşayan senin annen, büyükannen de olabilirdi, öyle düşün.

Dünyadaki savaşlar, kaybedilen canlar yine insanın iradesiyle değil mi?

Ya kendimiz gibi olmayana, farklı olana saygsızlıklarımız nasıl değişecek?

Okuduğumuz okullar, giydiğimiz markalar, gittiğimiz tatillerle övünen insanımız ne zaman kendisi olabilecek? Yaşama BİZ’den, BİR bilincinden bakıp yansıyabilecek?

Düşünmeliyiz, değiştik mi gerçekten?

İnsanın bilinci değişmeden dünya değişmez!

Son haberlere bakıp insan bilincinin dünyayı güzelleştireceği günleri düşlememiz gerek diye düşünüyorum şu ara sıkça… Düşlemeliyiz de yaşama geçirmek için değişimi önce kendimizden, içimizden dışımıza taşımalıyız. Dönüşüm için birilerinin bize sihirli bir değnek değdirmesini beklemek ancak masallarda olur.

Masalları yaşama geçirmek, gerçekleştirmek, her birimizin kendisiyle çalışmasıyla olur ancak. Bilinçli bir dönüşüm, içsel çalışma için ne bekliyoruz? Kimi bekliyoruz? Şu an yapmaya başlayabiliriz. Dönüşüm böyle olur, böyle başlar. “Bugün BEN ne yapabiliyorum, ne yapabilirim?” diyen insan dönüşümün düğmesine de basmıştır.

'Transformation' - Melting Snowflake

Ve bir kişi bütün dünyayı değiştirebilir. Siz de o bir kişisiniz İşte!

Bu yıl sabah uyanalım ve kendimizi dışarıdan bir gözle görelim, her yaptığımız hareketi seçimi izleyen 3. bir göz olalım kendimize. Değişime kendi içinden bakarak dönüşümü sağlayan bir göz… Simya budur!


2014 yılı her birimiz için ‘Dönüşüm’ün gerçekleştiği bir yıl olsun’ diliyorum.

Okültizm nedir? Okültizm ve Enerji


Hale Karaarslan
İndigo Dergisi’nde Yazı İşleri Müdürü ve Yayıncı olarak görev yapıyor. İndigo Dergisi’ni kendisi ve yazarlar için bir okul olarak görüyor. Yaşama ve insana dair pek çok şey öğrenerek, yürekleri sonsuz güzellikle çarpan bir sevgi ailesinin içinde her gün biraz daha maskelerinden arınarak, özünü, kendi olanı buluyor. İki harika çocuğunun öğretmenliğinde ve eşinin her konuda kendisini destekleyen sevgisi eşliğinde öğrenmeye devam ediyor. İstanbul ve Marmaris'te yaşıyor.