Son Umut: Neden Objektif Olamıyoruz?

Kötüye kötü diyoruz ve yerden yere vuruyoruz da, iyiye niye iyi deyip teşekkür edemiyoruz? Bir film özelinden toplum geneline değinelim. Neden objektif olamıyoruz?

son umut kapak

Bütün rahibelerin fahişe, düşmanların zalim hatta sapık olarak gösterildiği bir tarihi sinema geçmişine sahibiz. Ancak Türkiye’yi eleştiren ve Türkleri kötü gösteren filmlere de tahammülümüz yok. İşin tuhaf, tuhaf olduğu kadar eleştirilesi tarafı, objektif bulduğumuz yapımları ise görmezden gelmemiz ya da hak ettikleri değerleri vermememiz.

Andrew Knight ve Andrew Anastasios tarafından senaryosu yazılan Son Umut (The Water Diviner), Russell Crowe‘un ilk uzun metrajlı yönetmenlik deneyimi oldu. Crowe aynı zamanda filmin başrolünü de üstlendi. Son Umut filminde diğer önemli rolleri Olga Kurylenko, Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz, Jai Courtney, Ryan Corr ve James Fraser canlandırdı.


Son Umut, Çanakkale Savaşı’na değinmesi, Cem Yılmaz ve Yılmaz Erdoğan gibi Türk Sinemasının önemli isimlerine filmde ciddi roller verilmesi, bir bölümünün Türkiye’de çekilmesi ve Yılmaz Erdoğan’ın Avustralya Film Akademisi tarafından “En İyi Yardımcı Erkek Oyucu” ödülüyle ödüllendirilmesinden dolayı oldukça konuşuldu. Gişede de 1 milyon 200 bin üstünde seyirciye ulaşarak, yabancı yapımlara göre ciddi bir seyirci sayısına ulaştı. Buraya kadar her şey güzel. Peki ama hiç filmin anlatım diline, objektifliğine değinen oldu mu?


Mesele sonunda bir yabancı filmde Türklerin canavar gibi gösterilmemesi değil. Avustralya’da büyümüş bir Yeni Zelandalı’nın şapkayı önüne koyuşundaki dersi çıkaramamamız aslında. “İki taraf çatışıyorsa, ikisinden biri iyi, biri kötü olmak zorunda değil” diyor film. Bizim objektiflik beklentimiz, Geceyarısı Ekspresi gibi filmler çıkınca alevleniyor ama Kara Murat, Kahpe Bizans’a saldırdı mı; vur, kır, parçala diyoruz. Madem ki Geceyarısı Ekspresi objektif bir film değil diyoruz. O zaman iğneyi de kendimize batıralım artık. Biz sadece yermede ve sövmede iyiyiz.


Şapkayı önümüze koyduğumuzda özellikle 2 insani vasfımızın geri kalmış olduğu gerçeği ortaya çıkıyor. Bunlar neler mi? Teşekkür etmek ve özür dilemek… Ama her zaman bir yerden başlayabiliriz. Ben kendi adıma filmi bu kadar geç izlediğim için Russell Crowe’dan özür diliyorum. Objektif anlatım tarzı için ise teşekkür ediyorum.


 

Çağrı Gırlangıç
14.03.1985 tarihinde Kadıköy'de dünyaya geldim. Kadıköy'de doğdum, Kadıköy'de büyüdüm. Yazma sevdası içime düşünce önce 2 roman yazdım, sonra da sinemaya dair yazılar yazmaya başladım. 2011'in başından beri bloğum cagrigirlangic.blogspot.com da 500'ü aşkın filme dair yazdım. Hala da devam ediyorum. Sonra metin yazarlığı yapmaya başladım ve yazarlık mesleğim haline geldi. Yazımına devam ettiğim Türk Sinema Tarihi Ansiklopedisi, emek ve zaman isteyen bir proje. Sabırla yazımına devam ediyorum. Bir sinema yazarı olarak yazmaya başladığım, sonrasında ise deneme, gündem, kritik, yaşam ve kişisel gelişim yazıları yazmaya başladığım İndigo Dergisi ise hem beni geliştiren, hem de bir parçası olmaktan haz aldığım yer.