Atatürk resmini duvardan kim indirmiş?

Bir hafta önce ortaya atılan, CHP’li bir vekilin odasındaki Atatürk resmini kaldırdığı haberi sadece ülkenin değil, partinin de gündemini etkiliyor. Atatürk’ün kurduğu partide nasıl böyle bir şeye izin verilir nidaları atılıyor. Gerçekliği ispatlanamayan bu söylenti sonucu cesur ve çalışkan bir kadın vekilin partiden ihracı söz konusu.

yandaş ana akım medya chp milletvekili atatürk resmini duvardan kaldırması

Medya önümüze bir haber atar ve biz o konu hakkında istediğimiz gibi konuşunca, ifade özgürlüğümüzü yaşadığımız zannederiz. Biz bugün duvarındaki Atatürk resmini hangi CHP’li vekilin neden indirdiğini tartışırken, birileri de kıs kıs gülerek ellerini ovuşturuyor. Aslında istenilenin ülkenin kurtulması için elimizdeki tek şansımız olan CHP’yi yıpratmak olduğunun farkında değil miyiz?

Ana akım medyadaki her habere inanmak

Medya, iktidarın bir propaganda aracıdır ve kitleler üzerinde her türlü manipülasyonun yapılabileceği bir alandır. Ana akım medya toplu bir akıl tutulması yaratabilir, hatta mevcut toplumsal belleği silerek yeni bir bellek oluşturabilir. İktidar karşıtı olsalar bile, her biri farklı bir anlayışı destekleyen muhalif diğer medya kanalları da yalnızca kendi içinde bulundukları kesimin çıkarlarını savundukları için, demokrasiye pek de katkı sağlamış olmazlar. Belki yalan söylemezler ama manipülasyon, etki altına alma ya da eksik ve çarptırılmış haber aktararak gerçeği halktan saklayabilirler.

Özellikle önceden bilgimizin olmadığı bir konuda, medya tarafından çok daha kolay yönlendirilebilir ya da güvenilir bir izlenim oluşturmuş bir medya kanalının verdiği haberi sorgulamayız. Dolayısıyla ülkede olup biteni tamamen bağımsız bir medya kanalından ya da sosyal medyadan takip etmiyorsak, her haberde bir bit yeniği aramaz, her şeyin medyada gösterildiği gibi günlük güneşlik olduğunu zannederiz.


Atatürk resmini duvardan kim indirmiş?

Bir hafta önce ortaya atılan, CHP’li bir vekilin odasındaki Atatürk resmini kaldırdığı haberi sadece ülkenin değil, partinin de gündemini etkiliyor. Atatürk’ün kurduğu partide nasıl böyle bir şeye izin verilir nidaları atılıyor. Gerçekliği ispatlanamayan bu söylenti sonucu cesur ve çalışkan bir kadın vekilin partiden ihracı söz konusu. Bu arada CHP’nin 14 belediyesinde asgari ücretin 1500 TL’ye çıkartılmış olması ya da Meclis’te verdiği son önergenin de gene AKP tarafından reddedildiği haberlerine rağbet eden yok.

Sembolik nesnelerin artık kullanılmaması ya da kanıksanmış ritüellerin bırakılması, sanki dünyanın sonu gelmişçesine bir hezeyan yaratabiliyor. Atatürk’ün resminin duvardan kaldırılması, O’nun ilkelerinden vazgeçildiği anlamına gelmez. CHP seçmeninin CHP’den beklentisi; etrafı Atatürk resimleri ya da Türk bayrağıyla donatması değil, Atatürk’ün ilkelerine sahip çıkabilen vatansever ve aklı başında üyelerine sahip çıkması olmalıdır.

O esnada başka neler oluyor?

Dedikoduyu seven, her şeyi kolay ve hızlı tüketmeye alışmış ve biraz da naif bir halkın politik konularla derin ilişki içinde olmasını bekleyemeyiz. Bu halka medyadan tanıdığı insanların özel hayatlarını tartışmak daha ilginç ve eğlenceli gelir. Olmadı Diyanet‘in son fetvasına kafa yorar…


1980 Darbesi‘nin mimarları Türkiye’ye ilk özel televizyonu ve renkli ekranı getirmişlerdi. Halkı ilk defa özel hayatlar, din ve futbol konularının işlendiği tartışma programlarıyla tanıştırmışlardı. Birden hayatımız renklenmiş, daha çok konuşur ve tartışır olmuş ve bu yeni hayatı pek sevmiştik. Arka planda hüküm süren Faşizim’den haberimiz olmadı bu yüzden. Olsa hiç tepki göstermez miydik?

Evet, 1980 sonrası halktan yüzde 92 destek alan generalin adı, bugün sokak tabelalarından sökülüyor. Fakat ülkenin yarısı aynı dikta zihniyetin hala devam ettiğinin farkında değil.

Biz bunları konuşurken arka planda olanlar

Aynı halk, bugünse hangi CHP’li vekilin o resmi indirdiğini, Beyaz‘ın programının başına gelenleri, Demet Akalın‘ın iki yaşındaki kızının namaz kılmasını, yetenek yarışmalarında dönen dedikoduları, Survivor‘da hangi ünlülerin yarışacağını tartışadursun… Bu arada yeni yılın ilk ayında 36 kadının öldürüldüğünü, son bir haftada ülkenin doğusunda verilen kayıpları, Türkiye’nin en tarafsız ve en cesur gazetelerinden biri olan BirGün‘ün kapanmak üzere olduğunu, Can Dündar ve Erdem Gül‘ün hapiste 71. günlerini doldurduklarını, Cumhurbaşkanı’nın Şili ziyaretine kendi makam aracını  götürmesinin maliyetinin 200 bin Dolar’ı bulduğunu bilmesek de olur.

İlgili yazılar

Yeni Yüzler Lazım: Vahdettin’in Resmini Asın

Beyazıt Öztürk’e karalama kampanyası: Kim şu vatan haini?


Kılıçdaroğlu’nun yeni CHP’si eskiyor mu?

Demokrasi treni son istasyona ulaşır mı?


Deniz Alan Held
1974 Ankara doğumlu ama 2 yaşından beri Istanbullu. Çocukluk ve gençliği cimnastik ve dans çalışmalarıyla geçti. 2000 yılından beri yoga yapıyor. 2002 yılında evlenip yurtdışına yerleşti ama bir ayağı hep Istanbul'da oldu. Çocuklardan sonra, Norveç'te hayalindeki işin eğitimini alma fırsatı geçti eline. Trondheim Üniversitesi'nde Medya Bilimi ve Görsel Kültür dalında lisans ve yüksek lisans okudu. İki yıl Zürih, 10 yıl Trondheim'da yaşadıktan sonra 2014 yazında eşinin memleketi Almanya'ya yerleşti. Şİmdi iki oğlu ve eşi ile sakin bir hayat sürmekte, ve Türkiye'nin Gezi Gençleri'nce yönetileceği çağdaş bir ülke olduğu hayalini kurmakta. // ENGLISH: Born in Ankara in 1974, moved to Istanbul at age 2. Spent lots of time with gymnastic and contemporary dance at early ages. since 2000 practices rather yoga. Married to a German in 2002 and move to Zurich. Later lived 10 years in Norway/Trondheim and eventually settled down in Germany. Studied Media Science in Trondheim and finished master degree in 2012. Has two sons. Looking forward to the days that Turkey is eventually led democratically by the Gezi youth.