|
Yazar: Ömer Faruk Aydıncılar
|
Şubat
2010
Kader
ve Özgür İrade
Hayatımızda, yaşadığımız her olay daha önceden biliniyor mu? Benim, bu
önceden bilinen hayatı bir daha yaşamama ne gerek var? Kaderimizin ana
hatlarına dokunamadıktan sonra özgür iradeye ne gerek var? Hiçbir plan
yoksa istediğim her
şeyi yaparak mutlu bir hayat sürebilir miyim?
Başından söyleyeyim bu soruların cevaplarından hiçbirini bilmiyorum. Ama
aklıma gelen bir fikri sizinle paylaşabilirim.

Dengenin her zaman sallanmadan
duran bir terazi olduğunu düşünürdüm. Eşit kollu terazide dinamik
dengeyi keşfedene kadar. Eşit kollu terazide ölçüm yapmak için mutlaka
hareketsiz dengede durması gerekmez. İki yana eşit oranda sallandığını
tespit ettiğinizde de ölçümü yapmış sayılırsınız. Şu ana kadar yapılan
araştırmalar belli bir yerde tıkanıyorsa bunun nedeni araştırmacıların
durgun denge araması olabilir. Ya da iki farklı uçtan birini seçip,
soruna sadece oradan bakmaları olabilir. Oysa hiçlikten hepliğe,
heplikten hiçliğe kurulan dinamik bir dengeyle en çözülmez denilen
sorunlara bile cevap verilebilir. Kaderle ilgili sorulara bile...
Şu gerçeği kabul ederek
tespitlerimize devam edelim; Dünyaya gelmiş her insan, herhangi bir
teorinin fiziki ispatını görmeyi tercih eder. Bu gruba ispat ile
ilgilenmeyen insanları doğal olarak eklemiyorum. Bu yüzden kader ve
özgür irade konusu da soyut kavramlar olarak kaldıkça yeri geldiğinde
inançlarımızı kuvvetlendirmek, yeri geldiğinde inançlarımızı zayıflatmak
için kullanılabilecektir. Kader ve özgür irade kavramlarını nasıl
somutlaştırabiliriz sorununda ise yardımcımız; genlerimizdir.
Genlerimiz, DNA adı verilen sarmal
şeklindeki mucizevi moleküllerden oluşur ve vücudumuzun şekillenmesi ile
ilgili tüm bilgi bu moleküllerde yüklüdür. Burun şeklimiz, göz rengimiz,
boy uzunluğumuz ve hatta hastalıklarımız bile genler ve dolayısıyla DNA
ile nesilden nesile ve ebeveynlerimizden bizlere aktarılır. Bu bilgiye
orta dereceli eğitim almış herkes ulaşabilir. Benim odaklanmak istediğim
nokta DNA’nın kader ve özgür iradeyi nasıl somut kavram haline
getirebileceğidir. Bu konuya iki farklı açıdan bakarak yaklaşacağım.
Metafizik açısından bir müslümanı
ele alırsak; islam inancına göre kader Allah’ın bizim için çizdiği yol
haritasıdır. Özgür irade ise bu yoldaki kavşaklarda, bağımsız karar
verme irademizdir. Başı sonu belli olan bu yol sonunda, cennet veya
cehennem ile aldığımız kararların bedelini iyi veya kötü öderiz. Burada
problem; senaryosu tamamen belli olan bir hayatı niçin yaşıyoruz? Madem
ödül ve cezamız belli neden işin başından bunlara göğüs germiyoruz ya da
tadını çıkartmıyoruz?
Bilimsel açıdan bakıldığında ise
bir bilim adamını ele alırsak; bilimin işleyişine göre hiçbir bilim
adamı başında ”neden?” olan soru cümleleri ile ilgilenmez ve
ilgilenmemelidir. Bilim sadece ”nasıl?” ile başlayan sorulara cevap
arar. Neden diye sorulduğunda süreç sizi mutlaka metafiziğe götürecektir
ve bilim orada tıkanacaktır. Dolayısıyla bilimin olduğu yerde kader
yoktur. Onun yerine sınırlar vardır. Özgür irade ise zaten bilimin,
insanın kendine özgü yetenek sınırları içinde kabul ettiği bir
kavramdır; ama kader konusundan bağımsızdır.
Dinamik dengedeki salınımıza devam
edersek; insanın yetenek sınırlarını çizen DNA ve dolayısıyla genlerdir.
Bunları genetik faktörler olarak adlandırırsak, aynı zamanda buna
kaderimiz de diyebiliriz. Bunun yanında alt ve üst yetenek sınırlarımızı
belirleyen genetik faktörlere inat, üst sınırları zorlayabileceğimiz
çevresel faktörler vardır ki buna da özgür irade diyebiliriz.
Bu iki kavramı biraz daha anlaşılır
kılmak için bir örnek verecek olursak; bir insanın boy uzunluğu,
kaderinde (DNA’sında) alt ve üst sınırları ile birlikte yazılmış olsun.
Buna göre bu insanın boyunun kaderinin sınırları 180 santim ile 205
santim arasında olsun. Bu insan doğduktan sonra başlayan süreçte,
ailesinin yaşadığı ülke, semt vb. dahil çevresinden gelen tüm etkilere
göre boy uzunluğu ve dolayısıyla hayatı da şekillenecektir. İşte bu
çevresel faktörler için verdiğimiz kararlar bizim özgür irademizdir.
Örneğimizi biraz daha açacak
olursak; bu insanın kaderinde uzun boylu olup belki basketbol ile
ilgilenme fırsatı da varken; diğer yandan hiçbir çaba göstermeyip 180
santim boyunda, diğer yetenek sınırlarına bağlı olarak bankacı olma
fırsatı da var. Bu konumu belirleyecek fırsatları kaçırmak ya da
yakalamak özgür irade olarak algılayabilirken, kaderin tanımında olan
önceden belirlilik durumu ise DNA’da zaten vardır.
Tekrar dinamik dengede sallanmaya
devam edelim. Allah bizim DNA şeklimize karar vererek sınırlarımızı
çiziyor, sonra insanlar çevresel faktörlere özgür iradeleri ile etki
ederek hayatını şekillendiriyor. Peki bu durum sadece insanlar için mi
geçerli? Hayır Dünyadaki DNA taşıyan her canlı için geçerli. Biraz daha
ileri gidelim Allah ”Ol” dedi ve Dünyada sudan, canlı hayatı başlattı.
Nasıl şekilleneceği zaten belli olan evrimsel süreçte de bugünkü
halimize ulaştık. Bir başka deyişle Allah milyarlarca yıl önce ne
olacağını bilerek süreci başlattı ve sonrasında bize yaşamak kaldı.
Tamam dengeli sallanıyoruz; ama
sorular halen cevapsız. Neden yaşıyoruz? Allah’ın bilmediği şeyler de mi
var? Cevaplar aslında basit değil; fakat bence bize düşen
potansiyelimizi sonuna kadar kullanmak. Bir başka deyişle her zaman, hiç
üşenmeden, yorulmadan, bıkmadan üst sınırlarımıza yaklaşmaya çalışmak.
Metafizik açısından düşününce şükretmek ve Allah’a layık bir kul olmak
için; metafizik dışından bakarsak da, zaten 3 günlük Dünyada
ulaşabileceğimiz en iyi yaşam koşullarına ulaşmak için.
Peki diğer soru; Allah bazı şeyleri
bilmiyor mu? Cevap; Allah bilmesi gereken ve ilgilendiği herşeyi
biliyor. Bu konuyu daha fazla açmak için kaos, kaos sınırı ve kaos
yönetimi konularına girmemiz gerekiyor. Ama şurası bence açık ki; kader
ve özgür irade kavramlarının ikisi de var ve gerçek. Anlasak da
anlamasak da, açıklasak da açıklayamasak da...
ChsmngR |