Sayı 58 | Temmuz 2010                Anasayfa  |  Kurumsal Reklam Arşiv |  Gündem |  Röportajlar |  İndigo Dünya |  İnsan |  Sağlık  |  Kültür Sanat  | Çocuk  |  Eğitim  |  Çevre |  Bilim



 Paylaş


BAĞLANTILARIMIZ

Sinema Life

Nasıl Daha İyi Yaparım?

Mor İnovasyon

Mustep

Sonsuz Us

Satranç Dünyası

Sessiz Bilgi

 

 

Yazar: Melda Güngül | Şubat 2010

Biraz Sıkılmaktan Ne Zarar Gelir? 

Amma da canım sıkılıyor, inanılır gibi değil. Ne yapsam acaba? Gözlerimi kapadım, parmaklarımı kitaplarımın üzerinde gezdiriyorum. Gelişigüzel birini çektim aralarından. Kierkegaard’dan Ya/Ya Da… Haydi bir sayfa açalım, bakalım ne çıkacak? Böyle bir tesadüf mümkün mü, yoksa evren benimle konuşmaya mı başladı kitaplar aracılığı ile? Bak hele beni hayrete düşüren şu cümlelere:

“Sıkılmak, bütün kötülüklerin anasıdır. […] Bunun tarihi ta dünyanın başlangıcına dayanır. Tanrılar sıkıldılar, insanı yarattılar. Adem yalnızlıktan sıkılınca Havva yaratıldı. O zamandan beri sıkıntı dünyaya girmiş ve nüfusa oranla artmıştır. Adem tek başına sıkılıyordu, sonra Adem’le Havva birlikte sıkıldılar. Sonra Adem’le Havva ve Habil’le Kabil ailecek sıkıldılar. Sonra dünya nüfusu arttı ve halklar kitleler halinde sıkıldı. Kendilerini eğlendirmek için başı göğe değen bir kule yapma fikrine kapıldılar. Bu fikrin bizatihi kendisi, kulenin boyunca sıkıcıydı. Sonra uluslar, şimdi tıpkı insanların yurtdışına çıkmaları gibi, yeryüzüne dağıldılar ama sıkılmaya devam ettiler.”

Yurtdışına gitmek deyince aklıma ne geldi. Seneler önce en yakın dostum buralardan sıkıldığı için başka bir ülkeye yerleşmişti. Gidiş o gidiş. Hayat tekerrürden ibaret, ikincisi de gidiyor.

“İnsan taşrada yaşamaktan sıkılır şehre taşınır. Vatanından sıkılır yurtdışına çıkar. Avrupa bıkkını olur, Amerika’ya gider vesaire; en nihayetinde insan bir yıldızdan bir yıldıza sonsuz yolculuk hülyalarının tadını çıkarır. Ya da hareket farklıdır ama hala geniş bir alanı kapsar. Porselen tabakta yemekten usanır gümüşte yer; gümüşten usanır altına döner. Truva’nın yanışı nasıl bir şeydi diye Roma’nın yarısını yakar. Bu yöntem kendini boşa çıkarır; bu düpedüz sonsuzluktur. Peki Neron’un eline ne geçti?”

Kambur nereye giderse gitsin, kamburunu yanında götürür diyorsun yani. Peki ya sen ne öneriyorsun?

“Benim yöntemim toprak değişimine dayanmıyor. Gerçekten ekin rotasyonundaki (ekim nöbeti) gibi toprağı işleme yönteminin ve cinsinin değiştirilmesine dayanıyor. İşte burada devreye hemen kısıtlama ilkesi giriyor, dünyadaki tek kurtarıcı ilke. Kendinizi ne kadar kısıtlarsanız, keşif bakımından o kadar verimli olursunuz. Müebbet hapsin münzeviliğindeki bir mahkûm çok keşfedici olur. Örneğin bir örümcek onun için büyük bir eğlence kaynağı olabilir.”

Bir dakika, bana bunun benzerini geçenlerde söylemiştin Bertrand Russell kılığına bürünüp. O zaman bir anlam verememiştim. Bir daha göz atayım.

“Can sıkıntısının aksi bir kelime ile haz değil, heyecandır. Fakat, fazla heyecan yalnız sağlığı tehlikeye düşürmekle kalmaz, her türlü zevk iştahını körleştirir ki bu da organik doyum yerine gıdıklanma isteğinin, güzellikler yerine kaba şaşırtmacaların geçmesi ile olur. Heyecanın belirli bir derecesi iyidir, ama her şeyde olduğu gibi bu da bir nicelik işidir. Pek azı hastalık derecesinde isteklere, çok fazlası yorgunluklara yol açar. Şu halde, mutlu bir hayat için, belirli derecede can sıkıntısına dayanabilme gücü şarttır.”

Sanırım haklısın. Baksana bana iyi gelmiş gibi görünüyor, ne de olsa yazmaya başladım.

 

 

©

Kopyalama Hakkı: İNDİGO DERGİSİ, her türlü yazı, görsel ve içeriğinin kopyalanmasına, yalnızca web adresinin http://www.indigodergisi.com şeklinde kaynak gösterilmesi suretiyle izin vermektedir. 2005-2010 © İndigo Dergisi | Telif ve Kopyalama Kuralları

| Başka  Paylaş



YAZAR HAKKINDA

Melda Güngül 1979, İstanbul doğumlu. Galatasaray Üniversitesi İletişim Halkla İlişkiler ve Reklam bölümünden mezun oldu. Bir süre bu alanda çalıştı. 25 yaşında eğitimini aldığı kariyerden vazgeçip Felsefe masterı yapmaya karar verdi.

Detaylı Bilgi


E-posta: meldagungul@yahoo.com


  Yazara Ait Son Yazılar

 

•  Hayat Değiştikçe Güzel

•  Hakkınızdan Vazgeçmiyorum!

•  Kendi Matrix’ini Yaratanlar Üzerine

•  Dünya Hayvanları Koruma Günü

•  Geçmişimi Silmek, Kendimi Silmektir

•  Bencillik: Kutsanmalı mı, Lanetlenmeli mi?

•  Bir Sevimsiz Tahtakurusudur Şüphe…

•  Teslimiyette Özgürlüğü Yaşamak

•  Bir Yol Daha Var O da Sevmek mi Dersin?

•  Hiçbir Şey Ve Aynı Anda Her şeyim

•  Küresel Esaretten Çıkış Yolu

•  O Kapıdan Geçene Kadar… Ve Sonrası…

•  Cennet de Burada, Cehennem de!

•  Kadın Düşmanı Küçük Erkekler 

•  Zekâ mı alırdınız, Akıl mı?

•  Zamanı Böldük ‘Yeni Yıl’ dedik

•  Meşru Müdafaada Etik İkilemler

•  Umulmayan, İmkansız Değildir

•  İslam'ın Devlet Talebi Var Mıdır?

•  Özgürlük İllüzyonu

•  Dinlemek ve Anlamak Biz'i Kurtarır! Ölümün Ardından

•  İdealizm vs. Materyalizm!


Subscribe  Abone Olun



 


AnasayfaKurumsal | Reklam | Connect | Blog | Arşiv | Arama | İstatistikler | Bağlantılar | Röportajlar | Galeriler | Videolar

Gündem | Dünya | İnsan | Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim | Astroloji | İndigo | İndigonun Sesi

2005-2010 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi’nden kopyaladığınız her yazı için mutlaka yazı linki kaynak olarak gösterilmelidir.

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Künye | İçerik Politikası | Reklam | Telif ve Kopyalama Hakkı | Abonelik