|
Başyazar: Türker Ercan
|
Şubat
2010
Bir
Kelebeği Anlamak

Kısacık ömürlerinde onlar gibi
doya doya yaşamak ve özgürce kanatlar çırpmak! Onlardan dersler alıp
hayatımıza uyarlamak! Diğer taraftan hatırı sayılır yıllar uzunluğunda
ki doyumsuz ve çırpınarak geçen yeryüzü insan hayatları! Şimdi anlıyor
musunuz kelebeği niçin anlamalı? Kelebeği anlamadan uçuş yok çünkü.
Kelebeği anlamadan doyum yok! Kelebek gibi kanatları açıp çırpmadan
coşku da yok! Bu kadar yokluk bizde varken onlarda nasıl yok? İşte bunu
da anlamalı. Kelebeği insanlar önce anlayıp sonrada yaşamalı. Zannediyor
musunuz ki kelebeği anlamadan kelebek etkisi oluşturulabilir? Kelebeğin
bilmeden oluşturduğu o etkinin sarhoşuyum ben. Bir taraftan da
insanlığın bilerek oluşturduğu “sevinç dolu” (!) hayatlar. Kelebekte
olup ta bizde olmayan her ne var ise işte tüm o şeylerin toptan
mirasçısı olmadan, bir kelebek olamadan ölüp gitmek insanoğluna
yakışmıyor. Geride kalan kelebek orduları bizlere bakıp ve sonra dönüp
yine bakıp olan biteni sanırım bizden iyi anlıyor.
İki çift olan pul kanatları ile
sanki geçmişten bugüne bir coşku masalını bizlere getirdiler. Yaşanası
ömrümüze gizli ve derin bir mana hediye ettiler. Pır pır uçup
üzerimizden kanatlarıyla bizleri serinlettiler. Baş döndürücü
güzelliklerini estetik duygularımıza örnek olarak gösterdiler. İki petek
gözü ile etrafını seyrederken çiçeklerden balözünü sindire sindire çeken
ve bir çift anteni ile de olanı biteni gözlemleyen bir kelebek olasım
geldi. Kavgasız dünyalarında acaba bana da yer verirler mi? Olur mu
olur. En akıl dışı olan bir çok şey olabildiğine göre benim bu akıllara
zarar hayalimde elbette olabilir. Ömürleri çok kısa diyorlar. Bu kadarda
kısacık ömür olur muymuş! Tabi haklılar! Ömür dediğin uzun olmalı değil
mi? Kısacık olana ömür mü denir? Baksınlar insanoğluna bir kelebekten
26.280 gün daha fazla yaşayabiliyor. İşte ömür dediğiniz insanlarınki
gibi olmalı ama yaşamınız bir gün yaşayıp aynı gün ölen kelebek kadar
coşkulu geçiyor mu acaba?

Çıkın oturduğunuz sıralardan
önünüzde duran masanın üzerine ve bakın nasıl görünüyor dünya? Ve nasıl
görünüyor masa tepesinden, tepetaklak olmuş insanlık halleri? Farklı
değil mi? Bakış açınızı değiştirdiğinizde görüş alanınızda genişler. Hep
aynı yerden bakan deliler masalı misali bir dünya gerçeği. Deliler kırk
yıl bakmış aynı delikten ama bir şey görememişler ve hep bakmaya devam
etmişler. Deliğin arkasında gizlenen sırrı doktorları merak etmiş ve
birde ben bakayım demiş. Haliyle doktorda bir şey göremeyince “burada
bir şey yok” diye kükremiş gururlu ve mağrurca. Deliler hep beraber
gülmekten kırılmış geçmiş. Bizim kırk yıldır göremediğimizi sen bir
bakışta görebileceğini mi zannettin demişler doktora. İşte o nedenle
sıralarda oturmak yok artık. Masaların üzerine çıkacağız! Dünyaya farklı
açılardan bakacağız. Kırk yıllık emek bize bir gerçeği sunmuyorsa demek
ki “delik boş”! Masanın üzerinden binanın tepesine de bir uğrayıp o
açıyı da keşif etmek boynumuza sımsıkı sarılı başka bir borç!
Şunu fark etmelisiniz! Artık kalıcı
değerler dönemi kapatıldı. Değerler perakende olarak üretiliyor ve o
şekilde tüketiliyor. Kadim değerler üretseniz bile bir öğünlük değer
taşıyor. İnsanlar tüketime bu kadar alıştırılmışken kalıcı olanı nasıl
ayırt edebilir? Tamamen asimetrik bir hayat serüveninin tam
ortasındayız! Klasik tüm mantık yapılarını da çökertici bir anlamsızlık
furyası almış başını gidiyor. Klasik olan mantık yapısı bile bu furyada
tutunamıyor ve göç ediyor!
İnsanlara haksızlık etmeyelim.
Onlar da haklı. Çünkü kelebeklerin aklı yok. Ama insanların aklı var.
Aklı olmayanın sorunu da olmaz tabi. Buraya kadar güzelde, aklı olanın
neden sorunu oluyor onu anlatmalı insanlık. Akıl sorunlar çıkmasın diye
başımızda bulunmuyor mu? Ya da bir şekilde çıkan bir sorunu çözme işine
yaramıyor mu? Görülen o ki akıl denilen ve insanların başında bulunan o
büyük meleke “çözdüğünden çok sorun çıkarıyor”. Aklın bir tasarım hatası
olabilir mi? Ya da matematiksel bir mantık kayması yada bir çok insanın
başından “aklın kayması”. Gerçeğin çölünde yol alan susamış zihinler
“hükmetme inadından” vazgeçmelidirler. Kontrol tutkusu insanlığı
köleleştirir. Kontrol edenleri de tutkuların kölesi yapar. Kontrol etme
isteği bir bağımlılıktır. Kişinin kendisini köleleştiren ve diğer
insanlara da hayatı zehir eden bir eroin duygu! Adı kitaplarda geçmeyen
derin uyuşturucu. Kontrol edilmesi gereken bir insanlık yoktur.
Serbestçe ve bütünleşerek yaşaması gereken bir insanlık vardır. Çünkü
insanın doğası böyledir. Doğasının dışında yaşatamazsınız insanları ki
zaten yaşatamıyorsunuz. Ortalıkta dolaşan ruhu bedeninden gizlice
çalınmış milyarlarca varlığın yaşadığına inanmayınız. Onlar mutlu
değiller. Hep bir yerlere yetişecekler. Hep bir kaygıları var. Hep bir
korkuları. Hep endişeli ve hep sakıncalı bir potansiyel düşünen varlık
topluluğu onlar. Kontrol sahipleri kontrol edemiyorlar. Ediyoruz
zannediyorlar. Ve doğan güneşin ilk ışıkları insanlığın üzerine cennet
gibi doğarken iyice panikliyorlar. Kendi kontrolü kendisinde ve aklıyla
yolunu belirlemede gayret gösteren tüm temiz ruhlara selam olsun. |