|
Yazar: Ümit Kılıç
|
Şubat
2010
Bir Kelebeğin Son Melodisi

Eğer
ki...
Rüzgarın
yaprakları okşadığı gecenin ayazında ellerimle bu soğuğu hissetmiyorsam,
cebimin sıcaklığından değil; dokunmayı bilmeyişimdendir. Uyumayı,
yağmurun penceredeki ezgisini dinlemeye tercih ediyorsam, uykumun
gelmesinden değil; kalbimin susuzluğunu fark etmeyişimdendir. Dar
kaldırımda yürüdüğümde bana eşlik edip yolumu aydınlatanların sokak
lambaları olduğunu zannediyorsam, direklerin ardınca uzanmalarından
değil; mehtabın varlığını göremeyişimdendir. Tutkularımın esiri olup
onlara kavuşma isteğine engel olamıyorsam, bu isteğin bende var
olmamasından değil; kelebek kadar renkli bir düş gücüne sahip
olamayışımdandır. Hayatın karelerinde mutlu bir iz bırakamıyorsam,
objektifi göremeyişimden değil; 'fotoğraf'ı fark edemeyişimdendir.
Hayaller,
gitmediğim yerlere olan yolculuğumdur; duygularımsa bu yolculuktaki yol
arkadaşlarım. Sınır, tanınmayan bir kavram olarak zihnimde yer eder ve
nefes, pencere buğulamaktan öte, çizdiğim kalbi yaşatır her
soluklanmamda. Sınır tanımayan hayallerimde beraber olduğum duygularımı
hissedebiliyorum her nefes alışımda.
Yağmur,
pencereye kavuşan damlaların çıkardığı ezgiyle kendini dile getirdiğinde
ben, pencerenin ardında bu ezgiyi dinlemekle bağlanıyorum ona. Karşı
kaldırımdaki huzmede seyrediyorum akışını. Küçük göletlerinde göz
gezdiriyorum ışılca karanlığın yansımasına. Sevgi benimle oluyor ve
mutluluk yaşanır kılınıyor.
Ancak
sadece pencerede oluşan melodiyi dinleyebiliyor ve gözlerimin yettiği
kadarını seyredebiliyor olmak, içimde varlığını hissettiğim bir gücün
dışarı çıkıp yağmurla vuslatın hayalini yaşanır kılma devinimi için
çabalamasına neden oluyor. Gücüm galip geliyor; gelmeyebilirdi de... Her
anını sevgiyle yaşadığım pencere önünden ayrılıp sokakta buluyorum
kendimi ve ıslanmak hayali, ümidin sonunda düşlerimin renkleriyle
boyanıyor. Ezgi farklılaşıyor. Bu duyduğum, pencereye vuran damlaların
sesi yerine yaprakların üstünde gezinen, toprağa kavuşan ve avuçlarımda
oluşan birikintiye çarpan yağmurun melodisi; kapanan gözlerimin önündeki
hayalin notaları. Duyduklarım düşlerimde canlandırdıklarımın kopyası.
Başımı kaldırıp sevgiyle bağlandığıma karşı bakıyorum ve nefes, her
soluklanmamda çizdiğim kalbe yaşam sağlıyor. İçime çekiyorum; kalbim
dolana kadar içime çekiyorum...
Bir
kelebeğin yaşamının son halkasında mırıldandığı ve diğerlerinden daha
umutsuz olmayan bir melodiyi, düşlerinin cümbüşü içinde var olan
tablonun yankılarını ve rüzgarın kanatlarındaki hissini duyabiliyorum:
içime çektiğim, bir kelebeğin son melodisiydi.
Sağanak,
olması gerektiği gibi birden başlıyor ve kısa sürüyor. Mutluluk
gitmiyor; içime dolan son melodi, gitmesine engel oluyor. Her nefeste
yerini bulan ezgiler hayata sızıyor ve mutlu ifadeler kendini
fotoğraflarda buluyor. |