Öfkelerimizle Yüzleşmek
Yazar: Rüya Yüksel
Indigo Dergisi - Eylul 2008
Ruya.Yuksel@pernod-ricard-istanbul.com
Her birimiz yaşamımız süresince dış dünyadan aldığımız etkilere tepki göstererek karşılık veririz. Bu bir anlamda kendimizi aldığımız etkiler karşısında ifade biçimimizdir.
Tepkilerimiz çok çeşitli olmakla beraber zaman içinde benzer olaylarda farklılaşır. Bunun en önemli nedenlerinden biri, kendi kendimizle yüzleşebilmiş olmamızdır. Bu sayede olanı olduğu gibi görebilmek ile ilgili yeni bir algı oluşturmuşuz demektir ki olan olayları başka türlü değerlendirebiliriz. Bu bir anlamda artık olan olaylar karşısında tepkisellik yerine olan’a olanın anlayışı ile bakabilmektir. Bu da bizim davranışlarımızı değiştirdiği gibi olan üzerinde de büyük etki sağlar ve olan’ın değişmesini mümkün kılar.
Oysaki farkındalıksızlık içinde verdiğimiz otomatik pilot davranışlarımız bizim iç dünyamızda bazı kayıtlarımızı harekete gecirir ve bazı duyguları deneyimlemek ihtiyacımızı ortaya çıkarmaktadır. Öfke duygusu bunlardan biridir.
Öfke duygusunu deneyimlediğimizde algılarımız düşük ve negatif seviyededir. Verdiğimiz tepki olan karşısında duyduğumuz huzursuzluk, mutsuzluk, isteklerimizin gerçekleşmemesi, bize değer verilmemesi vs gibi bizim içsel direnişlerimizdir. Ama asıl önemlisi öfke; bizim içimizdeki korkularımızı dışa vurmamızdır. Bu duyguyu açığa çıkararak aslında ne denli korkular içinde olduğumuzu da evrene ilan etmiş oluruz.
Öyleyse öfke duygusuyla başa çıkabilmek için öncelikle korkularımızın farkında olmak ve korkularımızla yüzleşmemiz gerekir. Korkulacak bir şey yoksa öfkelenecek de bir şey yok demektir. Korkularımız bizi bir anlamda yaşamımızla ya da sahip olduklarımızla ilgili tehdit altında olduğumuz algısını yaşatır. Bu algı fiziksel dünyada kendimizi koruma içgüdümüzden kaynaklanmakla beraber asıl öfke duygusunu yaratan bizim zihnimizde oluşturduğumuz sanal korkularımızdır. Bu algı biçimi dış dünyadan aldığımız tehditlerle öfke duygusunu yaratır. Bu durumda insanın doğal olarak vereceği ilk tepki olan’ı kontrol etmek arzusu olacaktır. Ancak zihni kontrol etmek bu aşamada mümkün değildir. Çünkü eğer zihnimizi kontrol edebilmeyi gerçekleştiriyor olabilseydik algılarımız öfkeden empatiye dönüşürdü. Ancak zihni kontrol edebilmeyi başarabilirsek o zaman korkularımızla da yüzleşmiş oluruz. Bunu aksi durumda yani kontrolsüzlük içinde olmak öfke duygusunu açığa çıkarır.
Öfke duygusunun şiddeti korkularımızın büyüklüğü ile doğru orantılıdır. İçimizde büyüttüğümüz korkularımızla öfke duygumuzu da besleriz. Öfke duygusunu deneyimlerken korkularımızı da güçlendirmiş oluruz. Evrensel çekim yasası gereği de korkularımız bize yeni korku deneyimleri yaşatır, bu sayede öfkelerimiz şiddetlenir.
Tepki gösterdiğimiz her şey güçlenir ve bizim öz gücümüzü yitirmemize neden olur. Baş edememe durumlarında bazen insan, panik ataklar yaşar, öfkenin şiddetiyle kendisine ya da çevresindekilere zarar verebilir.
Oysaki olan’ın farkındalığı içinde kendimizle, korkularımızla yüzleşme cesaretini gösterebildiğimizde tepki gösterdiğimiz şey etkisini yitirecek ve yok olacaktır. Böylece algılarımız yükselecek, empati duygumuz artacak ve ilişkilerimizde kendimize sevgiyi deneyimleme fırsatını vermiş olacağız. Böylece öfkelerimizle de yüzleşmiş ve onları sevgiye dönüştürmüş oluruz.
Sevgi ise içimizi ısıtan ve iyileştiren güçtür.