Amerika’daki Kriz; Siyasal ve Ekonomik Liberalizm Üzerine…

Yazar: Uzay Gökerman Tarih: 01 Eki 2008

Başyazar: Uzay Gökerman
Indigo Dergisi – Ekim 2008
uzay@indigodergisi.com

Liberalizm, kapitalist sistemin dünyada iktidarı devralması sırasında hegemon bir düşünceydi. Kapitalizmin doğasına uygun olarak onunla beraber doğmuş, insanların feodal bağlardan kurtarılması sürecinde en büyük destekçisi olmuştur.
wall_street.jpg

Liberalizm sistem içinde iki anlamda kullanıla gelmiştir:
1. Ekonomik
2. Siyasal

Bu iki anlam aslında birbirini tamamlayan öğeleri de beraberinde taşır. Liberalizm özgür bireyin ekonomik alanda sınırsız ilişkilere girerek kapitalist ekonomiyi beslerken diğer taraftan da siyasal olarak söz söyleme yetkisini eline alıyordu. Bunlardan biri olmadan diğeri de olamazdı.

Liberalizmin en büyük düşmanı (ve daha sonra anlaşılacak ki, kurtarıcısı) devletçilikti.

19. yüzyıl nasıl bir liberalizm çağı ise, onun yarattığı sosyal yıkım/enkaz da 20. Yüzyıl başlarında Avrupa’da devletçiliğin doğmasına neden olmuştur. Devletçilik 1917 yılında Rusya’da sosyal(ist) devlet olarak örgütlenirken, 1923 yılında Türkiye’de devlet eliyle muasır medeniyet (zenginlik) seviyesine ulaşmak için korporatist bir yapıyı doğurmuştur.

Devletçilik, en basit anlamıyla ekonomide müdahalecilik, yaptırımcılık, siyasette, tek particilik, darbeciliktir. Bunu yukarıda madde olarak sıraladığımız ikili yapısıyla algılamak doğru olur.

Kapitalizm anavatanlarında doğru şekilde doğduğu ve geliştiği için devletçilik orada liberalizmin yarattığı etkinin törpülenmesi şeklinde etkide bulunurken, devlet eliyle kapitalistleşmenin yaşandığı Türkiye benzeri ülkelerde ise vazgeçilmesi çok zor bir yapıya bürünmüştür.

Bugün tanınmış bir sürü liberal köşe yazarı Türkiye’de devletçiliği yerden yere vurup, bir de darbeler üzerine atıp tutarken, müdahaleci yönetim tarzının kaynaklarının ne olduğunu sorgulamada fazlasıyla aciz kalmaktadırlar.

Bu girizgâha rağmen yazının ana kaynağı Amerika’daki finans krizidir.

Kapitalizm iki kardeş tarafından yönetilir. Biri finanstır; diğeri de kapital, yani sermaye. Sermaye dediğimiz grup kapitalizmin içindeki yatırımcı, girişimciler, bir anlamda üretenlerdir. Finans ise bu gruba parasal kaynak aktaran, onu yatırımları için besleyen ve son dönemde de bu yatırım araçları üzerinden sanal bir yapı kurarak bir üst seviye araçları yaratan kurumdur.

Türkiye’de bu iki kardeş aynı kişilerin ellerinde olabilirken; dünyanın kapitalist merkezlerinde finans ve kapital birbirinden farklı kişiler tarafından yönetilir. Bunlara daha sonra üçüncü grup, sigorta şirketleri eklenmiştir.

Kapitalizm 19. yüzyılda üretkendi, yatırımcıydı. Finans araçları daha küçük grupların elindeydi. Monte Cristo Kontu isimli roman içeriği bakımından bu uca kadar uzanır. İlginçtir, bir çok yönden okunmasında fayda vardır. Finans gruplarının en eskisinin 150 yıllık olmasına şaşmamak gerek. Dediğimiz bilgiyle örtüşür.

Amerika’nın özgürlükler kıtası olmasının anlamı orada her türlü girişimin özgürce yapılabilmesi, kapitalist sistemin içinde zenginleşmenin bütün bireyler için mümkün olabilmesiydi. Liberalizm, Avrupa’dan farklı bir macera izleyerek Amerika’da kendiliğinden kök salıp, büyüdü. Avrupa geleneklerine bağlı bir yapıyla bu değişime ayak direnirken, Amerika’da serbest piyasa güçleri farklı yatarım araçlarıyla gelişti. Amerika için başka bir model de olamazdı.

Bu bizim gibi küçük Amerika olma sevdalı ülkeler için de bir model olabilir miydi? Bu sorunun peşine sonra düşeceğiz.

Amerika’nın son krizde yıkılan finans sektörü kâğıtlar üzerine kurulmuştu. Neydi bu yapı? Gayrimenkul araçlarının değer kazanması, yıllara yaygın borçlanma kâğıtlarının alınıp satılmasıyla yaratılan büyük bir ekonomi. Gayrimenkul Türkiye’de en kolay anlaşılır konudur. Bu nedenle de aslında bizim için çok tanıdık bir yapıdır.

Bizim de gündemimize giren Mortgage türü borçlanma ve ev alma sisteminin desteğinde dinamik bir inşaat sektörü yaratılır. Herkesin ev sahibi olması, bütün yurttaşların borçlandırılarak yıllara sari bir kredilendirme; onların bir kısmının borçlarını ödeyememesi nedeniyle el değiştirmesi sırasında yaratılan artı değerin veya değişken faizli sistemin piyasa ekonomisi tarafından değere dönüştürülmesi üzerine kurulmuş bir rant sistemidir. Piyasaya bu rantı basılan değerli kâğıtların üzerinden sürekli kullanır. Tam değeri hesap edilemeyecek, sürekli bir yerlerden pompalanan spekülasyonlarla büyütülen köpük gibi büyüyen bu yapı, doygunluk sınırına ulaştığında bugün yaşanan kriz benzeri bir sönümle üzerindeki fazlalıkları atacaktır.

Mortgage serbest piyasanın bir ürünüdür. Sınırları yasalarla korunuyor olsa da liberalizm tarafından çizilmiştir. Bugün Amerikan Devleti, ortaya çıkan krizi ortadan kaldırmak için 700 milyar dolar gibi Türkiye’nin borçlarının toplamından çok daha fazlasını piyasaya sürüyor. Yani liberal, hesapsız ve sınırsızlığın bedeli, devlet eliyle Amerikalıya ödetiliyor.

Bu şekilde liberalizm efsanesi de bitmiş oluyor. Şimdi bütün ekonomistler bunu tartışıyor. Devletin müdahale etmesi doğru mu değil mi? Devleti küçültmek isteyenler yine onun kapısına “kurtar bizi baba” diye kapanıyorlar. Devlet de bir anlamda krizin etkilerini global hale getirmemek için sosyal görevlerini hatırlıyor.

Aslında doğru olanı yapıyor. Yanlış olan sınırsız özgürlüklerin, büyük bir kar hırsı çerçevesinde kullanımına izin vermek.

Bugün finans kurumlarını iflasa götüren sürecin dişinden tırnağından arttırdığı paralarla bir ev sahibi olma amacından başka bir derdi olmayan orta gelirli insanın cüzdanındaki paraya göz dikmesiyle başladığını unutmamalıyız. Onlar ki; her an işsiz kalma tehlikesi ile yaşamlarını sürdürürken, bütün geleceklerini bu finans kuruluşlarının ellerindeki kâğıtlara ipotek ederler. En küçük bir sallantıda ve kendilerinin direkt sorumlu olmadıkları kriz durumlarında da varlıklarını tamamen ve ödeyemeyecekleri kadar büyük faiz borçlarıyla kaybederler. Onları kimse kurtarmadığı gibi, acımaz da.

İşte liberalizm dediğimiz şeyin özeti de budur.

Yorum yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.



Arama

 Facebook'ta Paylaş