Bir Kadındır Paris

Yazar: Işıl Yılmaz Tarih: 01 Eki 2008

Yazar: Işıl Yılmaz
İndigo Dergisi – Ekim 2008
isilyilmz@gmail.com

Paris; ölümsüzlüğün sembolü gibi, zamanın acımasız tarafına yüzünü dönmüş, yaşlanmayı beklemek yerine, kafa tutar gibi geçirdiği asırlar. Sahibi olanlara, kendisinden faydalanmaları için tüm nimetlerini sererken hissettirir aslında hiç de sıradan olmadığını. Kimi zaman bir parfüm olur, kokusuyla yaşayanlarının aklını başından alır, kimi zaman iki sevgilinin soluksuz öpücüğü olur, kokusunun aşka,romantizme ve şehvete dönüştüğü, kimi zaman da karanlık mahzenlerde bekletilen bir şarap olur.
paris-eifel.jpg
paris-eifel-1.jpg

Bir ülkeyi ihya edebilecek en güzel unvanı alır, başkent olur.
Hayatı sığdırır içine…

Paris; yaklaşık 40.000 yıldır üzerinde yaşamı barındıran, bölgesinde çokça bulunan taş ocaklarına istinaden Galce “Kwar” (taş ocağı) kelimesinden ya da Eski Mısır tanrıçası Isis için yapılan tapınaklara ithafen Per Isis (İsis’e adanmış) kelimesinden türetilerek isimlendirilmiş, Galya Halklarından Parisiilerin kuruculuğunda, Aziz Geneviève koruyuculuğunda, Chopin ve Jim Morrison’ın rahat uykusundaki şehir!
bir-kadindir-paris.JPG

Geçen işgüzar zamanlarda yenilenen, yenilendikçe ilgi gören, geçmişini hazmetmiş yaşayan bir tarih, yaşayan bir şehir!

Mimari kültüründe, “St. Denis Manastırı” ve “Notre Dame”’la Gotiği, Güneş Kral 14. Louis’inin değerli taşlarla süslenmiş, ihtişamının, gücünün, zenginliğinin ve iktidarının sembolü “Versailles Sarayı” ile Kartezyen Rasyonelizmi ve Baroğu temsil eder.Öyle bir saraydır ki Versailles, bahçesinde Apollon güneşlenir, içerisinde goblenli ve altın yaldızlı duvarlar, birbirinden değerli portrelere ve heykellere eşlik ederler. Döneminin en nadide gümüşten oyma şamdanları, kaseleri, değerli taşlarla ince ince işlenerek elde edilen avizeleri anlatır bu kez de Paris’i. Ortaçağın gece görüntüsünden etkilenir sanatçıları, Antikiteye geri dönüşle rönesansın güneşi doğar hepsinin üzerine tek tek… Doğa artık onların emrindedir, her bir mücevher doğanın gözlerinden bakar dünyaya, çiçek desenleri, büyük savaşlardan çıkabilmenin verdiği gururla duvarlara dökülür altın yaldızlı boyalarla, narince işlenerek.
Versailles Sarayı, tüm görkemiyle mutlakiyetçi iktidarın en güzel örneği olur, çağdaşları olan yöneticilerin rüyalarını süsler, şatafatıyla…

Tam karşısına inşa edilen, Müslüman bir mimarın beyaz rengin saflığını kullanarak yarattığı kutsanmış kalp anlamına gelen “Sacre Coeur” ile Oryantalizmi ve modernliği, sanat müzesi “Centre Pompidou” ile postmodernliği bedeninde barındırır, Paris. “Centre Pompidou”; modernliğin bozulmaya, şekil değiştirmeye başladığı, mimaride ve tasarımda sınır ötesine geçen yepyeni bir yüzü olur Paris’in. Sanatın elit anlayışını, aristokrat yüzünü elinin tersiyle iter, hemen arkasında 1600’lerden kalma “St. Augustin” kilisesi ile tarihte yolculuğuna devam eder, uyumunu hiç bozmadan, çarpıklığa izin vermeden..Yeni ve eskinin, coşkuyla vals yapması gibi.

Champs-Elysees’si ile mücevherleriyle göz kamaştıran dünyanın en seksi kadını, Yunan Mitolojisinde yeniden doğuş mucizesi, “Arc De Triomphe”nin sahibi gibidir. Louvre Müzesi modernliği tarih ile birleştirir. Dünyanın en ünlü ressamları; fırçalarından akan boyaların oluşturduğu resimlerle altın varaklı çerçevelerde ihya olup, görücüye çıkarlar!

Demir – çelik işçiliğindeki başarısını, adının sıfatı Eiffel Kulesi ile duyurması Avrupa siyasi tarihinin kaderini değiştiren Fransız İhtilalinin 100. yıl kutlamalarına denk gelir.O andan itibaren artık Eiffel; gözlerinden kocaman kalpler çıkan tüm aşıkları mıknatıs gibi çeker kendine.

Büyülü sokaklarında gezinen, negatif duyguları silen bir silgisi vardır sanki Paris’in. Aşık olunanlar, aşık olanlar, mutlular ya da mutsuzlar sanki Sein nehrinin akış hızına yetişmek istermiş gibi hızlı ama bir o kadar da duru bir şekilde yaşarlar, Paris’in huzurlu kollarında.

Yaşayanları ile birlikte büyüsü altına giren tüm dünyayı etkilemiş, Osmanlı Tanzimat edebiyatına ilham kaynağı olmuştur “Ville de Lumière” – “Işık Şehir”. Mücevher gibi parlamasındandır ışığı, kadınlarının dillere destan zarifliğindendir mücevher gibi
değerlenmesi.

Sadece aşkı değil hafifmeşrepliği de büyütmüştür 19. yy başlarında Moulin Rouge ile. Apayrı bir giyim tarzı, apayrı bir jargon oluşturmuştur yeni dünyaya hazırlanırken Paris. Erotik şovlara elitist bir gözden bakar bulursunuz kendinizi, kırmızı bir değirmen sizi şehvet kokan kanatlarında gezdirirken.

Bir kadındır Paris, ışıl ışıl gözleri şarap bardaklarının arkasından olgun ve bilge bakar dünyaya. Şimdi mutluğu tarihi dokusunu bozmadan, kimseyi kırmadan, yeni nesline ev sahipliği yaparak buldu, bu şehir. Şık restaurantları, kafeleri, barları özgür düşüncelerle dolup taşıyor. Her yıl milyonlarca yabancıyı kendine âşık ediyor, bir kere öpüp bırakıyor, ellerini kollarını hediyelerle donatıp evlerine geri yolluyor. Paris, rengârenk bir masal gibi… Mis gibi parfüm kokuyor.

42-15120798.jpg

Yorum yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.



Arama

 Facebook'ta Paylaş