Çocuklar Duygularının Farkındalar mı?
Yazar: Tuğçe Lale
İndigo Dergisi – Eylül 2008
htlale@gmail.com
Hiç düşündünüz mü, bizler için bile duygularımızı anlamlandırmak, tanımlamak ve ifade etmek bu kadar zor iken çocuklarımız için kimbilir ne kadar karmaşık bir durum oluyordur. Ki yetişkinlerin çok daha geniş bir kelime dağarcığı ve büyük bir hayat tecrübesi olmasına rağmen.
Çocukların yaşantısında en çok ve en iyi yaptıkları şey gözlemdir. Bu konuda hiçbir bilim adamı veya zeka seviyesi en üstte olan insanlar bile çocuklarla yarışamazlar! Çocuklar evde anne babalarını, eve gelen kişiler varken ya da yokken neler yaptıklarını-konuştuklarını beyinlerindeki çiplere kaydedip gerekli durumlarda ortaya çıkartarak herkesi şaşırtırlar. Örneğin; Bir gün eve misafir gelmeden önce anne-baba arasındaki tartışmayı dikkatle dinleyen dört yaşındaki bir çocuk misafirler geldiğinde yine anne-babanın aynı konuyu tartışması sırasında “Hayır, annem öyle demedi ‘Paramız yok hediye nasıl alacağız!’ dedi.” diyerek şaşkın bakışlar arasında kalmıştı. Yetişkinlerin kahkahasıyla durum örtbas edilmişti.
Bu olayda anne-babanın belki herkesle paylaşmak istemediği durumlar çocuklar tarafından bilinmediği için, çocuğa karşı sıkıntılı ve kızgınlık içeren duygular yansımış olabilir. Ayrıca o ortamda yetişkinler için de bir utanma hissi yaşanmış olabilir. Anne-baba misafirlere gerçekleri söyleyemediği için mahçup bir tavıra bürünür, misafirlerde çocuğun konuşması karşısında anne-babanın üzüntülü tavrına karşılık bir şey yapamama ve durumu gülüşlerle kurtarma çabası sergileyebilir. Çocuklar bu durumlarda oldukça duyarlı olup anne-babanın yüz ifadesi, ses tonu ve çocuğa olan davranışını en ince ayrıntısına kadar anlayıp bir dahaki durumda ne yapacaklarını belirliyorlar. Bu arada iletişim konusunda kendini iyi ifade eden çocuklar, bir daha bu tip ortamlarda, anne-babayı konuştuklarını herkesle paylaşmayla tehtid dahi edebiliyorlar. Ancak çocuklarınızla açıklıkla her şeyi paylaşmayı başarabilirseniz aile içindeki sırları kimsenin bilmemesi gerektiğini anladığında bu durumlarda doğallıkla ortadan kalkacaktır.
Burada en önemli olan da çocuklar için “Bu bilginin başkalarına söylenmesinde bir sakınca yok” hissidir. Yetişkin neden böyle söylediğini sorduğunda “Sen öyle dedin, bende söyledim” cevabını almıştır. Çocuklarda yetişkinlerden farklı olarak bir olayın iki yüzü yoktur, tek ve doğru olan onlar için geçerlidir. Bu şekilde davranınca ruhları ve dolaylı olarak da bedenleri rahat olur. Psikolojisi rahat olan çocukların bedensel olarak duruşu, tavırları da rahattır. Bu oldukça önemlidir, beden diliyle sıkıntılı görünen çocukların ya anlamaya çalıştıkları bir duygu ya da ifade edemedikleri bir duygu vardır. Burada anne-babaların ev içinde çocuklarını olağanüstü gözlemlemeleri gerekmektedir. Oynadıkları oyunlardaki hikayeler, kullandıkları materyaller ve bu materyalleri ne amaçla kullandıkları gerek iki yaşında gerekse on beş yaşında olsun tüm çocuklar için önemli bilgileri anne-babaya ulaştırır.
Çocuklarımızın iç dünyalarındaki duyguların görünen tarafı bir adanın görünen yüzü kadardır. O adanın altında sevgi, üzüntü, kızgınlık, korku ve şaşkınlık olan, temel duygular iç içe geçmiş halde yaşanmaktadır. Çocuklar bunları ayrıştırıp anlamlandırmak için yetişkinlerin desteğini beklemektedir. Sevgi duygusunu en iyi ve kolay çocuklar ifade eder. İstedikleri bir şey onlara geldiğinde, sevdikleri bir pasta, araba veya bebek sürpriz olarak odalarında onları bekliyorsa mutluluktan ne yapacaklarını şaşırırlar. İşte bu noktada çocuklara yetişkinler kısa ve net sorularla rehberlik ederek duygularını ifade etme hatta tanıma fırsatıverebilir. Örneğin; “Bu arabayı çok beğenmiş ve sevmiştin değil mi?” “Odanda bebeği görmek seni mutlu etti mi?” “Bunu sana hazırlayan anne-babana karşı ne hissettin?” gibi. Burada duygularını öğrenen bir çocuk hayatındaki çeşitli olaylar sırasında daha az düşünerek duygularını ifade edecektir. Ayrıca duygularını tanıdıkça ve ifade ettikçe hayata karşı daha rahat iletişim kurma becerisi geliştirecektir.
Örneğin; Sınıfta onu rahatsız eden bir arkadaşı var. Ve bu durumdan hiç hoşnut değil, öğretmeninin gözlemi de bu çocuk yanına geldikçe ondan kaçarak iletişimi kapatarak sınıf içindeki yaşantısını sürdürmeye çalışmasıdır. Bu noktada öğretmeninin onunla yapacağı şu sohbet çok önemlidir. “ Ayşe, Tarık yanına geldiğinde ondan daha uzakta oynamak istediğini görüyorum. Bunun nedeni nedir acaba? Seni rahatsız edecek bir şey de yapmıyor, sadece yanında arabasıyla oynuyor?” sorusu üzerine Ayşe “Tarık çok büyük bir çocuk, dün koşarken bana çarptı ve çok canımı acıttı. Şimdi ondan uzakta oynamak istiyorum.” Cevabını verdi. “İstersen Tarık’ı da yanımıza çağıralım ve bunu isteyerek yapıp yapmadığını soralım.” Dediğimde “Tarık gelir misin? Bir şey soracağız sana. Sen dün sınıfta çok hızlı koşuyordun ve bana çarptın. Benim canım acıdı biliyor musun?” deyince Tarık suskun kaldı “Bunu isteyerek yapmadığını düşünüyorum Tarık, eğer arkadaşların yere düştüyse lütfen onlara yardım et. Sen düştüğünde kimse sana bakmadan ‘Özür dilerim arkadaşım, isteyerek yapmadım’ demezse kalbin acıyorsa arkadaşlarının da kalbi acıyor.” derken, Ayşe “Ben senden daha kısa boyluyum ve zayıfım. Bu nedenle yanımda olmandan korkuyorum. Lütfen benim yanımdayken daha dikkatli davran.” Diyerek kendi duygularını ifade etti. Bunun üzerine Tarık da “Ben çok yemek yemişim, büyümüşüm. İsteyerek acıtmadım, seninle beraber de oynamak istiyorum. Bir daha sınıfta hızlı koşmayacağım.” Diyerek sorunu kendisi çözdü. Sonra da oyunlarına devam ettiler. Burada bu konuşma yapılmasaydı belki Ayşe Tarık’la aynı sınıftayken uzakta kalarak korkusunu içinde yaşayacaktı. Belki bu olayı içselleştirip korkusunu ifade edemediği için kendisinden daha büyük olan çocuklardan hayatı boyunca hep uzak duracaktı. Böylece bu sorunu konuşarak ifade etmiş ve ortadan kaldırmış oldu.
Buradan da anlaşılacağı gibi çocukların dünyasında yaşanan her olay onlar için çok büyük algılanır. Bir öpücük, binlerce öpücük gibidir. Bir üzüntü onları saatlerce ağlatabilir. Burada önemli olan önce ne yaşadıklarını DOĞRU bir şekilde keşfetmeleridir. Bu olayda Ayşe korku duygusunu bildiği ve daha önce muhtemelen yaşadığı için kolaylıkla tanımlayabildi. Ancak bu duyguyu bilmeseydi tanımlaması mümkün olmayacak, belki duygusunu ağlayarak ya da suskun kalarak veya başka çocuklara vurarak ortaya çıkartacaktı.
Çocukların duyguları öğrenmeleri için, bol bol hikaye dinlemeye, özellikle hikaye kitaplarında sayfada gördükleri herkesin (Hayvanların dahil) duygusunun ne olduğunu ifade etmeye ihtiyaçları vardır. Yüz ifadeleri yetişkinler tarafından tanımlanmazsa çocuğun dünyasındaki yüz ifadesinin ne anlama geldiğini öğrenemez. Ayrıca anne-baba, öğretmen, anneanne, babanne, dede ve diğer kişilerin sıklıkla çocuğa kendi duygularını detaylı olarak anlatması gereklidir. Örneğin; trafik çok sıkışık ve çocuğunuzla beraber yoldasınız, ona sadece “Üff öndeki arabaya çok Kızdım!” demek yerine daha detaylı bilgi verirseniz sizi daha iyi anlayacaktır. “ Trafik çok sıkışık ve ben bir an önce seninle eve gitmek istiyorum. Evde yemek hazırlayacağız, çok işimiz var. Böyle olunca evimizde geç olacağız ve işleri daha hızlı yapmak zorunda kalacağım. Bu durum beni kızdırıyor!” Bu ifadeyle çocuğunuzun uzun cümleler kurmasını desteklerken kendinizi de rahatlatmış olacaksınız. Kızgınlık duygunuz konuşarak azalacaktır.
Çocuklar sizlerin duygularını gözlemleyerek, sizi daha iyi tanıyacaklar ve hangi durumlara nasıl tepki verdiğinizi keşfedeceklerdir. “Demek ki annem ona sürpriz yapılmasından hoşlanıyor ve mutlu oluyor.” Ya da “Trafikte beklemek babamın çok canının sıkıyor ve onu kızdırıyor.” Bilgisini bilinçaltında gelecekte farklı konularla bağlantı kurmak için saklayacaklardır.
Çocuklarımız duygularını öğrendikten sonra kontrol etmeyi de yetişkinlerin desteğiyle öğrenecektir. Duyguları kontrol etmek oldukça zahmetli ve çeşitli yöntemlerle çocuklara öğretilmesi hedeflenen bir durumdur. Bu nedenle bir dahaki ay size bu konudan detaylı bir şekilde bahsedeceğim.
Her geçen gün çocuklarımızla beraber yeni duygular öğrenmek, yaşamak ve yaşatmak dileğiyle…