yeni başlık  |  kontrol paneli  |  profil  |  üye olun | indigo dergisi |

İndigo Dergisi Blog » kategorilenmedi


Dayanılmaz Baş Ağrılarınızın Nedeni Burnunuz Olabilir

Oct 01, 2008 @ 06:37 pm by Gülşen Kaş

Haber: Gülşen Kaş - Ekim 2008
Sağlık Haberleri, İstanbul
gulsen@indigodergisi.com

Hayatınızı çekilmez hale getiren baş ağrıları aslında çok basit bir nedenden, ‘burnunuzdan’ kaynaklanıyor olabilir! Burun kaynaklı yani rinojenik baş ağrılarının yeterince araştırılmaması nedeniyle birçok hastanın yıllarca boş yere ağrı kesiciler içtiğini söyleyen KBB Uzmanı Dr. Emin Kaya, uyarıyor: Başınız ağrıyorsa bir de burnunuzu kontrol ettirin, yıllardır boşuna migren hapı içiyor olabilirsiniz!

Burun ve sinüslere giden üç dallı bir sinirin uyarılması baş ağrısını ortaya çıkarır. Nöroloji ile birlikte çalışarak, bu siniri bloke edip, burun kaynaklı baş ağrılarını tespit edip durdurabiliyoruz. Bu sayede yıllarca boş yere migren hapı yutan hastalarımız yeni bir hayata başlıyor. Baş ağrıları yüzünden üniversite sınavına hazırlanamayan öğrencilerin operasyon sonrasında başarıları artıyor.

Alınan onca ağrı kesiciye, uygulanan tedavilere rağmen bir türlü geçmeyen baş ağrılarının burun kaynaklı olabileceğini belirten Medical Park Bahçelievler Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Emin Kaya; rinojenik baş ağrılarının nedenlerini ve tedavi yöntemlerini anlattı:
_________________________________________________________________________________________________________________

Röportaj:

Gülşen: Baş ağrılarını toplumdaki sıklığı nedir? Neden en çok şikayet edilen hastalıklar arasındadır?

Op. Dr. Emin Kaya: Baş ağrısı çok sık karşılaşılan bir durumdur. Toplumun neredeyse tamamı (yüzde 96) yaşamın bir döneminde baş ağrısından şikâyet etmektedir. Yaklaşık yüzde 70′inin ayda bir ya da daha fazla baş ağrısı olmaktadır. Bununla birlikte tekrarlayan baş ağrıları toplumda oldukça sık görülen bir durumdur.

Gülşen: Baş ağrılarının sebepleri nelerdir?

Op. Dr. Emin Kaya: Baş ağrıları tipleri, insanların yaşamları boyunca değişiklik göstermektedir. Çocukluk çağı, ergenlik, orta yaş ve yaşlılarda görülen baş ağrıları farklıdır. Kadınlardaki adet dönemleri gibi fizyolojik ve hormon değişiklikleri ya da ateşli hastalık gibi patolojik süreçlerde değişkenlik gösterir.

Baş ağrısı tehlikeli olabilir…

Gülşen: En yaygın olan baş ağrısı tipi hangisidir?

Op. Dr. Emin Kaya: Baş ağrılarının büyük bölümü tehlikeli değildir. En sık görülen baş ağrısı gerilim tipi baş ağrısıdır. En sık karşılaşılan baş ağrıları arasında migren, küme tipi baş ağrıları, kronik günlük baş ağrısı, kısa ve keskin baş ağrısı, diğer fasyal ağrı nedenleridir. Bazen hastalarda bunların bir birleşimi bulunabilir.

Gülşen: Baş ağrısı tehlikeli midir?

Op. Dr. Emin Kaya: Tıp dilinde sekonder denilen baş ağrısı, ciddi ve yaşamı tehdit edici hastalıkların bir yan etkisi olarak ortaya çıkan baş ağrısı grubundadır. Menenjit gibi ateşli iltihaplı hastalıklar, kafa sarsıntıları, beyin kanamaları, beyin tümörleri, kanserlerin beyine sıçraması, inmeler ve iskemik atakların neden olduğu baş ağrıları; tehlikeli baş ağrılarına örnek verilebilir.

Gülşen: Baş ağrısı ne zaman ve neye bağlı olarak geçer?

Op. Dr. Emin Kaya: Bu karşı karşıya kaldığımız baş ağrısının tipine göre değişir. Örneğin alkol almış ve buna bağlı baş ağrısı ortaya çıkmış biri, vücudu alkol etkisinden temizlenince baş ağrısı geçer. Aç kalmış ve kan şekeri düşmüş ve buna bağlı başı ağrımış biri, yemek yedikten ve kan şekeri normale döndükten bir müddet sonra baş ağrısı geçer. Yorgunluk veya strese bağlı ortaya çıkan bir baş ağrısı dinlenince ya da bu gerilimden kurtulunca geçebilir.

Ağrı kesicilerin aşırı kullanılması kendi başına baş ağrısına neden olabilir!

Gülşen: İlaç ne zaman kullanılmalı?

Op. Dr. Emin Kaya: Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor ki; ağrı kesici ilaçların aşırı kullanımı kendi başına baş ağrısına neden olabilir. Ayrıca ağrı eşiğini düşürdüğü için normal aktivitelerin devam etmesini engelleyebilir. Baş ağrısı olanların büyük bölümü çeşitli ilaçlarla, arkadaşlar, komşular ve yakınlarının tavsiyesi ile kendi kendine tedavi etme eğilimindedirler. Eğer bunlar işe yaramaz ise eczanelerden daha güçlü ilaçlar alıp kullanmaktadırlar. Genellikle ancak bu ilaçlar ile baş ağrıları tekrarlar ya da devam ederse alternatif bütün yolları denedikten sonra bir sağlık kurumuna başvururlar. Bence hekim denetiminde ilaç kullanmayı alışkanlık haline getirmemizde yarar var.

Gülşen: Baş ağrıları ne zaman KBB’nin alanına girer?

Op. Dr. Emin Kaya: Baş ağrısının ayrıcı tanısını yapmak temel olarak nöroloji kliniğinin işidir. Ancak bu konuda bilgi ve deneyim sahibi bir aile hekimi, pratisyen hekim, acil tıp uzmanı, fizik tedavi uzmanı, iç hastalıkları uzmanı, çocuk hastalıkları uzmanı, beyin cerrahisi uzmanı ve kulak burun boğaz uzmanı da tanı koyabilir ve tedavi uygulayabilir.
Örneğin; Amerika’da baş ağrısı ile ilgilenen ve migren kliniği olan en ünlü doktorlardan biri plastik cerrahi uzmanıdır. İşin doğrusu; baş ağrısı gibi göreceli olarak sübjektif bir durumun nedenini, objektif tanı yöntemleri ile bulmaya çalışmaktır.

Biz hastanemizde, nöroloji ve kulak burun boğaz kliniği olarak bazı hastaları birlikte, yani multidisipliner olarak değerlendiriyoruz. Bunun nedeni, baş ve boyun bölgesinin ağrı duyusunu veren “trigeminus” diye adlandırılan üç dallı bir sinirdir. Bu sinir, burun ve sinüslere giden duyusal lifleri, trigeminovasküler sistem denen ve damarsal baş ağrılarının taşınmasında görevli sistemle bağlantılıdır. Trigeminal sinirin uyarılması ile bazı kimyasallar (nöropeptid) açığa çıkar. Bunların giriştiği tepkimeler sonucu baş ağrısı ortaya çıkar ve şiddetlenir. Yapılan araştırmalar; trigeminovasküler sinir liflerindeki iletimin bloke edilmesi ile bu ağrıların oluşmasının önlenebildiğini gösteriyor.

Baş ağrısının ortaya çıkabilmesi için, ağrıyı oluşturacak bazı faktörlerin bir araya gelip, belli bir eşiğe kadar uyaranı ortaya çıkarmaları gerekir. Bunu gündelik hayatta gözlemlemişizdir. Kahvaltı yapmadan evden çıktığımız yoğun bir işgününün akşamında, dinlenmek için yudumladığımız şarabın ve yanında yediğimiz karidesin, baş ağrısını ortaya çıkaran eşiği kırması gibi…

Bazı insanlarda burun, sinüs boşluklarında veya boyun bölgesinde birtakım noktalar bu tetik mekanizmasının çalışmasına neden olur. Örneğin; burunda deviasyon ve sinüs yan duvarına batan bir kemik, burun etlerinin aşırı şiş olması ve neticede trigeminel sinir dallarının baskıya maruz kalması, burundan köken alan ve sinir boyunca yayılan baş ağrısına neden olur. Bu “rinojenik” yani ‘burun kökenli’ baş ağrısıdır. Baş ağrısı, yüzün yarısında hissedildiğinden ve benzer klinik tablolar oluşturulduğundan migrenle rahatlıkla karışabilir.


Baş ağrısı öğrencinin başarısını olumsuz yönde etkiliyor…

Gülşen: Rinojenik baş ağrıları, diğer baş ağrılarından nasıl ayırt edilir?

Op. Dr. Emin Kaya: İşte burada biz yani kulak burun boğaz uzmanları devreye giriyoruz. Ayrıntılı kulak burun boğaz ve nörolojik muayenesi yapılan hastanın endoskopik olarak tespit edilen şüpheli alanları, radyolojik olarak destekleniyor. Daha sonra, hastanın şiddetli ağrısı olduğu bir sırada, lokal anestetik maddeler ile uyuşturup, ağrı skalasında olan değişimleri kaydediyoruz. Olguların birçoğunda dramatik şekilde ağrılarının azaldığını ya da tamamen kaybolduğunu gözlemliyoruz. Daha sonra bu alanları, operasyonlar uygulayarak ortadan kaldırıp, iyileşme halinin kalıcı olmasını sağlamaya çalışıyoruz. Biz burada baş ağrısı hastalık tablosu içinde özel bir grubu tespit ediyoruz. Uzun vadeli ve kontrolsüz ağrı kesici kullanımını durduracak alternatif ve bilimsel bir tedavi yöntemi sunuyoruz. Ayrıca solunum ve nefes alma sorunları da birlikte giderilmiş oluyor.

Gülşen: Burun kaynaklı baş ağrılarının yeterince bilinmiyor olmasının nedeni nedir?

Op. Dr. Emin Kaya: Hastayı çok iyi analiz etmek ve olaya multidisipliner yaklaşım gerek. Bu zaman ve özen gerektirir. Her zaman her hastaya bu özen gösterilemeyebilir. Hasta olaydan bihaber ağrı kesicilerini yutmaya devam eder. Hekim olaya sadece kendi penceresinden bakmıştır ve çoğunlukla gözünden kaçmıştır

Gülşen: Hastalarınızdan nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Op. Dr. Emin Kaya: Yıllarca çeşitli tedavileri denemiş, hatta bazen baş ağrısı ile yaşamayı kabullenmiş hastalarımızda, çok kısa süre içinde ağrılarının şiddeti ve sıklığında dramatik azalma olmasını veya tamamen geçmesini sağladık. Teşhis ve tedavi sonrasında gündelik hayatin bir parçası olan ağrı kesicileri sorduğumuzda “artık kullanmıyorum” diyen çok hastamız oluyor. “Yıllarca gereksiz yere migren ilacı yuttum, şimdi kurtuldum” diyen birçok hastamız var. Baş ağrısı yüzünden ders çalışmakta zorlanan ve üniversiteye hazırlanan ancak “operasyondan sonra baş ağrısının kaybolmasıyla çok iyi başarılar gösteren öğrencileri görmek” elbette bizi gururlandırıldı.

Gülşen: Ameliyat hakkında bilgi verir misiniz?

Op. Dr. Emin Kaya: Genel anestezi altında uygulanan ve yaklaşık 1 saat süren bir operasyon. Sabah ameliyat olmuş hasta isterse akşam taburcu olabilir. Burun içine tampon kullanmıyoruz, yumuşak ve nefes almayı sağlayan silikondan yapılmış bir materyal kullanıyoruz. Operasyondan 2 gün sonra bu silikonların alınması için hastayı kontrole çağırıyoruz.

Sözlük
Rinojenik: Buruna bağlı.
Fasyal ağrı: Sinüzit, baş-boyundaki herhangi bir bölgeye ait enfeksiyonlarda ortaya çıkar. Migren ve gerilim tipi ağrılarla karışabilir.
İskemi: kan akımının, hücresel fonksiyonları karşılamak için gerekli olan düzeyin altında olması durumudur. kan akımının yetersiz kaldığı dokularda yıkım ve hasar meydana gelir.. kalpte, beyinde, böbrekte veya başka bir organda olabilir.
iskemi sonucu; organlar yeterince kan alamadığı zaman fonksiyonları bozulur ve kendilerine özgü hastalıklar ortaya çıkar.
Multidisipliner: Bilimsel veya teknik alanda birden fazla bilim dalının bir arada kullanılması.
Trigeminus siniri: Beşinci kafa çifti olup, yüzün duyu siniridir. (Bir sinir yolu veya ucunda, batıcı veya zonklayıcı karakterde şiddetli ağrı; sinir ağrısı) Oftalmik (göze ilişkin), maksiller (üstçeneye iliş¬kin) ve mandibüler (altçeneye ilişkin) ol¬mak üzere üç dalı vardır.
Trigeminovasküler sistem: Damarsal baş ağrılarının taşınmasında görevli sistem.
Trigeminal sinir: Duygusal uyarıları yüz dil ve dişlerden beyne ileten sinir.
Deviasyon: Burun boşluğunu ikiye ayıran ve kemik ile kıkırdaktan oluşan bölmenin bir tarafa ya da bazen her iki tarafa doğru eğilmesi anlamına geliyor. Bu sorun, buruna gelen darbelerle ya da yüz kemiklerinin gelişmesi sırasında kemiklerin birbiriyle orantısız büyümesi sonucu oluşuyor. Avrupa’da yapılan araştırmalara göre, her 100 kişiden 80′inde deviasyon görülüyor. Burun deviasyonunun en fazla oluşturduğu şikayet ise burun tıkanıklğı. Tıkanıklık geceleri daha fazla hissediliyor.
Lokal anestezi: Lokal anestezi küçük alanlarda yapılan cerrahi girişimlerde tercih edilir. Burada sadece girişim yapılacak bölge uyuşturulur, hastanın bilinci yerindedir.
Sekonder: İkincil
Menenjit: Menenjit beyni saran zarların iltihabıdır. Bu iltihaba mikroplar neden olur. (virüsler veya bakteriler). Menenjit geçiren çoğu kişi bu hastalıktan tamamıyla kurtulurken, bazen ölümle de sonuçlanabilir. Ya da hastalık sonrası sakatlıklar kalabilir.
Patoloji: (hastalık bilimi) özellikle altta yatan hastalıkla ilgili hücrelerdeki, dokulardaki ve organlardaki yapısal ve işlevsel değişikliklerin tanınması, araştırılması ve incelenmesiyle ilgilenir.

Biyografi: Op. Dr. Emin Kaya: Medical Park Bahçelievler Hastanesi
Kulak Burun Boğaz Uzmanı
1972 de Tahran’da doğdu. Ortaokulu İran’da liseyi Ankara’da bitirdi. İzmir Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde Kulak Burun Boğaz Uzmanı oldu. Türk Tabibler Birliği, Türk Kulak Burun Boğaz, Baş -Boyun Cerrahisi ve Türk Fasiyal Estetik Cerrahisi derneği üyesidir. Halen Medical Park Bahçelievler Hastanesi’nde Kulak Burun Boğaz Uzmanı olarak görev yapmaktadır.

Adres: E5 Üzeri, Bahçelievler
Metro İstasyonu Yanı - İstanbul
Tel : (0212) 444 44 84

Pozitif dünyanın öncüleri

Jun 11, 2008 @ 09:16 pm by ahmetnuray

Pozitif dünyanın öncüleri

Kimi uyuşturucu ile, diğerleri gerçekten uçarken
Kimi uyuşturucu ile, diğerleri gerçekten uçarken—Bu sözler beni çok etkiledi.
Gerçekten yaşamın içindekileri
Haykırırcasına anlatan gerçekleri
Dolu dolu yaşanan geçmişleri
Pozitif dünyanın öncüleri
Hayallerde var olan mucizeleri
Bir bir gerçekleştiren kader mucitleri
Kolay yolu seçmenin ötesi
Var olan saflığın bekçileri
Gerçek mutluluğu fark eden bizleri
Kendi kanatları ile uçabilen şahinleri
Parazit düşüncelerden yoksun fikirleri
Doğa ile bütünleşen olgun düşünceleri
Ahmet Nuray

Paylaşabilen, eğlenen, gülen yaşamın gerçek sarhoşluğunu tadan, tattıran yazılarınla
İnsanlığa insanca yaşamanın sarhoşluğunu anlatan insan.(Tunç Kılınç)Seni tebrik ediyorum.
Aynı fikirler doğrultusunda gençlerin varlığını hissettikçe
Geleceğimize ümitle bakabiliyorum.
Yazılarını kısa bir süre evvel keşfettim. Devamını dilerim. Olduğun gibi kal
Değişimine pozitif ivmede devam et.
Senden, biz okurlarına pozitif enerji akışını, yaratıcı düşüncelerine devam et.
Saygılarımla A.Nuray. www.ahmetnuray.com

The Color Awards 2007 yarışmasının sonuçları açıklandı…

May 27, 2008 @ 10:57 pm by Nihal Demir


Binlerce profesyonel fotoğrafçının çalışmalarıyla katıldığı The Color Awards 2007 yarışmasının sonuçları açıklandı…Dünyanın en iyi foto muhabirlerinin çektiği kareler The Color Awards 2007′de yarıştı. İşte on binlerce fotoğraf arasından ödül almayı başaran kareler…

Kaynak:http://www.thecolorawards.com/

İz Bırakmak

May 10, 2008 @ 01:12 am by nesrin dabağlar

Hayat doğumla başlar, ölümle biter…

Şimdi şu an farkında olduğumuz tek yalın gerçek bu… Bizim bilmediğimiz hayat formlarının mevcut olduğuna dair bir takım hisler ve bilgiler olmasına rağmen, henüz müspet bilim, doğum öncesi ölüm sonrası boyutlar hakkında bizlere yeterli bilgi sunamıyor ne yazık ki…

Bütün kutsal kitaplarda ve diğer mistik inançlarda, o bilmediğimiz boyutlar hakkında bir takım ipuçları mevcut. Bu ipuçlarını algılama ve yorumlama, her bedenin ve ruhun kendi dünyasında kendine has, özgün bir şekilde oluşuyor. Kısacası “tanrı ile kulun arasına” aslında kimse giremiyor.

Geliyoruz, zamanın koridorlarında dolaşıyor, kendimizce bir şeyler yaşayıp gidiyoruz.
Sonsuz enerjinin bize bahşettiği kadarıyla, (bir deyimle Allah’ın ruhundan bize üflediği ruhla), dolaştığımız koridorlarda ne çok şey yaşıyoruz.
Acılar, zevkler, aşklar, hayal kırıklıkları, ihanetler, ölümler, tesadüfler, mutluluklar, başlayışlar, bitişler… Yüzlerce duygu ve olay…

Bize tanınan yaşam süresince sıra hangisine geldiyse onunla karşılaşıyor, bir an, bir an daha ömrümüzden kullanıp basamakları bir bir çıkıyoruz.
Şarkının dediği gibi;

“ geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan ve arkasında güneş doğmayan o büyük kapıdan”
geçmeden önce çıktığımız her basamak, göğsümüzde açacak olan “Lale ve Gül” e hazırlık oluyor.

Kime sorsanız hayatı roman…
Hele son yüzyılda, döngüsü son derece hızlanan zaman; bazen birkaç dakika içinde bir kişiyi inanılmaz değişimlere sürükleyebiliyor. Basamakları çıkış süresi gitgide azalıyor. Travmaların geliş aralıkları gitgide daralıyor.

Kozmik sistemin bizim zamanımızın dışındaki boyutta bir rotası ve hızı olduğunu, birtakım bilim adamları mevcut iletişim sisteminin kelimeleriyle anlatmaya çalışsa da, sanırım şu an dünya yüzeyinde yaşayan pek çok insan, günlük yaşamın ağır koşullarının içinde bunun farkındalığından uzak bir koşturmaca içindeler.

Herkes dünya nimetlerinin biraz daha fazlasını, kendisi için koparmaya programlanmış birer robot gibi sadece bulunduğu üç boyutun gerçeklerinde, deyim yerindeyse zaman öldürüyor… Başka bir söylemle; uyuyor…

Kimileri ise, uyanık olmanın verdiği tüm acıya bedeni ile ruhunu teslim ediyor ve giderken iz bırakmak istiyor…

Biliyor ki dönüş yok, kozmiğin dışına çıktığı anda o vücut başka bir forma girecek. Tekrar geri gelecekse bile geldiğinde, yine bir şeyleri hatırlamayacak, bir öncekinde yaptığı hataları belki tekrar yapacak…

Dünya bilinen ya da bilinmeyen tarihiyle; üzerinde iz bırakanların tiyatro sahnesi gibi…
Gelmeden önce elimize verilen senaryonun ne kadarını bileğimizin hakkıyla ve gerçeğine yakın oynayacağımızı zaman ve biz belirliyoruz…

Kader varsa da, bize bırakılan bir parçacık insiyatif olduğu gerçeğini kabul etmek, yaradana karşı gelmek ya da eş koşmak değil de, aksine onun varlığının bizim tarafımızdan sonsuz bir inançla kabul gördüğünün ispatıdır bence…

Mum ve Ayna

May 10, 2008 @ 01:11 am by nesrin dabağlar

Meşhur bir sözdür;

Işığı yaymanın iki yolu vardır; ya mum olacaksınız ya ayna…

Hangisini seçerdiniz? Mum olmayı mı, ayna olmayı mı?

Yoksa bırak şimdi mumu, aynayı; ben aydınlanayım yeter diyenlerden misiniz?

Hangi tarafı seçtiğiniz sizde saklı kalsın, biz mum veya ayna olmak üzerine biraz söyleşelim…

Işık, varlığın temel taşlarından birisidir ve bir enerji barındırır içinde. Dinamiktir, asla durduğu yerde durmaz, hızı vardır, ulaşabileceği sınırsız noktalara kadar yolculuk yapması doğasının gereğidir.

Asıl kaynağı tektir belki ama o kadar çok çeşidi vardır ki, saymak imkansız. Değişik formatlara bürünen o gizemli enerji, insanoğlunun dünya yaşamında pek çok kılığa girmiştir zaman boyutunda; kimi zaman hayatın can kaynağı, kimi zaman ölümün ve yok oluşun acı tırpanı olarak…

Güneş olup başımıza taç olduğu, ay olup ruhumuzu kabarttığı, ateş olup aşımızı yaptığı, ışık olup yolumuzu aydınlattığı pek çok formda bizimle iç içedir adeta…

Gazabına uğradığımız anlarda ise inanılmaz acılar bırakmıştır geçmişimize ve genlerimize. Onunla oyun olmaz…

Sözümüzde ve sorumuzda mumun acizane temsil ettiği bu enerji, bizim sırrını çözemediğimiz yaşamı, kendi ellerinde istediği şekle sokar ve bizim önümüze koyar; birazcık oynayabilelim diye…

Oyun sırasında da gülümseyerek izler bizi;bakalım onunla aşık atabilecek miyiz, onun gücünden bir parçacık taşıyabilecek iradeyi ve gücü gösterebilecek miyiz diye?

Bir mum olabilsek, dibimize ışık veremeden kendi kendimize erisek bile, onun sonsuz gücünün minicik bir yansıması olabiliriz ancak… Sonsuz bir denizde tek bir katre gibi…

Mumun ışığını yansıtan ayna ise, daha şanslıdır mumdan aslında. Hem aktarıp çoğaltır, hem erimez, eksilmez mum gibi…

Ama sanaldır yüzündeki parlak ışık, sanılandır…

Mum eriyip bittiğinde, sessiz karanlıklara teslimdir ayna.
Sonsuzluğun bekçisidir, yokluğun ışıksız diyarında…

Bekler bir mum daha yansın ki karşısında, bağrından bir dem daha nur vursun dünyaya…

Aynanın hasret dolu bekleyişi; hem umudu taşır zerrelerinde, hem de yokluğun kavuran acısını.

Zordur bu bekleyiş, belki eriyip tükenmekten daha zor…
Keşke mum olsam der ayna o zaman içinden, keşke eriyip yok olsam da, şu geçmek bilmeyen zamanın içindeki bu sonsuz bekleyişin karanlığından kurtulsam.

Vakti gelir ve bir kibrit gelip, ışığın büyülü elini değdirir mumun yumuşak ve savunmasız gövdesine.
Yanar, aydınlatır, dibini göremeden, kendini bilemeden…

Ayna ile ışığın kavuşmasıyla yansıma başlamıştır artık.
Şenlik vaktidir şimdi, hani o “ben aydınlanayım yeter” diyenlere…

Vuslat yaşanmış, ayna ile mumun karanlığa inat yansımaları sona ermiştir. Mum, zamanın ve ışığın yokluğa karışmıştır, dönüşmüştür artık.
Kısa ömründe gücünün elverdiğince, bir süreliğine de olsa ışığı yansıtmıştır ya bedeninden; bu yetmelidir ona…

Aynanın içini kahreden zaman, mum için en büyük düşmandır.
Sonsuz enerjinin sahip olduğu güç yoktur mumun zerrelerinde. Zamanın ve maddenin haset ve pinti ellerine mahkumdur o…Ancak kendine bahşedilen kadarını sunabilir çevresine.

Işığın bir kırıntısını titreyerek taşıyan mumun zamanı dolunca ışığı söner; yine titreyerek erir biter kendi damlalarının arasında…
Giderken bıraktığı son şey, eriyen bedeninden çıkan bir nefeslik is ve küçücük bir cızırtı sesidir sadece…

Ayna da kendisini seyredenlere şölen yaşatmış olmanın kısacık zevkiyle, sonsuzluğun önünde saygı duruşuna devam eder…

Şimdi söyleyin, ışık yaymak isterseniz, mum mu olmak istersiniz ayna mı?…

Zor bir seçim değil mi, hepimize kolay gelsin…

İnternet Kanunu ve İfade Özgürlüğü

Apr 26, 2008 @ 09:04 pm by Mehmet Karaarslan

internet kanunu

Biliyorsunuz, internet icat edildiği 1980’lerden bu yana yaşamımızı değiştirdi. Artık bilginin sirkülâsyonu o kadar hızlı ki saat başı haber bültenlerini beklemek yerine bilgisayarımızdan günlük gelişmelerini dakika dakika takip edebiliyoruz. Internet bize ayni zamanda büyük bir ifade özgürlüğü sunuyor. İnternetle ilgili kanun oluşturmak kolay, ancak yürütmesi zor. Çünkü aklimizin alamadığı büyüklükte bir yapıyla karşı karşıyayız. Devletimiz milyonlarca yayını sürekli olarak takip edemeyeceği için bir yayının suç teşkil etmesi için herhangi bir Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmak gerekiyor.

Son zamanlarda YouTube’un sıkça engellenmesi büyük bir tartışma konusu oldu. Bu arada internet ortamında yapılan yayınların düzenlenmesi ve bu yayınlar yoluyla islenen suçlarla mücadele edilmesi amacıyla oluşturulan kanun yenilendi. (Bkz. Internet Kanunu)

En cok tartisilan konu ise internette ifade ozgurlugu. Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) 20 Haziran 2006 tarihinde ortaklaşa yapılan bir çalışmayla yayımladığı “İnternet’te İfade Özgürlüğü”ne dair tavsiyeler İfade özgürlüğü kapsamında kalan konulara açıklık getiriyor.

Tavsiyeler şu sorulara yanıt getirmeyi amaçlıyor: İfade özgürlüğü kapsamında kaldığı sürece devletler, İnternet’te içerikleri denetlemeye çalıştıklarında nasıl bir temelde hareket etmeliler? Siteler filtrelenmeli midir? Yoksa, İnternet üzerindeki faaliyet gösteren yayınlar bunun için izin mi almalılar? İnternet’te teknik hizmeti üstlenenlerin sorumluluğu nedir?

RSF ve AGİT’ten altı temel ilke
Tavsiyelerin tüm devletleri ilgilendirdiğini açıklayan RSF, çalışmayı Dünya Bilgi Toplumu Zirvesi’ne de katkı oluşturması amacıyla duyurmuştu. Bildirge, şu altı temel ilkeye dayanıyor:

sınır tanımayan gazeteciler (RSF)

1. İnternet’te bilgi dolaşımını ilgilendiren her düzenleme Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nin 19. maddesinden tanımlandığı üzere ifade özgürlüğü ilkesini dayanmalıdır.
2. Demokratik ve şeffaf bir toplumda, her vatandaş İnternet üzerinden erişmek istediği bilgiye kendisi karar verir. İçeriğin hükümetlerce filtrelenmesi ve sınırlandırılması (rating) kabul edilemez. Filtreleri İnternet kullanıcılarından başkası yerleştiremez. Daha üst düzeyde (ulusal ve hatta yerel) bir filtreleme bilginin özgür dolaşımına aykırıdır.
3. Bir İnternet sitesine hükümet yetkilileri nezdinde kayıt zorunluluğu getirilmesi kabul edilemez. Televizyon veya radyo kuruluşları için geçerli olan frekans tahsis şartı, altyapısı sınırsız kaynaklara dayanan İnternet için geçerli değildir. Tersine, İnternet yayınlarına kayıt zorunluluğu, İnternet üzerinde dolaşan fikirler, düşünce ve bilgilerin baskı altında tutulması gibi bir tehlike yaratır.
4- İnternet’te teknik hizmet verenler, yargı kararı karşı gelmedikçe, basit bir içerik iletimi veya bir içeriği barındırmaktan sorumlu tutulamazlar. Bir sitedeki içeriğin yasal ve yasadışı oluşuyla ilgili kararı teknik servisleri değil ancak Yargı verir. Böylesi bir yargı prosedürü ise, şeffaflık ve sorumluluk ilklerini dayanmalı ve karara itiraz hakkını saklı tutmalı.
5- Bir devletin mevzuatı, ancak kendi topraklarında barındırılan (host edilen) içeriklere uygulanabilir (”upload rule” ilkesi); bu topraklarda “yüklenen” içerikleri kapsayamaz.
6- İnternet, İnternet günlükleri (blog’lar) gibi gün geçtikçe gelişen, değişen medya çeşitleri ile yeni yayıncılık olanaklarını içeriyor. İnternet’te yazı yazan kişilerle birlikte İnternet habercileri, ifade özgürlüğüne dair temel haklardan, iletişimle kaynaklarının gizliliğine dair ek güvencelerden de yararlanabilmelidirler. (EÖ/TK)

Öte yandan “İfade Özgürlüğü” uluslararası temel metinlerde yer almaktadır. Bu özgürlüğü güvence altına alan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 19. maddesi ile şu hükmü getirmiştir. “Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malumat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını içerir” Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesi ise bu özgürlüğü şu şekilde düzenlemektedir. “Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğünü, kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir”

İfade özgürlüğünün sınırları ise; Kamu sağlığı, Kamu ahlakı, Kamu güvenliği ve Başkalarının haklarını ihlal seklinde belirleniyor. TCK 301’inci maddedeki tartışma konusu ise her eleştirinin bir aşağılama ifadesi olarak kabul edilebilirliğinden kaynaklanıyor.


yeni başlık

kontrol paneli

profil

üye olun

indigo dergisi