'kültur sanat' kategorisi için arşiv
Yazar: Mehmet Karaarslan Tarih: 13 Eyl 2008
Atatürk’le yeniden tanışmaya hazırlanın. Can Dündar’ın yazıp yönettiği “Mustafa”da anlatılanlar resmi şablonlarla sınırlı değil. Film için, Atatürk’ün daha önce görülmemiş fotoğraflarına, not defterlerine ulaşıldı. Sevdiği müzikler, söylediği sözler derlendi.

“Mustafa”, Atatürk’ü askeri, siyasi ve insani yönleriyle anlatıyor. Onu benzerlerinden ayıran, anlatılanların resmi dilin dışına çıkması… Can Dündar ve ekibinin hazırladığı film için, Atatürk’ün ayak bastığı her coğrafyanın izinden gidildi. Selanik’ten Şam’a, Berlin’den Sofya’ya… Doğduğu odadan, hayatını kaybettiği odaya kadar Mustafa Kemal’in hayatının her karesi için kilometrelerce yol kat edildi.
Cumhurbaşkanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı arşivleri başta olmak üzere, yerli ve yabancı pek çok arşiv özel izinle açıldı. Atatürk’ün daha önce görülmemiş fotoğraflarına, hatıralarını yazdığı not defterlerine, yakınlarına yolladığı çok özel mektuplarına, günlüğüne, elyazmalarına ulaşıldı. Onu anlatan kitaplar, yerli yabancı basın, diplomatik yazışmalar tek tek tarandı. Geride bıraktığı eşyalar, anılar, belgeler, çalıştığı karargahlar, yaşadığı evler, sevdiği müzikler, söylediği sözler derlendi.
Filmin müziklerini, Atatürk gibi Balkanlardan yetişmiş ünlü müzisyen Goran Bregovic besteledi. 29 Ekim’de vizyona girecek “Mustafa”, seyirciyi, özellikle de yeni nesli Atatürk’ü yeniden keşfe davet ediyor. Filmde eski siyah beyaz görüntüler ve resmi şablon yerine, modern animasyon teknikleri ve samimi bir dil kullanıldı.
http://www.mustafa.com.tr/
——————————————————————————-
Yazar: Gizem Şıvka Pideci Tarih: 02 Eyl 2008
Yazar: Gizem Şivka Pideci
İndigo Dergisi – Eylül 2008
gizempideci@yahoo.com
Brüksel’in en fazla turist alan ünlü meydanı Grand Place’da, oya gibi ince ince işlenmiş 1800 m2 büyüklüğündeki halı 15 – 17 Ağustos tarihleri arası serildi ve 3 gün boyunca ziyarete açıldı. Bu halinin diğerlerinden ayıran bir özelliği vardı; motiflerin begonyalardan oluşmuş olması…

Önce Grand Place Meydanı’ndan kısaca bahsedelim. Hemen hemen her Avrupa şehrinde olduğu gibi Brüksel’de de şehrin tam göbeğinde bulunan Grand Place’ın en büyük özelliği sahip olduğu mimari yapının eşsizliği. Bunun yanında meydana ait değişik detaylar da mevcut.
Valilik Konağı’nın sağ yanında bulunan otel Victor Hugo’nun bir süre yaşadığı hatta ‘Sefiller’ romanını yazdığı bina.

Meydan eski zamanlarda büyük bir pazar yeri olarak kullanılırdı. Bu yüzdendir ki meydan çıkan sokaklar meslek gruplarıyla isimlendirilmiş. Otlar Marketi Sokağı’nda marketten ziyade turistik mekân ve restoranlarla karşılaşılması da bu yüzdendir.

Çiçekten Halı
İki senede bir düzenlenen bu büyük haftasonunda begonyalarla 77×24 metre büyüklüğünde halı yapılıyor. Elbette yürünmesi için değil, tamamen turistik amaçlarla. Halının motifi her defasında değişik bir dönemi veya kültürü temsil ediyor. Bu sene ortaçağ motifi kullanılan 1800 m2 büyüklüğündeki halı, 150 bahçıvan tarafından iki gün kesintisiz çalışarak yapıldı. Bu çalışma için 700.000 adet begonya kullanıldı.

Çiçek olarak begonyanın seçilmesinin de sebepleri var. Begonya, kızgın güneşten soğuk havaya kadar geniş hava şartlarına en dayanıklı çiçek olduğu için sergilenen dört gün boyunca en taze halıyı sunuyor. Üstelik begonyanın birçok rengi hatta renklerin de çeşitli tonları olduğu mevcut. Dolayısıyla motif için gerekli renk kartelâsının oluşturulmasında güçlük çekilmiyor.
700.000 begonyanın böyle bir amaç için kullanılması dikkatleri üzerine çekse de begonyaların altındaki ufak saksıların içinde saklanıyor olması ve gerekli aralıklarla sulanıyor olması bir parça gönülleri rahatlatıyor. Tabii halının sadece seyirlik olduğunu da hatırlatmakta fayda var.
İlk olarak 1977 yılında peyzaj mimarı E. Stautemans tarafından yapılan çiçekten halı özellikle turistlerin fotoğraf çekmek için sıraya girdikleri bir turistik araç. Grand Place, dünyanın en güzel meydanı olarak lanse ediliyor. Sadece turistik amaçlarla değil tüm özel kutlamalarda da günün içeriğine uygun aktivite ve dekor uygulanıyor. Grand Place Meydanı’nı hala görmeye kararlıysanız bir sonraki çiçekten halıyı beklemenize gerek yok. Çünkü iki yıl beklemektense 31 Ağustos’a kadar geçici olarak sergilenen Salvador Dali Müzesi’ne gidebilirsiniz. Müze hakkında kısa bilgi edinmek isterseniz önceki İspanya gezi notlarıma buradan bakabilirsiniz.
Görüldüğü üzere meydan sürekli olarak değişik aktivitelere ev sahipliği yapmaktadır. Bizim meydanlarımız sizce ne kadar etkin kullanılıyor? En önemlisi hangi meydanımız turistler için gidip görmeye değer olarak algılanıyor?
Yazar: Ecem Uzgor Tarih: 02 Eyl 2008
Sanatçı: Ecem Uzgör
Indigo Dergisi - Eylul 2008
jolie_anderson2002@yahoo.com

————————————-
SANATÇI HAKKINDA BİLGİ
Ecem Uzgör, 10.08.1990 Bursa doğumlu. Yalova’da yaşıyor. Uludağ üniversitesi İng Öğretmenliği bölümünde okuyor. Kitap okumayı, şarkı söylemeyi ve keman çalmayı seviyor. Tabi bir de resim yapmayı.
Websitesi: myspace.com/ecemuzgor
————————————-
Sanatçının eserleri:
Hurt Nisan, 2008
Sevda Çiçeği Şubat, 2008
Diğer Sen Ocak, 2008
Özgürlüğün Doğuşu Aralik, 2007
Ecem Uzgör: Kendi Portresi Kasım, 2007
Kelebekteki Masumiyet Temmuz, 2007
Yazar: ahmetnuray Tarih: 29 Tem 2008
Hayallerin gerçekleşmesi için, hayal kurmak gerekir.
Türkiye’de daha önce yapılacağını zannettiğimiz olimpiyatları desteklemek adına, “Ahmet Nuray:’Olimpiyat Anıtı Projesi’ni” oluşturduk. 90’lı yılların başında Türkiye’nin olimpiyatlara ev sahipliği yapması gündemdeyken, bu dev projede bizim de katkımız olması amacıyla, 40 abideyi, olimpiyat konseptli eseri kendi maddi kaynaklarımızla gerçekleştirdik.
Olimpiyat Komitesi’nin isteklerini zamanında yetiştiremeyen yetkililer, hazırlanmış orijinal olimpiyat abideleri projesini “İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti” Projesi kapsamında desteklemelerini arzu ediyoruz. 1992 yılında hiçbir yetkilinin sahiplenmediği bu projeyi sergilenmek üzere Maslak Kasırları’nda taşıdık, açılışını gerçekleştirdik. Daha sonra bu proje kapsamında olan heykeller, askeriye tarafından koruma altına alındı. Şu anda da bir kısmı Kalender Orduevi’nde bulunuyor. 1992 yılında tamamlanmış olan 40 abide dikileceği yeri hala bulamadı.
İstanbul’a yeni eserler kazandırmak isteyen yetkililer, öncelikle var olan yapıtları değerlendirmeleri gerekmez mi?
Maddi ve manevi fedakârlıklar ile hayata geçirilmeye çalışılan bu proje, “İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Projesi” kapsamına alınıp değerlendirilebilirse, Avrupa’nın önyargılarını yıkacak nitelikte büyük ve çağdaş bir proje olarak tarihe geçecektir. Türkiye için de gurur kaynağı olacaktır. Ahmet Nuray:2010 Olimpiyat Türkiye. Hayallerin gerçekleşmesi için, hayal kurmak gerekir.
Kuantum Düşünce Gurubu Başkanı: www.ahmetnuray.com sitesinden alıntıdır. Diğer paylaşım siteleri makale ve resimleri kullanabilir. Ahmet Nuray
Yazar: ahmetnuray Tarih: 11 Haz 2008
Türk sinema sektörünün uluslararası boyuta taşınarak, Hollywood
ile ortak işbirliğinin gerçekleştirilmesi

Türk sinema sektörünün, özel sektör ve devlet tarafından desteklenmesinin çok maliyetli olduğu düşünülebilir. Ancak akılcı bir proje ile bu sorun çözülebilir. Araştırmacı sanatçı kişiliğimle heykeltıraşlığı ön planda tutmama rağmen, heykeltıraşlıkla doğrudan ilgili olmayan fikirlerimi de, sanatsal bir düşünce yapısı olarak görüyorum. Heykel konseptli bir yarışmada konu dışı gibi görünen bu projenin aslında Türk sanatının her boyutunu ilgilendirdiğini eminim ki sizler de takdir edersiniz.
Projeye, İstanbul sınırları içinde olmak kaydıyla devlet veya özel sektör desteğiyle sinema ile ilgili derneklerle birlikte oluşturulacak yeni bir vakıf için 10.000–20.000 dönümlük bir arazinin tahsisi ile başlayabiliriz. Yetkili makamlarca İstanbul’da belirlenen bir arazi tahsis edilirse, proje hayata geçirilebilir. Bilindiği gibi özel sektörün, örneğin medya kuruluşlarının esas kaynağı sanattır. İstanbul’da sanat faaliyeti gösteren birçok kurum, şehrin çeşitli bölgelerine konumlanmış durumdadır. Sanatın lokomotiflerinden olan tiyatrolara bile yer bulunamaz durumda hala. Konser salonlarının eksikliğini hissetmeyen var mı acaba? Plastik sanatların kalesi durumunda olan İstanbul’da, kendine özgü sanatçıların çalışabileceği atölyeler, eserlerini sergileyebileceği galeriler neredeyse yok denecek kadar azdır. Türk sanatçılarının eserlerini sergileyecek uluslararası boyutta müzelerin de yok denilecek kadar az olduğunu unutmayalım. Bir de kentin her köşesinde mahalle aralarında ulaşılması imkansız adreslerde az sayıda olan sanat galerilerini de unutmadım bu projede.
Yeşilçam’ı Hollywood yapalım derken aslında çok daha kapsamlı bir sanat kentini oluşturma hayalleri ile heyecanlanıyorum. Yeşilçam’da, donanımlı stüdyoların olduğu, açık alan imkanının yaratıldığı bir ortamda film yapımcılarının tüm dünyaya biz de varız diyebileceği çalışmalarını görmek, bir heykeltıraşın projelerinden biri olamaz mı? Günümüz koşullarında dev hamleler yapan Türkiye için bu projenin, yapılması zorunlu projelerden biri olduğunu düşünüyorum. Finans konusunun özel sektör tarafından seve seve karşılanacağına inanıyorum. Her televizyon kurumunun, yayın yapacağı stüdyo yerlerinin de olacağı bu projede üzerine düşen katkıyı yapacağını zannediyorum.
Tüm sanatseverlerin akın akın geleceği bir ortamı sanat aktiviteleriyle aranılan en iyi ortamlardan biri haline dönüştürebiliriz. Sanat galerilerini gezmek isteyenler günlerce İstanbul trafiğinde pes ettikten sonra, sanatseverlikten vazgeçme noktasına geliyorlar. Yapılacak olan bu projenin İstanbul trafiğini kısmen rahatlatacağını düşünmek hayal olmasa gerek. Sinemaların, tiyatroların, galerilerin, film stüdyolarının hatta televizyon kurumlarının sanatsal faaliyetlerini sürdürmeleri, hayallerimin en yücesi olduğunu söylemekten çekinmiyorum. Hatta imkansızı düşleyen kişilerin sınıfında olmak durumunda bile olsam. Lütfen siz de bir düşleyin. Gelin benimle birlikte beraber düşleyin. Bir an dahi bile olsa düşün kişiliğimize tattıracağı hazzı tiyatroların sanat galerilerinin, TV stüdyolarının bir arada olabileceği bu mekanı düşleyelim. Hollywood’da dünya devi haline gelen film stüdyoları ile ortak projeler gerçekleştirmek için, bu arazinin keşfiyle başlayalım işe, pozitif düşünelim pozitif yaşayalım pozitif oluşsun bu proje…
Saygılarımla . Kuantum Düşünce Grubu Kurucusu, Başkanı: Ahmet Nuray
www.ahmetnuray.com
Yazar: Nihal Demir Tarih: 02 Haz 2008

Hasankeyf’in Tarihi: Hasankeyf’in Türk–İslam tarihi ve medeniyeti açısından önemli bir yeri vardır.
Hısnkeyfa olan bu şehrin adı “Kayahisarı” şeklinde tercüme edilir. Eski tarih ve kavimlerden bu tür kelimelerin anlamı “korunmaya musait” yer anlamına geldiği belirtilmektedir. Kalenin yekpare taştan olmasından dolayı çeşitli dillerdeki Hasankeyf ifadesi “Taş Kalesi” manasına gelmektedir.
Hasankeyf’in ne zaman kurulduğu, şimdiye kadar karanlıkta kalmış, eldeki bilgi ve verilerin yeterli olmaması nedeniyle kuruluşu hakkındaki görüşler , bir ihtimal olmaktan öteye gitmemiştir. Şehrin jeopolitik yapısı, önemi ve mesken olarak kullanılan çok sayıdaki mağaraların, Hasankeyf’in çok eski bir yerleşim merkezi olduğunu gösterir. Hasankeyf tarihi antik döneme kadar dayanmaktadır.

Hasankeyf; Diyarbakır ve Cizre şehirleri arasında önemli bir kara ve su yolu güzergahında olup, savaşların olmaması ve ticaret yollarının burdan geçmesi bir yerde Hasankeyf’i kültürleri kavşak noktası haline getirmiştir. İran ve iç asya kültürleri , doğu Akdeniz, Mezopotamya, Roma ve Bizans kültürlerini barındığından, Romalılar, İran sınırını denetim altında tutabilmek için Hasankeyf’e kale inşa edilmiştir. Miladi üçüncü asırda İranlılar Mezopotamya yı ele geçirince Roma imparatoru Diyokletion harekete geçerek, bütün Mezopotamya ve Dicle nehrinin doğusundaki yerleri aldı. M.S. 633 yılında Hasankeyf’in Bizanslıların denetiminde olduğu ve 451 yılında Bizanslıların yaptırdıkları kale ve korunma amaçlı yapıtları ile şehrin denetimine müslümanlar tarafından feth edilene kadar sahip olmuşlardır. Hicri 17. yılda Hasankeyf islam orduları tarafından ele geçirilmiştir. Antik kent, sırası ile Emeviler ve Abbasiler döneminden sonra, Hamdaniler (906-990), Mervanıler (990-1096) denetiminde kalmış, daha sonra Artukoğulları eline geçmiştir. Artuklular, Türkmen sülalesinden olup, Hasankeyf’e en parlak dönemini yaşatmışlardır. Artukoğulları Hasankeyf ile beraber Diyarbakır, Mardin ve Harput’ta hüküm sürmüşlerdir. Selçuklu sultanı Alparslan ve Melikşah gibi değerli devlet adamlarının, ileri gelen komutanlarından Artuk, 1071 Malazgirt savaşından sonra bölgeyi Selçukluların hakimiyetine katarak Selçuklulara önemli bir katkıda bulunmuştur.
Artukoğlu Sökmen 1101 yılında Hasankeyf’i ele geçirip burada önemli tarihi eserler yaptırmıştır. Böylece Devlet İdaresinde yeniden bir yapılanmaya gidilmiştir. Göçebelik hayatından yerleşik sisteme geçilmiştir. Yönetimin halk kitlelerine dayanması, Artuklulara bağlı bölgelerde yarı müstakil bir hükümranlık anlayışı ile divanlar oluşturulmuştur. Haçlı akımlarına rağmen ilim, sanat ve kültürel sahada büyük çalışmalar gösterilmiştir. Darphaneler kurulup, devletin iktisadi yapısı hep canlı tutulmuştur. İlime ve ilim adamlarına büyük önem verilmiş, hasankeyf şehir kalesine su getirilerek önemli bir teknik deha yaratılmıştır. Mekanik alanda kitaplar yazılmış, makinalar, pompalar, fiskiyeler, su terazileri ve müsiki aletleri yapılmıştır.
1232 yılında Eyübi Sultanı El-Kamil El-Malik tarafından Hasankeyf ele geçirilmiştir. Ortaçağın ve şarkın en kuvvetli devletlerinden olan Eyyübiler Mısır, Süriye ve Yemende hüküm sürmüşlerdir. Böylece Eyyübi hükümdarlarının şehri ele geçirmeleri ile birlikte 130 senelik Artukoğulları dönemi sona ermiştir.
Selahaddini Eyyübiden sonra Eyyübiler bir çok emirliklere ayrılmış olup, Hasankeyf Eyyübi hükümranlığı da bunlardan biridir. Eyyübiler çok önemli eserler yaptırmış, ilim, sanat ve kültürel alanda miraslar bırakmışlardır. Özellikle mimari sahada faaliyet gösteren Hasankeyf Eyyübileri tarihteki yerlerini almışlardır. Moğol istilasından Hasankeyf’te nasibini almış,Moğollar burayı ele geçirilerek yağma ve tahrip etmişlerdir.

Eyyübilerden sonra Hasankeyf’e Akkoyunlular hakim olup, 15. y.y başına kadar hüküm sürmüşlerdir. 1473 yılında uzun hasan ve Fatih Sultan Mehmet arasında yapılan otlukbeli savaşında uzun hasan’ın oğlu zeynel bey şehit olmuş ve Hasankeyf’te dicle nehri kenarında gömülmüştür. Akkoyunlulardan sonra Hasankeyf İran Sefavilerin hakimiyetine geçmiştir. 1515 tarihinde Yavuz Sultan Selim’in doğu seferi ile birlikte Hasankeyf Osmanlı egemenliğine geçmiştir. Bu dönemde Hasankeyf çevredeki aşiretleri idare eden merkezi bir hanedanlık konumunda olup, buna paralel olarak iktisadi ve ticari yapıda büyük bir gelişme göstermiştir. Bu dönemde şehir nüfusunun 10.000. civarında olması ise Hasankeyf’in büyük bir yerleşim merkezi olduğu gösterir. Erken ortaçağ tarihi ve yapıtlarından anlaşıldığı üzere Hasankeyf’te kültür uygarlıkların kaynaştığı, yerleşik halkın, 7000. civarındaki yazları serin kışları sıcak olan ve ortaçağ şartlarında çok modern ev olan mağaralarda hayatlarını sürdürdükleri anlaşılmaktadır.
“Hasankeyf taşınırsa yok olur!”
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Hasankeyf kazı kurtarma SİT alanı projesini süratle bitireceğiz. Bunu da suistimal ediyorlar. Yalan söylüyorlar. Hasankeyf’i yok edecek kadar vatana ihanet içinde olamayız” sözlerinin ardından Doğa Derneği bir açıklama yaptı.
Doğa Derneği Genel Müdürü Güven Eken “Hasankeyf’in taşınarak koruyacağını iddia edenler ve projelendirenler, Başbakan’ı tarihi bir hataya sürüklüyorlar. Diyelim ki kazılardan çıkan bir kaç eseri taşıdınız, diyelim ki camileri ve köprüyü de taşıdınız. Peki, köprünün altından akan Dicle Nehri’ni, burada yaşayan milyonlarca canlıyı ve Hasankeyf’i Hasankeyf yapan kaya uygarlığını nasıl taşıyacaksınız? Hasankeyf yok edilebilir, ancak taşınamaz. Vatan nasıl taşınamazsa, Hasankeyf de taşınamaz” dedi.
Diyarbakır’da, GAP Eylem Planı’nı açıkladığı sırada Hasankeyf’in yok olmasına izin vermeyi vatan hainliği olarak tanımlayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Hasankeyf’i yok edecek Ilısu baraj projesine değinmedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hükümetin Hasankeyf’i kurtarma çalışmalarını ‘Hasankeyf Yok Olacak’ diyenlerin suistimal ettiğini ifade etti. Erdoğan Diyarbakır’daki konuşmasında, “Batman’da Hasankeyf kazı kurtarma sit alanı projesini süratle bitireceğiz. Bunu da suiistimal ediyorlar. Yalan söylüyorlar. Hasankeyf’i yok edecek kadar vatana ihanet içerisinde olamayız” dedi.
Doğa Derneği Genel Müdürü Güven Eken konu hakkında yaptığı açıklamada “Ne Hasankeyf, ne de Dicle Vadisi’ndeki doğa kurtarma kazısıyla veya taşınarak korunamaz. Hasankeyf’in taşınarak koruyacağını iddia edenler ve projelendirenler, Başbakan’ı tarihi bir hataya sürüklüyorlar. Diyelim ki kazılardan çıkan bir kaç eseri taşıdınız, diyelim ki camileri ve köprüyü de taşıdınız. Peki, köprünün altından akan Dicle nehrini, burada yaşayan milyonlarca canlıyı ve Hasankeyf’i Hasankeyf yapan kaya uygarlığını nasıl taşıyacaksınız? Hasankeyf yok edilebilir, ancak taşınamaz. Vatan nasıl taşınamazsa, Hasankeyf de taşınamaz” dedi.
Doğa Derneği Kampanya Koordinatörü Erkut Ertürk ise “Biz Sayın Başbakan’ın Hasankeyf hakkında söylediği bu sözlerden sonra Ilısu barajı gibi bir projeye izin vermeyeceğine inanmak istiyoruz” dedi.
Yapılan çalışmalara göre Ilısu barajıyla birlikte bölgedeki 300’den fazla arkeolojik alandan 83’ünün, bununla birlikte bölgeye has onlarca türün yuvalanma ve üreme alanlarının da sular altında kalacağını vurgulayan Ertürk, “Dolayısıyla, Ilısu Baraj projesinin vaat ettiği gelecek, binlerce yıllık tarihin ve benzersiz doğal alanların yok olmasıdır. Hasankeyf’i yok etmemenin tek yolu Ilısu baraj projesini iptal etmek ve bölgeyi UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine dâhil etmektir” dedi.
Yazar: Fırat Erdoğan Tarih: 31 May 2008
Diyarbakır Kültür ve Sanat Festivali’nin sekizincisi 27 Mayıs günü, Parkorman’da Süleymaniye Orkestrası’nın konseriyle başlayacak. Büyükşehir Belediyesi’nce düzenlenen ve 6 gün sürecek festival kapsamında, konferans, panel, konser, şiir dinletisi ve sergilerle sanatseverler farklı bir hafta yaşacak.
Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Belediye Konukevi’nde “Herkes renkleriyle güzeldir” temasıyla 27 Mayıs-1 Haziran tarihleri arasında yapılacak festivalin programını açıkladı. Festivalin Diyarbakır tarihi misyonunu uygun bir şekilde organize ettiklerini belirten Baydemir, kentin kültür ve sanat potansiyelini açığa çıkardıklarını, evrensel değerlerle buluşturduklarını söyledi.
Diyarbakır’a “Ortadoğu coğrafyasının kültür, sanat, ticaret ve turizm merkezi” vizyonunu biçtiklerini dile getiren Baydemir, “Bugün Diyarbakır kültür ve sanatın bir marka şehrine dönüştü. İstanbul’dan, İzmir’den, Tiflis’ten, Atina’dan, Van’dan, Kobani’den, Duhok’tan, Süleymaniye’den kültür ve sanat alanında kim varsa yüzünü Diyarbakır’a çevirdi. Diyarbakır’da, Kültür ve Sanat Festivali’nde sahne almak, fotoğraflarını sergilemek, filmini göstermek, atölye yapmak, Diyarbakır halkıyla buluşmak bir ayrıcalık haline dönüşmüştür” dedi.
Konya Mevlana Sema Grubu ve Mardin Kırklar Kilisesi Korosu’nu Diyarbakır’da gösterisi sunacak. Festival yürüyüşü 28 Mayıs’ta Urfakapı’dan Fransız Malabar Grubu’nun akrobat gösteriyle başlayacak.
* 8.Diyarbakir Kultur Sanat Festivali Programi icin tiklayin
Ziman û Çanda te Hebûna te ye
Ziwan û Kiltûra to Estbiyina to yo
Dilin ve Kültürün Varlığındır
Your Language and Culture are Your Life
Yazar: nesrin dabağlar Tarih: 23 May 2008

Bilirsiniz saz çalmak, marifet, emek, yürek ve hikmet ister…
Sazın hakkını vererek çalmak öyle herkese nasip olmuyor, ortalık müzisyenden geçilmiyor ama yetenek ve eğitimin yanında pek çok başka özellik gerektiriyor saza iç titreten o ruhu verebilmek… Hani Arif Hoca gibi, Musa Eroğlu, Aşık Veysel, Mahsuni Şerif gibi…
Bilgiyi ve hikmeti kazanmak da ayrı bir marifettir ki, çok basitmiş gibi görünse de birçok şansın bir arada olması şarttır. İlk önce bilgiyi alıp, algılayabilecek fiziki koşullara sahip olacaksınız. Yani gözünüz, kulağınız, beyniniz olacak,sonra bu bilgiyi almaya istek duyacaksınız, aklınızda kalabilmesi için yeterli belleğe sahip doğacaksınız. En son olarak da bilgiye ulaşacağınız kaynaklara erişebilme şansına sahip olacaksınız.
Çok sıradanmış gibi görünen bu özelliklerin sizde bir arada bulunma şansının ne kadar az ve değerli olduğunu anlayabilmeniz için, dünya istatistiklerini bir kenara bırakın, sadece yakın çevrenizdeki özürlü insanlara bakın yeter.
Bilginin edinilme şansı nedir? Hiç bu konuda durup derinine düşündüğünüz oldu mu?
Ne acıdır ki dünya nüfusunun sadece yüzde birinin bilgisayarı var. Yüzde biri temsil edenlerin, bu büyük şansı nelere kullandığını ise, her gün hayret verici olayların haberleriyle duyuyoruz ve görüyoruz ne yazıktır ki. İnternetin çeşitli dolandırıcılıklar ve özellikle pornografi için yoğun olarak kullanıldığını bilmeyen yok. Teknolojinin kötü amaçlara hizmet ediyor olması iç acıtıyor gerçekten. Düşünsenize, oturduğunuz yerden bütün dünyaya ulaşabilen yüz kişiden birisiniz, ve siz bu nadide hakkı kötüye kullanıyorsunuz… Hiç mi vebali yoktur bunun sizce?
Sazla başladık, bilgi, emek, hikmet, internet, dolandırıcılık, pornografi vs. Konu nereye doğru gidiyor dersiniz?
Sizlerle bir masalı paylaşacağım birazdan, sözümün özü o masaldan sonra çıkacak ortaya.
Murathan Mungan bir şairdir bilirsiniz. Onun yine şiir güzelliğinde bir masal kitabı var:
” Lal Masallar ” Okumayanlara tavsiye ederim.
Anlatmaya çalışacağım masal epey uzun ama ben üstünde durmak istediğim bölümü kısaca aktarmaya çalışacağım, umarım Murathan Mungan’ın şiirsel dilini bozmadan yapabilirim bunu.
Bir oba beyinin veliahtı tek oğul Azer, içinde söndüremediği gurbet ve hak aşıklığı özlemiyle yollara düşer. Onu durdurmaya çalışan ana, baba, yaşlı bilgelere rağmen sazını boynuna astığı gibi atına atlar ve yüreğindeki gurbetten kurtulmak için yola koyulur, onu nelerin beklediğini bilmeden ve geri döneceğini ve obanın başına geçeceğini uman büyüklerinden hayır dualar alarak…
Yolu bir zaman bir köye düşer. Köyün kahvesine girip sazını en yüksek çiviye asar. Kahvede suratlar asılır birden. Köyün töresini bilmeyen Azer şaşar bu gerginliğe. En yaşlılardan birisi soru sormaya başlar, nerden gelir, nereye gidersin, yol yordam bilmez misin diye.
Azer bir suç işlediğini anlar da, suçunun ne olduğunu bilmez, sorar.
Sazını en yükseğe astın oğul, bu bir meydan okumadır, benden büyüğü yoktur demektir, diye cevap verir yaşlı kişi.
Affedin, toyluğuma verin, bilemedim, der Azer.
Sen aşık mısın, iyi saz çalar mısın, der yaşlı.
Ben çalar söylerim, aşık adını, dinleyen verir, diye cevap verir Azer.
Madem sazını en yükseğe astın, çal da dinleyelim, derler.
Azer çalar, cümle aşıklar dinler. Sesi ve sazı kahveden çıkar tüm köyü kaplar, büyüler. Bütün aşıklar başı önünde Azer`in önünde ayağa dizilirler.
Baş aşık bundan gayrı bana saz çalmak düşmez, der, sazını orta yere bırakır.
Aşıklar Azer`in sazının yerinin en yüksekteki çivi olduğunu ağız birliğiyle dile getirirler. Sazı elleriyle kaldırıp en yükseğe asarlar.
Bütün bunları en başından beri izleyen köyün yaşlısı Bilal dede hala susar bir köşede…
Baş aşık, Bilal dedeye dönüp,
Sen hala ikirciklisin, aşığın sazı da, hüneri de, hikmeti de seni yumuşatamadı, der.
Azer, sazını en yükseğe asanlara dönüp,
Dilinize sağlık ata kişiler, bir gün benim de sazım yükseklerden iner. Bana da saz bıraktıracak bir aşık gelir dünya yüzüne. Kimse yükseklerde daim kalmaz, der.
Bilal dedenin yüzünden bir ışık geçtiği görülür.
Bu arada kahveci, kahveyi dolanmış bir tepsi para toplamıştır, paraları getirir, yığar Azer`in önüne.
Azer bunu da bir töre olduğunu anlar, bir tek altını eline alıp,
Gerisi yoksulların hakkıdır, tüm köylüye dağıtıla, der.
Tüm aşıklar,
Bu senin bileğinin, yüreğinin, sazının ve hikmetinin bedelidir, almalısın Azer, derler.
Azer;
“Hayır ağalar şu sazı çalanda çalmayanın hakkı var, bu hikmeti bilende bilmeyenin hakkı var”
Bu sözü üzerine Bilal dede ayağa kalkar ve Azer`in yanına gelir. Yüzü ışımış, gönül kapısı açılmıştır. İlk defa konuşur;
“Aşık demek, yalnızca iyi saz çalmak, kudretli söz söylemek değildir. Aşık gönül toprağına tohum düşürendir. Sazının hüneriyle övünüp, gönlünü, kafasını boş bırakana aşık denmez. Yolun açık ola aşık.”
Bu masalın arkasına daha ne ilave edilir bilemiyorum?
Okuduğumda dünyanın haline şöyle bir kez daha bakıp iç geçirdim. Nelerin unutulduğunu, yok sayıldığını içim acıyarak hatırladım bir kez daha. Şu an elinde sazı olup sadece kendi türküsünü çalanlara satırlarım ne kadar ulaşır, ulaşsa ne kadar umursarlar bilmiyorum ama ben sözlerimi yine de söyleyeceğim…
Bir şeyler değişmeli artık,barışla, sevgiyle, ışıkla değişmeli!
Sahip olduğu nimetleri, güzellikleri, olanakları, akılı, hikmeti, bilgiyi sadece kendi hakkı sananlara, saklayıp paylaşmayanlara, haklarını insanların üzerinde kötü amaçlarla kullananlara, başkalarının hakkına göz koyup gasp edenlere, sadece farklılıkları nedeniyle suçlu saydığı insanlara ikinci sınıf davrananlara, biraz daha maddeye sahip olabilmek için çaresizleri kullananlara, dünyayı bile bile kirletenlere, bir başkasını öldüren ve öldürtenlere ve özellikle oturduğu elmastan koltuğu ve makamı mezarına götüremeyeceğini unutanlara… Ve üzerinde “kul hakkı” olanlara;
Bencileyin hatırlatıla!
“Şu sazı çalanda çalmayanın hakkı var, bir hikmeti bilende bilmeyenin hakkı var”
Unutulmaya…
Yazar: Nihal Demir Tarih: 22 May 2008
Tarih de bugün neler gelmiş geçmiş. Neler olmuş bir göz atalım.
Bugün doğanlar
1813 - “Uçan Hollandalı”, “Siegfried” gibi operaların yaratıcısı Alman besteci Richard Wagner.
1859 - Sherlock Holmes romanlarının yazarı İngiliz doktor ve romancı Sir Arthur Conan Doyle.
1907 - Shakespeare’in sinema uyarlamalarındaki performansıyla ünlü İngiliz sinema ve tiyatro oyuncusu Sir Laurence Olivier.
1924 - Asıl adı Şahnur Varenak Aznavuryan olan Ermeni kökenli Fransız şarkıcı Charles Aznavour (Şarl Aznavur)
Bugün ölenler

1885 - “Sefiller” adlı romanıyla dünya çapında ün kazanan eleştirel gerçekçilik akımının öncülerinden Fransız yazar Victor Hugo.
1912 - Taşlamalarıyla ünlü Şair Eşref .
1955 - Aziziye Tabyası kahramanı Nene Hatun 97 yaşında Erzurum’da öldü.
1960 - Ressam İbrahim Çallı, İstanbul’da 78 yaşında öldü.
Modern Türk resminin öncülerinden Ressam İbrahim Çallı. Canlı ve parlak renkleri serbest fırça darbeleriyle kullanmasıyla ayırt edilen Çallı, Türk resmine yeni bir soluk getirmişti.
1967 - ABD’li yazar Langston Hughes.
1982 - Türkiye’nin Beşinci Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay öldü.
1996 - Sanatçı Tanju Okan öldü.
Tüm bunların dışında ise;
1929 - Şair Yahya Kemal Bey (Beyatlı) Madrid elçiliğine atandı.
1932 - Ağrı Dağı ayaklanmasına katılan 34 kişi hakkında idam kararı verildi.
1950 - Celal Bayar Türkiye Cumhuriyeti’nin 3. cumhurbaşkanı oldu. Aynı gün, Adnan Menderes ilk Demokrat Parti hükümetini kurdu.
1960 - Haberleşmeye sansür koyan Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı, beş kişinin bir araya gelerek dolaşmasını yasakladı.
1961 - İstanbul Belediyesi’nin düzenlediği Türk filmleri yarışmasında Memduh Ün’ün yönettiği Kırık Çanaklar en iyi film seçildi.
1963 - İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı, Hürriyet, Milliyet, Akşam ve Tercüman gazetelerini kapattı.
1971 - Bingöl’de 6.7 büyüklüğündeki depremde 878 kişi öldü.
1972 - Orhan Kemal Roman Armağanı’nı Yılmaz Güney aldı.
1990 - Yemen Arap Cumhuriyeti (Kuzey Yemen) ile Yemen Demokratik Cumhuriyeti (Güney Yemen) birleşti.
1991 - Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı kuruldu.
2000 - Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi’de sadece kadınlara hizmet edecek dev bir alışveriş merkezi kuruldu.
2000 - Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) Fettullah Gülen’in sahibi olduğu Fatih Üniversitesi’ne bağlı hemşirelik yüksek okulunu başörtü yasağına uymadığı gerekçesiyle kapattı.
Yazar: Nihal Demir Tarih: 22 May 2008
Türkiye’nin New York Kültür ve Tanıtma Ataşeliği, Yahoo firması ile Türkiye’nin tanıtımına başladığını duyurdu.
Ataşelikten yapılan açıklamada, 16 Mayıs 2008 tarihinde başlatılan reklam kampanyasının 30 Ağustos 2008 tarihine kadar devam edeceği bildirildi.
Başta ABD olmak üzere Almanya, İngiltere, Fransa, Hollanda, İspanya, İtalya ve İsrail’de sürdürülecek tanıtım atağında Yahoo kullanıcılarına İstanbul, Efes ve Akdeniz gibi turizm merkezlerinden görüntüler sunulacağı ve reklamlar tıklandığında internet kullanıcılarının T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Tanıtma Genel Müdürlüğü’nün hazırlattığı “www.goturkey.com” isimli web sitesine yönlendirileceği belirtildi.
Açıklamada, Yahoo firması yetkilileriyle yapılan anlaşma sonucu, Türkiye reklamlarının, özellikle Türkiye’ye ve komşu ülkelere ziyaret etme eğilimindeki potansiyel turistlerin bilgisayar ekranlarında görüneceği bildirildi.
Goturkey.com sitesinde; Tarih&miras, kültür&yaşam, seyahat rehberi, gidilecek yerler, iş dünyası, şehirlerin haritaları, tanıtım videoları, gündem ve daha birçok bilgi mevcut.