yeni başlık  |  kontrol paneli  |  profil  |  üye olun | indigo dergisi |

İndigo Dergisi Blog » spiritüel


Zeitgeist: Gerçek Bir Film

Oct 05, 2008 @ 08:24 pm by zeitgeist

Düşündüklerimizi, anladıklarımızı, nereden geldiğimizi ve bundan sonra ne yapacağımızı daha derin araştırdıkça bize ne kadar çok yalan söylendiğini göreceksiniz. “Dünyadaki her kurum tarafından kandırıldık.” Zeitgeist, Almanca’da “Dünya Ruhu” anlamına gelen bir uyanış filmi olarak değerlendirilebilir. İnanmak zorunda değilsiniz, sadece izleyin.

Film ise hayata bakışınızı, inançlarınızı, dininizi, işinizi, bankadaki paranızı, savaşları, yüzyıllardır yaşanan olayları, tüm dünyayı, hayatı, her şeyi, bambaşka bir bakış açısıyla görmenizi sağlayan, aslında tek yaptığı şey zaten var olanı ortaya koymak olan bir belgesel. Bu filmde görülenlere komplo teorisi denemez, çünkü yüzlerce kaynaktan toplanan, gerçek bilgiler üst üste getirilmiş, pek çok düşünürün, bilim adamının, siyasetçinin yorumları alınmış ve bir kolaj yapılmış. Sahte olan, iddia olan hiçbir şey yok! (yorum: black rock, 20.03.2008, bkz eksisozluk)

Çakra Meditasyonu

Oct 01, 2008 @ 06:36 pm by Hülya Balıkavlayan Yüce

Yazar: Hülya Balıkavlayan Yüce
İndigo Dergisi - Eylül 2008
hulyayuce1974@gmail.com

Yere oturun – mümkünse lotus pozisyonunda – veya sizin için rahat olan bir pozisyonda..Sırtınız dik olsun. bir sandalyeye dayanarak oturabilirsiniz. Zihninizi sakinleştirin. Düşüncelerinizi sessizleştirin. Bedeninizi gevşetin. Yüzünüzü. çenenizi. gevşetin. Omuzlarınızı. boynunuzu. .kollarınızı gevşetin. ellerinizi . huzuru hissedin. Bedeniniz kalçalarınız. gevşesin. Bacaklarınız. ayaklarınız. tamamen gevşedi. Nefes almanıza odaklanın. Ağzınızdan yavaşça nefes alın. iki kez daha nefes alın. veya istediğiniz kadar.

Şimdi başlamaya hazırsınız.

Gözlerinizi kapayın.

Taç çakranıza saf beyaz ışığın dönen topunun girdiğini imgeleyin.

Bu ışık topu yavaşça taç çakranız dan giriyor. dengeliyor. evrenin ritmi ile dönüyor. sizin en yüksek alemlere açılmanıza izin veriyor.

Işık enerjisi topu üçüncü göz çakranıza iniyor. Dönerken sizin ‘görme’ sezgisel armağanınızı uyandırıyor.

Modeller, imgeler, renkler üçüncü gözünüze akıyor. Fevkalade bir gösteri içinde.

Işık enerjisinin topu boğaz çakranıza iniyor..blokları çözüyor. dengeliyor.

Işık enerjisinin topu yavaşça kalp çakranıza geliyor. Dönerken duygularınızı uyandırıyor. Bu duyguları kademeli olarak salıverme gücüne sahipsiniz. Bir iyileşme duygusu hissediyorsunuz..Tüm ruhunuz dengeli.

Işık enerjisinin topu solar pleksusa iniyor. Dönüyor. temizliyor. sizi uyandırıyor. Tekrar duygular hissediyorsanız. Bloke olmuş enerjileri salıyorsunuz. Bir özgürlük duygusu varlığınızın her hücresinde ortaya çıkıyor.

Işık enerjisinin topu ikinci çakraya iniyor. Enerji tekerleği serbestçe dönmeye

başlıyor. Cinsel blokajların tüm seviyelerde çözündüğünü hissediyorsunuz.

Enerji topu şimdi kök çakraya girerek kundalini enerjilerinizi uyandırıyor.

Omurganızdan yukarıya çıkan, dönerek hareket eden enerjileri hissedin. diğer çakraların tümünü açıyor ve dengeliyor, siz yaratıcı kaynağa bağlanmış hissedene kadar.

Enerjiler şimdi tüm çakralarınızdan akıyor.

Çakralarınızın yaratıcı enerjinin saf ritminde döndüğünü görün.

Işık şimdi fiziksel bedeninizi terk ediyor ve daha yüksek frekanslardaki çakralarınızla
birleşiyor.

Çakra enerjilerinizin dışarıya doğru yayılmasına izin vererek zihninizi genişletin. Dünya gezegeninin çakraları ile birleşiyorsunuz. Çakralarınızı dünyanın çakraları ile birleştirin ve Dünya Ana vasıtası ile Dünyayı deneyimleyin.

Sonra çakralarınızı Dünyanın ötesine genişletin ve Evrene uzatın. siz ilerlerken gördüğünüz her şeyi dengeliyor.

Son olarak çakralarınızı, yaradılışın çakraları ile birleştirin. Evren ile bir olun. ve her şeyin Yaratıcısı olun.

Yaşlı Kâhinin Son Kehâneti

Sep 27, 2008 @ 09:38 pm by haber merkezi

Sovyetler’in çöküşünü, Prensen Diana’nın ölümü, 11 Eylül’ü bilen yaşlı kahinin son kehaneti ortaya çıktı.

Faciadan 20 yıl önce “Yüzyılın sonuna doğru, ağustos sıcağında Kursk sular altında kalacak ve dünya felaketi izlerken gözyaşlarını tutamayacak” demişti. O günlerde yaşlı kadının bu sözlerini duyanlar için sözler çok anlamsız gelmişti. 20 yıl sonra, Rus nükleer denizaltısı Kursk, içindeki 118 denizciye mezar olup da, ne kadar haklı olduğu ortaya çıkınca yıllar önce söylediklerini hatırlayanlar şaştı kaldı. İşte o günden sonra yaşlı kadına herkes gerçek bir kahin olarak bakmaya başladı.

Bulgaristan’ın Kozhuh dağlık bölgesinde Rupite köyünde yaşayan Vangelia Gushterova ya da kısaca Vanga’nın kehanetleri, ülkesinin sınırlarını çoktan aşmış durumda. Öyle ki, 1970′te, ABD First Ladyleri’nden Jacqueline Kennedy bile Vanga’yı görmek istemişti. Ancak dönemin komünist iktidarı bu buluşmaya izin vermemişti.

1911′de dünyaya gelen, henüz 12 yaşındayken sele kapılan ve mucizevi bir şekilde hayatta kalmayı başaran ancak o gün her iki gözü de kör olan Vanga, 1996′da hayata veda etti. 11 Eylül saldırılarını yıllar önce açıklayan Vanga “Amerikalı ikiz kardeşlere demir kuşlar saldıracak” demişti. Prenses Diana’nın beklenmedik ani ölümü ve Sovyetler’in “perestroika” ile başlayan çöküşünü de yıllar öncesinden haber veren Vanga’nın tüm bu kehanetlerine şimdi bir yenisi eklendi.
concept_hiigara.jpg

“Çağımızın kahini” olarak da anılan Vanga’ya göre 2010′da dünyayı çok büyük bir savaş bekliyor. Asya’da, dört devlet başkanına yapılacak bir saldırının ardından çıkacak olan savaşa “Üçüncü Dünya Savaşı olabilir” diyen yaşlı kadın, başka kehanette bulunmayacağını da açıklamış. Rusya’da yayınlanan Pravda gazetesinde yer alan haberde, Vanga’nın ayrıca kendi ölüm tarihini bildiği, kendisinden sonra Fransa’da bir kız çocuğunun doğacağını ve 10 yaşına geldiğinde “kehanet” yeteneğinin yavaş yavaş ortaya çıkacağını ve 2009′da tüm dünyanın onun adını duyacağını da söylediği belirtiliyor.

Pomak şivesiyle Bulgarca konuşan, gözleri görmeyen, yaşlı kahin Vanga, kapısını aşındıran gazetecilerle pek fazla görüşmemişti. Ancak bir keresinde “Bir insanla karşı karşıya geldiğimde, hayatı, doğduğu andan itibaren ölüm anına kadar bir film gibi zihnimde canlanıyor. İnsanlar şifa için de bana geliyorlar. Ama şifayı doktorlarda aramalılar. Asıl ilaçlar ise, yaşadıkları topraklarda yetişen bitkilerde” demişti.

Enerji Bedenimiz, Kendi Kendini İyileştirme ve Şifa

Sep 02, 2008 @ 02:47 am by Tuğba Kavas

Yazar: Tuğba Kavas
Indigo Dergisi - Eylul 2008
kavastugba@yahoo.com

Kuşkusuz sağlık yaşamımızdaki en önemli unsurlardan bir tanesi. Sağlığımız iyi ise yaşamdan aldığımız tat ta o derece iyi olmaktadır. Bedenimizin her yaşta tam randımanlı, dinç ve aktif olarak işlevini sürdürmesini, fiziksel, psikolojik olarak sistemimizin dengede olmasını gerçekleştirdiğimiz takdirde sağlıklı olmaktayız. Bunun doğal sonucu olarak ta Beden-Zihin-Ruh dengesi her an neşe, huzur ve mutluluk olarak bizlere geri dönmektedir.

Bu bölümde sizlerle paylaşacağımız konu Enerji, Bioenerji ve Yöntemleri.

Şimdi cansız insan bedenini düşünelim. Ruh bedenden çıktığı zaman veya bedenin manyetik alanı son bulduğu zaman beden işlevini yitirmektedir. Böyle bir durumda yiyecek ve su işe yaramadığı gibi beden makinamız işlemez hale gelmektedir. Yemek yemeden, içecek olmadan kısıtlı bir süre daha yaşayabiliriz. Peki, nefes almadan kaç dakika yaşayabiliriz? Demek ki bizi canlı kılan, hayatta kalmamızı sağlayan temel faktör yiyecek içecek değil. Başka bir şey! Her yerde, her şeyde olan, manyetik alanımızı besleyen, bedenimizi besleyen, canlı kılan birşey. Enerji, Yaşam Enerjisi ve Oksijen.

Fiziksel bedenimizle birlikte gözle görülmeyen bir de enerji bedenimiz vardır. Enerji bedenimiz vücudumuzun etrafında bulunan elektro/manyetik yapılı bir enerji alanıdır. Bugün bu alanın fotoğrafı kirlian fotoğraf makinesiyle çekilebilmektedir.

Bu enerji alanı bizi dış etkenlerden koruduğu gibi hayati fonksiyonlarımızı organize eden kompleks bir yapıya sahiptir. Bu yapı içerisinde yaşam enerjisinin bedenimizin farklı noktalarına ulaşmasını sağlayan ve hayatımızın farklı alanlarındaki işlevlerini organize eden binlerce enerji hattı ve enerji merkezi ya da kontrol noktaları vardır. Bu kontrol noktaları hem enerjinin beden içindeki hareketlerini kontrol etmektedir, hem de dışarıdan alacağımız enerjileri sağlamakta ya da ihtiyacımız olmayan atık enerjileri dışarı atarak evrene geri yollamaktadırlar.

Enerji noktalarının ana ve en büyük olanlarına çakralar denmektedir. Vücudun genel fonksiyonlarını düzenleyen yedi temel çakra bulunmaktadır.

Bu çakralardan iki tanesi bizim için gerekli temel yaşamsal enerjiyi sağlarken diğer çakralar bu enerjilerin işlenip hayatımızın belli alanlarında kullanılması için gerekli enerjileri sağlamaktadırlar. Temel iki çakradan ilki başımızın üzerinde bulunan ve evrenle ya da tanrısallıkla yani resmin bütünü ile bağlantı kurmamızı sağlayan tepe çakradır. İkincisi bacaklarımızın arasında bedenin en alt noktasında bulunan ve fiziksel seviyede bedenimizin yapılanması ve hayatta kalabilmesi için gerekli olan enerjileri sağlayan kök çakradır.

Bizler her nefes alışımızda yaşam enerjisini bedenimize, enerji kanallarımıza çekeriz. Yaşam enerjisi elektro/manyetik alanımıza, enerji merkezlerimize ve enerji hatlarımıza tam olarak ulaşırsa enerji hatlarına bağlı olan endokrin sistemi, hormon sistemi ve organlarımız da o kadar tam randımanlı ve sağlıklı çalışır. Hastalık dediğimiz durum enerji hatlarına dolayısıyla organlarımıza giden enerjide kesintilerin olması, azalmasıdır. Fiziksel yapımızın ve organlarımızın enerji ve oksijenle yeterince beslenememesidir. Nasıl yağlanması gereken makinayı yağlamadığımızda yağlanmayan yerlerde paslanmalar, bozulmalar, tıkanıklıklar, işlevsizlikler ortaya çıkarsa, enerji sistemimizin akışı değişip, bozulduğu zaman hücrelerimizin de doğal yapısında form değişiklikleri ve bozulmalar başlar. Bu durumda bedenimiz çeşitli fiziksel belirtilerle bizi uyarır. Hastalığı tekrar ifade edecek olursak; bedenimizin, “ beden-zihin-ruh” dengemizde bir şeylerin aksadığını, akışın sekteye uğradığını bize hatırlatmasıdır ki bizde bunun sebeplerini bulup durumu düzeltip tekrar dengeye gelelim.

Enerji akışımızı değiştiren, sekteye uğratan, hastalığa sebep olan unsurları incelediğimizde bunların; negatif düşünceler, zihinsel karışıklık, doğru nefes almama, düzensiz beslenme, hareketsizlik olduğunu görüyoruz. Ve böylece hastalığı bizim yarattığımız ortaya çıkıyor. Hemen pozitif tarafından gözden geçirelim. Eğer hastalığı biz yaratıyorsak o zaman tekrar yok edebilir, iyileştirebiliriz.

Kendini iyileştirme yeteneğine örnek olarak sevgili annemi anlatmak istiyorum izniyle. Göğüs kanseri teşhisi kondu ve hemen göğsü alındı. Kemoterapi tedavisi gördü dolayısıyla vücudu deforme oldu. Karaciğerinde, böbreğinde kist oluştu, göz retinası yırtıldı ve kemikleri erimeye başladı. Daha sonra rahmi alındı, beyninden operasyon geçirdi. Yaşama sevinci diye ifade edilen unsur burada devreye giriverdi. Birlikte enerji çalışması ve şifa çalışması yaptık ve ilgili ilaçlarını düzenli olarak kullanımla, kendi pozitif düşünceleriyle ve azmiyle şu an çok iyi. Bugün kistlerin hiçbiri yok, retina yırtılmasının ilerlemesi durdu ve kemikleri tekrar güçlenmeye başladı. Evet, kendini iyileştirmeyi kabul etti ve uyguladı ve iyileşti. Kendisini görseniz bütün bunları yaşadığına inanmazsınız. Tıp yöntemleriyle birlikte bu yöntemlerle işbirliği yapıldığında iyileşme süreci hızlanıyor. Bir başka örnek verirsek; aynı hastalığa yakalanmış iki kişiye aynı ilaci veriyorsunuz bir tanesi iyileşiyor bir tanesi iyileşmiyor. Bunu nasıl açıklayabiliriz? Demek ki ilaçlarla birlikte insanların iyileşip iyileşmemesine karar veren başka bir mekanizma var. “ Kişinin Kendi İradesi”

Günümüzde sağlık ve dengeli yaşam ile ilgili farklı birçok materyal tamamlayıcı olarak ortaya çıkmaya ve uygulanmaya başladı. Biyoenerji, bir çok enerji yöntemleri, pozitif düşünce, beden egzersizleri, nefes egzersizleri, meditasyon, renk terapileri, ses terapileri, zihni huzurlu ve sakin duruma geçirmek için aktiviteler, bitkilerin katkıları artan bir hızla yaşamımızdaki yerini alıyor. Doğanın iyileştirici gücü; deniziyle, toprağıyla, bitkileriyle, oksijeniyle, ağaçlarıyla yaşamımızda sağlığımız için kullanılmaya başlandı ki birçoğu anneannelerimiz, dedelerimiz tarafından hep kullanılmıştır aslında, yeni bir şey değil. Yaşantımızda ve tıp alanında da tamamlayıcı tıp ismiyle tekrar genişleyerek bize eşlik ediyor.

—————
* Bu yazi Milliyet gazetesinde de yayimlanmistir.
* http://www.yenibilinc.com

Düşlerimdeki Yaşam – 14 (Son)

Sep 02, 2008 @ 01:58 am by Nilgün Doğan

Yazar: Nilgün Doğan
İndigo Dergisi - Eylül 2008
dogan.nilgun@gmail.com

Sevgili dostlar, sizlere iletmek istediğimiz yeni konular sizleri çok ilgilendiren ve çok seveceğiniz, çok sevineceğiniz konular.

Sevgili dostlar artık yeni bir döneme girdik ve bu dönem gerçek sevginin yoğunlaştığı dönem demiştik. Sizler yaşadığınız anlara ve yaşadığınız anlardaki herşeye ve herkese sonsuz sevgi ve aşk duygusunu duymaya başladınız ve bu duygu sizin ışığınızı güçlendirmekte. Farkındasınız ki aşkınız arttıkça ışığınız da artmakta ve kanatlarınız daha da büyümekte ve daha da yükseklere uçabilmektesiniz. Sizler biliyorsunuz ki aşk ile yaşadığınız her an sizi daha da yüceltmekte ve çevrenize daha fazla ışık daha fazla umut verebilmektesiniz.

Artık, yapmanız gerekenler çok da fazla değil, hep söylediğimizi gene tekrarlayacağız ki sadece sevginizi, umudunuzu besleyerek herkese ve herşeye yargılamadan, yorumlamadan, hoşgörü ve tevazu ile yol vermeniz ve takdir etmeniz bile yeterli bu muhteşem zamanları en muhteşem şekilde yaşamanız için… Daima hoş bir yürek ile hoş bir bakış ile sevginizi sunmaya devam edin lütfen. Sevginizi ne kadar çok kimseye sunarsanız o kadar çok kimse sizinle birlikte bu köprüden geçecek ve muhteşem güzelliklere adım atacak. Bu köprü sizler için geniş olsa da bazıları için çok dar. Bu kişilere köprüyü rahat geçebilmeleri için yardımcı olmalısınız. Bunun tek yolu ise sevgi ile onlara ışık tutmanızdır. Çok bir şey yapmanıza gerek yok, çok şey anlatıp enerjinizi tüketmenize de gerek yok. Sadece, sevgi ile hoşgörü ile kenara çakilip onlara gülümsemeniz bile yeterli.

Sevgili dostlar bilmelisiniz ki sizler bu süreçte çok önemli başarılar elde ettiniz. Çok önemli gelişmelerde pay sahibi oldunuz. Bu satırları okuyorsanız şayet yaptıklarınızdan da hiç şüpheniz olmasın. Görevlerinizi gerçekleştirmek için duyduğunuz aşk ve istek ile bizleri çok motive ettiniz, bizlere güç verdiniz, umut verdiniz. Biliyoruz ki artık sonsuz güzellik günleri çok yakın ve sizler bu süreçte başarılı liderler olarak pekçok güzel ruhun yolunu açtınız, sevginiz daim olsun.

Sevgili dostlar, artık yapmamız gereken sizlerle sohbet etmek değil, artık yapmamız gereken sizlerle birlikte yaşamaya devam etmek. Sadece sevgi dolu yüreğiniz ve hoş bakışlarınız ile yaşamaya devam etmeniz bile bizlerin ve sizlerin irtibatımızın devam etmesi demektir. Zihninizi sakin ve hoş bir şekilde dinlemeniz bile yeterlidir, yaşayacaklarınızı ve yaşadıklarınızı anlamlandırmanız için.

Bizler artık sizleri serbest bırakıyoruz ve yolunuz açık, aydınlık, sevgi dolu olsun diyoruz. Bu süreç içindeki paylaşımlarınız, sevginiz-saygınız ve inancınız için çok teşekkür ediyoruz. İçten sevgilerimiz ile sizlere güzel yolculuklar diliyoruz.

http://nilambara.blogspot.com/
dogannilgun@gmail.com

Düşlerimdeki Yaşam önceki bölümler:

1. Bölüm : INDIGO Dergisi Sayı 18
2. Bölüm : INDIGO Dergisi Sayı 21
3. Bölüm : INDIGO Dergisi Sayı 24
4. Bölüm : INDIGO Dergisi Sayı 26
5. Bölüm : INDIGO Dergisi Sayı 27
6. Bölüm : INDIGO Dergisi Sayı 28
7. Bölüm : INDIGO Dergisi Sayı 29
8. Bölüm : INDIGO Dergisi Sayı 30
9. Bölüm : INDIGO Dergisi Sayı 31
10. Bölüm : INDIGO Dergisi Sayı 32
11. Bölüm : INDIGO Dergisi Sayı 33
12. Bölüm : INDIGO Dergisi Sayı 34
13. Bölüm : INDIGO Dergisi Sayı 35

Ruhsal Gelişim İçin Meditasyon

Sep 02, 2008 @ 12:55 am by Hülya Balıkavlayan Yüce

Yazar: Hülya Balıkavlayan Yüce
İndigo Dergisi - Eylül 2008
hulyayuce1974@gmail.com

Her gün otuz dakika meditasyon yapmak ruhsal gelişim için iyi bir başlangıç sayılır. Dilerseniz pratik bir meditasyon uygulaması yapalım…

Önce sakinleşin ve gevşeyin. Gevşemek ve rahatlamak meditasyon için en iyi hazırlıktır. Rahat bir şekilde oturun. Yavaş ve derin bir nefes alın, dörde kadar sayıp nefesinizi tutun, sonra yavaşça nefesinizi verin. Aşağıdaki sözleri yumuşak bir ses tonuyla içinizde tekrarlarken kaslarınızdaki gerginliklerin azaldığını ve zihninizdeki bütün olumsuz düşünce ve duyguların nefesinizle birlikte çıkıp gittiğini düşünün: “Başımdaki ve yüzümdeki kaslar gevşiyor. Tüm vücudumdaki kaslar gevşiyor. Ben gevşiyorum, sakinleşiyorum ve rahatlıyorum. Bütün olumsuz düşünceler ve duygular içimden çıkıp gidiyor. Daha da rahatlıyorum. Kollarımdaki ve ellerimdeki kaslar gevşiyor. Bacaklarımdaki ve ayaklarımdaki kaslar gevşiyor. Dikkatim ayaklarımda, ellerimde ve başımda. Dikkatim karnımda, kalbimde, gırtlağımda ve alnımda. Ben alında parlayan bir yıldızım.”

Bunları içinizden geçirip sessizlik içinde oturun. Fonda uygun bir müzik (New Age de olabilir) çalıp bir gül tütsüsü ve mum da yakabilirsiniz. Bunlar sizin Alfa düzeyine geçmenizi kolaylaştıracaktır. Bütün sisteminiz ‘size karşı’ değil, ‘sizin iyiliğiniz için’ çalışmaya başlayacaktır.

Zihninizin enerjisi bir ‘İçsel Nehir’ gibidir. Dikkatinizi nereye yönlendirirseniz oraya akar. Enerjiniz nereye akarsa oraya hayat verip orayı güçlendirir. Zihniniz ve bedeniniz gevşediğinde ve rahatladığında bu, sizin sağlığınız ve mutluluğunuz için çok yararlı olacaktır. Beden diliniz ve fizyolojiniz sizin ‘rahat ve güvenilir bir dost’ olduğunuzu gösterecektir. Stresle ve zihindeki kargaşalarla savaşmanın en kolay yolu sakinleşmeyi, yavaşlamayı ve rahatlamayı öğrenmektir. Deneyimleriniz arttıkça, fazla zorlanmadan bunları elde ettiğinizi ve gündelik yaşamınıza geçirdiğinizi göreceksiniz.

Vicdanınızın Sesine Kulak Vermenin Yolu
Yukarıdaki basit egzersizi yaptıkça tüm bedeninizdeki gerginlikler yerini gevşemeye, rahatlığa, olumlu düşünce ve duygulara bırakacaktır. O zaman içsel sesinizi ya da vicdanınızın sesini duyabileceksiniz. O zaman bu yazıyı tekrar okuyun. Uygulamalarınız arttıkça yeniden okuyun. Her seferinde yeni şeyler anladığınızı göreceksiniz.

Daha derin bir meditasyon için yukarıdaki uygulamadan sonra aşağıdaki uygulamaya geçebilirsiniz. “Sembolik bir kapının eşiğinden geçiyorum. Birçok odası ve kapısı olan tarihi bir sarayın büyük salonuna giriyorum. Dolaşıyorum. Birden odalardan birinde adımın yazılı olduğunu görüyorum. Kapıyı açıp içeri girdiğimde aşağıya doğru kıvrıla kıvrıla inen bir spiral merdivenle karşılaşıyorum. Merdivenden inmeye başlıyorum. Yavaşça…. Aşağıda içsel hazinelerle dolu bir odayla karşılaşıyorum. Orada bir süre kalıp sessizlik, huzur, saygı, işbirliği ve başarı gibi mücevherleri elimdeki kadife keseye dolduruyorum. Sonra geri dönüş yolculuğum başlıyor. Hazine odasından çıkıp spiral merdivenden yukarıya tırmanıyorum. Adımın yazılı olduğu odadan büyük salona geçiyorum. Sarayın geniş kapısından dışarı çıkıyorum. Meditasyonu sona erdiriyorum.”

Beş Adımda Meditasyon
Bunun dışında ‘Beş Adımda Meditasyon’ uygulaması size gevşemeyi öğretecektir. İlk olarak enerjinizi zihinsel olarak her şeyden geriye çekin. Hiçbir şeyi reddetmeyin ve hiçbir şeye direnç göstermeyin. Dikkatinizi sadece içinize yöneltin. Bir kaplumbağanın başını gövdesinin içine çekişini hayal edin.

İkinci olarak, odaklanacağınız bir bilinç noktası yaratın. Alnınızın ortasında bir nokta olduğunu hayal edin ve oraya odaklanın. Bu noktanın parlayan bir yıldız olduğunu hayal edin. Bu size olumlu enerji sağlayacaktır. Kendinizi iyi hissedeceksiniz.

Üçüncü olarak, bir olumlama cümlesini içinizden tekrarlayın. Kendinizle ilgili olarak “Ben bilinçli bir varlığım”, “Ben huzurlu bir ruhum” gibi olumlu düşünce ve imgeler üretin.

Dördüncü olarak, enerjinizi ‘Huzur’ üzerinde odaklayın. Huzuru meditasyon konunuz yapın. Siz huzura odaklandıkça, huzur düşüncesi huzur duygusuna dönüşecek ve bu duygu yaşamınızı huzurla dolduracaktır.

Beşinci ve son adımda da deneyimi ya da gerçekleştirmeyi yaşayın. Bu huzur duygusunu, tüm dikkatinizi vererek besleyin. Onu geliştirin. Bu meditasyon, kendinizi gerçekleştirmenin başlangıcı olacaktır.

Kendimi Yok Ettiğimi Görüyorum Aşkla

Sep 02, 2008 @ 12:53 am by Hale Karaarslan

Yazar: Hale Karaarslan
İndigo Dergisi – Eylül 2008
hale@indigodergisi.com

Kendimi yok ettiğimi görüyorum aşkla… Ne mutluluk!

Bu muhteşem yaşam oyununda oyunun farkına varıp, varlığımı görüp, kendimin farkına vardığımdan beri, içimdekini bulma yolculuğundayım. Ancak insan, bu yola çıktığı anda da en zorlu sınavları vermeye başlıyor. İlk haline aslına dönünceye kadar müthiş bir arınma içinde olduğunu fark etse de unutup yaşamın dualitesinde, güçlü bir şekilde tutunmaya devam ediyor. Oysaki korku bilmemek, sevgi bilmek! Bildiğim anda korku kalmıyor. Korku bilginin, sevginin olmadığı durumdur. Zihnin ürettiği bir şeydir… Ve bilince, sevgi oluyorum. Sadece sevgi… Korku, korkunun üzerine giderek, onu anlamaya çalışarak, aşılabiliyor. Sevgi hali içinde olan için korkular bir arınma hali sadece. İnsan, üstüne yapışan bütün tortuları, ağırlıkları bırakmanın vereceği hafifliği, her direncinde, her kırgınlığında yaşıyor…

İçime dönüp, kendimi izlemeyi, seyretmeyi çok seviyorum. Her anında başka bir güzellik, farkındalık yaşıyorum… Kendimi ne kadar seviyorum? Kendimizi sevmeyi unuttuğumuz çok açık. Her şeyle, herkesle ilgileniyoruz da kendimiz için neler yapıyoruz, nelerle besliyoruz, nasıl arındırıyoruz? Düşünüyorum… İçe dönüş anları, yoğun düşünme anlarındaki hediyeleri alıyorum ve arınıyorum. Arındıkça hafifleyip öz halimi görüyorum. İçimdeki sevgiyi yaşadıkça, dışımda yaşadığım da o oluyor. Dış dünyadaki tüm o kaos… O nereye gitti? Kimin için? Savaş-barış! Aynı dünyada mı yaşıyorum? Dünyadaki tüm bu karmaşa, kavga ne için? Kimin için? Zenginlik-fakirlik, tüm karşıtlar? O halleri yaşıyor muyum?

Kabul edemediğim şeyleri, olayları düşünüyorum… Zihnimin, bana öğretilen ikili zihin oyunlarını görüyorum. Tuzakları… Bakıyorum; her şeyde direnç yaratarak yaşamlarımızı nasıl etkiliyoruz? Kabul edebiliyor muyuz? Teslim olabiliyor muyuz?

Direndikçe, kabul etmediğimi görüyorum… Ve ben neyi kabul edemiyorsam, yaşamımda tezahür edecek olan o oluyor. Ta ki anlayana, o duygudan özgürleşene, tekâmül edene kadar. Duygular onları fark etmem için, onlara yapışıp kalmam için değil. Ve duygularımız bize kederi, acıyı yaşatan… Acıyı neden çektiğimizi fark ediyorum. Farkındalık bu sebeple var ve biz farkındayız diyoruz her an. Oysa acı çekmeye de devam ediyoruz. Kabul ettiğimiz farkındalık düzeyine geldiğimiz anda tekâmülü yaşıyoruz. Acı, bir katalizör, anlamam için bir itici güç! Acıya teslim olmayı öğreniyorum zamanla. Bu, acının içinde kalarak o halden, kabul etmek haline geçerek oluyor. Kabul ettiğim anda da teslimiyeti yaşıyorum. Bu özgürleştirici bir ölüm anıdır. O duyguya ölmüşüzdür. Ve şimdi yeniden doğuş zamanıdır. Kabul, nötr bir oluş haline sokmuştur bizi. Ol’ma haline… Bir kez daha özgürleşmiş, kanatlarımızı sevgiyle açmaya, aşkla çırpmaya başlamışızdır. O büyük, sonsuz sevgiyi görmüş, aşk haline doğmuşuzdur… Cenneti yaşadığımızı hissederiz.

İlahi olanla aşkımızı en güzel şekilde, kendimizi tüm duygulardan arınmış, askla yasayan bir kalp haline geldiğimizde yasayabiliriz. O zaman duygu hallerinden çıkıp, olma hallerini yasama geçirelim.

Allah insana, insanin en güzel halini yansıtan harika örnekler yollamıştır. Bu hala devam etmektedir. Kendimizin en büyük sanat eseri olabileceğini bilelim. Zaten öyleyiz! Tüm sakladıklarımızın altında, en derinde muhteşem BİZ var! O pırıl pırıl ışıldayan kristali bulalım, Kristal gibi her yere ışığını, sevgisini, aşkı yayanı. Simdi katmanları atmak için çalışmak ve aska odaklanmak zamanı, onu ortaya çıkarabiliriz. O hali yasamaya başladığımızda O’nu her şeyde, her yerde görmeye başlarız. O zaman Tanrısallığın içimizden dışarıya yayılan olduğunu ve her şeyin Tanrısal olduğunu fark ederiz.

Yaşamı askla yaşamanın zarafetini hissedebilen insanin tüm gördüğü aşktır! Aşk içinde olan için zaman ve mekânın ötesi, ölümün ötesi vardır. Ve aşık orada, cennette yasar…

Kadın Çağı

Jun 20, 2008 @ 09:54 pm by Güneş Mustafaoğlu

Yazar: Dr. Güneş Mustafaoğlu

YENİ ÇAĞ
Biz inanılmaz farklı ve güzel bir zamanda yaşıyoruz. Yaşadığımız çağın özelliği aslında herkesin gözünün önünde. Genel anlamda yaşadığımız şey bir kelime ile ifade edilebilir: Değişim. Dünya hızla değişiyor. Toprak, su, hava, gezegenin doğası, bitkiler, hayvanlar, insanlık her şey çok hızlı bir değişim akıntısının içinde. Hiç kimse bu değişimin dışında kalamaz, çünkü bu Kozmik Değişimdir. Yani iki büyük çağın arasında olan geçiş dönemindeyiz. Buna eski dünyadan Yeni Dünyaya geçiş dönemi diyebiliriz. Bu kavramlar kozmik anlamlar taşıyor. Dünya yeni kozmik yollara açılıyor. Dünya ve insanlık Yeni Çağın eşiğindedir. Yeni Çağın en büyük özellikleri Birlik, Özgürlük, Ruhsallık, Tanrısallık Çağı olmasıdır. Bu nedenle ona Yürek Çağı da diyorlar. Ama bu Yeni Çağın en önemli özelliklerinden biri de onun Kadın Çağı olmasıdır.

Bu bir kehanet değil. Bu bir bilimsel araştırma da değil. Bu Gerçeğin ta kendisi! Dünyanın Kozmik Evrim yolunda ortaya çıkan Gerçek! Bu Yeni Çağın Kadın Çağı olmasının en büyük gerekçesi Dünya ve insanlığın Gerçek Ruhsallığa ve Gerçek Sevgiye susamasıdır.

Hiçbir zaman bu Dünya şimdi olduğu gibi zehirli değildi. Yalanlar dolu değildi. Saldırılar ve savaşlarla dolu değildi. Hiçbir zaman Dünyanın doğası bile rahatlığı ve huzuru şimdi olduğu kadar arzu etmemişti. İnsanlığın ve çağdaş, uygar ırkın hali hiç de mükemmel sayılmaz, hatta iyi de sayılmaz. Tam aksine Dünyanın doğasının günden güne daha rahatsız olduğu ortaya çıkıyor. Dünya tam anlamıyla hasta, dengesiz, ahenksiz halde! Global, küresel, ekolojik problemler ortada. Güneşin süper aktif olması, küresel ısınma, depremlerin şiddetinin ve sayısının artması, özellikle deniz altında uyuyan volkanların uyanması, çeşitli şiddetli fırtınalar, iklimlerin tamamen dengesiz hale gelmesi, eskiden bilinmeyen bir sürü yeni hastalıkların ortaya çıkması ve bunun gibi herkesin gözünün önünde olan faktörler, Dünyanın bir gezegen olarak ne kadar hassas ve dengesiz halde olduğunu göstermektedir. İnsanlığın hali Dünya doğasının halinden hiç de daha iyi değil. Dinler arası, ülkeler arası, ırklar arası çatışmalar, çarpışmalar, hiç bitmeyen savaşlar, günden güne şiddetlenen küreselleşen terörizm ise insanlığın kanayan yaralarından sadece birkaçıdır.

KADIN ÇAĞININ KADINSAL YARATICI ENERJİSİ
Her yeni günün ona özel bir enerjisi var. Ve insan her sabah yeniden, yeni günün enerjisi ile uyumlu hale geliyor ve güne öyle başlıyor. İnsan ve hatta her bir canlı her sabah daha güçlü ve yeni enerjiler alıyor göklerden. Bunun anlamı insan her gün değişiyor, çünkü enerjisi değişiyor. Hatta bu enerjiyi her an aldığını söylemek de mümkün. Bu enerjiler sayesinde insan, özellikle içinde bulunulan bu çağda hızla değişiyor, hem de olumlu bir şekilde gelişiyor.

Biraz olsun duyarlı olan her bir insan, Dünyanın haline üzülüyor. Küresel ısınma, kuraklık, susuzluk, savaş, silahlanma, açlık, toprağın verimsizliği, orman yangınları, yok olan hayvan türleri, besinlerin yapaylaşması, müzikten resme her sanat türünde genel bir cansızlık – ruhsuzluk… gibi sonu gelmeyen bir üzücü liste insanlığın bilincinde dönüp duruyor. Gelecek için, çocuklar için herkes her an kaygılı bir bekleyiş içinde…

Peki, ama Dünyada birçok şey insanın canını böylesine yakıyorsa, hatta ruhunu acıtıyorsa Yeni Kadın Çağı’nın Enerjisi Dünyayı düzeltebilecek mi? Bu nasıl olacak?

Yeni Kadın Çağının Enerjisi, Kadınsal Enerjidir. Kadınsal Enerji yaratıcıdır ve Yeni Çağı doğuracaktır.

Kadınsal Enerji her sabah erkek, kadın demeden her bir insanın Yüreğine Güneş misali doğuyor. Sıcak, cesaret veren bu Yüce enerjiyi, temiz ve ruhsal insanlar her an hissediyor.

Kadınsal Enerji Ruhsal bir Enerjidir. Amacı insanları Yüce Sevgiyle Yükseltip ruhsallaştırmaktır. Çünkü Yüce Sevgi insanları birleştirir ve Ruhsallık ise Yüceleştirir. Bunlar, özellikle günümüzde her bir insan ve Dünya için gerekli olan en önemli konulardır. İnsanlığın Yüce Birliği sevmesi ve öğrenmesi için Kadınsal Enerji yağıyor göklerden!

İnsanın kendi ruhunu idrak etmesi, Birliğin ve Tekliğin Güzelliğini sevgiyle anlaması, onun Kozmik Evrim Yolu’nda ilerleyebilmesi için şarttır!

Yüce Sevgiyle Ruhsallaşmak, sadece insanın değil, insanlığın ve Dünyanın da tüm sorunları aşabilecek güce erişmesi demektir.

Yüce Sevgi Tanrıya ve tüm insanlığa; Yüce Sevgi tüm Dünyaya ve Kozmosa… Yüce Sevgi karşısındakini kendinden ayırmayan her bir Yüreğin sahip olduğu Güzelliktir!

Yüce Sevgi ve Ruhsallık güçlerini taşıyan Kadınsal Enerjiyi, kendi Yüreğinde fark etmek ve bu enerjinin Işığı ile aydınlanan Ruh Yolunda, kendi Ruhunu geliştirerek, aynı zamanda insanlığın ve Dünyanın ilerlemesini sağlamak hem mümkün, hem de gerek.

Her insan Çağın bu Ruhsal Enerjisinin kıymetini anlamalıdır! Bunu akıl ile değil, bilinçte ve Yürekte idrak etmek mümkün! Bu tip Ruhsal bilgilerin idrak edilmesi için ilk şart ise Temizliktir!

İçinde bulunduğumuz bu modern çağda sabunlar, şampuanlar ve tüm temizlik ürünleri öylesine çeşitlendi ki, yine de bu çeşitlilik insanın temizlenmesini sağlayamıyor ne yazık ki! Gerçek Temizlik bilincin, duyguların ve düşüncelerin temizliğidir. Eğer bir insan temiz duygu ve düşüncelerle yaşamıyorsa, yani bencilse, sadece kendi egosuna ve etrafındaki egolara hizmet ediyorsa, nefret ve kin gibi ahlaksız duygular taşıyorsa, başkalarını sürekli eleştirip yargılıyorsa, insanın bu tip tüm olumsuz duygu ve düşüncelerden arınmadan Ruhsallaşması mümkün değildir! Bu durumda Tanrıya yaklaşmak da söz konusu olamaz. Bu nedenle insan, Gerçek Ruhsal Temizliğini sağlamalı ve sağladıktan sonra bu Temizliği mutlaka korumalıdır.

Özellikle bu bencil Dünya ortamında yaşamak için Ruhsallık tek yol değil gibi görünüyor. İnsan ne zamana kadar kendi Özünü, Ruhunu yaşamadan bilinçsizce doğup ölebilir ki! Tanrıyı ne zamana kadar unutmak mümkün olabilir ki!

Tanrı felaketlerin sürekli arttığı ortamda, Ruhsal, Kadınsal Yeni bir Çağ yaratmaktadır. Bu insanlık için büyük bir şanstır! Bu nedenle Yeni Çağı Yürekten Sevgiyle kucaklamak gerek!

KADIN ÇAĞININ GERÇEKLERİ
Bilim adamlarının bildiği veya öngörebildiği bir İnsanlığın Dünya tarih diliminin yanı sıra, bir de bilinemeyen milyonlarca yıl uzunluğunda Dünya tarihi vardır. Bu bilinemeyen kısım ile ilgili özel bilimler mevcuttur.

O bilinmeyen çok eski zamanlarda insanoğlu farklı biçimlerde idi ve çağdan çağa değişen görünümlere bürünüyordu: çok uzun veya çok kısa insan soyları bu dünyadan geçmiştir.

Dünyanın milyarlarca yaşı var ve o bilinmeyen zamanlarda Dünya üzerindeki karanın, denizin, kutupların da şekilleri, yerleri veya boyutları bugüne göre çok farklıydı. Dünya da insan gibi Kozmik Evrim Yolunda değişti.

Şimdi Dünyanın birçok yerinde yaşanan facialar, küresel ısınma ve modern teknolojinin hem insan yaşamında, hem de Dünya ekolojisinde yarattığı tahribatlar ile yeni bir çağ yaklaşmaktadır. Bu Dünyanın sonu demek değildir. Bu, Dünyanın üzerindeki tüm canlılarla bu zor ve acılı, ağrılı halinden kurtulması, yani değişimi için fırsat zamanıdır. Dünyanın ne acılar çektiği çok açık. İşte bu Yeni Çağ hem Dünyanın, hem üzerindeki tüm canlıların Sevgi – Güzellik – Yücelik – Kültür Işığında değişmesini sağlamaktadır. Yeni Çağ bu özverili ve sonsuz iyilikteki güzel işini Kadın Enerjisi ile yapmaktadır; bu nedenle bir diğer adı Kadın Çağı’dır.

Bu enerji, kadın olsun erkek olsun tüm insanlığa, Dünya üzerindeki diğer tüm canlılara ve elbette Dünyanın kendisine de Şifa – Kültür – Güzellik – Sevgi enerjisi vermektedir. Ve bu çağın özverili çalışması bir annenin her günkü, hatta her anki özverisi gibi sürekli ve sürekli olarak desteklenmektedir.

Bu özverili, şifalı enerjileri sevgili kadınlar da evlerine, topluma ve sonunda Dünyaya indirebilir. Çünkü çağın taşıdığı enerjiler Anneliğin, Kadınlığın doğallığı ile, Sonsuz Şifa ve Sonsuz Sevgi Güzelliği şeklinde, zaten öncelikle kadınların içindedir. Bu nedenle çağı erkeklerden daha hızlı ve net idrak edebilir ve erkeğe de yol gösterebilirler. Yeni Çağ bu enerjileri artırıyor. Yeni Çağın Güzel – Temiz Enerjisini hissedip önce kadın kendini değiştirmelidir. Böylece kadın psikolojik, fizyolojik ve daha birçok ince anlamlarda arınacaktır. Arındığını yaşayan bir kadın, artık Yüce Kültür ve Yüce Sevgi anlayışlarına çok daha yakın olacaktır. Bu da çocuğuna, eşine, ailesine ruhsal, düşünsel ve duygusal temizlik, huzur ve güzellik sağlayacaktır. Ve sonra kadın bu enerjilerini, toplumun hatta Dünyanın değişmesi ve arınması için yönlendirebilir.

Özellikle Anne – kadın, uzun zamandır kirlenen, düşürülen, zarar verilen Dünya ve üzerindeki medeniyetler için çok güçlü şekilde endişelenmektedir. Çünkü Anne – kadın, bu Çağın kendi gibi anaç. Bu Çağ kadınlar, anneler gibi anaç: onlar gibi hissediyor, Dünyayı değiştirmek – düzeltmek istiyor. Bu Çağ Sevgi, Barış, Kültür ve Genel Hayra hizmet istiyor. İşte insan Çağın gücünü, enerjilerini hissedip, onunla aynı ışıklı yolda yürümeye başladığı anda görecektir: insan Gerçek için, Sevgi, Barış, Kültür ve Genel Hayır için hizmet etmek isteyecektir. Bu süreçlerden geçmek nasıl mümkün? Neler yapmak, nasıl yaşamak gerek diye bakmamalı bu konuya! Çünkü bu yazılan, birçok insanın aklına ters, hatta imkansız gelir. Eğer bu karşımızda duran olağanüstü doğa, insanlık, Dünya şu anda canlı ise, onu güzelleştirip daha da canlandırmak nasıl mümkün olmasın?

KUTSAL RUHLA İŞBİRLİĞİ
Bu Dünyaya Tanrısal yaratıcı gücüyle ve Tanrı’nın İradesiyle gelen hiçbir çocuk, onun anne babasının ahlakı ne seviyede olursa olsun, kanun dışı ve günah içinde doğmamıştır. Ne yazık ki dünyada durmadan doğan milyonlarca çocuktan hiçbirine Kutsal Ruh’un Güzelliğini, gücünü, inanılmaz İmkanlarını ve kutsallığını hatırlamasına izin vermiyorlar. Hiçbir çocuğa bir an evvel Dünyaya gelmek için terk ettiği Gökler’i hatırlamasına izin vermiyorlar. Ama her çocuğun Dünyaya gelmeden önce bulundukları Gökler hakkında her şeyi öğrenmeye ve bilmeye hakkı var. Eğer böyle imkan olsaydı bu Dünyada doğan her bir çocuk tüm hayatı boyunca kendi gücünü çok iyi hissederdi, daima sağlıklı olurdu ve hayatın verdiği tüm güzel ve yüce şeylere sahip olabilirdi. Ama ne yazık ki Kutsal Ruh’u kimse tanımıyor. Kutsal Ruh’un gerçek olduğunun idrak edilmesine izin verilmiyor. Çünkü işte O’dur Cennet, işte O’dur çocukları ve insanları bekleyen, onların Ruhunda olan Göksel Cennet. Kısaca, Tanrı’nın verdiği bu Cennet - Kutsal Ruh’un ta Kendisidir. Nedir o Kutsal Ruh? Eğer Tanrı Evren’in içindeki Merkez Güneş ise, Kutsal Ruh da o Merkez Güneş’in Işığıdır. Yani O Tanrı’nın Ruh’udur ve O her yerde olan Tanrı’dır. O’nun idrak edilmesi ile insan onu bekleyen ve ona hizmet etmeye hazır olan yanındaki Sonsuz Gücü de fark etmiş olur. Böylece insan kendi Ruhunda bulunan Kutsal Ruhu idrak edince, Onunla birlikte Yeni, inanılmaz güzel bir Dünya inşa edebilir.

Yüreği Sevgiyle açmak ve hem kendini aydınlanıp, hem de başkaları aydınlatmak için bu adreste bulunan: KADIN ÇAGI sitesinin tüm sayfalarını sonuna kadar sevgi ile yürekten okumak gerek! Işık ve sevgi tüm insanlıkla olsun!

Işığa Odaklanmayı Bırakma!

Jun 11, 2008 @ 09:36 pm by Efe Elmas

İçinde bulunduğumuz bu özel günlerde İlahi Plan sürekli olarak bizi ışığa odaklanmaya devam etmemiz için çağırmakta. Her ne kadar zor bir dönem geçiriyor olsak da düşüncelerimizi, kelimelerimizi, duygularımızı ve eylemlerimizi Dünya?da yapmak istediklerimizi gerçekleştirmek için doğru olarak kullanmamız önemlidir. Eğer biz odağımızı onları aşmamız ve ışığa dönüştürmemiz için su yüzüne çıkmakta olan korkularımızın ve olumsuzlukların üzerine yoğunlaştırırsak, Dünya?dan silmek istediğimiz olguları besleyip onları güçlendirmiş oluruz.

Bilin ki her bir düşünce, kelime, duygu ve eylemi Dünya?nın Işığı?na veya Karanlığı?na katmaktasınız! Bu gerçeğin farkında olun ve dikkatinizi yoğunlaştırdığınız odağın değişimini an be an kontrol altında tutun.

Sizi devam etmeye yüreklendirmek için ?kritik kütle?nin hayatımızı nasıl değiştirmeye yardım edeceğini açıklamak istiyorum.

KRİTİK KÜTLEYE ULAŞMAK
Hayatımızı değiştirme konusunda bizi hayal kırıklığına uğratarak çaresiz bırakan bazı olaylar vardır. Bu olaylardan biri ?bardağı taşıran son damla? olarak nitelendirebileceğimiz ?kritik kütle?dir.

Farkındalığımız artmaya başladıkça düşünce ve duygularımızın gücünü de anlamaya başlarız. Aynı zamanda, üzerinde dikkatimizi yoğunlaştırdığımız odağın değişimini ve davranış modellerimizin kontrolunu sağlamanın önemini idrak ederiz.. Edindiğimiz bu yeni farkındalık ile geleceğe olumlu bakmak için çaba sarfederiz. Duygularımızın ve düşüncelerimizin korku veya hayatımızda olmasını istemediğimiz olumsuzlukların yerine yaşantımızda olmasını istediğimiz şeyler üzerinde odaklanmasına çabalarız.; yani Cenneti bu Dünya?da hayal eder ve ibadet, inanç, sevgi ve yürekden gelen bir coşku ile düşüncelerimize olumlu yönde hayat veririz.

Ancak, bazen; çok cesurca hareket etmemize rağmen, geçmişte yaşadığımız aynı problemleri tekrar tekrar yaşamaya devam ettiğimizi fark ederiz. Bu talihsiz durum cesaretimizi kırar ve hayatımızı değiştirme konusunda güvenimizi kaybetmemize neden olur. Bu aşamada, tüm çabalarımızın boş olduğunu düşünüp vaz geçme noktasına gelip hayatımızı iyileştirmekten vaz geçeriz.

Biz vizyonumuzu ve umutlarımızı yitirdiğimizde, eski olumsuz düşünce kalıplarına geri gideriz. Hedefler, umutlar ve rüyaların yerine korkular, problemler ve engellerle dolu bir kısır döngüye gireriz. Bu trajik olay nedeni ile hayat daha da kötüye gider ve yaşamımız olduğundan daha ümitsiz gözükür.

Ancak, ?kritik kütle? kavramına ulaşmayı anladığımızda, bu bize hedeflerimizi gerçekleştirinceye kadar ısrar etme gücü verir. Başarısızmış gibi görünsek de; ki bu HER ZAMAN bir illüzyondur, ışığa odaklanmayı sürdürecek güce sahibiz.

Etrafımızdaki herşey enerji, titreşim ve bilinçden oluşmuştur. Quantum Fiziği?nin sınırsız bilgisinin çok küçük bir parçasını araştırdığımızda görürüz ki ?kritik kütle?ye ulaşıldığında DURDURULAMAZ BİR DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜM meydana gelmektedir. Örneğin; bir elektron titreşimini arttırarak bir üstteki yüksek frekansa uygun ?kritik kütle?ye ulaştığı AN?da elektron yeni frekansına yükselir. Elektron ?kritik kütle?ye ulaştığı anda gerçekleşen bu değişimi hiçbir güç durduramaz. Örneğin, bir elektron vibrasyonunu arttırdığında, bir üst enerji seviyesinin ?kritik kütle? değerine ulaştığı anda ?yeni? elektron yeni ve daha yüksek bir frekans seviyesine yükselir. Elektron ?kritik kütleye ulaştığı anda hiçbir şey bu durdurulamaz sıçramaya engel olamaz.

Kritik kütle oldukça komplike bir kavram olup her bir durum için farklılık gösterse de, İlahi Plan, basit olarak ?kritik kütle?yi enerjinin, titreşimin veya bilincin %51?ine ulaşmak olarak düşünebileceğimizi söylüyor. Bir elektronun %51?inden daha fazlası daha yüksek frekansta titreşiyorsa, elektronun geri kalan %49?u yeni ve yüksek enerji seviyesine çekilir.

O zaman, gelin düşünelim; Quantum Fiziği?nin bu yeni yüzü bizi hayatımızı değiştirebilmemizde nasıl etkiler?

Yaşamımızı iyileştirmek için çabalarken de Kuantum Fiziği kuralları geçerlidir. Bu kanunlar evrenseldir ve Dünyadaki herşeyi etkisi altına almıştır. Bir vizyon veya düşüncenin oluşmasına izin verdiğimizde, bir an gelir ki işte o ANda enerjinin, titreşimin ve düşüncenin ?kritik kütle? sine ulaşılır. Artık bu oluşumu hiçbirşey engelleyemez. Tek sorun ?kritik kütle?nin oluştuğu o sihirli ANa tam olarak ne zaman varacağımızın bilinmemesidir.

Ne yazık ki, çoğunlukla, ?kritik kütle?ye ulaştığımıza dair dışardan gelen herhangi bir işaret olmaz. Üstelik, çoğu zaman bu değişim anından uzakmışız gibi görülür. Aynı zamanda, BEN olgusu su üstüne çıkarak vizyonumuzu bloke eden engelleri ve direnci ortadan kaldırmak için fırsat arar. Bu durum bizi bunaltır ve hata edip gayretlerimizin boşa çıktığını düşünerek vaz geçme noktasına geliriz.

Işık Varlık?lar birçok defa bize hedefimizin ?kritik kütle?sine ulaşmamıza ramak kaldığını söylediler. Ancak, biz bunun bilincinde olmadığımız için ümitsizliğe kapılır ve yaşantımızı değiştirecek şeyler için çabalamaktan vaz geçeriz. Dolayısıyla, ümitlerimizi ve hayallerimizi gerçekleştiremeyiz.

Değerliler, Bir daha bunun olmasına izin vermeyelim! Bu yıl yeni başlangıçlara gebedir ve İlahi Plan bize daha önce hiç vermediğinden daha çok yardımı 2008 yılında yapmaktadır. Dolayısıyla, basitçe düşünürsek, kelimelerimizin, düşüncelerimizin, davranışlarımızın ve duygularımızın ?kritik kütle?si fakirlik bilinci yerine refah bilincinde oluşmuşsa, yaşantımız değişime uğrar ve biz refah duygusunu yaşarız. ?Kritik kütle? enerjisi öz enerjimiz ve sevgi frekansımız ile eşdeğer titreşime ulaştığında, olumlu ilişkileri hayatımıza çekeriz. Bizim enerjimizin ?Kritik kütle?si ile barış, uyum, denge enerjileri hizzalandığında İlahi keyfiyetlerin somut örnekleri bu yaşamda açığa çıkar.

Başarının sırrı bize başarısızmışız gibi görünse de yola devam etmemizdir. Tanrı?nın Işığının insanların istemeyerek yarattıklar parçalanmış yaratıdan çok daha üstün olduğunu anlamamız önemlidir.Fakirliğin Allah?ın bereketi üzerinde hiçbir gücü yoktur. Bizim İlahi potansiyelimiz herhangi bir hastalıkdan, nefret, hırs, yolsuzluk veya herhangi başka bir insan-kaynaklı hastalıktan çok daha güçlüdür.

Işığa odaklanmaya devam eder ve enerjimizi Tanrı?ya adarsak sadece kendi yaşamımız için değil Dünya için düşündüğümüz pozitif hayallerimizin ve rüyalarımızın çok hızlı bir şekilde gerçekleştiğini görürüz.

Ne yaparsan yap sakın vaz geçme!

Bu bilgiler bize İlahi Planın Işık Varlıkları tarafından içinde bulunduğumuz kritik bir dönemde eğer hayatımızda yaşadıklarımızı beğenmiyorsak, bu konuda yapacak birşeylerimiz olduğunu hatırlamamız için verilmektedir. Bu hatırlatma her bir bir birey için ve Bütünsel Ailelerimiz için geçerlidir.

Bu dünyada yaşayabilmek için Evrensel Kanun?lara inanmamız gerekmez. Ancak, hepimiz bu güçlerin etkisi altında olduğumuza göre mantıklı olan bunları kabullenmektir. Her bir düşüncemizin, kelimemizin, davranışımızın ve duygunun bizden çıkıp dünyayı etkilediğine ve sonra geri gelip hayatımızı etkilediğine inanmak istemiyorsak inanmayabiliriz. Ancak, bu bilimsel olarak gerçekleşmektedir ve biz inanmasak da olmaktadır.

Önemli olan hayatımızı değiştirme konusunda sorumluluğumuzun bilincine varacak bir bakış açısı kazanmaktır. Eğer, bilinçli olarak yaşantımızı değiştirmeyi ve Dünyada cenneti yaratmak istiyorsak, çabalarımız BEN olgusunun sonsuz sınırsız ışığı ile gerçekleşecektir. Ve bir de bize destek olması için İlahi Plan?ı yanımıza alabilirsek; başarı kaçınılmazdır.

Orijinal metin: Patricia Diana Cota-Robles
Stayed Focused on the light!
Arizona, 11.Nisan.2008

Çeviren: Bahar Umurtak


yeni başlık

kontrol paneli

profil

üye olun

indigo dergisi