|
Yazar:
Burçin İvren
Sosyal Zeka
Mı, Ya Da Bir Oyun Mu?
Aslınsa bu konu hakkında düşünüyorum ve
tam olarak doğrunun ne olduğunu bulamadım. Bilirsiniz aslında, gerçekte
çekim hissetmediğiniz insanlarla olan yüzeysel paylaşımlar, amaç mekan vs
benzerliğinden dolayı takındığınız seviyeli ve kibar maskeler, bir masada
dönen muhabbet ve tam haz almasanız da gülümseme zorunluluğu, konuşulan konu
sizin açınızdan verimsiz hatta basit bile olsa, sırf o toplulukta kendinizi
geride ya da konu dışı hissetmeyesiniz diye, lafa atılmalar vs… Kişilerin
sizin seçiminizin dışında oluşturulduğu, aynı iş aynı okul vs gereği, sözde
samimiyetin yüzeysel iletişimleri...
Önceden
bu tarz iletişimlerin sahte ve ruhuma huzur vermediği için tamamen uzaktım.
Ve içsel düşüncelerime karşılıklı gelişim için paylaşabileceğim az ve öz
dostlarım vardı.
Ancak şu vakitlerde, dostlarımda aramda
olan sevgi, bilgelik ve sorunları konuşmaya odaklı sohbetlerin, kendimi
sadece tekrar ettirdiğini hissettim. Çünkü dünyayı sadece kendi bakış ama
göre algılıyor ve kendi bakış açıma uygun zihinler ile paylaşıma
girdiğimden, dünyamı hep aynı şekilde deneyimliyordum.
Ama hayat ve hayatın renkleri, sadece
benim doğrularımdan, benim kendi yolumdan ve benim ilgi alanlarımdan
oluşmuyor.
Daha sonra şunu hissettim. Yaşamım için,
içimdeki hissedişi değiştirsin diye yenilik gerek. Ve şunu kavradım.
İletişim sadece arada sevgi bağı bulunan yakınlarla sınırlamak yerine, çok
yönlü olup, başka ve farklı her şeye uyumlanabilmek özelliğini de
gerektirir.
Benim tıkandığım nokta ; ‘uyumlu’ olmak
ile ‘uyumlanmak’ arasındaki farkı ayırt edememekti.
İstek
duymadığım bir şeye benzemek yerine, kendimi tercih ettiğim için,
uyumsuzluğuma kendi farklılığım olarak devam ediyordum.
Sanki uyumlu oldukça bendeki ‘şey’
eksilecekmiş gibi hissediyordum.
Ve sonunda ‘uyumlanmak’ ın bir zeka
olduğunu ama illa sürünün bir üyesi olma gereği taşımadığını anladım.
Fark ettim ki; meğersem sosyal zeka,
bağımsız bir ruhun istediği ölçüde kendi farkını koruyarak, uyumlanabilme
özelliğiymiş.
Ve meğersem kişi hem kendi farklılığını
koruyup hem de başkalarının farklılık ve bezerliklerini, zenginleşmek için,
görüş açısına ve yaşantısına belki bir süreliğine koyabilirmiş. Ve yine ona
ait olan o özel yoluna devam edebilirmiş.
Ve uyumlanabilme özelliği için, zeka,
algılama, strateji, çeşitliliğe açık olma, kim olduğunun farkındalığı,
etkileyebilme, o anlık ortama ait olan enerjiye göre davranma, özgür ifade
vs gerekiyormuş.
O yüzden de ‘içimdeki burçin’e sadık
olup, ama o daha çok mutlu olsun, daha aktif ve yetkin olsun, iletişimsel
zekası gelişmekte olsun ve başka hayatların yeni enerjilerini içerisine
alsın diye, kendimi başka yanlarımla, başka dünyalarla deneyim sürecinin
başlangıcındayım.
Çünkü ortak olmayan düşünceler ve
hayatlar içerisinde iyi iletişimler çıkabilirmiş. Ve en kötü ihtimalle
herkes birbirinin yaşamına en küçük ve en önemsiz parçasını tamamlıyor olsa
bile, önemliymiş.
Çünkü
belki de zaten var olma amacı o küçük ve önemsiz parçayı tamamlamak
içinmiş-miş. Ve dolayısıyla hizmetini gerçekleştirdiğinden yine
önemliymiş-miş.
Şu zamanlarda insanlara karşı daha
yargısızım, daha huzurlu, kendini başkalarına kanıtlama güdülerini bırakmış
ve şimdilik daha gösterişsiz… Ve yolunun sorumluluklarını, başkalarına
duygusal yük etmeden, sessizce ve bilerek, gerçekleştirme sürecine girmiş
bir haldeyim.
Ve size derim ki, bir şeyin sürekli
tıkandığını hissederseniz, bilin ki hayatınızın akması için, o parçanın
değişmesi gerekiyor. Köklü bir değişiklik olsa bile ve kendinizi olduğunuzu
sandığınız kişiden daha uzakmış ve başka olmuş hissetseniz bile… Bu güç ve
cesaret gerektirse ve yeninin size ne getireceğini bilmeseniz bile…
Bu bir çağrıdır.’Değişirsen ve yüklerini
atarsan, enerjin daha bol olacak ve –yol- senin için senden bunu istiyor’
çağrısıdır.
Ve değişim de bir çeşit ‘uyumlanma’ dır.
Huzur ve değişimle…
|