Sayı 46|TEMMUZ 2009        Anasayfa  |  Kurumsal Reklam Blog |  Arşiv |  Gündem |  Röportajlar |  İndigo Dünya |  İnsan |  Sağlık  |  Kültür Sanat  | Çocuk  |  Eğitim  |  Çevre |  Bilim



 



 Paylaş

 

 

 

Yazar: Çiğdem Aksoy

Her Yerde Kar Var

“Evren, mükemmel simetrisi zihnimizin iç yapısında

mevcut olan bir plana göre inşa edilmiştir.” 

Paul Valery

Kar taneleri, insan hücreleri ve örümcek ağlarının ortak özelliği nedir? Tuz kristalleri, bal petekleri ve koklamaya doyulmayan çiçekler arasındaki benzerliği bulabilir misiniz? Muhteşem bir meyve olan nar, güneş sistemi ve deniz kabuklarının birbirine benzediğinden haberiniz var mı? Peki size bir çam kozalağıyla akciğerlerimizdeki bronşların temelde aynı biçime sahip olduklarını söylesem ne düşünürdünüz?

Kırlarda dolaşır ya da sahilde dalgaların sesi eşliğinde yürürken inanılmaz bir biçim çeşitliliğiyle karşı karşıya kalırız. Bir kelebeğin kırılgan kanadına, yağmur yağınca topraktan çıkan iri bir salyangozun büyüleyici biçimine, rüzgarın kumsalda çizdiği narin kıvrımlardan oluşan resme hayran kalmamak mümkün değildir. Bütün bu mucizevi oluşumlar hayal gücümüzü harekete geçirmekle kalmaz. Aynı zamanda, doğanın bizi bazen hayrete düşüren bazen de esinlendiren biçim ve desenleri anlama yeteneğimizi de sınar. Hangi kuralların bizi kuşatan dünyayı biçimlendiren şablonlara egemen olduğunu sormadan edemeyiz.

Bazı desenler kesin bir düzene sahiptir. Arı peteğinin fotoğrafını binlerce defa büyüttüğümüzde mükemmel altıgenlerden oluştuğunu görürüz. Aynı şekilde, bir deniz minaresi logaritmik bir spiraldir. Kabuğun kıvrımları genişlediğinde bile orantısı tamamen aynı kalır. Aynı şey leoparların benekleri ile zebraların çizgilerindeki gizli düzen için de geçerlidir. Doğa şablonlara bağlıdır. Bulaşıcı hastalıkları döngüsünü, çeşitli dil yapılarını, denizlerdeki gelgit olgusunu düşünün. Buna karşılık, doğadaki tüm biçimlerin düzenli olduğunu söylemek elbette mümkün değil. Bulut kümeleri, elimizi süsleyen ince mavi damarlar ya da bir yaprağın lifleri görünürde düzensizdir. Yine de dış görünüş aldatıcı olabilir. Düzgün değil gibi görünen birçok biçimin altında aslında çok karmaşık bir yapı gizlidir. Bu tür biçimlere genel olarak fraktaller adı verilir. Bakın fraktaller bugüne kadar nasıl tanımlamış. Fraktal; 

  • Parçaları bütünüyle aynı görünüme sahip olan ve sonsuz ayrıntılardan oluşan biçimdir.

  • Büyüteç veya mikroskopla bakıldığında aynı biçimin kendini tekrarlayan halidir.

  • Kaos kuramının uygulamasıdır.

  • Ölçek küçülse de, büyüse de orantısını kaybetmeyen geometrik biçimdir.

  • Matematiksel olarak üretilebilen ve Matruşka bebeklerini andıran biçimsel yapıdır.

  • Kendi kendisini sonsuza dek tekrarlayan geometrik yapıdır.

  • Bir fraktaldir bir fraktaldir bir fraktaldir bir fraktaldir bir fraktaldir…

Bir kıyı ne kadar uzun olabilir? 

İlk defa 1970’lerin ortasında Fransız matematikçi Benoit Mandelbrot tarafından kullanılan “fraktal” aslında uydurma bir sözcük. Mandelbrot bir gün oğlunun Latince kitabına göz gezdirirken, parçalara ayırmak anlamına gelen frangere fiilinden türetilmiş olan fractus sıfatı dikkatini çekmiş ve o günden sonra, kesir, kırık, parça sözcüklerini çağrıştıran fraktal sözcüğünü, kendi geliştirdiği geometri dalını nitelemek için kullanmaya başlamış.

Mangelbrot’un fraktal geometriyi açıklamak için kullandığı klasik bir örnek var: Fraktal geometri öncesi görüşe göre, bir kıyı şeridinin uzaydan ya da gökyüzündeki bir uçaktan görünümü nispeten kıvrımlı ama kolaylıkla ölçülebilecek tek boyutlu bir çizgiye benzer. Oysa aynı kıyı şeridine yakından bakıp en küçük girinti ve çıkıntılar ölçerek kıyı şeridinin uzunluğunu hesapladığınızda, elde ettiğiniz uzunluğun harita üzerinde yaptığınız ölçekli ölçümden çok farklı olduğunu görürsünüz. Daha da yakından bakarsanız, sahildeki kum taneciklerini, kıyının içine işleyen dalgaları ve denize dik inen kayalıklar algılarsınız. Kıyı şeridi ve bulunduğu bölge aslında fraktal bir yapıya sahiptir ve kesinlikle tek boyutlu değildir. Üstelik kıyı ve deniz birbirinden kesin bir çizgiyle ayrılmaz. Tam tersine birbirine nüfuz eder. Mandelbrot böylece her sahil şeridinin aslında sonsuz olması gerektiği şeklindeki şaşırtıcı sonuca ulaşmıştı. Doğadaki her fraktal de buna benzer.

Bir ağacı düşünün. Ağacın gövdesi dalları, dallar daha ince dalları, ince dallar sürgünleri, sürgünler yaprakları, yapraklar dokuları, dokular da hücreleri içerir. Aslında ağacın her dalı ağacın minyatür bir kopyası gibidir.Tıpkı nanomikroskopla çekilen bir görüntünün uzayda gelişmiş cihazlarla çekilen görüntüleri andırması gibi. Çünkü fraktallerin en önemli özelliği benzerlik olgusudur. Yani bütünün ister büyük ister küçük olsun her parçası bütünün belli bir ölçeğe göre küçültülmüş benzeridir. 

Antik uygarlıklardan günümüze kadar biliminsanları, sanatçılar ve matematikçiler fraktallere merak duymuş ve onları incelemekten kendilerini alamamıştır. Albrecht Dürer ve M. C. Escher gibi ressamların çizimleri ve tabloları, Leibniz ve Bergson gibi düşünürlerin eserleri ve Bach’ın müziği fraktal kavramından etkilenmiştir.

“Kaosun düzenlenmesi” olarak da tanımlanan fraktaller, içinde yaşadığımız uçsuz bucaksız gibi görünen evrenin aslında kimilerinin iddia ettiği gibi durağan değil, sürekli hareket halinde olduğunu, sürekli değiştiğini ve iç unsurlarının sürekli etkileşim halinde olduğunu gösterir. Fraktal geometrinin evreni klasik Öklid geometrisindeki doğrular ve düzlemler, daireler ve küreler, üçgenler ve konilerden ibaret değildir. Aksine, ne tam düz ne de tam yuvarlak olmayan, sonsuz girinti ve çıkıntılardan oluşan sınırsız bir evrendir. Doğanın fraktal görünümlerinin bilincinde olan kişi, ait olduğumuz evreni oluşturan özelliklerin gizemli bilgilerine yaklaştığını hisseder.

Fraktaller kendi içlerindeki akıllı iletişim ve etkileşimle yaşamın her düzeyde sürdürülmesini sağlar. Algısal düzeyde, duyularımızın çoğu fraktallerle ilişkilidir. Konuştuğumuz dil bile aslında fraktal yapıdadır: Sözcükler sözcüklerin, cümleler cümlelerin, düşünceler düşüncelerin içinde yer alır ve kendini yineleyen şablonlar dahilinde ve belirli bir düzene göre gelişirler. Sayı dizileri bile fraktaldir diyebiliriz. Peki fraktallerle insan psikolojisi arasında nasıl bir bağ olabilir?  

Hem çocuk, hem erişkin hem de yaşlıyız 

İnsan doğası, tıpkı içinde yaşadığımız doğa gibi kaotik ve belirsizdir. Bununla birlikte, görünürdeki kaosun altında aslında mükemmel fraktal biçimleri gizlidir. Kaos her ne kadar zihnimizin temelini oluşturuyor görünse de, aslında düzenli algısal durumlara zemin hazırlar.

Jung’a göre, iki tür bilinçdışı vardır: Kişisel (bireysel) ve kollektif bilinçdışı. Arketiplerden oluşan kollektif bilinçdışı her bireyde bulunan evrensel düşünce ve davranış kalıplarını içerir. Jung’un deyişiyle, “Bellek kendisi sürekli yineleyen fraktal imgelerin oluştuğu yerdir.”

Jung’un söz ettiği fraktal imgeleri,  zamanında “Tanrı’nın parmak izi” olarak yorumlanmış olan Mandelbrot fraktallerine benzetmek mümkün. İmge milyonlarca kere büyütüldüğünde yeni benzer imgeler ortaya çıkar. Bellek imgeleri ortaya çıkıp sürekli olarak yinelendiğinde kendi kendileriyle etkileşime geçer ve algılarımızın, kişilik ve kimliğimizin biçimlenmesine yol açarlar.

Fransız düşünür Bergson’a göre, iki tür bellek vardır: Hayal eden bellek ve yineleyen bellek. Algı anılarla birebir ilişkilidir. Algılarımızı kesintisiz olarak yeniden yaratıp biçimlendirirken bellek, anılardaki “benzerlikleri” yakalayarak soyutlar ve tıpkı fraktal geometride olduğu gibi “benzeri” yinelemek yoluyla anıları yeniden yaratır.

Bu süreç sırasında, fraktal imge veya sesler anılarımızı çağrıştırır. Gökgürültüsü ve fırtınanın sesini, rüzgarın uğultusunu, uzaktan geçen bir vapurun düdüğünü, martıların çığlıklarını, fısıltıları, ayak seslerini, bir melodiyi kollektif olarak anımsarız. Aynı şekilde bir yol ayrımı imgesi, gökyüzünü kaplayan yoğun, gri bulutlar ya da bembeyaz karlarla kaplı huzurlu bir orman her birimizde aşağı yukarı benzer duygulara yol açar. Çocukluğumuz aklımıza gelir. Neşe ve kederle dolu anların imgeleri zihnimize doluşur. Bütün bunlar evrensel benliğin (kollektif bilinçdışının) tıpatıp benzeri olan unsurlardır olmanın yanı sıra, umut ve elemle bezeli ve kaçınılmaz olarak ölümle son bulacak yaşamın arketipsel sembolleridir. İnsanî doğamız nedeniyle birbirimizle bağlantılı ve birbirimize bağımlı olduğumuz için, bu tür fraktal imge ve sesler bizi zamanın içinde farklı noktalara götürür. Tıpkı ünlü İtalyan film yönetmeni Fellini’nin dediği gibi, “Kendimizi belleğimizde inşa ederiz: Biz aynı anda hem çocuk, hem erişkin, hem de yaşlıyız.”

Aşk ve acının gizemi de fraktal imgelerle ilişkilidir. Her insan evrensel ve arketipsel olan bu iki duyguyla sezgisel olarak yakınlık kurabilir. Anılar bellekten çağrılır ve fraktal imgeler yaratılır. Daha sonra aynı işlem aksi yönde gerçekleşir. İlintili fraktal imgelerle karşılaştığımızda bu defa yeni bir anı eski anının çeşitlemesi olarak yaratılır, belleğe gönderilir ve eski anının üzerine kaydedilir.

Biyolojik, fizyolojik, duygusal, düşünsel ve sosyal boyutları olan çok katmanlı varlıklar olarak her birimizin bireysel, ailesel, toplumsal, kültürel, ulusal, hatta küresel kimlikleri var. Düşüncelerimizin oluşumundan konuşurken kullandığımız sözcüklere, aile ve iş ortamındaki davranışlara ve takındığımız tavırlara, hatta gördüğümüz rüyalardan kurduğumuz hayallere ve manevi inançlarımıza kadar kendi içinde tutarlı bir şablona göre davranmıyor muyuz? Yaşamımız aslında kendi tekrar eden biçimleri yansıtmıyor mu? Çocukluk, erişkinlik ve yaşlılık dönemlerimiz arasında parallelik yok mu? Geçmiş zaman içinde edinilmiş alışkanlıklar birbirini izleyen dönemlerde şekil değiştirerek ortaya çıkmıyor mu? Demek ki, insanlar ve olaylar arasında süregiden, karşılıklı etkileşim içinde yaratılan ve tekrara dayalı bir süreç içinde kendimizi tıpkı bir fraktal gibi yaratıyoruz.  

Bütünün içindeki bütün bütünün içindeki bütün bütünün içindeki bütün… 

Matematiksel bir fraktalde, fraktalin dışındaki bölge kontrolsüz, fraktalin içindeki bölge ise düzenli ve nispeten durağandır. Fraktali oluşturan asıl bölüm bu iki alan arasındaki sınır çizgisidir. Yapımız iç ve dış bölgeler arasındaki karmaşık bölgede biçimlenir. Tıpkı hiçbir kar kristalinin bir eşinin olmaması gibi, biz de belirsizlik ve değişkenlik içeren kaotik doğamızdan, benzeri olmayan ve bütünüyle bize özgü bir düzen yaratırız.

Öyleyse “Kişi kimdir?” Arketipler, psikolojik imgeler, fraktal sembollerin her biri bütünü bire bir yansıtan parçalardır. Bazı kültürlerde her insanın atalarının özelliklerini içinde taşıdığına inanılır. Yerli kabilenin üyelerinin “ataların ruhu” dediğine modern insan “DNA’nın genetik bilgi bankası” der. İnsan yaşamının dinamik fraktali içinde her birey bütünün parçasıdır ve bütünün özelliklerini taşır. Sanki bir tiyatro kumpanyasının oyuncuları sahneye konulan oyun sırasında bir yandan önceki temsillere ait repliklerini hatırlarken diğer yandan da gelecekte oynayacakları oyunları zihinlerinde yeniden şekillendirirler. Tıpkı makrokosmos içindeki mikrokosmos gibi. Bütünlüğü arayan ruh gibi. Bütünün içindeki bütün bütünün içindeki bütün bütünün içindeki bütün gibi…

Walt Whitman’ın dediği gibi, “Yığınları saklarım içimde.” Fraktaller kendi içimizde, yaşadığımız toplumun içinde, geçmişten geleceğe uzanarak iç içe geçmiş Matruşka bebekleri olduğumuzu söyler. Aslında her varlığın diğer varlıklarla ilişkili olduğunu ve doğrusal bir çizgi izlediğini sandığımız geçmiş, bugün ve geleceğin aslında eşzamanlı ve çok boyutlu olarak var olduğunu düşünürüz. Kopuk, kırık, bağımsız parçalar olmadığımızı anlarız.

Doğanın ve yaşamın fraktal olduğunu kavradığımızda, karla kaplı uzak tepelere bakınca neden hüzünlendiğimizi, adalara karşı duyduğumuz o anlaşılmaz tutkuyu, geçen bir treni izlemenin bizi neden neşelendirdiğini, bir melodinin ruh halimizi nasıl bir anda değiştirebildiğini, kalabalık içinde yürürken hafif bir esintinin burnumuza getiriverdiği güzel kokunun içimizi neden ağlama isteğiyle doldurduğunu ya da yitirdiğimizi düşündüğümüz ama aslında hep yeniden kavuşacağımız bir şeyi ne kadar çok özlediğimizi anlamak biraz olsun mümkün olur.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Çiğdem Aksoy, 1971 İstanbul doğumlu. Üsküdar Amerikan Lisesi’nde sonra Mimar Sinan Üniversitesi’nde Sineme ve Televizyon alanında eğitimine devam etti. Şu anda bir vakfın eğitim bölümünde çalışıyor. 1988 yılından beri İngilizce’den Türkçe’ye kitap çevirisi yapıyor ve çevirilerinden sekizi yayımlandı. 2002’de Zülfü Livaneli’nin Mutluluk adlı romanını Türkçe’den İngilizce’ye çevirdi ve Türkçe’den İngilizce’ye edebiyat çevirisi yapmayı sürdürüyor. Yaşamın, neşeli ve hüzünlü anlarıyla çok keyifli bir süreç olduğuna inanıyor.  

Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Yaşı Tarihle Eşit: Hasankeyf


Disleksi: Özel Öğrenme Güçlüğü


Arka Sokak Modacıları


Okullarda “Beyaz Bayrak” Yarışı 


Hayat Okumakla Güzel


Tuz Gölü Lağım Olmadan!


Yeryüzünün Yüzleri


Ada Vapuru’nun İçinde...


Makrobiyotik Beslenme


Besinler Neleri İçeriyor? Hangi Besin Neye Yarıyor?


ABD'deki Okullarda Gazlı ve Şekerli İçecekler Yasaklandı


Çizgi Filmler Çocukların Karakterlerini Etkiliyor


“Oyun” Filmi Ödüle Doymuyor!


Kadıköy'de Kısa Film Günleri


Sayılardan Renk, Seslerden Şekil olur


Kendini Koruma Sanatı


Muson Mevsiminde Uttaranchal (II.Bölüm)


Bir Popüler Kültür Ürünü Olarak Yoga 


Renklerle Karakter Analizi


Ateşli Beyaz Geceler (astroloji)


Sibirya'da Bütün Bir Mamut İskeleti Bulundu

 

KÖŞE YAZARLARI

Mahmut Şaylıkay

Baban Mı Var Derdin Var


Uzay Gökerman

Kıyamet Tarikatleri mi?


Didem Çivici

Ruhun Yolculuğu


Uzay Gökerman

İnanmak


Doruk Oğuz

Ey İnsan Birey!


Meltem Bingöl

Kuşlar


Rüya Yüksel

Dostluk üzerine


Burcu Özgeçen

İlişkiler üzerine... 


Burçin İvren

Bu Sana Üstat 


Çiğdem Aksoy

Her Yerde Kar Var


Burak Kaan Kızılkan

Özgürlük


Mukaddes Öztürk Odacı

Yaradan'a Yakarış


Mahmut Şaylıkay

Düşümdeki Anneme


SEÇİLMİŞ ŞİİRLER

Nebile Ayyüce KOTANCI

Yağmur KOTANCI

Seda ÖZKARAYURT

 


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2009 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

 İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  1 Temmuz 2009 TSİ 21:15