|
Yazar: Çiğdem Aksoy
Her Yerde Kar Var
“Evren, mükemmel
simetrisi zihnimizin iç yapısında
mevcut olan bir
plana göre inşa edilmiştir.”
Paul
Valery
Kar
taneleri, insan hücreleri ve örümcek ağlarının ortak özelliği
nedir? Tuz kristalleri, bal petekleri ve koklamaya doyulmayan
çiçekler arasındaki benzerliği bulabilir misiniz? Muhteşem bir
meyve olan nar, güneş sistemi ve deniz kabuklarının birbirine
benzediğinden haberiniz var mı? Peki size bir çam kozalağıyla
akciğerlerimizdeki bronşların temelde aynı biçime sahip
olduklarını söylesem ne düşünürdünüz?
Kırlarda
dolaşır ya da sahilde dalgaların sesi eşliğinde yürürken
inanılmaz bir biçim çeşitliliğiyle karşı karşıya kalırız. Bir
kelebeğin kırılgan kanadına, yağmur yağınca topraktan çıkan iri
bir salyangozun büyüleyici biçimine, rüzgarın kumsalda çizdiği
narin kıvrımlardan oluşan resme hayran kalmamak mümkün değildir.
Bütün bu mucizevi oluşumlar hayal gücümüzü harekete geçirmekle
kalmaz. Aynı zamanda, doğanın bizi bazen hayrete düşüren bazen
de esinlendiren biçim ve desenleri anlama yeteneğimizi de sınar.
Hangi kuralların bizi kuşatan dünyayı biçimlendiren şablonlara
egemen olduğunu sormadan edemeyiz.
Bazı desenler
kesin bir düzene sahiptir. Arı peteğinin fotoğrafını binlerce
defa büyüttüğümüzde mükemmel altıgenlerden oluştuğunu görürüz.
Aynı şekilde, bir deniz minaresi logaritmik bir spiraldir.
Kabuğun kıvrımları genişlediğinde bile orantısı tamamen aynı
kalır. Aynı şey leoparların benekleri ile zebraların
çizgilerindeki gizli düzen için de geçerlidir. Doğa şablonlara
bağlıdır. Bulaşıcı hastalıkları döngüsünü, çeşitli dil
yapılarını, denizlerdeki gelgit olgusunu düşünün. Buna karşılık,
doğadaki tüm biçimlerin düzenli olduğunu söylemek elbette mümkün
değil. Bulut kümeleri, elimizi süsleyen ince mavi damarlar ya da
bir yaprağın lifleri görünürde düzensizdir. Yine de dış görünüş
aldatıcı olabilir. Düzgün değil gibi
görünen birçok biçimin altında aslında çok karmaşık bir yapı
gizlidir. Bu tür biçimlere genel olarak
fraktaller adı verilir. Bakın fraktaller bugüne kadar nasıl
tanımlamış. Fraktal;
-
Parçaları
bütünüyle aynı görünüme sahip olan ve sonsuz ayrıntılardan
oluşan biçimdir.
-
Büyüteç
veya mikroskopla bakıldığında aynı biçimin kendini
tekrarlayan halidir.
-
Kaos
kuramının uygulamasıdır.
-
Ölçek
küçülse de, büyüse de orantısını kaybetmeyen geometrik
biçimdir.
-
Matematiksel
olarak üretilebilen ve Matruşka bebeklerini andıran biçimsel
yapıdır.
-
Kendi
kendisini sonsuza dek tekrarlayan geometrik yapıdır.
-
Bir
fraktaldir bir fraktaldir bir fraktaldir bir fraktaldir bir
fraktaldir…
Bir kıyı ne
kadar uzun olabilir?
İlk defa
1970’lerin ortasında Fransız matematikçi Benoit Mandelbrot
tarafından kullanılan “fraktal” aslında uydurma bir sözcük.
Mandelbrot bir gün oğlunun Latince kitabına göz gezdirirken,
parçalara ayırmak anlamına gelen frangere fiilinden
türetilmiş olan fractus sıfatı dikkatini çekmiş ve o
günden sonra, kesir, kırık, parça sözcüklerini çağrıştıran
fraktal sözcüğünü, kendi geliştirdiği geometri dalını
nitelemek için kullanmaya başlamış.
Mangelbrot’un
fraktal geometriyi açıklamak için kullandığı klasik bir örnek
var: Fraktal geometri öncesi görüşe göre, bir kıyı şeridinin
uzaydan ya da gökyüzündeki bir uçaktan görünümü nispeten
kıvrımlı ama kolaylıkla ölçülebilecek tek boyutlu bir çizgiye
benzer. Oysa aynı kıyı şeridine yakından bakıp en küçük girinti
ve çıkıntılar ölçerek kıyı şeridinin uzunluğunu
hesapladığınızda, elde ettiğiniz uzunluğun harita üzerinde
yaptığınız ölçekli ölçümden çok farklı olduğunu görürsünüz. Daha
da yakından bakarsanız, sahildeki kum taneciklerini, kıyının
içine işleyen dalgaları ve denize dik inen kayalıklar
algılarsınız. Kıyı şeridi ve bulunduğu bölge aslında fraktal bir
yapıya sahiptir ve kesinlikle tek boyutlu değildir. Üstelik kıyı
ve deniz birbirinden kesin bir çizgiyle ayrılmaz.
Tam tersine birbirine nüfuz eder. Mandelbrot
böylece her sahil şeridinin aslında sonsuz olması gerektiği
şeklindeki şaşırtıcı sonuca ulaşmıştı.
Doğadaki her fraktal de buna benzer.
Bir ağacı
düşünün. Ağacın gövdesi dalları, dallar daha ince dalları, ince
dallar sürgünleri, sürgünler yaprakları, yapraklar dokuları,
dokular da hücreleri içerir. Aslında
ağacın her dalı ağacın minyatür bir kopyası gibidir.Tıpkı
nanomikroskopla çekilen bir görüntünün uzayda gelişmiş
cihazlarla çekilen görüntüleri andırması gibi.
Çünkü fraktallerin en önemli özelliği benzerlik
olgusudur. Yani bütünün ister büyük ister küçük olsun her
parçası bütünün belli bir ölçeğe göre küçültülmüş benzeridir.
Antik
uygarlıklardan günümüze kadar biliminsanları, sanatçılar ve
matematikçiler fraktallere merak duymuş ve onları incelemekten
kendilerini alamamıştır. Albrecht Dürer ve M. C. Escher gibi
ressamların çizimleri ve tabloları, Leibniz ve Bergson gibi
düşünürlerin eserleri ve Bach’ın müziği fraktal kavramından
etkilenmiştir.
“Kaosun düzenlenmesi” olarak da tanımlanan fraktaller, içinde
yaşadığımız uçsuz bucaksız gibi görünen evrenin aslında
kimilerinin iddia ettiği gibi durağan değil, sürekli hareket
halinde olduğunu, sürekli değiştiğini ve iç unsurlarının sürekli
etkileşim halinde olduğunu gösterir.
Fraktal geometrinin evreni klasik
Öklid geometrisindeki doğrular ve düzlemler, daireler ve
küreler, üçgenler ve konilerden ibaret değildir. Aksine, ne tam
düz ne de tam yuvarlak olmayan, sonsuz girinti ve çıkıntılardan
oluşan sınırsız bir evrendir.
Doğanın fraktal görünümlerinin bilincinde olan kişi, ait
olduğumuz evreni oluşturan özelliklerin gizemli bilgilerine
yaklaştığını hisseder.
Fraktaller
kendi içlerindeki akıllı iletişim ve etkileşimle yaşamın her
düzeyde sürdürülmesini sağlar. Algısal düzeyde, duyularımızın
çoğu fraktallerle ilişkilidir. Konuştuğumuz dil bile aslında
fraktal yapıdadır: Sözcükler sözcüklerin, cümleler cümlelerin,
düşünceler düşüncelerin içinde yer alır ve kendini yineleyen
şablonlar dahilinde ve belirli bir düzene göre gelişirler. Sayı
dizileri bile fraktaldir diyebiliriz. Peki fraktallerle insan
psikolojisi arasında nasıl bir bağ olabilir?
Hem çocuk,
hem erişkin hem de yaşlıyız
İnsan
doğası, tıpkı içinde yaşadığımız doğa gibi kaotik ve
belirsizdir. Bununla birlikte, görünürdeki kaosun altında
aslında mükemmel fraktal biçimleri gizlidir. Kaos her ne kadar
zihnimizin temelini oluşturuyor görünse de, aslında düzenli
algısal durumlara zemin hazırlar.
Jung’a
göre, iki tür bilinçdışı vardır: Kişisel (bireysel) ve kollektif
bilinçdışı. Arketiplerden oluşan kollektif bilinçdışı her
bireyde bulunan evrensel düşünce ve davranış kalıplarını içerir.
Jung’un deyişiyle, “Bellek kendisi sürekli yineleyen fraktal
imgelerin oluştuğu yerdir.”
Jung’un
söz ettiği fraktal imgeleri, zamanında “Tanrı’nın parmak izi”
olarak yorumlanmış olan Mandelbrot fraktallerine benzetmek
mümkün. İmge milyonlarca kere büyütüldüğünde yeni benzer imgeler
ortaya çıkar. Bellek imgeleri ortaya çıkıp sürekli olarak
yinelendiğinde kendi kendileriyle etkileşime geçer ve
algılarımızın, kişilik ve kimliğimizin biçimlenmesine yol
açarlar.
Fransız
düşünür Bergson’a göre, iki tür bellek vardır: Hayal eden bellek
ve yineleyen bellek. Algı anılarla birebir ilişkilidir.
Algılarımızı kesintisiz olarak yeniden yaratıp biçimlendirirken
bellek, anılardaki “benzerlikleri” yakalayarak soyutlar ve tıpkı
fraktal geometride olduğu gibi “benzeri” yinelemek yoluyla
anıları yeniden yaratır.
Bu süreç
sırasında, fraktal imge veya sesler anılarımızı çağrıştırır.
Gökgürültüsü ve fırtınanın sesini, rüzgarın uğultusunu, uzaktan
geçen bir vapurun düdüğünü, martıların çığlıklarını,
fısıltıları, ayak seslerini, bir melodiyi kollektif olarak
anımsarız. Aynı şekilde bir yol ayrımı imgesi, gökyüzünü
kaplayan yoğun, gri bulutlar ya da bembeyaz karlarla kaplı
huzurlu bir orman her birimizde aşağı yukarı benzer duygulara
yol açar. Çocukluğumuz aklımıza gelir. Neşe ve kederle dolu
anların imgeleri zihnimize doluşur. Bütün bunlar evrensel
benliğin (kollektif bilinçdışının) tıpatıp benzeri olan
unsurlardır olmanın yanı sıra, umut ve elemle bezeli ve
kaçınılmaz olarak ölümle son bulacak yaşamın arketipsel
sembolleridir. İnsanî doğamız nedeniyle birbirimizle bağlantılı
ve birbirimize bağımlı olduğumuz için, bu tür fraktal imge ve
sesler bizi zamanın içinde farklı noktalara götürür. Tıpkı ünlü
İtalyan film yönetmeni Fellini’nin dediği gibi, “Kendimizi
belleğimizde inşa ederiz: Biz aynı anda hem çocuk, hem erişkin,
hem de yaşlıyız.”
Aşk
ve acının gizemi de fraktal imgelerle ilişkilidir. Her insan
evrensel ve arketipsel olan bu iki duyguyla sezgisel olarak
yakınlık kurabilir. Anılar bellekten
çağrılır ve fraktal imgeler yaratılır.
Daha sonra aynı işlem aksi yönde gerçekleşir.
İlintili fraktal imgelerle karşılaştığımızda bu defa yeni bir
anı eski anının çeşitlemesi olarak yaratılır, belleğe gönderilir
ve eski anının üzerine kaydedilir.
Biyolojik,
fizyolojik, duygusal, düşünsel ve sosyal boyutları olan çok
katmanlı varlıklar olarak her birimizin bireysel, ailesel,
toplumsal, kültürel, ulusal, hatta küresel kimlikleri var.
Düşüncelerimizin oluşumundan konuşurken kullandığımız
sözcüklere, aile ve iş ortamındaki davranışlara ve takındığımız
tavırlara, hatta gördüğümüz rüyalardan kurduğumuz hayallere ve
manevi inançlarımıza kadar kendi içinde tutarlı bir şablona göre
davranmıyor muyuz? Yaşamımız aslında kendi tekrar eden biçimleri
yansıtmıyor mu? Çocukluk, erişkinlik ve yaşlılık dönemlerimiz
arasında parallelik yok mu? Geçmiş zaman içinde edinilmiş
alışkanlıklar birbirini izleyen dönemlerde şekil değiştirerek
ortaya çıkmıyor mu? Demek ki, insanlar ve olaylar arasında
süregiden, karşılıklı etkileşim içinde yaratılan ve tekrara
dayalı bir süreç içinde kendimizi tıpkı bir fraktal gibi
yaratıyoruz.
Bütünün
içindeki bütün bütünün içindeki bütün bütünün içindeki bütün…
Matematiksel bir fraktalde, fraktalin dışındaki bölge
kontrolsüz, fraktalin içindeki bölge ise düzenli ve nispeten
durağandır. Fraktali oluşturan asıl bölüm bu iki alan arasındaki
sınır çizgisidir. Yapımız iç ve dış bölgeler arasındaki karmaşık
bölgede biçimlenir. Tıpkı hiçbir kar kristalinin bir eşinin
olmaması gibi, biz de belirsizlik ve değişkenlik içeren kaotik
doğamızdan, benzeri olmayan ve bütünüyle bize özgü bir düzen
yaratırız.
Öyleyse
“Kişi kimdir?” Arketipler, psikolojik imgeler, fraktal
sembollerin her biri bütünü bire bir yansıtan parçalardır. Bazı
kültürlerde her insanın atalarının özelliklerini içinde
taşıdığına inanılır. Yerli kabilenin üyelerinin “ataların ruhu”
dediğine modern insan “DNA’nın genetik bilgi bankası” der. İnsan
yaşamının dinamik fraktali içinde her birey bütünün parçasıdır
ve bütünün özelliklerini taşır. Sanki bir tiyatro kumpanyasının
oyuncuları sahneye konulan oyun sırasında bir yandan önceki
temsillere ait repliklerini hatırlarken diğer yandan da
gelecekte oynayacakları oyunları zihinlerinde yeniden
şekillendirirler. Tıpkı makrokosmos içindeki mikrokosmos gibi.
Bütünlüğü arayan ruh gibi. Bütünün içindeki bütün bütünün
içindeki bütün bütünün içindeki bütün gibi…
Walt
Whitman’ın dediği gibi, “Yığınları saklarım içimde.” Fraktaller
kendi içimizde, yaşadığımız toplumun içinde, geçmişten geleceğe
uzanarak iç içe geçmiş Matruşka bebekleri olduğumuzu söyler.
Aslında her varlığın diğer varlıklarla ilişkili olduğunu ve
doğrusal bir çizgi izlediğini sandığımız geçmiş, bugün ve
geleceğin aslında eşzamanlı ve çok boyutlu olarak var olduğunu
düşünürüz. Kopuk, kırık, bağımsız parçalar olmadığımızı anlarız.
Doğanın ve
yaşamın fraktal olduğunu kavradığımızda, karla kaplı uzak
tepelere bakınca neden hüzünlendiğimizi, adalara karşı
duyduğumuz o anlaşılmaz tutkuyu, geçen bir treni izlemenin bizi
neden neşelendirdiğini, bir melodinin ruh halimizi nasıl bir
anda değiştirebildiğini, kalabalık içinde yürürken hafif bir
esintinin burnumuza getiriverdiği güzel kokunun içimizi neden
ağlama isteğiyle doldurduğunu ya da yitirdiğimizi düşündüğümüz
ama aslında hep yeniden kavuşacağımız bir şeyi ne kadar çok
özlediğimizi anlamak biraz olsun mümkün olur.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Çiğdem Aksoy,
1971 İstanbul
doğumlu. Üsküdar Amerikan Lisesi’nde sonra Mimar Sinan
Üniversitesi’nde Sineme ve Televizyon alanında eğitimine devam
etti. Şu anda bir vakfın eğitim bölümünde çalışıyor. 1988 yılından
beri İngilizce’den Türkçe’ye kitap çevirisi yapıyor ve
çevirilerinden sekizi yayımlandı. 2002’de Zülfü Livaneli’nin
Mutluluk adlı romanını Türkçe’den İngilizce’ye çevirdi ve
Türkçe’den İngilizce’ye edebiyat çevirisi yapmayı sürdürüyor.
Yaşamın, neşeli ve hüzünlü anlarıyla çok keyifli bir süreç
olduğuna inanıyor.
Detaylı Bilgi
|