|
Haber: Didem Çivici
Çevre Haberleri, İstanbul
Anadolu'da Kuraklık Alarmı
Şubat
ayı boyunca küresel ısınmanın ve yayınlanan raporların gündeme getirdiği
başlıca konu su oldu.
Su kaynaklarının ısınma ile doğrudan ilişkili
olmasının ve yürürlüğe girmesi zorunlu olan, ancak hiçbir şekilde
umursanmayan önlemlerin lanse edilmesi de yetkilileri biraz olsun düşünmeye
sevk edememiş anlaşılan.
Geçtiğimiz ay süresince ilgililer, su
kaynaklarının yok olma tehlikesinin ciddi anlamda göz önünde bulundurulması
konusunda çağrılarda bulundular. Peki, "su sıkıntısı" ve iklim değişikliği
temaları ne gibi sonuçlar sundu bir ay içerisinde?
Tüm
gezegeni baştan sona etkilemeye başlayan ve sonuçlarının birebir görülmeye
başlandığı küresel ısınmanın yol açtığı kuraklık, elbette ki "yeni dönem"
meselelerinden değil. Pek çok kez gündeme oturan su kaybı problemi ve
Anadolu'nun kuraklaşması, artık bilim adamları tarafından tekrardan ve daha
güçlü ve dikkat çekici bir şekilde sunulan "iklimsel değişiklik" adı altında
çok daha feci olarak dünya insanlarına ilan edilmiş durumda.
TEMA Vakfı'nın uyarılarda bulunması ve
yayınladığı raporda Türkiye'nin Afrika'ya dönüşüyor olması yolundaki
beyanat, ne kadar ilgi çekicidir bilinmez; lakin üzerinden geçmekte fayda
var:
Anadolu kuruyor!
Kurak ve nemli arazilerin
sınıflandırıldığı ve çölleşme açısından değerlendirildiği tabloya göre en
sıkıntılı coğrafya Konya Ovası ve Iğdır yöresi. Bu bölgeler "yarı kurak" ve
"çölleşmeye açık" olarak nitelendiriliyor. 1990'ların başına kadar soğuma
eğilimi gösteren Türkiye'nin ortalama hava sıcaklıklarında, sonbahar hariç,
özellikle kış ve ilkbahar olmak üzere ısınma eğilimi başladı.
Eğer küresel ısınmaya yol açan CO2
salınımına karşı önlem alınmazsa, 2080'de Türkiye'nin hava sıcaklığında 3-6
derecelik artış, yıllık ortalama yağışında gün başına 0-1 mm'lik azalma;
akarsuların yıllık akımında %20-50 düşüş; tarımsal üretimde de %0-2.5 azalma
görülecek. Nemli koşullardan yarı nemli-yarı kurak ve kurak iklim
koşullarına yönelik değişimin ise özellikle Ege Bölgesi'nde görülmesi
muhtemel olarak kabul ediliyor.
Bu raporun sonucunda ortaya çıkan tablo,
elbette ki baştan aşağı felaket senaryolarını andıracak şekilde. Meydana
gelebilecek en küçük bir değişimin bile evrim sürecinde büyük etkilere sebep
olduğunu unutmamak gerekiyor. Kuzey Yarımküre'deki kar örtüsü ve deniz
buzulu yayılışının da azalacağının vurgulandığı TEMA raporunda, bu
erimelerin ve değişimin önümüzdeki yüzyıl süresince devam edeceği
söyleniyor. Karalar üzerindeki en yüksek sıcaklık artışının ise Kuzey
Amerika'nın kuzeyi ve Orta Asya'nın kuzeyinde yaşanacağı belirtildi.
Atmosfere bırakılan 3.2 milyar ton karbonun doğuracağı sonucunun da bundan
farklı olması beklenemezdi. Raporda, tüm gezegenle ilgili genel veriler ise
şöyleydi:
-
20. yüzyılda hava sızcaklıklarında
gözlenen artış, son 10 asrın herhangi bir döneminde yaşanan artıştan çok
daha fazla.
-
İnsanoğlu, atmosferin bileşimini
değiştirmeyi 21. yüzyıl boyunca sürdürecek.
-
1990-2100 yılları arasında küresel
ortalama yüzey sıcaklığında 1.4 ile 5.8 derece arasında artış yaşanacak.
-
Kuzey Yarımküre'deki kar örtüsü ve
deniz buzulu yayılışı daha da azalacak. Buzulların ve buzul şapkalarının
geniş ölçekli geri çekilmesi, 21. yüzyılda da sürecek.
-
Grönland buz kalkanı kütle
kaybedecek. Grönland üzerindeki yerel ısınma, küresel ısınmanın 1-3 katı
büyüklükte olabilecek.
-
El-Nino benzeri koşullar da gelecekte
tropikal kuşakların birçok bölümünde taşkınların ve kuraklığın etkisini
artıracak.
Doğa Derneği Genel Müdürü Güven Erken,
doğanın buna hazır olmadığını ve bu kadar salınıma doğanın nasıl tepki
vereceğinin bilinmediğini söyledi. Eken, ayrıca karbondioksidi yutan
ormanların ve sulak arazileri hızla tüketildiğini belirtti.
Londra Üniversitesi'nin araştırmalarına
göre ise kuraklık, Türkiye'nin batısında "az", İç Anadolu'da ise "orta"
düzeyde yaşanacak. 2007 yazında beklenen durum ise batı ve İstanbul'un da
içinde bulunduğu kuzeybatıda kuraklığın "had safha"ya ulaşacağı. Lakin tüm
bu bilimsel veriler karşısında Tarım ve Köy İşleri Bakanımız Mehmet Mehdi
Eker'in "Böyle bir sorun yok." diye beyanda bulunması ve tehlikenin
bulunmadığı yönündeki ısrarları gerçekten de ilgi çekici (!)
Londra Üniversitesi'nin araştırmalarına
yorum yapan Jeoloji Mühendisleri Odası Konya Şube Başkanı Yrd.Doç.Dr.Tahir
Nalbantçılar, bu veriler doğrultusunda üç yıl içerisinde "had safha"ya
ulaşacak olan kuraklığın, 2007 baharının orta seviyedeki kuraklık alarmıyla
devam edeceği yönünde açıklamada bulundu.
Peki kuraklık aşamaları
neye göre seviyelendiriliyor?
Az Kuraklık: Kuraklığa gidiş var.
Bitkilerde kısa süreli kuruma ve büyüme yavaşlaması, çok yavaş su açığa
verilmesi.
Orta Derecede Kuraklık: Nehirler,
göller veya kuyularda düşük derecede bazı su eksikliklerinin gelişmesi,
gönüllü olarak su kullanımında kıstıtlama yapılması, talep edilmesi.
Şiddetli Kuraklık: Yeşillikler ve
bitkilerde kayıpların başlaması, su kıtlığının başlaması.
Olağanüstü Kuraklık: Bitkilerde
büyük kayıpların olaması. Olağanüstü yangın riski. Göl, nehir ve derelerde
su kıtlığı.
Tüm bunların sonucunda, önümüzdeki kısa
dönem içerisinde beklenen, bu yıl buğday veriminde açık yaşanacağı. Ayrıca
mısır, ayçiçeği ve pamuğun da üretiminde düşüş yaşanacağı beklenmekte.
Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cemal Taluğ'un hazırladığı rapora göre,
2050 yılında ülkemizde buğday ve arpada %8; pamukta %10 üretim düşüşü
meydana gelecek, ki bu sonuçlar, her gün gündeme gelen "yeni" bilgiler
ışığında oldukça iyimser görünüyor.
AKP Hükümeti üyelerinden üç
bakanın oluşturduğu eylem planı çerçevesinde yapılan açıklamalar ise,
beyanatın bilimsellikten ne kadar uzak olduğunu gözler önünde serdi. Çevre
ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin, "Ama şu anda kuraklıktan bahsetmek doğru
değil. Nisan-Mayıs yağışlarını beklemek gerekiyor" şeklinde cümle kurması,
bu kişilerin şu anda gezegenin içerisinde bulunduğu vahim durumdan bi-haber
oldukları konusunda toplumu oldukça bilgilendirdi (!). Mehdi Eker ile
birlikte Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler ise sorunların "var
olmadıklarını" iddia ederek topu yurttaşa atmış görünüyorlar. (Cumhuriyet)
Bu beyanatların hepsi, Ege
Üniversitesi Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü
Prof.Dr.Ümit Erdem'i şaşkınlığa uğrattı. Erdem, kuraklığın, yağışla
bütünleştirilmesinin yanlış olduğunu ve ülkemizdeki akarsuların kullanılamaz
hale getirildiğini de belirtti. İnsanların bilinçlendirilmemesi sonucunda
2020'li yıllarda büyük sorunlarla karşılaşma riskinin çok yüksek olduğunu
vurgulayan Erdem, önlemler alınmalı uyarısında bulundu.
Greenpeace Akdeniz Enerji ve İklim
Kampanyası Sorumlusu Hilal Atıcı ise, "Bu işin en büyük sorumlusu
devlettir." açıklamasında bulundu. Çözüm önerisi olarak karbondioksit
salınımının düşürülmesi gerektiğini de sözlerine ekledi. Doğa ve Çevre
Derneği Başkanı Nevzat Ceylan da üç bakanın toplantı sonucunun "sıfır"
olduğunu dile getirdi. Ceylan, Güler'in sulak alanları kuruttuğunu, Pepe'nin
göz yumduğunu ve Eker'in de seyirci kaldığını sözlerinde ekledi.
Sıralananların sonucunda su
gereksiniminin karşılanmaması ile birlikte açığa çıkacak ve yaşamlarımızı
kökten etkileyecek olan bir başka konu ise elektrik üretiminin azalacağı.
Ülkenin elektrik ihtiyacının yaklaşık %30'unun Hidroelektrik Santrallerden
(HES) karşılanması, su kaybı durumunda önemli ölçüde etkilenecek. Doğal
Hayatı Koruma Vakfı (WWF-Türkiye) Su Programı Müdürü Buket Bahar Dıvrak,
akarsuların debisinin küresel ısınmanın etkisiyle büyük oranda düştüğünü
belirtti. Bu durumun sonuçlarının ise elektrik sıkıntısı olarak bizlere geri
dönmeye başlayacağını vurguladı.
Deniz seviyesinin
yükselmesi
Birbiriyle zıt bir şekilde etkileşimde
olarak yaşam alanlarımızı daraltan küresel ısınma maddelerinden biri olan
deniz seviyesinin yükselmesi ise endişe getiren bir başka unsur. İtalyan
çevre uzmanlar, Akdeniz'in son 3000 yılın en sıcak dönemini yaşadığını, ve
bunun sonucunda da en yüksek seviyede seyrettiğini açıkladılar. Konferansta
konuşan uzmanlar, Akdeniz'deki su ısısının 27 dereceye çıktığını, ve bu
sıcaklığın tehlike sınırı olduğunu açıkladı.
Çözüm Planı: Kyoto
Protokolü
İçerisinde bulunduğumuz olasılıklar ve
her türlü risk ortaya serilmiş durumda. Bu noktada "çözüm" olarak
nitelendirilen protokollerin başında gelen "Kyoto", kurtarıcımız olarak
görülen yegane kaçış planlarından. Kurtarabilirliği bu zamandan sonra
elbette ki tartışılır; lakin "elden gelenin" yapılması konusunda öne
sürebileceğimiz tek çözüm planımız diye gündeme getirilmiş olan bu protokole
karşı devlet adamlarımızın tutumları da bir o kadar traji-komik.
Şubat'ın son günlerinde TBMM'ye taşınan,
ve CHP ve AKP milletvekillerince önergeler şeklinde tartışmaya sunulan
küresel ısınma ve iklim değişikliği için komisyon kurulmasına karar verildi.
Lakin her zamanki gibi, Osman Pepe'nin açıklamaları ilgi çekiciydi. Pepe,
uzmanların açıklamalarına, çok bilinçli ve bilgi dolu bir şekilde (!) karşı
gelerek; "Bu sorumluluklar, Türkiye'nin bugün altından kalkabileceği
durumlar değildir." dedi. Bu durumda Pepe, bizlere söylenecek söz
bırakmıyor. "Dünyamızın sonu" senaryolarının gündeme getirildiği şu dönemde,
politika meselelerinin ve şahsi çıkarların tüm insanlığı yadsıyacak şekilde
öne çıkarılması gerçekten de üzücü.
Kaynaklar:
Cumhuriyet Gazetesi
TEMA / Çevre Kütüphanesi / Küresel Isınma
http://www.global-cool.com
http://www.drought.mssl.ucl.ac.uk
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Didem Çivici,
1985 İstanbul doğumlu. 10-12 yaşlarından beri Spiritoloji ve
Şifa çalışmalarıyla ilgileniyor. 2 yıldır Yoga, Doğa sporları ve
latin dansları yapıyor. Ayrıca çevirmenlik te yapıyor.
Detaylı Bilgi
|