|
Haber:
Didem Çivici
Kültür Sanat Haberleri,
İstanbul
Ses Dehâsı
Cem Adrian
6.5 oktavlık sopranodan basa uzanan, müthiş
ses aralığı ve etnik caz yorumuyla, ses eksperlerinin ses dehası olarak
dikkatlerini çeken Cem Adrian, Hamburg ve Bremen Müzik Festivalleri’nin
açılış konserlerine kadar uzanan bir başarı hikayesinin kahramanı.
Cem Adrian'ın,
önceki gece Hayal Kahvesi'nde verdikleri akustik konserin melodileri hala
içimizde titreşerek uyandık yağmurlu İstanbul sabahına... Gözlerimi
açtığımda aklıma gelen ilk şey Cem'di... Ke ndimi yollara attım aceleyle;
lakin, bir şeyleri aceleye getirmenin anlamsız olduğunu bir kez daha hatırlattı bana kainat. O'nun için yazdığım satırların koruyucusu olan zarfı evde unutmuştum. Onu almak için geri döndüm ve Erdal'la buluşmak üzere
İstiklal'in yolunu tuttum yağmurla birlikte... Günü yansıtıyordu yağmur.
O'nu, içinden gelen mükemmel kelimelerle yansıtan varlığa ulaşabilmek için kendisini toprağa bırakıyordu adeta... Boşuna değildi... Bizim için "Yağmur"
dolu bir gündü... Kulağımda Cem'in sesi, vapur keyfi bambaşkaydı o sabah...
Sokaklarda
yanımda dolaşan yağmur
Geceleri
başucumda duran yağmur
Avucumda
ellerin yerine yağmur
Vur
yüzüme...
Vur
yüzüme...
Meleklerle Melekler
Kahvesi'nde Sohbet...
Röportaj
sorularının üzerinden geçmek ve sabah çaylarımızı yudumlamak için bir kafeye
girdik; huzur dolu bir günü kucaklamak üzere... Erdal'ın doğum günü için
muhteşem bir hediye olmuştu. Üç gibi demiştik Serkan'la... Taksim tarafı...
Neresi olsun derken aklımıza gelen ilk yerin ismi beliriverdi telefonun
ekranında... İçimizden geleni döktük satırlara: "Meleklerimizi, Melekler
Kahvesi'ne bekliyoruz..." Biraz sonra Serkan'dan geldi cevap: "Kanatlarımız
ıslanmasın yağmurda. Orada olacağız..."
Yağmurun bu
kutsal şehri ıslattığı günde sohbetimize başlıyoruz içimizdeki sonsuz
sevgiyle...
Röportaj:
Didem Çivici & Erdal Didar
Didem:
Cem
Adrian'ın projelerinden bahseder misin. Kısa dönemde neler yapmayı
düşünüyorsun?
Cem:
Yarın
"Yağmur"un klibini çekiyoruz. Bu sene çok konser yapmak istiyorum.
Albümümdeki şarkıları söylemeyi çok istiyorum. İnsanlarla paylaşmayı
istediğim şarkılar yaptım ben ve bu yüzden de onlarla paylaşmak istiyorum.
Bunun dışında çok fazla video çekmek istiyorum. Balans konserinde yayınlanan
"Sonbahar" klibini diğer sonbahara koyduk. Çok fazla video hazırlayıp bu
videoları dvd şeklinde piyasaya sürmek istiyorum. Çok fazla şey istiyorum
aslında, insanlarla çok fazla iletişimde olmak istiyorum. Sürekli
konserlerde kayıt alıyoruz. Çok nteraktif bir insan olmaya başladım.
(Gülüyoruz) Çünkü şimdi ilk albümümün acısını çıkarıyorum.
Didem:
Peki Fazıl Say'la proje fikri var mı? Orkestra ile çalışma ya da solo
konserler gibi..?
Cem:
Fazıl Say'la onun işlerini yapıyoruz. Birlikte bir film soundtrack'i
üzerinde çalışıyoruz. Bazı kayıtlar için sesimi veriyorum. Fazıl Say'la
dostluğumuz da çok iyi devam ediyor ama zaten müzikal olarak da birleşmemiz
çok mümkün değil, sadece kesişme noktalarımız vardı. Ve bu kesişme noktaları
devam ediyor. Çünkü, benim yolum çok farklı, onunki de her zaman çok
farklıydı; ama yolları çok farklı olan insanlar da bir noktada
kesişebiliyor. Onu hala çok seviyorum ve saygı duyuyorum; O'nun da saygı ve
sevgisi var, bu konuda bir problemimiz yok. Orkestra konusunda... Şimdi, bu
albümün konseptinde sert gitarlar var, elektronik var, yaylılar var ya da
yumuşak şarkılar var. Bunları farklı konseptlerde birleştirebiliriz. Bu
albümün bir caz konseri de olabilir, dün geceki gibi (19 Aralık Hayal
Kahvesi) akustik bir versiyonu ya da elektronik versiyonu da olabilir. Ama
şu anda kafamda öyle dev bir orkestra ile bir şey yapma fikri yok, çünkü ben
duyguları çok minimal yöntemlerle insanlara vermeliyim, bunu seviyorum. Ben,
duyguların dev olduğunu düşünüyorum, vermek istediklerimin dev olduğunu
düşünüyorum. Tek gitarla da aktarılabileceğine inanıyorum, inanmak
istiyorum.
Didem:
Cem Adrian'ın sahnedeki duygularını anlatır mısın bize? Transa giriyorsun
resmen... Neler yaşıyor?..
Cem:
Ben
kendimi videoda izlemekten hoşlanmıyorum. Balans konserinde örneğin,
fotoğraflarımı gördüm. Elimde olan bir şey değil. Şarkı söylemek dünyada en
sevdiğim şey, benim için vazgeçilmez bir şey. Bunun için yaşıyorum ben
zaten. O anda kontrolüm dışında gelişen başka bir şey...Ne yaptığıma dair
bir fikrim yok.
Didem:
Ya içteki hislerin... Nasıllar..?
Cem:
Sadece, dışarıdaki her şeyi hissediyorum. Görmüyorum. Ben gözlerim açık
şarkı söyleyemem, sevmiyorum.
Didem:
Şarkı oluyorsun adeta o anda...
Cem:
Şarkı
bitince de o "şey" bitiyor. Sahnede olmayı sanırım bundan dolayı çok
seviyorum. Başka bir yerde böyle bir şey hissetmiyorum.
Didem:
İlk konserinden bahseder misin? Bilkent'te Fazıl Say'la çıktığın o
konserden?
Cem:
Çok
heyecanlanmıştım ben. İnanılmaz heyecanlıydım. Ama ilk şarkının ilk bir kaç
cümlesine kadar. Şarkıya başladığım anda sesim filan kırılmıştı; yani
dinlediğimde benim sesim bile değildi. Ama orada da gözlerimi kapatarak bu
sorunu çözmüştüm. Büyük bir konserdi benim için. İlk defa akademik bir
çevreye, yorumumu dinlemek için gelmiş, benim hakkımda çok büyük şyler
duymuş olan insanlara verdiğim ilk büyük konserdi. Ve hayret ediyorum, ilahi
bir olay bence, daha sonra kendimi izlediğimde bütün şarkıları çok iyi bir
şekilde söylemişim. Ki iki kaydını zaten ilk albüme
verdim, "Summertime" ve
"Uzun İnce Bir Yoldayım" bu konserdeki kayıtlar. Normalde bu, çok zor
yakalanan bir durum. Kusursuz olmalı ki bie albüme koyabilmelisin.
Didem:
Sanki konser salonundaki herkes yok olmuştu. Sadece Cem. Salondaki sinerji
zaten muhteşemdi.
Cem:
Bir de ben akademik çevreden hoşlanmazdım o zamana kadar, tanımıyordum.
Önyargılılarım vardı, başıma gelenlerden sonra. Akademik çevrenin karşısına
çıkıp ben buyum diyebilmek, ama arkanızda Fazıl Say varken, gerçekten
enteresan bir duygu. Çünkü o insanlar ince eleyip sık dokuyan, ufak sahne
problemlerine dikkat edenler. Bunların benim için hiç bir önemi yok. Ben
sahneye çıkarken detone de olurum, şarkı sözlerini de unuturum, hiç sorun
değil, umurumda da değil. Ben oradayım ve "sadece" şarkı söylüyorum. Ben
sadece o anla ilgilenirim. Bunu dışında, işte daha estetik durayım, daha
yakışıklı görüneyim, sesim detone olmasın gibi kaygılarım yok. Ama akademik
çevrelerde bunun büyük bir önemi vardır.
Didem:
Bence o gecenin o kadar mükemmel olmasının bununla da ilgisi vardı, yani
senin bu gibi şeyleri umursamaman...
Cem:
Beni ilgilendirmiyor. Yani, siyah ayakkabı herkes giyerken ben giymedim.
Ayrıca bordo gömlek giydim herkes siyah giyiyorken, gömleğimi dışarı
çıkardım. Çünkü ben buyum.
Didem:
İçindeki Cem'i paylaşır mısın bizimle? Özdeki Cem nasıl biri?
Cem:
İkiye ayrılıyor bence insanlar. Biri içiniz ve diğeri de dışarıda olmak
zorunda olduğunuz. Ben, Cem Adrian'ı benim dışımda biri olarak görüyorum
aslında. O'nun prodüktörüyüm, şarkı yazarıyım. O'nun bir yere gelebilmesii
insanlara ulaşabilmesi için elimden geleni yapıyorum. Gerçekten O'nun
dışında biri daha var- bunun da içine girerseniz... Edirne'den gelmiş,
şarkılar yapan; şarkı yapmak için zor yollardan geçmiş, inatçı, hedefleri
olan ve bu hedefleri için her şeyi yapacak olan çok gözü kara bir insan var
(Gülüyor). Çok fazla bir şey de söyleyemiyorum aslında. Çok kolay yolları
seçip çok farklı yerlerde olabilirdim-olabilirdik. Serkan, müzik hayatım
boyunca benimle birlikteydi. Çok kolay yolları seçmedik, hala da seçmiyoruz.
Umurumuzda bile değil. Bu yolda gitmeye inat etmişim ve bu inadın bile
sebebini bilmeyen biri var karşında (Gülüyoruz). Neden, bunu bile
bilmiyorum.
Didem:
Bir görevin var buraya gelmenin...
Cem:
Elbette var. Evet, gerçekten de... Maddi gerçeklikler var bir de. Bunların
dışına çıkmamız çok zor. Bu zorluklardan çıkacak olan insanları, onları bir
araya toplamak çok zor. Aynı benim gibi... Benim etrafımda hep öyle insanlar
var. Tamam, çok para kazanabilirsin. Çünkü yadsınamayacak şeyler var.
Sesimin biyolojik özellikleri gibi. Bunları yapmak istemiyorum. Her şey çok
gerçek. Ankara'da hiç kimse şunu düşünmedi: ne yapsak satarız? Satarsa
satar. Aynen dün geceki ya da Balans'taki konserim gibi. Yani, şöyle yapalım
da satalım gibi bir derdim yok. Böyle bir derdim olsa, mesela dün gece
sadece ses şovuna yönelik bir konser yapardım. Umrumda bile değil. Bunun
üzerine "Ben Geldim" söylüyorum... İçimden gelen bu...
Erdal:
Ben biraz daha sıkıştırayım (Gülüşmeler). Bilkent'teki konserinden sonra
yaptığın bir röportajda, melekler ve mucizelere inandığını söylemişsin.
Burada dikkatimizi çeken ve araştırmaya yönelten şu oldu: Senin sesinin
sahip olduğu özelliklerin bin yılda bir geldiğini söyleyenler var, ve benim
araştırmalarıma göre eski kadim kitaplarda yeryüzünde çok nadir rastlanan
melek seslerden bahsedilir. Senin bu konu hakkındaki düşünceni öğrenebilir
miyiz?
Cem:
Kendimi bir melek olarak görmüyorum öncelikle (Gülüyor) İnsanlara böyle bir
amaçla geldiğimi düşünmüyorum. Ben aslında çok sıradan biri olduğumu
düşünüyorum, o anlamda. Tamam, sesimin renkleri, biyolojik özellikleri vs
olabilir. Bu soruya cevap veremem aslında. Kendime böyle bir bakış açısıyla
bakamam. Böyle bir araştırmam da olmadı. Ancak, öyle bir efsane varsa
gerçektir. Ama onlardan biri mi olduğuma ben karar veremem. Ancak ben
kendimi bir melek olarak görmüyorum.
Erdal:
Dikkatimizi çeken bir diğer şey de sahne ve kliplerinde kullandığın, genelde
toplum tarafından pek fark edilmeyen semboller. Örneğin sahnede mavi ve mor
renkleri kullanıyorsun ağırlıklı olarak. Ya da görüntülerde adeta
görünmeyeni göstermeye çalışıyorsun... Hem silinik hem net... Balans
konserindeki görüntüler, örneğin eline damlayan bir su damlası, ya da
elindeki masmavi bir tüy gibi... (Cem, masmavi tüyü duyunca sımsıcak bir
gülümseme beliriveriyor yüzünde)
Cem:
Hepsi de
benim hayatımda çok özel, çok büyük şeyler. Bunları fazla paylaşamayacağım,
kendime özel olduğu için, ama hepsi çok çok özel semboller. "Sonbahar"daki
elimde tuttuğum tavus kuşu tüyü... Oradan geçen mavi bir kuş tüyü,
kelebekler vs. Bunlar benim için gerçekten çok özel semboller; yağmur da
buna dahil olmak üzere (Gülüyor). Aslında, benimle aynı hisse sahip insanlar
için, benimle aynı düşünen insanlar için zaten bunlar çok önemli semboller.
Örneğin kuş tüyüne, kuşun kanadından kopmuş biyolojik bir madde olarak
bakmıyorlar. Ya da bir sokak lambasına, ki bunu geçenlerde yine söyledim,
bir belediye hizmeti olarak bakmıyorlar. Zaten bu, onlar için de öyle. Yani,
o sembolleri kullanıyorum ve onlar bir şekilde
ulaşıyorum. Sana (Erdal), ya
da sana (Didem) bir şekilde ulaşıyorum ve sen görünce, işte benim için de
böyle bir anlamı var diyorsun. O insanlara ulaşma
yöntemim, görsel olarak bu
sembolleri kullanmak. Değerli semboller ve o
sembollerle o insanları
buluyorum ben. Dinleyicilere sadece sesle değil, bu
sembollerle de
ulaşıyorum ben. Özellikle "So nbahar"ın klibinde çok kullandım. Ya da "Ben Bu
Şarkıyı Sana Yazdım"da kırmızı kuş tüyleri var mesela. Ben, başka bir klipte
görseydim, o insan benim için özel olurdu.
Erdal:
"Ben Bu Şarkıyı Sana Yazdım" şarkısını sahnede her okuduğunda, onu yazdığın
kişi ya da şeye olan özlemin, aşkın ya da her ne ise sanki kat kat
artıyor...
Cem:
Hayatımdaki en özel şarkı ve hayatımdaki en özel insanla bir bağlantı
kuruyorum bu şarkıyı söylerken., bunu söyleyebilirim. Bağlantıdayım yani.
Tüm şarkılar benim hayatımda özel olabilir , ama bu şarkı çok daha özel.
Erdal:
Çünkü, sahnede bu şarkıyı söylerken o kişi oradaymış ya da sen o sahnede
değilmişsin gibi...
Cem:
Ben sanırım bu sorunun cevabını kitabımda anlattım. Özellikle bu şarkı için
uzun bir bölüm var. Sanırım o, cevabı olacaktır. Çünkü, gerçekten
anlatabileceğim bir durum değil. Konserlerde de mesela, şimdi çok özel bir
parça söyleyeceğim derim, çünkü gerçekten de öyle. Belki de yazdığım en
güzel şarkı... Bir daha böylesini yapabilir miyim bilmiyorum.
Erdal:
Benim bildiğim kadarıyla yaklaşık olarak 250 adet kaydın var. Bunları ne
zaman paylaşacaksın?
Cem:
Konserlerde söylüyorum yavaş yavaş. Dün akşamki konserde iki tanesini
söyledim. İnternet sitemde "Uzaklardan"ı yayınladım. Hepsini yayınlamam
mümkün değil, albüm halinde. Eski kayıtlar şeklinde internet sitesinden
yayınlamak istiyorum Üretimim devam ettiği için.. O şarkılar çok geride
kaldı. Hepsi de yayınlayabileceğim şarkılar değil. Çok değişti her şey
hayatta; ama yayınlayabileceklerimi yayınlıyorum. Yavaş yavaş paylaşacağım.
Erdal:
Teşekkür ederiz Cem...
Cem:
Ben teşekkür ederim.
Resmi
röportaj bittikten sonra albümümü imzalatmak için CD'yi Cem'e uzattığım
arada gelecek konserlerini sordum Serkan ve Cem'e. Ocak sonu gibi Ankara'da,
ya da Eskişehir'de konserler gözüküyor sanıyorum. Tam tarih belli değil ama
takipte olun derim ben... Ruhuma dokunan bu titreşimden mahrum kalmayın
buradaki yaşamda...
Ve işte
güne doğan bir yaşamın getirdikleri, benliğiyle birlikte... Huzur dolsun
yaşamı ve sevgisi eksik olmasın... İyi ki VARsın...
.jpg)
Röportaj: Didem Çivici & Erdal Didar
Kültür Sanat Haberleri, İstanbul
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Didem Çivici,
1985 İstanbul doğumlu. 10-12 yaşlarından beri Spiritoloji ve
Şifa çalışmalarıyla ilgileniyor. 2 yıldır Yoga, Doğa sporları ve
latin dansları yapıyor. Ayrıca çevirmenlik te yapıyor.
Detaylı Bilgi
|