|
Haber: Didem Çivici
Sağlık Haberleri, İstanbul
Süt Gerçekten
Besleyici mi?
Süt, modern dünyanın dayandırdığı "sağlık"
besinlerinden biri mi, yoksa sanıldığı gibi vücudumuz için gereksiz mi?
Her türlü bilimsel verinin, her geçen gün
farklı bir şekilde lanse edilmesi ve testlerden geçirilen besinlerin sahip
oldukları değerlerin sürekli değişmesi kafaları karıştırıyor. Bebeklikten
itibaren "gereklilik" olarak bizlere sunulan, özellikle çocukların fiziksel
gelişimi için en çok önem verilen bu besin maddesinin rolünün bambaşka
olduğu tezinin öne sürülmesi eminiz herkesi şok ediyor. Ancak her şeyin
politik ve maddi çıkarlar çerçevesinde sürdüğü şu dönemde her şeye kuşkucu
yaklaşmayı seçmeye başladık. Konunun bir başka yönü ise bilimin de kendi
içinde çeliştiği gerçeği...
Bu ay süt besinini ve süt ürünleriyle
birlikte, çiğ ve pastörize sütün getiri ve götürülerini sunuyoruz sizlere.
Bu besinin bizden götürdükleri ve insan bedeninde oluşturduğu etkilere
bir bakalım.
Öncelikle süt demir yönünden çok
fakirdir. Günlük tavsiye edilen değerleri almak için bir çocuğun günde 31
litre süt içmesi gerekir. Süt ayrıca vücudun depoladığı demiri kullanarak
bağırsaklardan atılmasına sebep olur. Ayrıca, diyabetik 142 çocuk üzerinde
yapılan güncel bir araştırmada inek sütü proteinine karşı hepsinin vücudunda
yüksek oranda antitoksin üretildiği görülmüştür. Bu antitoksinlerin
pankreasta insülin üreten hücreleri yok ettiği sanılıyor. Ve sanıyorum ki en
gözde mineral "kalsiyum"dur süt akla gelince. Ancak şu da bir gerçek ki,
lahana gibi yeşil ve geniş yapraklı sebzeler en az süt kadar hatta ondan
daha iyi kalsiyum kaynakları.
Aşırı "D" Vitamini
yüklemesi tehlikeli
Bunların yanında sağlığa olumsuz
etkilerini de yadsımamak gerekiyor. Obezite ve fazla yağ alımının revaçta
olduğu bu günlerde, kaymağı alınmış olanlar hariç, süt ve süt ürünlerinin
yağ seviyesi yüksek olduğunu bilmek de yararlı olacaktır. Süt gıda
zehirlenmelerinin en başta gelen sebebidir. Sık sık zehirlenme belirtileri
göze çarpmaz ya da bazen süte bağlanmaz. Zehirlenmelerin de yaşandığı süt
alımlarında, çoğunlukla aşırı D Vitamini yüklemesi ve antibiyotiklerle
zehirlenir.
Yakın zamanda test edilen 42 süt
örneğinden sadece %12'si istenen D Vitamini oranına sahipti. On çocuk sütü
örneğinden yedisi, etiketinde yazan D Vitamini miktarının iki katından
fazla, bir tanesi etiketinin dört katından da fazla D vitamini içeriyordu.
Laktozun sindirim sisteminde yol açtığı tahribat ise önemsenmeyecek boyutta.
Asya ve Afrika kültürlerinden gelen birçok kişi süt şekeri laktozu
hazmedemezler ve bu yüzden ishal ve gaz sorunu yaşarlar. Laktoz şekeri
hazmedildiğinde, katarakt ve yumurtalık kanseriyle ilişkilendirilen daha
basit bir şeker türü galaktoz meydana çıkar. Ayrıca, süt proteinleri her beş
çocuktan birisinin yakalandığı hazımsızlık sorunu kolik'e yol açar. Süt içen
anneler, emzirdikleri bebeklerine inek sütü proteinlerini geçirebilir.
Peki, tüm bunlar başımızı yeterince
ağrıtırken, Batı tarafından hep en sağlıklı yöntem olarak belirtilen ve her
yerde uyarıları yapılan pastörize süt nelere yol açıyor biliyor musunuz?
Pastörize mi çiğ mi?
Şu bir gerçek ki, Doğulular ve
Afrikalılar geleneksel olarak, müshil amaçlı kullanımı hariç sütten uzak
durmuşlardır; lakin, batı dünyasında insanlara hayatları boyunca her gün süt
içmeleri söylenir. Hatta her yerde afişler, reklamlar ve benzeri
çalışmalarla halkın süt ve süt ürünlerini tüketmesi sağlanır.
Şimdi, tüm bunları ve bildiğiniz tüm o
"bilimsel" verileri bir kenara bırakın. Doğaya bakın, yavrular diğer
yiyeceklerle sütten kesildiği zamana kadar yalnızca sütle beslenirler. Sütün
sindirimini sağlayan laktaz enziminin, ergenliğe geçişle birlikte insan
sisteminden kendiliğinden yok olması; yetişkin insanların süte besin olarak
kaplanlardan ya da şempanzelerden daha fazla ihtiyacı olmadığını gösteriyor.
"Ya tek başına iç, ya
da içme."
Süt, çiğ olarak tüketildiğinde tam
protein besin olmasına rağmen yağ da içerdiği için kendinden başka bir
besinle zor karışır. Buna rağmen günümüzde yetişkinler diğer yiyecekleri
devamlı soğuk sütle "yıkarlar". Süt mideye girdiğinde hemen kesilir ve
mevcut başka bir yiyecek varsa kesilmiş süt tanecikleri diğer yiyecek
taneciklerinin etrafında pıhtılaşır, onları mide özsularından yalıtarak
sindirimi geciktirir, çürüme başlangıcına ortam sağlar. Bu yüzden süt
tüketimi ile ilgili ilk ve en önemli kural şudur: "Ya tek başına iç, ya da
içme."
Bugün süt, içindeki doğal enzimleri yok
eden ve nâzik proteinleri değiştiren pastörizasyonun her yerde uygulanması
yüzünden, daha da sindirilemez hâle gelmiştir. Çiğ süt, sütün sindirimini
sağlayan laktaz ve lipaz aktif enzimlerine sahiptir. Canlılığını yitirmiş
laktazı ve diğer aktif enzimleri içeren pastörize süt, yetişkin mideler
tarafından gerektiği gibi sindirilemez. Şişeyle beslenen bebeklerin yaşadığı
karın ağrısı, pişik, solunum rahatsızlıkları, gaz ve diğer rahatsızlıkların
da gösterdiği gibi çocuklar bile bu konuda sıkıntı çeker. Enzimlerin
eksikliğinin ve hayâtî proteinlerin değişmesinin, sütteki kalsiyumu ve
mineral elementleri erittiği de kuşku götürmez.
Eski bir bilimsel
çalışma
1930'larda Dr. Francis M. Pottenger,
pastörize ve çiğ sütle beslenmenin 900 kedi üzerindeki etkilerine ilişkin 10
yıllık bir çalışma yürüttü. Bir grup yalnızca çiğ süt alırken, diğer grup
aynı kaynaktan alınan pastörize sütle beslendi. Çiğ süt içen grup kuvvet
bularak büyüdü, hayatı boyunca sağlıklı, aktif ve canlı kaldı ama pastörize
sütle beslenen grup kısa süre sonra durgun, sersem ve normalde insanlarla
ilişkilendirilen kalp krizi, böbrek yetmezliği, tiroit bozukluğu, solunum
rahatsızlıkları, diş kaybı, kemik zayıflığı, karaciğer iltihabı gibi kronik
yozlaştırıcı rahatsızlıklara karşı savunmasız hâle geldi. Ama Dr.
Pottenger'in en çok dikkatini çeken ikinci ve üçüncü nesillere olanlardı.
Pastörize sütle beslenen grubun
yavrularının hepsi pastörize sütten kalsiyum emiliminin olmadığını gösteren
zayıf ve küçük dişler, kalsiyum eksikliğinin açık ifadesi olan güçsüz
kemiklerle doğdular. Çiğ sütle beslenen grubun yavruları ebeveynleri gibi
sağlıklı kaldı. Pastörize sütle beslenen grubun üçüncü kuşak yavrularının
birçoğu ölü doğarken, kurtulanlar ise kısırdılar ve üreyemiyorlardı. Çiğ
sütle beslenen grup soyunu sürdürürken, pastörize sütle beslenen grupta
dördüncü nesil olmadığı için deney bitmek durumunda kaldı.
Bilinmeyen gerçekler
Eğer bunlar pastörize sütün zararlı
etkilerinin yeterli kanıtı değilse, ticârî süt endüstrisinin kabul etmekten
tiksindiği, kendi annelerinden alınan pastörize sütle beslenen buzağıların
genellikle 6 hafta içinde öldüğü gerçeğini dikkate alın. Çiğ sütün lehinde,
pastörize sütün aleyhinde bulunan bu gibi bilimsel kanıtlara ve 20. yüzyılın
başlarına kadar insan türünün çiğ sütle beslendiği gerçeğine rağmen bugün
Amerika'da birkaç eyalet hariç çiğ süt satmak yasal değildir.
Doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış
süt, insan ömrünü uzatmada hiçbir fayda göstermezken, sütü pastörize etmek
raf ömrünü uzattığından süt endüstrisi için daha kârlıdır. Dahası,
pastörizasyon hepsini olmasa da bazı tehlikeli mikropları öldürerek sıhhî
olmayan mandıralardaki hasta ineklerden alınan sütü göreceli olarak
"zararsız" hâle getirir ve bu da süt endüstrisinin mâliyetlerini azaltır.
Dr. Pottenger'in pastörize sütle
beslenmiş kedilerinin kısırlaşması ve gücünü yitirmesi için yalnızca üç
kuşak geçmesi yeterli olmuştur. Amerikalıların ve Avrupalıların neredeyse
aynı sayıdaki kuşağı pastörize sütle beslenmiştir. Bugün, kısırlık Amerikan
çiftleri için başta gelen sorunlardan biriyken; kalsiyum eksikliği de öyle
yayılmıştır ki, Amerikalı çocukların yüzde doksanı kronik diş çürümesi
sorunuyla karşı karşıyadır. İşin daha kötüsü, şimdilerde kaymağının
ayrılmasını önlemek için süt "homojenize" ediliyor. Bu, yağ moleküllerinin
sütün geri kalanından ayrılmayacağı noktaya kadar mayalanmasını ve
öğütülmesini gerektiriyor. Ama aynı zamanda bu durum, süt yağının küçük
parçacıklarının ince bağırsağın duvarından kolayca geçmesine izin vererek,
doğal niteliğini kaybetmiş yağ ve kolesterolün vücut tarafından emilme
miktarını büyük oranda arttırıyor. Aslında homojenize sütten, saf kremadan
aldığınızdan daha fazla süt yağı alırsınız!
Peki ya şu herkesi
endişelendiren kemik erimesi?
Kemik erimesi rahatsızlığı olan
kadınların pastörize süt ürünleri ile ilgili gerçekleri dikkate almaları
gerekir. Doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış bu süt, bu durumu önlemek
için yeterince kalsiyum sağlamaz. Büyük miktarlarda pastörize süt ürünleri
tüketen Amerikalı kadınlar, dünyanın en yüksek sayıdaki kemik erimesi
vakalarından muzdariptirler. Kemik erimesi, daha çok beslenmedeki kalsiyum
eksikliğinden değil, özelikle şeker gibi kemiklerden ve dişlerden kalsiyumu
süzen beslenme etkenlerinden kaynaklandığını görürüz. Şeker, et, rafine
nişasta ve alkolün tümü, kanda sürekli bir asit ortamı yaratır ve asidik
kanın kemiklerden
kalsiyumu çözdüğü bilinir. Osteoporozu düzeltmek için en
iyi yol, yukarıda belirtilen süt ürünü haricindeki kalsiyumca zengin
besinleri tüketirken aynı zamanda kemiklerden kalsiyum çalan asit
arttırıcıları diyetten çıkarmaktır. 3 mg boron minerali takviyesinin de
kemiklerin kalsiyumu emmesine ve tutmasına yardım ettiği görülür. Örneğin,
çiğ lahana; herhangi bir miktar pastörize süt, yoğurt, çiftlik peyniri veya
doğal niteliği bozulmuş diğer süt ürünlerinden daha fazla kalsiyum sağlar.
Son bilimsel
çalışmalar: Boron Elementi
Kuzey Dakota'nın Grand Folks şehrindeki
İnsan Araştırma Merkezi'nde yapılan yeni çalışmalar gösteriyor ki, boron
elementi kalsiyumun besinlerden emilmesinde ve kemik yapımında
kullanılmasında temel bir role sahiptir. Daha da dikkate değer bir nokta
şudur: Yeterli miktarda boron verildiğinde kadınların kanındaki östrojen
seviyesi, Batı'da kemik erimesine karşı genel bir geçici önlem olan östrojen
yenileme terapisine duyulan ihtiyacı ortadan kaldırarak, iki katından daha
fazla arttı. Boronu nereden bulabiliriz? Özellikle elma, armut, üzüm,
fındık, lahana ve diğer lifli sebzeler gibi kalsiyumu da bulduğumuz taze
meyve ve sebzelerden. Doğa zaten ihtiyacımız olan hayâtî
besin kaynaklarının
tümünü birbirini tamamlayan şekilde bolca sağlamıştır ama insan onları
öldürene kadar pişirmekte ve işlemekte ısrar eder ve sonra diyetinin neden
"işe yaramadığını" düşünür durur.
Yetişkinler harika bir besin olan çiğ
sütü temin edemedikleri sürece, günlük diyetlerinde yer alan sütü yeniden
gözden geçirmelidirler. Çocukları "güçlü ve sağlıklı" büyüsünler diye
pastörize sütle tıka basa doldurmak doğru bir davranış olmayacaktır. Çünkü
en basitinden, onlar içindeki besinleri ayrıştıramazlar. Aslında, doğal
niteliğini yitirmiş süt ürünleri, bağırsakları tabaka tabaka balçık gibi
çamurla tıkayarak organik besinlerin emilimine engel olduğundan; erkekler,
kadınlar ve çocuklar diyetlerindeki tüm pastörize süt ürünlerini
çıkarmalıdırlar.
Anne sütüyle beslenmek
son derece önemli
İnek sütü buzağılar içindir ve bebekler
de sütten kesilene kadar anne sütüyle beslenmelidir. Doğa her iki tip sütü
ve sindirim sistemini buna göre tasarlamıştır. Anne ineğin pastörize sütü
ile beslenen buzağıların genellikle 6 hafta içinde öldüğü bilimsel olarak
belgelenmiştir ki, bu da pastörize inek sütünün buzağı için olduğu gibi,
insan için de sağlığa yararlı ve hayat veren bir besin olmadığını gösterir.
Buna rağmen, yetişkin insanlar doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış bu
salgıyı hem bebeklerine içirirler hem de kendileri tüketirler.
İnek sütü, insan sütünün 4 katı protein
ve sadece yarısı kadar karbonhidrat içerir. Pastörizasyon, inek sütünün
içinde bulunan yoğun proteinin sindirilmesini sağlayan doğal enzimi yok
eder. Böylece bu fazla süt proteini, bağırsakları çamurla tıkayarak, insanın
sindirim yolunda çürür. Bu çamurun bir kısmı kana sızar. Süt ürünlerinin
günlük tüketimleriyle bu kokuşmuş çamur biriktikçe, vücut çamurun bir
kısmını deriden (sivilce, leke ile) ve ciğerlerden (nezle ile) dışarı
atarken kalanı içeride iltihaplanır, enfeksiyonlara sebep olan mukoz
oluşturur, alerjik tepkilere yol açar, eklemleri kalsiyum tortularıyla
sertleştirir. Ayrıca, kronik astım, alerji, kulak enfeksiyonları ve
sivilcenin birçok çeşidi süt ürünlerini diyetten çıkarmakla kolayca
iyileştirilebilir.
Özellikle kadınlar için
sakıncalı
İnek sütü ürünleri özellikle kadınlar
için zararlıdır. Süt kadınların vücudundan dışarı akmalıdır, içeri değil.
Pastörize inek sütünün kadınları güçten düşüren etkileri, süt üretimini
arttırmak için ineklere enjekte edilen sentetik hormonlarla daha da
şiddetlenir. Bu kimyasallar titizlikle dengelenmiş dişi endokrin sistemine
çok zarar verir. "Besin ve İyileşme" (Food and Healing) adlı kitabında besin
terapisti Anne Marie Colbin, süt ürünlerinin kadınlar için yarattığı
felaketi şöyle açıklar: "Süt, peynir, yoğurt ve dondurma gibi süt
ürünlerinin tüketimiyle; yumurtalık tümörünü ve kistlerini, vajinal
akıntıları ve enfeksiyonları da kapsayan dişi üreme sistemindeki çeşitli
hastalıklar kuvvetle bağlantılıdır. Bu bağlantının, süt ürünlerinin
tüketimine son verdiklerinde problemlerin azaldığını veya yok olduğunu
bildiren tanıdığım sayısız kadın tarafından defalarca doğrulandığını
görüyorum. Lifli t ümörlerin geçtiğini veya dağıldığını, rahim kanserinin
durduğunu, adet düzensizliklerinin düzeldiğini duyuyorum. Kısırlık bile bu
yaklaşımla birkaç örnekte ortadan kalkmış görünüyor."
Birçok kadın ve erkek, doktorları iyi bir
kalsiyum kaynağı olduğunu söylediği için süt ürünleri tüketiyor. Bu bâtıl
bir tavsiyedir. Geleneksel Çin tıbbı açısından bakarsak, süt bir çeşit
"cinsel öz"dür. İnsan türünün başka bir türün cinsel özünü içmesi özellikle
kadınlar için sadece hastalığa yol açar, çünkü içerdiği hormonlar insanın
endokrin sisteminin hassas dengesini bozar. Eğer süt ürünleri içmekte
ısrarlıysanız, en iyi tercihiniz insan sütünün besinsel karışımına ve
dengesine yaklaşan keçi sütü olmalıdır. İnek sütünden yapılmış yegane
tehlikesiz ürünler sindirilebilen bir yağ olan taze tereyağı, laktobakteri
tarafından sizin için önceden sindirilmiş taze mayalanmış yoğurttur. Ama
bunlar bile mâkul ölçülerde ve mümkünse çiğ, pastörize olmayan sütten
yapılmış olmalıdır.
İçeriklere bakarsak, 100 gramında 33 gram
kalsiyum bulunan insan sütü ile karşılaştırıldığında, inek sütü her 100
gramında 118 mg kalsiyum içerir. Ama ayrıca, inek sütü 100 gramında insan
sütünde 18 mg bulunan fosfordan 97 mg içerir. Fosfor, sindirim yolunda
kalsiyum ile birleşir ve aslında kalsiyumun emilimini önler. New York Devlet
Üniversitesi tıp merkezinin pediatri bölüm başkanı Dr. Frank Oski şöyle
diyor: "Yalnızca Kalsiyum-Fosfor oranı 2-1 olan besinler temel kalsiyum
kaynağı olarak kullanılmalıdır. İnsan sütünün oranı 2.35'e 1, inek sütününki
yalnızca 1.27'ye 1. İnek sütü ayrıca 100 gramında 16 mg sodyum içeren insan
sütü ile karşılaştırıldığında 50 mg sodyum içerir, yani süt ürünleri
muhtemelen modern batı dünyası diyetinin en yaygın aşırı sodyum
kaynaklarından biridir." Bununla beraber, inek sütü daha iyi sindirilen ve
sağlığa yararlı olan diğer besinler kadar iyi bir kalsiyum deposu değildir.
100 gramında 118 mg kalsiyum bulunan inek sütünü diğer besinlerin 100 gramı
ile karşılaştırın:
Badem (254 mg), brokoli (130 mg),
kıvırcık lahana (187 mg), susam tohumu (1,160 mg), bir tür su yosunu olan
kelp (1,093 mg) ve sardalya balığı (400mg).
Kaynak:
www.hps-online.com
Çeviri: Hakan Arabacıoğlu
www.vejetaryen.net
www.european-vegetarian.org
Önemli Not:
Bu haberdeki bilgiler bütün bilim çevreleri tarafından kabul edilmiş
olmayıp, her doktor tarafından göreceli değerlendirilebilmektedir. Bu
haberdeki bilgiler yalnızca bilgilendirme amaçlı olup doktor tavsiyesi
yerine geçemez! Lütfen doktorunuza danışarak hareket etmeyi unutmayınız.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Didem Çivici,
1985 İstanbul doğumlu. 10-12 yaşlarından beri Spiritoloji ve
Şifa çalışmalarıyla ilgileniyor. 2 yıldır Yoga, Doğa sporları ve
latin dansları yapıyor. Ayrıca çevirmenlik te yapıyor.
Detaylı Bilgi
|