|
Haber
ve Röportaj: Didem Çivici
"8 Kadın" ile
8 Mart Kutlaması
Perdelerini 9 Kasım'da Sabancı Gösteri
Merkezi'nde açtılar. Ardından 2. oyunlarını 13 Aralık'ta Orhanlı Kültür
Merkezi'nde sahneye koyan Sabancı Üniversitesi Tiyatro KulübüıÜ SUO’nun 8
bayan oyuncusu, “kadın” temalı oyunlarını, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde
tekrardan SGM'de ücretsiz olarak sahneye koyacak.
1950’li yıllar Fransa. Karlarla kaplı
tenha bir bölgede bulunan malikanede varlıklı bir aile Noel’i kutlamak
üzeretoplanmıştır. Fakat kutlamalar gerçekleşemeyecektir; ailenin sevilen
reisi öldürülmüştür! Katil, evde bulunan veöldürülen adamın hayatındaki en
yakın sekiz kadından başkası olamaz. Acaba katil güçlü karakterli karısı
mıdır? Yoksa evde kalmış görümcesi mi? Cimri kayınvalidesi? Belki de
saygısız hizmetçi veya sadık yardımcıları? Veya sevimli iki genç kızından
biri? Kurbanın kız kardeşinin sürpriz bir biçimde ziyareti, kendi aralarında
başlattıkları soruşturmayı, sinir krizleri ve çekişme ile dolu bir güne
dönüştürür.
Yavaş
yavaş ortaya çıkan aile sırları, komik durumlara tuz biber olmaktadır.
Baştan çıkarma ihanetle dans etmektedir. Kadın ruhunun gizemi ortaya
çıkmaktadır.Sekiz kadın. Hepsi şüpheli. Hepsinin bir nedeni var. Hepsinin
bir sırrı var. Sekiz kadın. Güzel, vahşi, akıllı, hassasve tehlikeli...
İçlerinden bir tanesi suçlu. Acaba hangisi? Robert Thomas tarafından kaleme
alınan, pek çok tiyatro tarafından sahnelenen, kara mizah ve polisiye
temelli bu tiyatro eseri bu kez de Sabancı Üniversitesi Tiyatro Kulübü
Oyuncuları tarafından sahneleniyor. Sibel Karadağ tarafından başlatılan bu
projede Hülya Demir, Doğa Tuğçe İslam, Sinemis Temel, Esin Uyar, Meryem
Kösehasanoğulları, Ceylan Alemdar ve Işın Hazal Açıkgöz rol alıyor.
"8 Kadın" oyununu, Mamy rolünü üstlenen,
Sabancı Üniversitesi Mekatronik Mühendisliği 3. sınıf öğrencisi Doğa Tuğçe
İslam ile konuştuk.
Röportaj:
Didem Çivici
Didem: Merhaba Tuğçeciğim.
Tuğçe:
Merhaba.
Didem: Öncelikle oyununuz
hakkında genel bir bigli verebilir misin bize?
Tuğçe:
Oyun, 1950 Fransa'sında, görkemli bir
malikanede aile reisi ve evin tek erkeği Marcel’in odasında ölü olarak
bulunmasıyla başlıyor. Katil ancak evde bulunan ve kurbanın hayatındaki en
yakın sekiz kadından biri olabilir. Bu 8 kadının teker teker her birinin
kendilerine özgü sırları ve nedenleri var. Peki ama katil hangisi?
8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde
sahnelenecek “kadın” temalı oyunu Sabancı Üniversitesi Su Oyuncuları’nın
bünyesideki bir grup bayan oyuncu, ücretsiz olarak sahneleyecek.
.jpg)
Didem: Hepiniz öğrenci
misiniz?
Tuğçe:
Evet, hepimiz Sabancı Üniversitesi
öğrencisiyiz.
Didem: Peki, oyuna başlama
kararını nasıl aldınız? Nasıl, nereden çıktı bu oyunu sahnelemek?
Tuğçe:
Geçen sene başında her sene olduğu gibi
SUO, yani Sabancı Üniversitesi oyuncuları olarak oyunculuk çalışmalarımıza
ve oyun üzerine provalarımıza başladık. Ardından daha önceki senelerde
olduğu gibi, eğitmenimizle tüm yıl yapılan çalışmalar sonucu sene sonunda
bir oyun çıkarma geleneğimize gelen alternatif yaklaşımla ertesi senenin
başında perdesini açacak olan yeni bir oyun fikri ortaya çıktı. Böylelikle
hem her iki dönemde de etkinlik sergileyerek kulübümüzün verimliliğini
arttırırmış, hem de öte yandan okulumuzda bir ilk gerçekleştirerek hiç bir
eğitmen ya da
danışman olmaksızın kendi içimizde ürettiklerimizle, biraz daha kendi
yağımızda kavrularak farklı bazı deneyimlere de yelken açmış olacaktık. İşte
bu fikirde yoğunlaşan Sibel ile Hülya gelip benimle konuştular.
Ben de bu anlayışı paylaştığımı ve böyle
bir projede yer almaktan son derece mutlu olacağımı söyledim çünkü kendi
adıma tiyatro konusunda yeni ihtiyaçlarım doğmuştu. Ve Sibel ve Hülya ile
paylaştığımız bakış açısının bu gereksinimlere uyacak ve beni doyuracak bir
proje doğuracağına çok inandım. Ardından Sibel'in daha önce lisede dahil
olduğu bir proje olması itibariyle "8 kadın" oyunu fikri çıktı ve metnini
daha önceden tanıyıp sevdiğimiz bu oyundaki deneyimini bize yönetmen olarak
yansıtabileceğini düşündük.
Didem: Harika. Sonra?
Tuğçe:
Böylece oyuncu seçimi arayışına çıktık.
Hemen toplulukta arayışlara çıktık ancak SUO'nun her seneki işleyişinde olan
sene sonu oyunu olarak seçilmiş olan "Midas'ın Kulakları" oyunun çalışmaları
bir yandan devam etmekteydi. Öyle olunca çoğu kişi ikinci bir projeye evet
diyemiyordu. Zira okulumuzdaki ders yoğunluğu, bir oyun için bile yeterinden
az zaman tanıyor. Oyunculuk çalışmalarının ardından senelik oyuna
yoğunlaşıldığı bir dönemde çıktı bu 2. proje. Aramıza Ceylan, Esin, Beril ve
Tuğçe kulüp içindeki o seçmeler sırasında katıldı. Ancak hala bir oyuncu
eksiğimiz vardı. Her şeye rağmen provalara başladık. Derken bir süre sonra
Beril ve Tuğçe çeşitli sebeplerden oyundan ayrılmak zorunda kaldılar. Fakat
topluluğumuza baktığımızda aradığımız rollere uygun oyuncuları SUO’nun vakit
ayırabilen oyuncularının arasında bulamadık.
Biz de mecburen tiyatro kulübü dışındaki
arkadaşlarımıza bir seçme yaparak kast eksiğimizi tamamlamak zorunda kaldık.
Bu seçmeler esnasında da Işın ve Sinemis aramıza katıldı. Derken kast tekrar
tekrar yapıldı durdu. Rollere karar veremiyorduk giren çıkan oyunculardan
ötürü ve hala Chanel rolüne uygun bir oyuncu bulamamıştık. Bir yandan da
sürekli vakit geçiyor ve biz bir aldığımız her provadan sonra ya kastı
değiştirmek ya da eksik oyuncu sebeplerinden yepyeni düzenlemeler yapıp
herşeye yeni baştan başlıyorduk. Üstelik oyuncu konusunda olduğu gibi sahne
arkasında ve dışında bize destek olacak teknik ekibe katabileceğimiz
kişileri bulmakta da zorluk yaşıyorduk. Dolayısıyla henüz bir reji
asistanımız bile yoktu.
Bu
arada yönetmenimiz Sibel aynı zamanda oyuncularımızdan biri olduğundan
oluşturduğumuz rejileri o da kaydedemiyordu. Bu nedenle bir kere yapılan
reji bir daha hatırlanamıyordu. Derken bir şekilde Chanel rolünde aramıza
Ebru diye bir arkadaşımız katıldı ve tam kast sonunda tamamlandı diye
sevinirken sene bitti. Yaz tatili dönüşünde Ebru’nun da staj sebebiyle
gruptan ayrılması gerektiğini öğrendik ve tesadüfen son dakikada Meryem diye
bir arkadaşımız oyuna girdi ve kast şu anki halini aldı. Meryem, Işın ve
Sinemis’in tamamen ilk tiyatro deneyimleriydi. Kast pek çok kere değişti ve
8 kişilik kadroda ben belki de en istemediğim rol olan Mamy karakterini
oynamakla yükümlü buldum.
Didem: Neden?
Tuğçe:
Ben hiç yaşlı oynamamıştım daha önce ve
belki de bu oyunda son oynamak istediğim roldü Mamy. Başta hiç yapamayacağım
sanıyordum. Çok zorlanıyordum. Çünkü hiç gözlemlemediğim bir karakterdi ve
sahnede ve provalarda en konsantre olması gereken kişi bence Mamy’yi oynayan
kişiydi. Sadece replik söylemek ya da cevaben oynamak değildi yapmam gereken
sürekli bir yaşlı bedenine, sesine, hareketine de sahip hakim olmam
gerekiyordu. Zaten pek fazla iki üst jenerasyonumla vakit geçirmediğim için
gözlemim de yoktu dediğim gibi.
Didem: Peki bu değişimi nasıl
gerçekleştirdin? Gerçekten zor olmuş olmalı senin için.
Tuğçe:
Bir şekilde yaşlı beden ve sesini
oturturken duygu değişimlerinde bunları ve yaşlılığımı korumayı öğrendim ve
karakterim yavaş yavaş çıkmaya başladı. Ki benim karakterim çok repliği olan
bir karakter de değil ama sürekli sahnede. Bu yüzden tekerlekli
sandalyesinde çoğu sahneye tanık olmaktayken küçük oyunlarla detaylarla
bezemek gerekti. Başta hiç haz etmediğim halde zamanla belki de o sahnedeki
en eğlenceli karakter olduğuna karar verdim, çünkü çok özgürdüm. Tabi Sibel
ve Hülya'nın ve geriye kalan 5 kadınımızın da çok yardımı oldu oyunlarımı
kurmamda.
Didem: Sahneden söz edelim.
Derslerle birlikte zor olmadı sanıyorum. Sosyalleşmeye yeterince zaman
ayırdınız sanıyorum. Bir de senin sahne duyguları; senin rolün ve
getirdikleri, yaşamına kattıkları neler oldu?
Tuğçe:
Benim rolüm genel olarak evin alkolik,
paragöz, dedikoducu, hastalık hastası ve entrikacı anneannesi. Bu karakteri
yaratırken bi şekilde sabır, konsantrasyon ve kontrol konusunda çalıştım.
Ayrıca yaratıcılığıma da çok katkıda bulundu. Ama artık Mamy o kadar benimle
yaşıyordu ki günlük konuşmalarım da sanki yaşlıymışım gibi yavaş ve Mamy
gibi huysuz olmaya başlamıştı. Oturup kalkarken konuşurken bile surat
çizgilerim yerlerini alıyordu; ya da her hareketim sözüm yavaştı. Sahne
hislerine gelince. Bu proje çıkış aşamasından kasta, dekorundan sesine,
zorluklarından keyfine, göz yaşlarıyla dolu sinir krizlerinden içten
kahkahalarımıza kadar o kadar hayatımız olmuştu ki... Her nefesimizi o kadar
8 kadınla alır olmuştuk ki... Sahneye çıktığımızda hiç birimizin hele ki
üçümüzün sadece kendi repliklerimiz ya da hareketlerimize odaklanması gibi
bi durum söz konusu değildi. Çünkü koltuk kılıflarından kostümlere, oyundaki
her replikten her rejiye, her dramatürjiye kadar herşeyde hepimizin az çok
emeği vardı. Ve hepimiz, herşeyi ve sekizimizi (tabii ki ses ve ışıktaki
reji ve dekordaki arkadaşlarımızı da unutmamak gerek) o kadar benimsemiştik
ki sahnede herkesin her davranışında ayrı bi kalp atışı yaşıyorduk. Emeğimiz
o kadar fazlaydı ki her geçen gün beklentimiz de o kadar artmıştı. Stresimiz
de tabii. Ben şahsen belki ilk sahneye çıkışımda bile, 9 Kasım'da o sahnede
titrediğim kadar titrememişimdir.
Didem:
Peki okulu etkiledi mi? Dersler, vs..
Tuğçe:
Kastımızdan tut yeni oyuncu
bulamayışımıza, hepsi farklı bölüm ve sınıftan insanlara uygun ortak saatler
bulamayışımıza, tiyatroya bu kadar zaman ayırmamız gerektiğinden çoğumuzun
ders notlarının düşmesine kadar bir sürü şeye sebep oldu derslerin
yoğunluğu. Bu yüzden az sinir krizi geçirmedik. Fakat tüm bu sorunlar
karşısında, dekor yapımından prova ve sahneleme için SGM’yi kullanmamıza
kadar her konuda bize maddi manevi destek veren, bize güvenen ve inanan
Sabancı Üniversitesi çalışanlarının da yardımıyla her zorluğun bir şekilde
üstesinden geldik. Ve ne o ilk oyundan sonra ikinci performansımız için
buluştuğumuzda, ne de şimdi bir üçüncüsüne hazırlanırken herhangi bi
motivasyon eksikliğimiz var. Hepimiz 3. oyun için tekrar toplanmaktan son
derece mutluyuz ve heyecanlıyız. Ve umuyoruz ki her şeye, bunca zorluğa,
hepimizin birbirinden ayrı hayatlarına rağmen kesişmeyi başardığımız bu
oyunun, bu hayatın, son gösteriminde de en az bu ilk üçü kadar sevelim
yaptığımızı.
Didem: Kadro içi dayanışmanız
ve birlikteliğiniz nasıl? Oyunlarda ön plana çıkan en önemli faktör
dayanışma ve birliktelik olur hep...
Tuğçe:
Hepimiz o kadar tek vücut olmuştuk ki,
diyorum ya her replikten her harekete her şeyi hepimiz yaşadık bir bütün
olarak. Ve hepimizin tek bi kalp atışı oldu. Sanırım en güzeli bunu
hissetmekti.
Didem: Gelecek için
planlarınız var mı?
Tuğçe:
Bildiğiniz gibi şimdiye kadar sadece bir
kez okulumuzda SGM sahnesinde, bir kez de Orhanlı Kültür Merkezi’nde oynadık
ve her ikisi de bizim için çok güzel ve özel deneyimlerdi zira ikisinde de
çok güzel ağırlamdık ve çok güzel tepkiler aldık. Bu yüzden bundan sonrası
için olabildiğince çok kişiyle ve olabildiğince çok yerde paylaşmak
istiyoruz oyunumuzu. Bunun için de önümüzdeki ilk adımımız ve planımız,
Dünya Kadınlar Günü'nde, 8 Kadın'ın oyundaki ve oyun dışındaki maceralarını,
hayatlarını yaşamak ve paylaşmak üzere sahnede olmak. Sonrasında da şimdilik
kesin olmamakla beraber planlarımız arasında, Kocaeli Üniversitesi,
Çanakkale Üniversitesi, İstanbulda birçok üniversite, İzmir, Antalya ve
Ankara'da bazı üniversitelere performansa gitmek var. Ama yoğun dersler ve
okulların ve bizim uygun zamanlarımızın kesişememesi ya da üst üste binmesi
gibi durumlardan bazılarını gerçekleştiremeyeceğiz belki. Yine de elimizden
geldiğince çok yere gidip paylaşmak istiyoruz oyunumuzu ve fikir alışverişi
yapak istiyoruz. Çünkü tiyatro çok farklı bir platform ve paylaşacak çok
fazla bilgi, duygu oluyor.
Didem:
Önümüzdeki dönemlerde başka oyun düşünüyor musunuz?
Tuğçe:
Bu kadroyla sorarsan, zaten Hülya bu sene
mezun oluyor. Ama onunla da 8 Kadın'ın geri kalanıyla da aynı projelerde yer
almak çok isterim her zaman sanırım onlar da öyle. Şu an SUO'nun diğer
oyunları haricinde bir planımız yok; zira küçük çaplı bir turne bizi
bekliyor bu dönem. Bunun haricinde yeni oyun çıkaracak vakit kalmıyor
çoğumuza.
Didem: Zamanını ayırdığın için
teşekkürler Tuğçeciğim. Başarılar diliyorum yaşamında ve oyunlarında.
Tuğçe:
Ben teşekkür ederim gerçekten çok keyifli
bir sohbet oldu. Oyunumuzla ilgilendiğiniz için ne mutlu bize. 8 Mart'ta
SGM’de görüşmek üzere...
Sabancı Gösteri Merkezi Rezervasyon için:
0216 483 94 57
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Didem Çivici,
1985 İstanbul doğumlu. 10-12 yaşlarından beri Spiritoloji ve
Şifa çalışmalarıyla ilgileniyor. 2 yıldır Yoga, Doğa sporları ve
latin dansları yapıyor. Ayrıca çevirmenlik te yapıyor.
Detaylı Bilgi
|