Sayı 40|OCAK 2009              Anasayfa  |  Kurumsal  |  Reklam  |  Blog  |  Arşiv  |  İndigo  |  Gündem  |  Röportajlar  |  Dünya  |  İnsan  |  Sağlık  |  Kültür Sanat  |  Çocuk  Eğitim  |  Çevre  |  Bilim

Facebook'ta Paylaş


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

Indigo Magazine International Edition

Coming Very Soon

click for more information

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 

 

Kâhin

Fehmi Özçelik


Bebek 

Özge Esirgen


Neden?

Nuran Nayır Giner


Bir İhtimal Şiiri

Ozan Deniz Sarıtop

 

 

 

 

 

Yazar: Didem Çivici

Cinsellik ve Toplumsal Ahlâk

Standartlaştırılmış duygular arasında sıkışmış yaşamları deneyimleyen bireylerin ilerleme sağlaması ne kadar mümkündür? Cinsiyet ayrımının göz ardı edilmeksizin her türlü izolasyon ve çatışmanın yaşandığı toplumumuzun en başta gelen sorunu, eğitim ve eğitimin dayandırıldığı tabu ve ahlaki kavramlardır.

"Ahlak" nedir? Doğru ve yanlış kavramlarının "realite" ve sabitlikten uzak olması, bu iki "uç nokta" diye adlandırılan tabirin ne kadar esnek ve geçici olduğunu kanıtlıyor belki de. Ahlak, doğru ve yalış üzerinde olagelen bir toplumsal algı olarak var edilmişken, bireylerin "ahlak-dışı" kabul edilen davranışları doğrultusunda yargılamaları, "mantık" tablosu üzerinde gayet anlamsız kabul edilebilecek bir soyutluluktur. 

Gençlerin, ahlaksızlık ve kendi realiteleri ve doğruları ile hareket etmeleri, toplum tarafından olumsuz bir şekilde karşılanırken, bu yargılayan bireylerin, "ahlak=toplumsal idrak" benzeri tezler savurarak açılıma neden olmalarının da ne kadar mantıksız ve katı bir yaklaşım olduğu da aşikar. Gençlerin kendi gerçekliklerini oluşturmalarına yardım etmek bir yana, onlara bu kavramları kendilerine göre yapılandırmaları için dahi fırsat verilmiyor. Tabular içerisinde boğulmaya yüz tutturulmuş gençlik, "ahlak değerleri" diye adlandırılan ve mutlak mutluluktan bir hayli uzak olan safsataları sahiplenmeye zorlanıyor.

Cinsiyet ayrımının göz ardı edilmeksizin her türlü izolasyon ve çatışmanın yaşandığı toplumumuzun en başta gelen sorunu, eğitim ve eğitimin dayandırıldığı tabu ve ahlaki kavramlardır. Cinsellik ve dualitenin yaşamın en uç noktasına çekilerek özellikle gençlerden uzak tutulmaya çalışılması, akıl almaz bir şeydir. Cinselliğin ne olduğu hakkında hiç bir bilgiye sahip olmaksızın saçma sapan tabularla yüklenen genç zihinler, enerji dengelenmesinden uzak yetişmekte, böylece de topluma yansıyan dengesizlik ve çatışma benzeri olumsuzluklar kaçınılmaz olmaktadır. Cinsellik, ruhun ve bedenin deneyimlediği en yüksek enerji düzeylerinden birini sunar varlığa, ve bunu bilinçsizce reddeden birey dengesizlikler kazanmaya başlar. Enerji dengelemesi gereksinimi ortaya çıkar. 

Obsesif olarak sapkın olduğumuz sabit düşüncelerden kurtulmayı bir an olsun düşünüyor muyuz? Sanmıyorum. Bu soru, yaşamımızdaki her alan için geçerli de olsa dikkatimi çeken, cinselliğin yaşamlarımızda ne kadar yadsındığı ve "ahlak dışı" bir kavram olarak ele alındığıydı. Öyle ki cinsellik ne irdeleniyor ne de onun sözü ediliyor, sadece üzeri kapatılıyor. Lakin şu bir gerçek ki, "BİR"imizden ayırdığımız her olgu, her duygu bize "sorun" ya da "kaos" olarak geri döner. Yaşamımızdan parayı ayırmış, onu sorun teşkil eden bir nesne olarak nitelendirmişsek, sonuç "mali sıkıntılar"dır. Aynı olageliş cinsellik ve bağlantılı konular için de geçerli. Bir bütünden ayrılan her olgu, yaşamdan koparılması, bağlantılı şekilde toplum içerisindeki kopmalara sahne olur. Sonuç olarak bağımlı kaldığımız ve reddedemediğimiz tutuklanmalarımız baş gösterir; namus cinayetleri, tecavüzler ve benzeri.

Peki cinsellik ve seçimlerimiz, "ahlakımız" konusunda tek sorunumuz bu namus olayı mı acaba? Elbette ki değil. Bir de cinsel seçimlerimizden dolayı yargılanıyoruz. Şekil şemalle sınırlandırdığımız dünyamızda cinsel seçimi büyük bir olay olarak görerek toplumun ahlakına karşı bir tutum olarak benimsememize ne demeli? "Özgür seçim"den bahsederken, cinselliği silah olarak kullanan "din" tabakası, birlikten gayet uzak bir şekilde bizi yargılamakta. Elbette ki bu kanılar yargılamalarla kalmıyor ve toplumun her bir parçasına da sıçrıyor. Çok küçük yaşlardan itibaren zihinlerimize dökülen bu ziftler içimizi adeta kapkara ediyor. Seçim şansı bırakılmaksızın serpilmeye çalışan iç enerjimiz, sevgiden ve öz-enerjiden bir haber olarak "toplum yargıları"nı benimsemeye başlıyor ne yazık ki. Erkek, kadını sevmeli; kadın ise erkeği: işte ilk baştan beri enjekte edilen gerçeklerden biri! 

Mart ayının son haftasında Maltepe Üniversite'sinde, geçtiğimiz sene Akbank Kısa Film Festivali'nde yer alan "Yürüyoruz" isimli film öğrencilerin seyrine sunuldu. Film, 2006 yazında Bursa'da eşcinsellerin yürüyüş yapmak istemeleri üzerine, tesadüf o ki(!) o gün maçı olan Bursaspor'un taraftarları tarafından tehdit edilmeleri ve yürüyüşü engellemeleri üzerine çekilmişti. Zihinlerden silinmeyecek bir olay yaşanmıştı o gün.

Bireye verilen değer tamamıyla ortadan kalkmış, kendini "insan" sanan bazı Bursasporlu holiganlar, kendilerini eşcinsel birliğin üzerine salıvermişlerdi. Çekimler öylesine etkileyiciydi ki, ve replikler(!) Öylesine acı ve endişe doluydu ki Maltepe Üniversitesi salonunu dolduran o çok bilge(!) genç grup bu sahneleri kahkahalar ve alkışlar içerisinde izledi! Çağdaş ve özgür düşünce yuvası olarak tabir edilen bu üniversitenin pek sevgili(!) öğrencileri her şeyden bir haber yaşantıları içerisinde olan bitenden habersiz ve umursamaz bir şekilde filmin tadını(!) çıkardı.

Film boyunca kendimi çok zor tutabildim ve her alkış koptuğunda ve arkamdan gelen her kahkahada daha da yerin dibine girdim. Zihnime kazınan pek çok şey var o güne dair aslında. Örneğin, filmde bir bayanla yapılan röportaja herkes gülüyor ilk önce, ardından aynı bayan şu sözleri söylüyor: "Yapılanlar ve sarf edilen sözler kadınlaraydı aynı zamanda.", ve işte burada salondan bir tık dahi duyamıyorum. "Buna da gülsenize!" diyorum çevremdekilere, ses yok. İçimden gelense haykırarak tüm salona söylemek aslında bu sözleri, yapmıyorum. Ardındaki sahneler, tüm o iç acıtan ve insan haklarını yerle bir eden, saygı bir kenara dursun, "insanlık" kavramından çok çok uzak davranışlar ve sözler karşısında sadece kahkahalar ve alkışlar yankılanıyor salonda. "Tanrım! Yer yarılsa da içine girsem!" diyorum, ne utanç verici! Ve eminim ki o kahkahaların sahipleri arasında eşcinseller de vardı. Saklanmak için kullandıkları maskelerden farksızdı alkışları. Sonuçta "toplum infazı" en acı verici olandı değil mi? Ruhun cinsiyetsizliği söz konusu iken, tüm bu yargılamaların bu kadar aşağılayıcı raddelere ulaşması gerçekten de güzel değil.

Filmin sonuna doğru aşina olduğum bir cümle işitiyor kulaklarım. Röportaj yapılan bayan şöyle diyor: "En çok korktuğumuz şeyler aslında en bilmediklerimizdir." Ben bu cümleyi nerden hatırlıyorum? Tüm o gülüşmelere rağmen zihnimde aydınlanan bu bilgi, bir gün öncesinde izlediğim "Ne Biliyoruz Ki? Tavşan Deliği" filminde Ramtha'nın dile getirdikleriyle aynıydı. Korkularımız, reddedişlerimiz; onlar en bilmediklerimiz ve bilmek istemediklerimiz. Cinsellik, tabularla üzerini kapadığımız enerji yapılarından başka bir şey değil, ve biz bunu yadsıyor, hatta üzerine "gerçek dışı" kalıplar oturtuyoruz. "Bilmek için, olmak gerekir." Deneyimlemediğimiz şeyler üzerinde ahkam kesmek, yapılabilecek en büyük hatalar olmaz mı?


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Didem Çivici, 1985 İstanbul doğumlu. 10-12 yaşlarından beri Spiritoloji ve Şifa çalışmalarıyla ilgileniyor. 2 yıldır Yoga, Doğa sporları ve latin dansları yapıyor. Ayrıca çevirmenlik te yapıyor. Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Manyetik Takla Olası Mı ?


Cumhuriyet, Başkanını Seçiyor


Düşmeyen Gündem Küresel


Isınma

Genetiğimizle mi Oynanıyor?


İnsanı Değiştirecek Genetik Keşif


Süt Gerçekten Besleyici mi?


Sen Bir Meleksin


Tarlabaşı'nda Yaşamak


"7 Ağaç" Anlamlı Hediye


Cinsellik ve Toplumsal Ahlâk


26. Uluslararası İstanbul Film Festivali


Dolmabahçe'nin Fotoğrafları


Hayal Gücünüzün Sınırlarını Zorlayın


Hallac-ı Mansûr'u Anlamak


Neva Makamında Bir Nuck Muay


İndigo Anna

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Arbil Çelen

Deliceleri Kesmeli Mi?


Burcu Özgeçen

Yaratıcı Gücümüzü Kabul Etmek


Volkan Burnaz

Bir Aşkı Kovalamak Gibisi


Burçin İvren

Okuyanlarıma Sesleniş


Beyaz Özbalçık

Pozitivizmin Kadın Üzerindeki Etkileri


Didem Çivici

Savrul Gitsin


Burcu Akar

Düşünce Yansıması Hayatlar


İdil Soyseçkin

Bir Yazı


Burcu Özgeçen

Her ‘An’ Sonsuz Seçimler Barındırır


Funda Umut Pakkal

Esas Kurtuluş(?)


Didem Çivici

Mavi


Burcu Özgeçen

Varlığımın Şimdiki Zaman Hali

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  1 OCAK 2009 TSİ 00:00