|
Yazar:
Erdal Didar
Köşe Yazısı – 4 Şubat 2008
Herkes Farklı,
Herkes Eşit!
Şekilcilikten uzak yaşayamamak bizim kaderimiz olsa gerek. Sürekli dönüp
dolaşıp aynı noktaya gelmek bir kısır döngü mü yoksa bizim yaratığımız
sorunu bulamadan çözüm arama yolu mu?

Sürekli birbirimizi
şekille kalıba sokmak artık günlük hayatımızın bir parçası olmakta ve ne
yazık ki böyle devam etmektedir. “Hop birader nereye?” sorusuna karşılık
“Okula derse gidiyorum cevabına” karşılık “Giremezsin” yanıtını aldıktan
sonra yıllarca bu okulda okuyan öğrenci için bir yıkım olmakta. Asıl yıkım
gerekçesinde, çünkü öğrenci ortalama hayatının 11 yılını okula harcadıktan
sonra bu 11 yıl bütün birikimini 3 saate ondan isteyen sisteme direnip
istediği üniversiteyi kazanıp gelmiştir. Bu defa da sistemin yeni bir oyunu
ile karşılaşmakta yıllardır okuduğu okula giremeyerek. Nedeni ise saçları
uzun, kulağında küpe var veya top sakallı ya da elinde “t” cetveli var. Çok
komik görünen ya da “Hadi canım bunlar da olur mu?” diyenler geçmiş yıllarda
üniversitelerden atılan öğrencilerin atılma nedenlerinin bu olduğunu duysa
eminim daha da şok olurlar. Özgür üniversiteler aslında hiç te özgür
değiller. Eğitim yuvaları geleceğin bilim insanlarını yetiştiren bu kurumlar
kişilerin kılık-kıyafet, saç-sakal ve takılarıyla uğraşmakta. Oysa topluma
hizmet verecek kişinin önemli olan özelliği kılık-kıyafeti ya da şekilli
değil verdiği hizmetin ne kadar verimli olduğudur. Bir takım kalıplaşmış
söylemlerle ya da sloganlarla
korkutma üzerine siyaset
yapan partiler, dernekler ve oluşumlar toplum arasında
gerginlik yaratarak bazı
kişilerin ekmeğine yağ sürmektedir.
Ata’nın
huzurunda saygısızlık
Bazı siyasi partilerin ve
derneklerin öncülüğünü yaptığı Anıtkabir’de türban protestosu tamamen
amacını aşıp artık protestodan çıkıp bir saldırıya dönüşmüştür. Atatürk
herkesin atasıdır sadece türban takmayanların değil. Anıtkabir’i ziyarete
gelen atasının sonsuzluğa uğurlandığı yeri görmeye gelen başı kapalı bir
bayana protesto grubu adeta linç girişiminde bulunmuş. Bayan protestocuların
saldırması yetmezmiş gibi birde olaya erkek protestocuların katılması durumu
daha da vahim bir boyuta getirmiştir. Tamamen anayasal haklarını kullanan
protestocular bir an kimin huzurunda olduklarını unutup adeta birer suçluya
dönüşmüşlerdir. Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk Türkiye’de yaşayan ve Türk
kimliğine sahip olan herkesin atasıdır.
Özgürlük
mü? O da ne?
Özgür olmak herkesin bu
hayatta istediği en temel haktır. Anayasa kanunlarında herkesin eşit olduğu
yazmaktadır. Günlük hayatımızda yâda gözlemlerimize dayanarak bunun gerçek
olduğunu pekte söyleyemeyiz. Herkes bir biriyle eşitse peki neden sürekli
farklılaştırma yaratıyoruz toplumda. Özgür üniversite diyoruz ama sadece tek
tip öğrenci alıyoruz okullara. Tam her şey bitti sonunda özgürce okuya cam
diyoruz ama bir bakıyoruz daha büyük sorunlar çıkıyor karşımıza. Hayatımızın
11 yılını tek tip öğrenci olarak geçirdiğimiz yetmezmiş gibi bu defada özgür
olduğumuzu düşündüğümüz yerde yeni yasaklarla karşılaşıyoruz. İnsanların
etek boyu ya da taktığı başörtüsüyle uğraşmak yerine topluma nasıl daha iyi
hizmet veririm, öğrencilere daha iyi eğitimi verebiliriz küsmüş, pes etmiş,
yılmış gelecekten pek ümidi kalmamış gençleri nasıl geri kazanabilirim demek
daha doğru gelmektedir. Herkes eşit ise eğer herkesinde okumaya hakkı vardır
ister saçı uzun ister kısa olsun ister başı kapalı ister açık olsun ister
Müslüman isterse Hıristiyan yâda ateist olsun
herkesin okumaya eğitim
almaya ve öğrenmeye hakkı vardır. Değişen Türkiye diğer bas bas bağırıyorsak
eğer bunun
altını
boş bırakmamamız lazım. Nasıl olur ki bir bayan kendi hem cinsine baskı
uygulanırken eğitim hakkı elinden alınırken buna göz yumup baskıcı tarafın
yerinde yer alır.
Her
şeyi tersten alalım
Düşünün ki biz bir şeriat
ülkesinde yaşıyoruz ve üniversiteye girmek isteyen orda okumayı sistemin
yaptığı sınavla kazanmış başı açık bayan öğrenciler var yalnız başları açık
olduğu için bu öğrencilerin öğrenim hakları ellerinden alınıyor ve bu
insanlar bu hakları için mücadele vermeye başlıyorlar. Sonra birden başı
açık öğrencilerin de öğrenim haklarını geri veren bir
yasa çıkarılmak isteniyor. Bu defa başı kapalı olan insanlar eyvah din elden
gidiyor sloganlarıyla sokaklara dökülüyorlar. O zaman başı açık olan
insanlar davalarında haksızlar (mı)? Yoksa başı
kapalı olanlar davalarında haklılar (mı)?

Sürekli şekillere sokarak
birbirimizi ya da sürekli ötekileştirerek kendimizi
hiçbir zaman gelecek için sağlam adım atamayız. Farklılıklarımıza rağmen bir
arada yaşamayı başarmak o kadar da zor olmasa gerek. “Herkes farklı, herkes
eşit!” Sloganı bence tüm gerçekleri açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Erdal Didar, 1984, Şanlıurfa doğumlu.
Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler bölümünde eğitim
görüyor. Uzun dönem yerel televizyon, gazete ve radyolarda
çalıştı. Profesyonel olarak kamera ve fotoğraf makinesi
kullanıyor. Heykel, resim, senaryo, film çekimi, felsefe ve
müzik üzerine eğitim aldı. Halen Greenpeace ve Tarih Vakfı'nda
gönüllü olarak çalışıyor. Detaylı Bilgi
|