|
Haber:
Ferhan Gürbüz
– Nisan 2008
Çocuklar Bizim
Geleceğimiz
1970’lerde başlayan İndigo
Çocuklar fenomeni tüm gezegenimizi kapsayan büyük bir değişimin içinde. Bu
yeni sürecin başrolündeki çocuklar ve ebeveynlerinin çoğu, üstlendikleri
evrensel rolün pek farkında değil.

Farkındalıklarını
arttırıp miniklere varlıklarının nedenini hatırlatacak birçok iç görü sahibi
Işık İşçisi de şimdi buradalar. Onlar bir şifacı, öğretmen ya da sanatçı
olabilir. Ancak çocuklara en yakın olan ve tüm rüyalarını renklendiren,
başuçlarındaki kitaplarıdır. Bazen hayal dünyalarında onlara eşlik edecek
bazen de yalnızlıklarında ufuklarını açacak olan çocuk kitaplarıdır. Bu
konunun önemini ve sihirli gücünü keşfeden çocuk kitapları yazarları kendi
renkli iç dünyalarıyla geleceğin yaratıcılarına eşlik ederler. Çocukların
sınır tanımaz dünyalarını keşfedenlerden Firuzan Gürbüz sadece çocuk
kitapları yazarı değil. Biyografiden, çevirilere dek birçok konuda yazmış,
araştırmış ve derlemeler yapmış gazeteci yazar. Firuzan Gürbüz çocuk
yazarlığı ve öyküler konusunda duygu ve projelerini İndigo Dergisi
için dile getirdi.
Röportaj:
Ferhan Gürbüz: Neden çocuk kitapları yazıyorsunuz?
Firuzan Gürbüz: Galiba
büyüklere ait ciddi işlerden çok hoşlanmadığım için çocuk kitapları
yazıyorum. Çocuklar küçükken saf ve akıllı oluyorlar ama aynı çocuklar
büyüyünce dünyayı cehenneme çevirebiliyorlar. Demek ki çocukken yapılan
birtakım yanlışlar var. Ben çocukların hoşuna gidecek öyküler yazarak bu
tehlikeyi belki de biraz olsun bertaraf etmeye çalışıyorum. Küçükken iyi
duygularla beslenen çocuk gelecekte iyi biri oluyor. Bu yüzden özellikle
Japon işi şiddet içeren çocuk televizyonunu sevmiyorum. Geçenlerde bir
dostumun dört yaşındaki erkek çocuğu resim defterine pastel boyalarla
kıpkırmızı bir şeyler çiziyordu. Yaptığının ne resmi olduğunu sorduğumda,
vurgulu bir ses tonuyla “Kan” dedi ve ekledi: “Batman’ın kanı”. İşte bu
yüzden çocuk kitapları yazıyorum.
Bunun yanı sıra uzun
yıllar çocuk edebiyatı ile ilgilendim. Yıllarca yurt dışındaki kitap
fuarlarında iş yaptım. Gelişmiş ülkelerde çocuk edebiyatına çok büyük
önem
veriliyor. Şimdilerde ülkemizde de bu konuda güzel işler yapılıyor. Öte
yandan çocukluğum da öykü yazmak konusunda yeterli malzeme üretecek kadar
renkli geçtiği için öyküler kendi kendine oluştu adeta. Öyle ki, bazen bir
günde iki öykü yazdığım bile olmuştur.
İyi bir çocuk kitabı nasıl olmalı
sizce?
Firuzan Gürbüz:
Önce öykü güzel
olmalı. Çocuk, kitabı bitirdiğinde dudaklarında küçük bir gülümseme
belirmeli ve tabii ki resimler çok çok önemli. Siz istediğiniz kadar
fantastik bir öykü yazın, eğer resimler bu öyküyü tamamlamıyorsa yapacak çok
fazla bir şey yok. Tabii bu söz ettiğim, küçük yaşlar için. Ülkemizde çok
yetenekli çizerler var ama fazla para kazanamadıkları için ortaya güzel
işler çıkmıyor. Ben bu konuda şanslıyım, çünkü kitaplarım Erdoğan Oğultekin
tarafından resimleniyor ve bu resimler harika.
Herkes çocuk öyküleri yazabilir mi?
Firuzan Gürbüz:
Bu soruyla çok sık karşılaşıyorum ve bu
da beni korkutuyor çünkü yapılan işin yani çocuk kitabı yazmanın sanki çok
basitmiş gibi göründüğünü sananlar çoğunlukta.
Gençler nedense daha
ciddi konularla uğraşmayı hedefliyorlar. Çala kalem istediğini yazmak
elbette ki daha kolay. Oysa çocuk kitabı yazarken dikkat edilmesi gereken
bir yığın kural çıkar karşınıza. Öykünün içinde olumsuz ögeler olmamalı,
öykü mesaj versin ki bir işe yarasın, ilköğretim müfredatına uygun olacak
bir de. Bütün bunlar çocuk öyküleri yazmaya davrandığınızda
karşınıza
çıkan şeyler. Bütün bunlara ister istemez önem vermek gerek. Çocuk ruhunu
zedelemeden yazılmalı öyküler. Bir de çocuğun hayatın gerçeklerinden fazla
kopartılmaması gerektiğine inanıyorum. Bazı anne babalar gereksiz konularda
gereksiz titizlikler gösteriyorlar. Oysa ölüm, hastalık, ayrılık gibi
konular en iyi öykülerle çocuğa anlatılabilir. Çocuğu bu gerçekten kopuk
yetiştirmek bana anlamsız geliyor. Ama dediğim gibi, bu konuda son derece
dikkatli olmak gerek.
Günümüz çocuğu öyle
kuşla, çiçekle, böcekle uğraşmıyor. Öyküde onu avlayacak, kitabın içine
çekecek bir şeyler olmalı. Örneğin ben çocukken oldum olası kötü çizgili
çocuk kitaplarından nefret etmişimdir. Kağıt kalitesi ve yazı dili de çok
önemli. Hatta kitabın kalınlığı da.
Bence hayal gücü geniş ve
renkli olan her yaşta herkes çocuk öyküleri yazabilir.

Günümüzün çocukları ve gelecekteki
çocuklar arasında nasıl bir fark olacak acaba?
Firuzan Gürbüz:
Bizim çocukluğumuzla anneannelerimizin çocuklukları arasındaki farktan çok
daha fazla olacağı kesin. Çünkü zaman hızlandı, artık olayları ve kavramları
çabuk çabuk yaşamak zorundayız. Boyutlar arası kapıların açıldığına ve bir
çok geçişin başladığına inanıyorum. Bu yüzden yazarların işi daha zor.
Zamana ayak uyduramayanların fazla şansı yok. İndigo ve kristal çocuklardan
sonra sırada başka harika çocukların olduğuna eminim. Tabii bu ortamda artık
ne kadar kitap okunabilecekse!
Öykü yazarken nelerden
esinleniyorsunuz?
Firuzan Gürbüz:
Doğadaki her şeyden. Bir düğmeyi, çakıl taşını, soğan kabuğunu ya da bir
ekmek bıçağını bile konuşturabilirim. Doğada bulunan her şeyin bir titreşim
olduğunu düşünecek olursak evren sizin hizmetinizde sayılır. “Mutfakta
Biri mi Var?” adlı tüm mutfak aletlerinden esinlenmiştim. Esinlenmek
mi istiyorsun? Camdan dışarı bak. Tabii Galata Kulesi’yle burun buruna
oturmak bana esin konusunda çok şey veriyor. Bütün İstanbul benim. Başta
martılar.
Özellikle
hayvanları konuşturmayı seviyorum. Çünkü benin düşünceme göre hepsi son
derece zeki ve entelektüeller. Saygı duymamız gereken erdemleri var.Onları
yakından tanıdıkça bu duygum daha da kuvvetleniyor. Doğada hepimizin bildiği
aslan, kaplan, kedi, kuş köpek gibi hayvanların dışında hiç tanımadığımız
bir çok hayvan var. Örneğin, daha önce çam sansarı nasıl bir hayvandır,
bilmezdim.Ama gerek sevimliliği gerek yapısal özellikleri ilgimi çekti ve
beni bu da beni onunla ilgili bir öykü yazmaya yöneltti.
Yakında bu sevimli zat ile ilgili bir şeyler yazacağım. Böylece çam
sansarının maceralarını yakında tüm çocuklar tanıyacak ve sevecekler. Bu
konudaki favori kitabım, “Kararsız Bukalemun” yakında piyasaya
çıkacak.
Tabii asıl fantastik
öyküler ilgimi çekiyor. Bu konudaki ilk kitabım “Tomtom Mahallesi
Çocukları ve Galata Kulesi’nin Altındaki Gizli Geçitler” Bu kitapta
Galata’ da oturduğum evden ve yaşadığım bir olaydan esinlendim. Öykülerimde
ilk kez evrenler arası kapıları açtım ve kahramanlarımı zaman tünelinden
geçirdim. Bu çok eğlenceli. Belki de ilk kez uzaylı kavramına başka bir
bakış açısı getirdim. Bu kitap bir seri olacak. Yayın evim Lal Kitap’ ın da
bu konuda büyük desteği var. Çocuk kitapları konusunda amatör bir ruhla ekip
çalışmasıyapıyoruz. Çünkü bu zamanda Türkiye’de yayıncılık yapmak Don
Kişot’luğa benziyor. Büyük yayın evlerinin bile zorlandığı bu ortamda bizler
gerçekten birer kahramanız!
Çocuklarla nasıl iletişim
kuruyorsunuz?
Firuzan Gürbüz:
Yayın
evlerinin okullarda düzenlediği imza günlerinde çocuklarla söyleşilerde
bulunuyoruz. Şimdiki çocukların çoğu İndigo ve Kristal çocuklar oldukları
için gerek sorularıyla gerekse yaklaşımlarıyla zaten hemen kendilerini belli
ediyorlar. Doğa bilinci ve karşılıksız sevgi gibi özellikler bu çocuklarda
zaten var. Benim kitaplarım onlara kısa bir hatırlatma niteliğinde.
Çocuklarla
çok güzel konuşma ortamlarında bir araya geliyoruz. Soru sormaya
bayılıyorlar, zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz.
Genellikle sordukları
soruların başında “Nasıl yazar olunur?” sorusu var. Aslında tembel olmayan
her çocuk yazar olabilir. Çünkü hemen hemen herkesin yazmak istediği duygu
ve düşünceleri vardır. Yazarlar, bunları kağıda döküp basımı için çaba
gösterenlerin arasından çıkıyor bence. Çocuklara günlük tutmalarını
öneriyorum. Böylece gelecekte hatırlayabilecekleri bir çok anıları oluşur.
Her şeyi çok çabuk unutuyoruz çünkü.
Tüm
dünyada tek olan ve tüm Çocuklara kendi önemlerini hatırlatan 23 Nisan Çocuk
Bayramını kutluyoruz.
Yazar ve kitaplar
hakkında geniş bilgi için:
bizeyazin@lalkitap.com |