|
Yazar:
Fırat Erdoğan
Üniversitelerim
Dicle Üniversitesi kampüsünde aylak aylak
gezinirken farkına vardım ki tek aylak ben değilim ve bu farkındalığın derin
yanıysa üniversite gençliğinin toplumsal duyarlılığını kaybediyor oluşu. Hem
de büyük bir hızla...
60
kuşaklarından geriye kalan sadece anlatılanlar. 80 darbesiyle vurulan
üretken düşünce, şimdi kısır karanlıklarla kampüsün yeşillik alanlarında
pineklemeye mahkum. Aslında bu bir tercih meselesi. Kimse kimseyi başkası
olmaya veya istemediği şeyleri yapmaya zorlamıyor. Yani gençlik ( özellikle
üniversite gençliği) kafalarında kurduğu sınırları aşmaya çift taraflı
olarak niyetli değiller.
Benim
düşündüğüm gençlik profiliyle şuan gözlemlediğim davranışlar birbirine çok
uzak. Yaşadığı toplumun sorunlarına duyarlı ve çözümsel bir yaklaşım
sergileyen gençlik olmalı benim gençliğim. Üretmeli, çabalamalı, yardım
etmeli, okumalı, yazmalı, çizmeli... Oysa tüketen, umursamayan, okumayan,
yazmayan bir gençlikle karşı karşıyayız. Anlayacağınız gençlik misyonunu
kaybetmeye, duyarlılığını yitirmeye başladı. Kendisi için yapan-eden,
kendisini düşünen bir gençlik var her yerde.
Yazım çok mu umutsuz oldu? Aslında o
kadar da umutsuz değilim. Belki de yanlışları düşündükçe umutsuzlaşıyordur
kalemim. Az da olsalar hala içlerindeki duyarlılığı kaybetmemiş, başkaları
için çaba sarfeden, yazan ve kolay kolay boyun eğmeyen birileri var. Ama
sindiriliyorlar...!
Tabi
aşırıya kaçanlar da var. Nasıl yani aşırıya? Şöyle ki düşünceleri temelde
iyi bile olsa eyleme dönüştüğünde yapıcı olmaktan uzak davranışlarla, yıkıcı
sonuçlara götürebiliyorlar. Ki bu da aşırılığı getiriyor. Bunlar genelde
eleştiriye de açık değiller. Çünkü körü körüne bir bağlanış söz konusu bu
arkadaşlarda. Oysa düşüncelerimiz tartışıldığı ölçüde mükemmele yaklaşır.
Zıt görüşten insanlarla fikir alışverişi yaptığımız zaman, bazen
göremediğimiz hatalarımızın var olduğunu gösterirler bize. Ancak bu şekilde
mükemmeli yakalayabiliriz. Zaten hepimizin amacı toplumsal huzur ve refah
seviyesine ulaşmak değil mi? Öyleyse neden kapanalım farklı düşüncelere?
Sorunları herkes söyler, asıl sorun çözümde
diyorsanız;
-
Öncelikle rektör seçimleri çok dikkatli
yapılmalı. Üniversiteyi düşünmeyi seçimden seçime hatırlayan bir rektörü,
talihsizlik sonucu bir defa o koltuğa oturtulması neyse de, ikinci defa
oturtulması akıl kârı değildir. Bu oluşumun farklı açılımları vardır.
Kesinlikle bunlara dikkat edilmeli. Rektör seçme kıstasları
değiştirilmeli.
-
Bu
ülkede âdet haline gelmiş olan akraba, eş, dost
kayırması en azından üniversitelerde bırakılmalı. Öncelikle sözüm rektör
ve dekanlara. Üniversitede istediğini istediği pozisyona, uymadığı halde
kılıfına uydurup getiren, istemediği profesörleri, doçentleri, yardımcı
doçentleri üniversitede barındırmayan rektör istemiyoruz. Bunlardan
vazgeçilmeli. Üniversiteler bilim ve araştırma yuvalarıdır. Birilerinin
istediği gibi at koşturabileceği yerler değildir.
-
Üniversiteler kendi bünyesinde ülkenin
bugününü, yarınını, neler yapılabileceğini tartışabilirler öğrencilerle
birlikte demokratik bir platformda. Mesela ayda bir sırayla bir fakültenin
amfi veya konferans salonunda yapılabilir. Bu konuşmaların ardından ortak
bir bildiri yayınlanabilir ulusal düzeyde. Bu şekilde kendi misyonlarını
yeniden üstlenmiş olurlar.
-
Kampüs
sınırları içinde öğrenci topluluklarının toplanması ve değişik etkinlikler
düzenlenebilmesi için yerler yapılabilir.
-
Kitapların kütüphane esareti
kaldırılmalı. Her yerde, her noktada kitap olmalı. Bu, büyük bir okuyucu
kitlesine ulaşmak demektir.
-
Üniversite destekli araştırma grupları
ve farklı kulüpler kurulabilir. Küçük Ar-Ge olarak isimlendirebiliriz
bunları ve bu sayede üniversite, gelişmeye yönelik adımlar atmış
olacaktır. Aynı zamanda bilimde yeni kanalların açılmasına, yeni
fikirlerin doğmasına fayda sağlanmış olur.
-
Öğrencilerin tek dertleri çalışmak
değil. Elbette ki spor faaliyetleri de olmalı. Ve bunun sağlıklı bir
şekilde işleyebilmesi için yeterli bir spor tesisinin üniversite kampüsü
içerisinde yer alması gerekir.
Beki birilerine çok ütopik gelmiş
olabilir. Ama gerçekleşmesi o kadar da zor olmayan gerçeğe dayalı fikirler
bunlar. Türkiye ortamında ve şartlarında her ne kadar uzak görünüyorsa da
ütopyalar çöplüğüne gitmeyecekler. Aksine vaktini bekleyen sabırsız çocuk
edasında zamanı kollayacaklar.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Fırat Erdoğan,
1984 Diyarbakır doğumlu. Halen Diyarbakır'da yaşıyor. Dicle
Üniversitesi Elektrik-Elektronik mühendisliği bölümünde
eğitimine devam ediyor. Tiyarto, Sinema ve Edebiyat ile
ilgileniyor. Duyarlılıkların artması, sorumlulukların
hatırlanması için çalışıyor.
Detaylı Bilgi
|