|
Yazar:
Firdevs Burçak
– Ağustos 2008
Siz Alışmak
Paradoksunun Neresindesiniz?
Alışmak… Her yeni
başlayan günün sürpriz getirilerinde amaçsızca kaybolmaktır, alışmak. Başka
bir deyişle, insana verilmiş en büyük gücü ve güçsüzlüğü temsil eden bir
paradokstur. Öyle ya da böyle alışmak, insanların hayat dehlizlerinde yol
alma sürecinde, vazgeçilmezliğin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir,
zamanla.

Alışmak, insana verilmiş
en büyük güçsüzlüktür; çünkü hayatın getirilerini ayıklamaksızın olduğu gibi
kabul etmeyi öğrendiğinden beri insan, süregelen yıllar boyunca çaresizliğin
pençelerinden kendini sıyırmayı başaramamıştır. O yüzden birbirinden çok da
farklı olmayan hayatlar, klasikleşen yargılarla yoğrulup tükenerek son
bulmuştur ve de hala da bulmaktadır, değişmeksizin. Kaybetmeye alışmış,
mutsuzluğa alışmış, sevgisizliğe alışmış, değersizliğe alışmış, özgürsüzlüğe
alışmış, ezilmeye alışmış, monotonluğa ve dahasına alışmış insan,
etrafındaki farkındalıkları fark edemeyecek kadar alışmaya alışmıştır,
artık. Alışmak denizinde rotasını kaybeden insanın, kendinden başkalarını
görmesi ne kadar mümkündür, bakan kör gözleriyle? İmkânsızlığa işaret eden
bu durum, yaşanılamayan hayatların da net bir göstergesidir, aynı zamanda.
Öyle ki, farkında olamadığımız küçük farkındalıkları hayat döngüsünün dışına
çıkardığımızda, anlamlılığın sembolü olarak ne kalır ki elimizde, hiçlikten
başka?
.jpg)
Ne kadar hızlı geçtiğini
bile anlayamadığımız hayatlarımız tükenmeye yüz tutmuşken, alışmaktan bir
türlü fark etmeye fırsat bulamadığımız farkındalıklardan dolayı hala, ya
geçmişin soğuk sularında boğulmaya; ya da olmayan geleceğin anlamsız
kaygılarında yok olmaya devam ediyoruz, ıskaladığımız “an”larda. Ne zamandan
beri haberdarsınız; saçlarınızda beyaz tellerin artan sayısından, yüzünüzde
oluşmaya başlayan kırışıklıklardan, yaşlanmanın bedeninizdeki
göstergelerinden, ruhunuzda ki kapanmayan çatlakların sayısından,
bedeninizin ve ruhunuzun doyurulmayı bekleyen ihtiyaçlarından? Eğer gerçek
yanıtı vermek sizi gerçekten acıtıyorsa, artık üzerinize yapışan bu
alışkanlık giysisini çıkartma zamanı çoktan gelmiştir, demek ki.
Peki
ya alışmak, en büyük güçlerden biri olmasaydı; hayat paradoksunda
karşılaştığımız, olumsuzluğa işaret eden durumlarla (başarısızlık, ölüm,
acı…) nasıl baş edebilirdik; üstelik de sahip olduğumuz materyalist
yaklaşımlarla. Hayal edildiğinde böyle bir durum, ortaya çıkan tablo, kaosu
betimleyen bir gösterge sanki. Acıların, mutsuzlukların, hayal
kırıklıklarının, ölümlerin… Açtığı derin yaralar ilk günkü gibi kanamaya
devam etseydi eğer, kan kaybından dolayı çoktan ölmüş olmaz mıydık;
tükenmişliklerle? Umutsuzluğun ve karamsarlığın kucağına terkedilmiş,
böylesine bir hayat, yaşanmayı değerli ve anlamlı kılar mıydı acaba? “Zaman
her şeyin ilacıdır ” sözü hala en büyük tesellimiz olur muydu; umutsuzluk
kuyusunun dibinde kaybolurken bulduğumuz kendimizde? İşte alışmak öylesine
büyük bir güç ki, güçsüzlük içinde bile, hayatın böylesi değersizliklerini,
bir kez daha değerli ve yaşanmaya layık kılıyor.
O halde ne alışmak
batağına saplanmalı insan, ne de alışmaktan korkmalı. Arasındaki ince
çizgide kalmayı başarabilmeli, başarabilmeli ki; hayat alıştıklarınız ve
fark ettiklerinizle hala yaşanmayı hak ediyor olsun.
Hayatı ıskalamamanız
dileğiyle…
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Firdevs Burçak: "Paradokslar
zinciri olarak tanımladığım hayata, 17 Şubat 1988’de Denizli
sınırları içerisinde başladım. Bu zincirin bir halkası
olarak yoluma; hayatı, kendimi, var olma nedenimi bulmaya
ve anlamaya çalışarak devam ettim ve etmekteyim.
Yazıyorum, çünkü yapılan adaletsizliklere,
toplum empozeleriyle öldürülmeye çalışılan kimliklere,
sıradanlığa ve sürünün parçası olmak zorunda bırakılan her
koşula inatla, nefretimi kusmak için..."
Detaylı bilgi
|