Sayı 40|OCAK 2009              Anasayfa  |  Kurumsal  |  Reklam  |  Blog  |  Arşiv  |  İndigo  |  Gündem  |  Röportajlar  |  Dünya  |  İnsan  |  Sağlık  |  Kültür Sanat  |  Çocuk  Eğitim  |  Çevre  |  Bilim

Facebook'ta Paylaş


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

Indigo Magazine International Edition

Coming Very Soon

click for more information

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 

 

Kâhin

Fehmi Özçelik


Bebek 

Özge Esirgen


Neden?

Nuran Nayır Giner


Bir İhtimal Şiiri

Ozan Deniz Sarıtop

 

 

 

 

 

Yazar: Funda Umut Pakkal

"Kristal Çocuk" Annesi Olmak (1)

Benim oğlumla ilk maceram, hastanede ilk gün başladı. Hemşire, bebek odasından Onu emzirmem için getirdiğinde “Bu çocuk filozof mu ne olacak. Hiç ağlamıyor. Dikkatli dikkatli sanki görürmüş gibi etrafa bakmaya çalışıyor” demişti. Kucağıma alır almaz sevgisini, beni tanıdığını, sesimi bildiğini fark etmiştim. Büyüdükçe de onunla ilgili farkındalıklarım katlanarak arttı.  

Yardımsever, iyilik dolu bir çocuk. Parkta, bahçelerde kendinden küçüklerle oyuncaklarını paylaşır, bir çocuk ağlarsa üzülür, karşısında susturmaya çalışır ya da kendisi de en sonunda dudaklarını büker. Başkasının ağlamasına dayanamaz. Hiç unutmuyorum, henüz 1.5 yaşındaydı, ağlıyordum bir gün sessiz sessiz. Sözüm ona, ağladığımı fark ettirmemeye çalışarak. Nasılsa oyundan kaldırdı başına baktı bana; tüm yüzümü öpücüklere boğdu. O saatten sonra ne ağlama kaldı bende; ne gam, ne keder. O günden bu yana da ağlamam onun yanında. 

Ancak rahatsız olmaya başladım onun sürekli bu iyilik durumundan. İlk gittiğimiz oyun parkında başladı rahatsızlığım. Salıncakların kenarında inmesini bekliyoruz sallanan çocuğun. Ancak uyanık ve atılgan bir diğer çocuk fırlayıveriyor yerinden “Bekleyen mi var?” demeden; indirebilirsen ne ala. Anneler ise, çocukların atılganlığından müthiş keyifli. Benimki de pek bir cesur, dışa dönük ayaklarındalar.

Biz bir türlü gelmeyen sıramızın gelmesini beklerken sıkılıp ayrılıyoruz oradan. Ben gene de ‘o çocukların yaptığının yanlış olduğunu, başkalarının hakkını yememek gerektiğini, sıramızı beklemek gerektiğini’ filan söylüyorum. Gene bir gün, parkta ömrünün ilk dayağını yiyor ama ne dayak. Kaydırağın en tepesinde kayacak benimkisi, eşimle ben gururla ona bakıyoruz. Çocuk suratı: sevinçli, mutlu, apaydınlık. Kayacak ama en altta bir bebek inmek için cebelleşiyor.

Bizimkisi, bebeğe çarpmamak için yukarıda bekliyor. Ama o sırada sabırsız bir kız çocuğu “Niye kaymıyor?” diye ilk önce tekmelemeye, sonra saçını başını yolmaya başlıyor. Aşağıda hayretler için seyrediyorum birkaç saniye. Bizimkisi ise hala kaymıyor küçüğü korumak için. Eşimle ben dayağa son veriyor, avazımız çıktığı kadar bağırıyoruz çocuğun annesine. “Siz çocuğunuza hangi davranışları öğretiyorsunuz? Bu nasıl bir davranıştır?” diye. Bizimki surat kırmızı, ağlamaktan bitap düşmüş, niye dayak yediğini anlamamış, eve gitmek istiyor.  

Şimdilerde 4.5 yaşında iyilik severliğinden, paylaşma ve yardımlaşma güdüsünden hiçbir şey kaybetmedi. Ancak ben bazı şeyleri tembihler oldum. Anlayan kim? Anlatayım. Gittiği anaokulunda her çarşamba oyuncak günüdür. Bizimki hem kendine hem de sınıftaki diğer tüm erkek çocuklarına birer oyuncak koyar. “Belki unutan vardır” ya da “hep beraber aynı oyunu oynarız” diye. Geçen hafta çantamızı evde unutmuşuz. Okuldan içeri girdik, öğretmenimiz “Gene bir sürü oyuncak getirdin mi? Benim paylaşımcı oğlum” demesiyle bizim ki yıkıldı. “Olsun oğlum, sen de diğer çocukların oyuncakları ile oynarsın” dememle toparlandı ve ayakkabısını çıkarmak için oturdu. O sırada yanına aynı sınıftan iki erkek çocuk geldi. Ellerinde oyuncakları ile onları görünce “Oğlum da paylaşabilir mi?” diye sordum ancak ikisi de razı gelmedi. Ben yıkıldım. İki senedir evden oyuncak taşıdığımız oğlanlar, bir seferlik de olsa fazla oyuncaklarını bize vermediler. Buradan çıkarılacak elbet bir ders var. Ama bizimkisi bu hafta gene çok sayıda oyuncak götürerek huylu huyundan vazgeçmedi. 

Bu kadar da değil. Hafta sonları oğlumla bir yere gittiğimde oturamıyorum. Sebep: sürekli bizimkini kollamaktan canım çıkıyor. Elindeki çikolatayı, şekeri isteyene veriyor, oyuncakları çocuklar elinden kapıyorlar, sırasını alıyorlar. Bizimkisine sorduğumda “Oğlum, niye böyle yapıyorsun?”. Bana cevabı “Olsun anne; boş ver.”

Boş veremiyorum. 

Dün arkadaşlarımızla ünlü bir kebapçıya gittik. Malumunuz bir oyun odası var bu sebeple tercih ettiğimiz bir mekan. Oyun odasında olanlar için arkadaşlarımız, “Sizin oğlan pek enayi, sırtına semer vuran çok olacak” dediğinde üzüldüm. Çünkü söylediği cümle, toplumun genelinin düşünme yapısını ortaya koyuyor, “iyi niyetli; öyleyse kullanalım, ezelim, çiğneyelim, yok sayalım.” Halbuki bunlar birer ERDEM, birer DEĞER, bu çocuklar birer MÜCEVHER, kırılmamaları ve üzülmemeleri lazım. Kimse ya bilmiyor ya da “Canım o eskidendi; Şimdi arsız, ben merkezci, başkalarının hak ve özgürlüklerini önemsemeyen kişiler kazanıyor.”deyip geçiştiriveriyorlar.  

Ancak ben kırk kez da çocuk doğursam yine de bir kristal çocuk annesi olmayı isterim. O kadar farklı, duyarlı ve özel ki. Farkı anladığınızda bir kristal çocuk annesi olarak kendimi özel ve hatta seçilmiş hissediyorum. 


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Funda Umut Pakkal 1970 İstanbul doğumlu. Eğitim danışmanlığı ve öğretmenlik yapıyor. Çocuk Psikolojisi uzmanı. Ayrıca gönüllü seminer ve eğitimler veriyor. İstanbul Üniversitesi Felsefe mezunu. Yüksek lisansını Maltepe Üniversitesi'nde Psikoloji, Felsefe, İnsan Bilimleri bölümünde psikoloji üzerine tamamladı. Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Ses Dehâ

Cem Adrian


Pinochet ve Saddam’ın Sonları


140 Milyon Çocuk Okula Gitmemiş


Reklamcılar ve Topluma Etkileri


Kuantum Düşünce Tekniği


Tarih Dostları Darphane’de Buluştu


Nobelli Orhan Pamuk


Tercihimiz Ne Kadar Ahlâkî?


Loreena McKennitt’in Taşıdığı Oryantalizm


Tüp Bebek Yöntemi


Vejetaryenlik


Tamaro'dan Yeni Kitap


RealAge ile Sağlıklı Gençleşin


Şeker Hastalığına Son


Tek Göz Evde 24 Kişi


İşte Bir Öğrenci Servisi


Enerji & Tıp


Dua Araştırmaları


Emekliler Çalışıyor


Özgür Seçimler ve Umutlar (astroloji)

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Çağlar Demirdoğan

Bir Kente Ait Olmak


Hümeyra Tümay

Nefesimiz, Hayatımız & Biz


Melda Güngül

Çalışmak ya da Çalışmamak


Didem Çivici

Yazı'nın Dualitesi


Didem Çivici

Sadece... Ben...


Asu Sanem Kaya

Rüyacı; Duvarların Ötesinde


Fırat Erdoğan

Kalmak Geçmişe Mecbur Yaşamaktır 


Rüya Yüksel

Kendini Sevebilmek


Didem Çivici

Kristalize Yaşam ve Yeni Bir Yolculuk 


Funda Umut Pakkal

"Kristal Çocuk" Annesi Olmak

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  1 OCAK 2009 TSİ 00:00