|
Haber: Gizem
Şıvka Pideci
Dış Haberler, Brüksel
Avrupa'nın Kalbinde Bir Türk Restoranı
La Sublime
Porte (Bâb-ı Ali)
La Sublime Porte, yani Bâb-ı
Ali… Brüksel’de açılan bir Türk restoranına verilen isim. Peki
Avrupa’da açılmış birçok Türk restoranından farkı nedir? Esasen
isim bize zaten birçok şeyi anlatıyor.
La Sublime Porte; Osmanlı
İmparatorluğunun son dönemlerinde Sadrazamlık binasına ve daha
geniş anlamıyla da Osmanlı hükümetine verilen isimken günümüzde
daha çok Türk basın dünyası için kullanılmaktadır. Dolayısıyla
Dolunay Kışlalı’nın, sahip olduğu restorana böyle bir isim
vermesi hiç şaşırtıcı değil. Bombalı saldırı sonucu hayatını
kaybeden eski Kültür Bakanı, Gazeteci-yazar Prof. Ahmet Taner KIŞLALI’nın yine gazeteci olan kızı olan Dolunay KIŞLALI; bizi
Avrupa Birliği Bölgesi’nin merkezinde olan ve Avrupa’dan ve
Türkiye’den birçok siyasi kimliği ağırlayan restoranında
ağırladı... Misafirliğimiz süresince farkettik ki kendi
zerafetini dekora, kültür zenginliğimizi mönüye yansıtmış.
Röportaj:
Gizem Şıvka Pideci
Gizem: Belçika’ya yerleşmeniz
nasıl oldu? Eşinizin yazdığı kitapta bahsediyor ama okumayanlar
için bir özet geçelim mi?
Dolunay Kışlalı:
Türkiye’de konservatuvarda
okudum, buraya 1993’te geldim. Eşim, gazeteci-yazar Sıtkı Uluç
babamın arkadaşıydı ve ben aşık oldum. Çocukluğumda ne siyasete
ne de gazeteciliğe bulaşmayacağımı söylerdim.
Sanat dünyasında
yer almak istiyordum. Fakat dönüp dolaşıp ailemin tüm
fertlerinin yaptığı mesleği yapmak durumunda kaldım! Gazeteci
oldum. Bu mesleğin çok keyifli tarafları var tabii…
6 Şubat 1993’te Belçika’ya
geldim. Kimse gurbet ellere geldiği tarihi unutmaz, biliyor
musun? Ben bir dönem burada, maden ocaklarında çalışan ilk
kuşakla seri röportajlar yapmıştım, çok etkilenmiştim. “3 Temmuz
1962” derlerdi örneğin; geliş tarihlerini hatırlıyorlardı.
Hatırlamayan olamaz, ilginç bir şeydir bu!
Dönüm tarihi olsa gerek.
Dolunay Kışlalı:
Evet.
Eşiniz Sıtkı Uluç da
gazeteci değil mi?
Dolunay Kışlalı:
Evet, 1974’de üniversite
tahsili için gelmiş, daha sonra hep gazetecilik yapmış, halen
de yapıyor. Yazdığı kitaplar da var…
Gazeteciliğe olan
merakınız eşiniz sayesinde oldu diyebilir miyiz?
Dolunay Kışlalı:
Her şeyden önce aileden…
Peki, asıl merak ettiğim,
restoranı açma hikayeniz...
Dolunay Kışlalı:
İşte bu uzun hikaye...
Dergimiz Anadolu’yu 1996’da yayımlamaya başladık. O dönem konu
daha çok Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkileri üzerineydi ve
1999’a kadar böyle devam etti. Sonra dergi faaliyetini durdurdum,
beni daha çok heyecanladırabilecek bir şey yapmaya karar verdim.
Toplumsal sorunlar, kadınların ve buradaki gençliğin sorunları…
Bunları anlatmamız gerekiyordu.
Sorunlar
dediğiniz Belçika’daki Türkler değil mi?
Dolunay Kışlalı:
Sorunlar, hepimizin,
toplumumuzun sorunları… Tepki bu belki de... Yurtdışında
yaşayınca ulusalcı duygular daha çok ön plana çıkıyor. İnsan
kendini bir şeyler yapmak zorunda hissediyor. Yapmasam kendimi
çok kötü hissedeceğim sanki…
İlginç, sizin kadar olmasa
da ben de aynı şeyleri hissetmeye başladım. Acaba bu yurtdışında
yaşamanın getirdiği sonuçlardan biri olabilir mi? Sizde de
Belçika’ya gelince mi pekişti bu his!.
Dolunay
Kışlalı: Haklısınız. Burada Türkiye
ile ilgili gelişmeleri, haberleri daha çok takip etmeye
başladınız değil mi? Bakış açınız bile değişti muhtemelen...
Türkiye’deyken farkında bile olunmuyor ama yurtdışında yaşamaya
başlayınca farklılık ortaya çıkıyor. Batı Avrupalıların Türkiye
ve Türklere ilişkin algılamaları, önyargıları, bilgisizlikleri
beni çok rahatsız etmeye başladı. Zaman geçtikçe, buraya gelen
ilk kuşağın, hatta üçüncü, dördüncü kuşağın çok başıboş ve
desteksiz bırakıldığını gördüm. Bu ağır geliyor bana… Diğer
milletler bu kadar sahipsiz bırakılmamış. Suçu hem Türkiye’de
hem de insanlarımızın yaşadıkları ülkelerde görüyorum. Birçok
dernek var; kimisi aktif kimisi pasif... Yapılmaya çalışılan bir
şeyler var ama birlik yok!
İşte böyle bir ortamda benim
hayalim bir Türk Kültür Merkezi kurmaktı. İyi bir yerde merkez
kurup Türk kültürünü, insanını, dilini tanıtmak... Bunlara
yabancıların öyle büyük ilgi ve merakı var ki!
Peki restoran?
Dolunay Kışlalı:
Çeşitli nedenlerden bu hayal
restoran fikrine dönüştü. Gelir kaynağı gerekiyordu, zamanında
dergiyi sürdüremememizin en büyük sebeplerinden biri de buydu.
Sonuç olarak Türkiye’yi tanıtma projesini restoran üzerinden
yapmaya karar verdik.
Restoranda bu misyon
hissediliyor. Sadece ticari amaçla olmadığı servisten
dekorasyona her aşamada görülüyor. Şefinizin de katkısı çok olsa
gerek.
Dolunay Kışlalı:
Evet, Murat Serkan Yaman,
Türk Aşçılar Milli Takımı’ndan... Türkiye’den geldi. Eşi Seda da
tatlı uzmanı, aynı meslekten…
O güzel irmik tatlısı Seda
Hanım’ın eseri yani...
Dolunay Kışlalı:
Evet. Türkiye’de aşçılık
alanında çok güzel bir kuşak var; dil bilen, bilgisayar
kullanan, meslektaşlarıyla iletişim halinde olan bir meslek
grubu... Bu da çok hoşuma gidiyor.
Benim yine çok severek
tattığım sakızlı levrek var. Çok merak ettim, balıklar
Türkiye’den mi?
Dolunay Kışlalı:
Hayır ama Akdeniz balığı...
Restoranınıza ilk
geldiğimde diledim ki burayı olabildiğince çok Avrupalı görsün.
‘İşte biz buyuz’ demekti istediğim. Peki biz bu muyuz?
Dolunay Kışlalı:
Bence hepsiyiz. O kadar geniş
bir yelpazemiz var ki bizim… Schaarbeek de, (Brüksel’de bulunan
Türk mahallesi) bizim burası da Türk… Ben 20’den fazla etnik
kökenin olduğu bir ülkede doğdum ve büyüdüm. Aldığım zengin
kültürü buraya yansıtıyorum. Biz bütün bu yelpazeyi temsil
ediyoruz. Kebap da bizim, sakızlı levrek buğulama da…
Müşteri profilinden
bahseder misiniz?
Dolunay Kışlalı:
Millet olarak en çok Yunan,
Alman ve Kuzeyliler... AB kurumlarından, NATO’dan da çok kişi
geliyor. İşadamları, lobi kuruluşları çalışanları da oldukça
fazla…
En çok tercih edilen
yemek?
Dolunay Kışlalı:
Hünkar beğendi bir numara...
Sakızlı levrek buğulama ve tatlılar da çok tüketiliyor.
Türk kahvesi? Kahve
memleketinde kabul görmesi nasıl oluyor?
Dolunay Kışlalı:
Türk kahvesine açıklar.
Kahveyi buralara getiren Osmanlılar zaten… Bilmeyenlere tat
farkını, pişme yöntemlerini anlatıyoruz. Genel olarak değişik
tatlara açık olduklarını söyleyebilirim. Yeni şeyler keşfetmeyi
seven insanlar…
Gelenlerin ilk tepkileri
nasıl oluyor?
Dolunay Kışlalı:
Maalesef bugüne kadar Türk
mutfağı layıkı ile, sağlıklı bir sunumla tanıtılmamış. Kebap,
ekmek arası döner muhabbetiyle kısıtlı bırakılmış. Bunun
nedenleri de var. Ticari açıdan, bizim yöntemimiz iyi tanıtıcı
ama karlı değil… Yani yatırım olarak kimsenin girişeceği bir iş
değil. Bizim gibi, idealist girince sonuç olumlu oluyor, eğer
maddi sorunları aşabilirsek tabii… Yunanlılar bize teklif
getirdiler, “La Sublime Porte restoranını ekibiyle birlikte
Atina’ya taşıyalım, çok para kazanırız” dediler. Bizde amaç para
kazanmak değil ki…
Yeni gelen müşteriler çok
şaşırıyorlar. Hatta Türk restoranı olduğunu bilmeden rezervasyon
yapıp da kapıya gelenler önce bir tereddüt ediyor. Bizi dönerci,
kebapçı sanıyorlar. Fakat içeri girince, ortam, müzik, heykeller,
mutfak onları çok etkiliyor. Salonumuzda, değerli fotoğrafçımız
Ara Güler’in objektifinden Türkiye'yi tanıyorlar.
Müşterilerimizin tepkileri çok olumlu oluyor.
Bakın bir örnek vereyim:
Geçenlerde restoranda oturuyorum, yan masada bir Yunanlı
diplomat bayan, İsviçreli birisi ile sohbet ediyor. Yunanlı dedi
ki: “Türkler lobicilikte, tanıtımda hiç becerikli değildirler.
Bu mekan Türk Devleti’nin büyük bir başarısı oldu. Bu restoran
ile herkes Türkiye’den, Türklerden, Türk mutfağından söz ediyor.
İnanılmaz propaganda yapıyorlar.” Yani zannediliyor ki bizim
restoran devlet güdümlü… Bunun düşünülmesi bile benim hoşuma
gitti doğrusu… Türkiye’nin kendini tanıtma ve anlatma
konusundaki başarısızlığını tüm dünya biliyor, biz de biliyoruz
ama bazı şeyler yapınca oluyor, devlet desteği gerekmiyor. Hatta,
“Gölge etme başka ihsan istemem” demek gerekiyor bazen…
Nasıl bir Türk restoranı
bekliyorlar ki şaşırıyorlar sizce?
Dolunay
Kışlalı: Ekmek arası döner, kebap
bekliyorlar. Türk mutfağı, Osmanlı mutfağı dünyada üçüncü mutfak
konumunda ama tanımıyorlar ve önyargılar çok… Şaşırıyorlar çünkü
onlara hiç tanımadıkları mükemmel bir mutfak, farklı bir ortam
sunuyoruz. Zaman zaman kemanımla Türk ve Batı müziğinden
sunumlar yaptığımda da şaşırıyorlar. Resimler, heykeller,
kitaplar, her şey, onların kafalarındaki Türk imajını allak
bullak ediyor. Biz laik Türkiye Cumhuriyeti’nin, Atatürk’ün
çocuklarıyız ve yabancılara verdiğimiz, vereceğimiz mesajlar her
zaman nettir.
Peki mutfağın dışında
Türklerle ilgili bir yargıları da olabilir mi?
Dolunay
Kışlalı: Var tabii.. Türkleri ve
Türkiye’yi tanıdıkça önyargıların yerini bilgi ve görgü alıyor.
Bizim amacımız da yanlışları, önyargıları yok etmek…
Şunu merak ediyorum.
Avrupa’da, hatta alanı küçültürsek Belçika’da Türklerle ilgili
ne düşünüyorlar. Ben Almanya’da çok kötü bir tutum görürken
burada pek görmedim. Burada bana yansıttıkları Türkiye’nin güzel
havası, deniz ve İstanbul! Sebebi benim bir araya geldiğim
çevrenin kibarlığı mı yoksa gerçekten daha ılımlı bir yargı var
mı?
Dolunay Kışlalı:
Sizin bulunduğunuz çevreye
göre değişir bu… Türkiye’nin imajının Batı Avrupalı kafasında
çok pozitif olmamasının tarihe, göç olayına bağlı çeşitli
nedenleri var. Türkiye karşıtı lobilerin, ulusların yoğun
çabalarını da görmezden gelemeyiz.
Bir gün bir taksi şoförü
ile sohbet etme fırsatı yakaladım. Bana Türklerin Belçika’da
sevildiğini ve polisin girmeye gerek görmediği bir mahalle
olarak algılandığını söyledi. Nasıl yorumluyorsunuz?
Dolunay
Kışlalı:
Türkler yaşadıkları ülkelerde
gerçekten seviliyor ve sayılıyorlar. Tabii başka yabancılarla
mukayese durumu da var. Örneğin Türklerde suç oranı çok daha
düşük … Bizim insanlarımız dürüstlükleri, içtenlikleri,
misafirperverlikleriyle de etkiliyor. Güvenilir bir toplumuz.
Sevgili, saygılıyız...
Karşımda bir gazeteci
bulmuşken sormadan geçemeyeceğim. NATO ve Avrupa Birliği (AB)
gibi organizasyonların merkezi niçin Brüksel’de? Tesadüf olamaz
herhalde…
Dolunay Kışlalı:
Belçika, 1830’da, “tampon
bölge” olarak oluşturulmuş yapay yapılı bir ülke… O kadar yapay
ki, İngiltere’de yaşayan bir Alman’ı Belçika’ya Kral yapmışlar.
Bu alana Avrupa kurumlarını da taşımışlar, “tarafsız” bir alan
gibi görerek…
Karı-koca gazetecisiniz ve
Avrupa Birliği merkezinin ortasına bir restoran açtınız. NATO
Genel Sekreteri, Belçika Başbakan Yardımcısı, TSK Genelkurmay
Başkanımız Org. Yaşar Büyükanıt, Başbakan Yardımcımız Abdüllatif
Şener gibi birçok önemli kişileri ağırladınız? Gazeteci olarak
alamadığınız haberi veya koklayamadığınız havayı restoran sahibi
olarak elde ettiğiniz oldu mu?
Dolunay Kışlalı:
Evet ama gazetecilikte nasıl
“meslek sırrı” diye bir unsur varsa restorancılıkta da var.
Burada konuşulan burada kalır. Öyle olmasa misafirlerimizin
güvenini yitiririz. Gazetecilerin yanında yapılamayacak
konuşmalar oluyor, bazen gazeteci damarımla içim gidiyor bu
bilgileri, haberleri, görüşleri başkalarına yansıtamadığım için
ama… Kaldı ki eşim hala gazeteci ve birçok yerde arka planda
kalıyor, duyması gerekmeyenleri duymuyor! Her şeye rağmen,
itiraf etmeliyim ki, bu restoran müthiş bir haber ve bilgi
kaynağı… Onlarca Türk ve yabancı bakan, üst düzey yetkili
ağırladık. Meslek sırrına gazetecilikte de, restorancılıkta da
saygı gösteriyoruz…
Belçika’yı biraz daha
irdeleyebilir miyiz? Buranın 2 resmi dili var. Brüksel dışında 2
farklı bölge var. Görünürde uyum olsa da aslında biliyoruz ki
bir gerginlik var. Bizde ise resmi olmayan dillerle ilgili
çatışmalar var. Çatışma yaratmayan bizden farklı olan
özellikleri nedir?
Dolunay Kışlalı:
Belçika, dünyada refah düzeyi
en yüksek olan ilk 10 ülke arasındadır. Böyle olmasa iç savaş
çıkardı ama kaybedecek çok şey olunca uslu uslu geçinmeye,
düzeni bozmamaya çalışıyorlar.
Aralık 2006’da ‘Flaman
Bölgesi bağımsızlığını ilan etti’ televizyon şakası nabız
tutmak için miydi o zaman?
Dolunay
Kışlalı: Bu pek şaka sayılmaz.
Valonların ve Flamanların farklılıkları sadece dilde değil…
Belçika bugün federasyon, yarın konfederasyon olacak ve bence
10-15 yıl sonra farklı devletler ortaya çıkacak… Bizim
“bölücülük” dediğimiz “seperatisme” bu ülkenin anayasasında var.
Hedefleri bu… Bunu saklamıyorlar ve bu hedefi temel ilke olarak
belirleyen siyasi partiler en çok oy alanlar oluyor, özellikle
Flaman kesiminde… Belçikalıları tanıdıkça bundan başka çözümleri
olmadığını da göreceksiniz.
Sonuç olarak durum
böyleyken bizim resmi olmayan dil sorunlarımızla çok
ilgileniyorlar ama…
Dolunay Kışlalı:
Aynen öyle. Kıbrıs sorununa
çözüm önerenler arasında Belçika örneğinin uygulanması fikrini
savunanlar bile oldu. Oysa buradaki sistemin yürümediği ortada…
Belçika öyle bir tampon bölge ki, teröristlerin bile arka
bahçesi, sığınağı olabiliyor. Sadece Türkiye değil, ABD, Fransa,
İngiltere, İspanya bu konuda Brüksel’i çok ağır eleştiriyor.
Politikacılarının yetenek düzeyleri, ufuk genişliği, bilgi
düzeyleri, her ülkede olduğu gibi tartışılabilir ama
Belçikalılar genelde çok iyi insanlardır.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Gizem Şıvka
Pideci, 1978 Ankara doğumlu.
Üniversiteye kadar Gemlik’te yaşadı. 2000’de Boğaziçi
Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölümü’nden mezun olduktan
sonra kurumsal hayatta satış-pazarlama alanında kariyerine
devam etti. 2006’da Brüksel’e yerleşti.
Detaylı Bilgi
|