Sayı 40|OCAK 2009              Anasayfa  |  Kurumsal  |  Reklam  |  Blog  |  Arşiv  |  İndigo  |  Gündem  |  Röportajlar  |  Dünya  |  İnsan  |  Sağlık  |  Kültür Sanat  |  Çocuk  Eğitim  |  Çevre  |  Bilim

Facebook'ta Paylaş


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

Indigo Magazine International Edition

Coming Very Soon

click for more information

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 

 

Kâhin

Fehmi Özçelik


Bebek 

Özge Esirgen


Neden?

Nuran Nayır Giner


Bir İhtimal Şiiri

Ozan Deniz Sarıtop

 

 

 

 

 

Haber: Gülşen Kaş

Sağlık Haberleri, İstanbul

Kırım Kongo Uyarısı!

Sağlık Bakanlığı, 2006 yılında 27 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi’ne karşı halkı uyarıyor.

Özellikle KKKA’nın daha fazla görüldüğü illerde Çorum, Tokat, Amasya, Sivas, Çankırı ve Yozgat’ta hastalıktan korunma yolları ile ilgili bilgilendirici broşürler dağıtılıyor ve uyarıcı afişler asılıyor. 

Sağlık Bakanlığı, bu yıl 23 kişide rastlanan ve 3 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan KKKA’nın Mayıs-Haziran aylarında ortaya çıktığını, Temmuz ayında ise bu riskin arttığını, Eylül ayında da sona erdiğini bildirdi.  

Bakanlık, özellikle kuzey bölgelerinde görülen KKKA’nın, hızla güney bölgelere yayıldığını ve tüm halkımızın KKKA’ya karşı dikkatli olunması gerektiğini söyledi. 

Sağlık Bakanlığı, Kırım-Kongo için aşı üretecek 

Sağlık Bakanlığı, kırım-kongo kanamalı ateşi (KKKA) hastalığı için aşı geliştirme çalışmalarına başladı. Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Turan Buzgan’nın yaptığı açıklamaya göre, "Hastalığa bir kez yakalanan kişilerin ikinci kez yakalanmadığını ve bu kişilerin kanında da antikor oranlarının arttığını belirlediklerini ifade etti. İyileşen kişilerde antikor sayısının artığını ve bu kişilerden kan alıp saflaştırılarak plazma elde edileceğini söyleyen Buzgan, alınan plazmanın hastalara verileceğini ifade etti" Geçen yıl Türkiye'de 438 kişiye bulaşıp 27'sinin ölümüne neden olan hastalık kenelerle yoluyla taşınıyor. Veteriner Hekimler Odası Başkanı Murat Arslan, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi ile ilgili sorularımızı yanıtladı. 

Röportaj: Gülşen Kaş


Gülşen: Ülkemizde son zamanlarda kene vakaları oldukça arttı bunun sebebi nedir?  

Doç.Dr. Murat Arslan: Aslında hastalığın artış gösterip göstermediğini bilmiyoruz. Çünkü hastalık daha önce tespit edilememişti. Anadolu’da ateşle seyreden hastalıklardan ölen bir çok vatandaşımız vardı. Kırım Kongo kanamalı Ateşi (KKKA) ilk defa 2002 yılında Tokat ilimizde tespit edildi ve maalesef artarak devam ediyor. Zaten uzmanlar, meslek örgütleri ve üniversitelerin öngörüleri de belli dönemlerde artabileceği yönündeydi. Çok sayıda vatandaşımızın ölümüne neden olan bu hastalığın, Nisan-Ekim ayları aralığında etkin olması bekleniyor. Çünkü bu dönem hastalığı bulaştıran kenelerin aktif oldukları dönemdir. Keneler gelişim dönemlerini tamamlayabilmek ve yumurtlayabilmek için kan emerler. Olgun dişi keneler kanla doyduktan sonra genellikle bu hayvanı terk edip merada yumurtlarlar. Tek bir kene binlerce yumurta yapabilir. Çıkan larvalar otlar arasında, toprakta, üzerine yapışacağı hayvanı beklerler.

Gülşen: Peki kaç çeşit kene var? Bunlardan en tehlikeli olanları hangileri? 

Doç.Dr. Murat Arslan:  Farklı bölgelerde 850’den fazla kene türünden  yaklaşık 30 tanesi bu hastalığı  bulaştırmaktadır. Hastalığı sert veya barınak kenesi olarak bilinen kene türleri bulaştırmaktadır. Hastalık kenelerin kan emmesi sırasında Nairovirüs soyundan virüsleri hayvanlardan insanlara bulaştırmasıyla veya başka yollarla ortaya çıkmaktadır. Virüs, kenelerin konakladığı hayvanlara bulaşmasına rağmen ciddi bozukluklara neden olmuyor, insanlarda ise ölümle sonuçlanabiliyor. Özellikle küçük omurgalılar ve yerde beslenen kuşlar, keneleri enfekte eder. Türkiye’nin bulunduğu coğrafya kenelerin yaşamları için uygun şartları sağlar. Ancak keneler sadece bu hastalığın değil daha bir çok zoonoz ( theileriosis, babesiosis, lyme ve anaplasmosis gibi) dediğimiz hastalığı da bulaştırırlar.

Gülşen: Kimler risk altındadır? 

Doç.Dr. Murat Arslan:  Özellikle üreticiler, tarım çalışanları, Veteriner hekimler, çobanlar, mezbaha çalışanları, kasaplar, sağlık çalışanları, askerler, kampçılar ile gıda ve gıda yan sanayi çalışanları risk guruplarıdır. İnsanlara bulaşma genellikle, enfekte kenelerin ısırması, kesilen havanlardan virüs etkenlerinin kan ve dokularla temas edenlere bulaşması, hasta hayvanların salgıları ve laboratuar ortamlarından olmaktadır.  

Gülşen: Kuluçka süresi ne kadardır?  Isırılan kişi nereye başvurmalı? 

Doç.Dr. Murat Arslan:  Kene ısırmasından sonra kuluçka süresinin 3-9 gün olduğu, enfekte kan veya diğer dokulara doğrudan temas sonucu bulaşmalarda bu sürenin 5-6 gün olduğu ve13 güne kadar uzayabileceği bildirilmektedir. Isırılan kişinin derhal en yakın sağlık birimine başvurması gerekir. 

Gülşen: Kırım-kongo kanamalı ateşi nedir? Belirtileri nelerdir? 

Doç.Dr. Murat Arslan:  Hastalık ilk olarak1944 yılında Kırım'da görülmüş ve Kırım Kanamalı Ateşi olarak adlandırılmıştır. Daha sonra 1956 yılında Kongo'da görülmüş ve bu iki coğrafi bölgenin adları ile anılmaya başlanmıştır (Crimean-Congo Hemorrhagic Fever).  Hastalık ateşle başlayıp, halsizlik, baş ağrısı, vücudun değişik yerlerinde ağrılar ve kanamalarla devam eden ve ölümle sonuçlanabilen bir enfeksiyondur. 

Gülşen: Kırım-kongo kanamalı ateşinin tanısı nasıl konulur?    

Doç.Dr. Murat Arslan:  Hastalığa neden olan virüsun biyolojik güvenlik düzeyi yüksek laboratuarda izolasyonu, seroljik olarak tespiti, hücre kültürü ve deney hayvanları kullanılarak tanısı yapılabilmektedir. 

Gülşen: Hastalıktan korunmak için hangi önlemler alınmalıdır? 

Doç.Dr. Murat Arslan:  Kenelere karşı en etkili kontrolün ilaçla yapılan mücadele olduğu biliniyor. Ancak, kenelerin yaşam alanlarının orman, çalılık toprak ve duvar yarıkları gibi geniş ve ulaşılması zor alanlar olması nedeniyle mücadele genellikle başarısız olmaktadır. Kenelerin kan emdikleri hayvanlar konusunda spesifik olmamaları, uygun şartlarda yıllarca canlı kalabilmeleri, ilaçlara karşı direnç geliştirebilmeleri ve hızlı üreme yetenekleri kontrol edilmelerini zorlaştırmaktadır. Keneler karşı geliştirilmiş bir aşı bulunmamaktadır. Korunmak için insanlar, kenelerin yaşam alanlarından uzak durmalılar. Böcek uzaklaştırıcı ilaçlar yararlı olabilmektedir. İnsanlar üzerinde tespit edilen keneler uzmanların yardımıyla bir pens ile çıkarılmalıdır. Elle yapılan müdahale genellikle kenenin virus taşıyan salgısını deri içine bırakmasına neden olmaktadır. 

Mücadele temel olarak iki şekilde yapılmalıdır: 

a) Kenelerin aktif olduğu yani mart-ekim ayları arasında konakçı dediğimiz hayvanlar ve bunların yoğun bulunduğu alanlar,  

b) kenelerin aktif olmadığı ekim-mart ayları dışındaki sürede kenelerin saklandığı meskenlerdeki yarıklar,bulundukları alanlar, meralar ilaçlanmalıdır. 

Hayvanların kenelerden korunabilmesi için öncelikle barınaklardaki yarık ve çatlakların kapatılması gereklidir. Hayvanların yaşam alanları ve hayvanlar bahar aylarından başlayarak, kenelerin aktivasyon gösterdikleri dönemlerde düzenli olarak ilaçlanmalıdır.  Elbette bu tip ilaçlamalar yapılırken halk sağlığı ve çevre sağlığı açısından bu uygulamaların sakıncaları göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle hayvanların yoğun olarak bulunduğu dinlenme ve sulama alanları, gübre birikim bölgeleri, ağıl ve ahırlar ilaçlanmalıdır.   

Gülşen: Kırım-kongo kanamalı ateşinin tedavisi nedir?    

Doç.Dr. Murat Arslan:  Tedavide bütün viral enfeksiyonlarda olduğu gibi antiviral ilaçlar ve destek tedavilerinin yapıldığı bildirilmektedir.  

Gülşen: Kenenin canlı çıkarılması ve içinde iğnesinin kalmaması, hastalığı bulaştırmadığı anlamına mı geliyor?

Doç.Dr. Murat Arslan:  Kesinlikle bulaşmadığı anlamına gelmez, zira kene virus içeren salgısını doku içine boşaltmış olabilir.

Gülşen: Kene tarafından ısırılan insanlar hastalığı kapmış ise, o kişi ile temasta bulunmak sakıncalı mıdır?

Doç.Dr. Murat Arslan:  İnfekte (viremik) kişilerin kan ve dokuları ile temas hastalığın bulaşmasına neden olabilir.

Gülşen: İnsanlar kene ısırırken anlamıyorlar bunun sebebi nedir?  

Doç.Dr. Murat Arslan:  Kene ısırırken deride uyuşmaya neden olan bir sıvı bırakmaktadır. 

Gülşen:Anavatanı Afrika olan bu hayvan ülkemize hangi yolla gelmiş olabilir? 

Doç.Dr. Murat Arslan:  Aslında Balkan ülkeleri de dahil olmak üzere çevremizdeki bir çok ülkede bu keneler görülmektedir. Daha doğrusu kutup bölgeleri hariç hemen her coğrafi bölgede keneler yaşamaktadır. Kenelerin özellikle kanatlılarla taşındığı biliniyor. 

Gülşen: Komplo teorisi gibi gelebilir ama bazı çevreler, bunun bir biyolojik silah olabileceğini söylüyorlar. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir? 

Doç.Dr. Murat Arslan:  Bunun için somut bir veri olduğunu sanmıyorum. Biyolojik savaş eskiden bilinen tanımlardan biri olmasına rağmen, biyolojik terör son zamanlarda sıkça telafuz edilen ve gelişmiş ülkelerin önemle üzerinde durduğu bir konu olmuştur. Biyoterör “sivil  halkı  hedef  alan  ve  mikroorganizma  ile  toksinlerin  silah  olarak  kullanıldığı  saldırılar” olarak tanımlanmaktadır. Bunların bazı örnekleri Japonya ve Amerika’da görüldü.  Biyolojik silah olarak kullanılabilecek  etkenler arasında çeşitli virüsler de yer almaktadır. Bu tehlikeyi ciddiye alan ülkeler stratejiler geliştirmekte Veteriner hekimler ve Tıp hekimlerinin içinde yer aldığı acil durum senaryoları yapmaktadırlar. 

Gülşen: Türkiye de son zamanlarda sıkça adını duyduğumuz bulaşıcı hastalıklara karşı yeterince önlem alınabiliyor mu?  

Doç.Dr. Murat Arslan:  Ülkemizde bu gibi zoonoz (hayvandan insana geçebilen) hastalıklarla mücadele edebilmek için çok temel eksiklikler bulunmaktadır. Tıpkı kuş gribinde olduğu gibi sadece hastalık görüldüğü zaman geçici önlemler alınmakta sonrada sorun unutulmaktadır. Oysaki halk sağlığı ve hayvan sağlığı açısında bu denli önemli olan hastalıklarda uzun soluklu planlamalar yapılarak mücadele edilmelidir. En temel eksiklik bu mücadeleyi yapacak tek meslek grubu olan Veteriner hekim sayısının yetersiz olmasıdır. Tarım Bakanlığı ve Sağlık bakanlığı içinde yeterli personel bulunmamaktadır. Ayrıca merkezi ve etkin veteriner teşkilatının olmaması daha baştan etkin bir mücadeleyi imkansız kılmaktadır. Siyasi otorite sadece yaşanan can kaybı oranında göstermelik, geçici önlemler almaktadır. Bu satırları yazdığım bu gün bile maalesef bir vatandaşımızın daha bu hastalıktan hayatını kaybettiğini öğrendim. Yapılan uyarılara rağmen olayın ciddiyetinin anlaşılmaması üzücü ve kaygı vericidir. Zaman geçirilmeden mevzuat ve Veteriner hekim alımı konusunda gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

Biyografi: Doç.Dr. Murat Arslan 

1968 yılında Tunceli’de doğdu. Liseyi 1985 yılında bitirdikten sonra, İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesine girdi. 1992 yılında mezun oldu. 1994 yılında Veteriner Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalında doktorasını bitirdi. 2002 yılında Doçentlik ünvanını aldı. İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı’nda, fizyoloji ve hayvan davranışları dersleri veriyor. Doktora programlarında görev alıyor. İstanbul Veteriner Hekimler Odasında 2 dönem yönetim kurulu üyeliği yaptı.2006 eylül ayından itibaren, İstanbul Veteriner Hekimler Odası Yönetim Kurulu Başkanlığını yürütmektedir. Evli ve bir kız çocuk babasıdır. 

İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi

34851 Avcılar / İstanbul  

Tel : (212) 473 70 70

Faks : (212) 473 72 41


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Gülşen Kaş 1975 İstanbul doğumlu. Anadolu Üniversitesi AÖF. İşletme 4.sınıfta öğrenimine devam ediyor. İndigo Türkiye ile 2005 yılında tanıştı. Özgürlük onun için çok önemli. Hayattaki tek amacı her şeyden özgür olmak. Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Yükselen Yeni Tür; Homo Violents


Her Şeyin Teorisi


İklim Dostu Bir Yaşam


Şifacı Doktor İnci Erkin


Kanser Tedavisinde Akıllı Moleküller


Balinaların Nesli Tehlikede!


İki Kültür Arasında Çocuk Yetiştirmek


Yaratıcı İmgeleme Araştırmaları


Selçuk Erdem: İyi Çocuklar Değiliz Biz!


Okumanın Dinamiği


Nükleer Yayılma


Tiyatro Sporu ve Mahşer-i Cümbüş


Psikiyatrik Suistimalin Bilinmeyen Tarihi


Çocukluk Çağı Sinüzitleri


Barış Kadıköy'deydi 


Merakla Beklenen Seçim Kampanyaları


Tarım ve Hayvancılıkta AB'ye Uyum?


Haydi Türkiye Günde Bir Yumurta


Ayrıştırma


AKM Yıkılsın Mı?

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Uzay Gökerman 

Aydın Olgusu


İdil Soyseçkin

Mayıs Karnesi


Nilay Altın

Sihirli Dokunuşlar 


Burcu Akar

Anne Karnında Başlayan Öğrenilmiş Korkular -I-


Can Duman

Olmak Ya Da Olmamak


Didem Çivici

Her Şey Güzel


Arbil Çelen

Tamam O Zaman


Engin Sezen

Anne Babaların Yapageldikleri Hatalar


Melda Güngül

Ne Yapmalıyım?


Özge Esirgen

Dünya’da Büyümek 


Rüya Yüksel

Sevgiliye Mektup


Özge Gündem

AKM Yıkılırsa Sevgilimi Nerede Bekleyeceğim?


Volkan Burnaz

Burası Ne Kadar Bizsiz


Buse Doğan

Nasıl yani, anlamak için yaşamak, özlemek için yitirmek mi gerekir?


Didem Çivici

Salıncak


Eray Çetinkaya

Zaman Yaşamı Yiyor


Fırat Erdoğan

Kapatılan Köy Enstitüleri ve Açık Olan Okullarımız 

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  1 OCAK 2009 TSİ 00:00