|
Haber: Gülşen Kaş
Sağlık Haberleri, İstanbul
Tüp Bebek Yöntemi
Günümüzde tüp bebek tedavisi, uzun yıllar
bu beklenti içinde olan ebeveynler için umut veren bir yöntem. Bunca
beklemenin ardından karşılaşacakları başarısızlıklar ise tam anlamıyla
psikolojik olarak çökmeleri anlamına geliyor.
Tüp Bebek Yöntemi ile
çocuk sahibi olmak artık çok kolay.
Hedef: Çoğul değil tekiz gebelik olmalı
Eurofertil Tüp Bebek
Merkezi Medikal Direktörü Kadın Hastalıkları Uzmanı Dr. M. Hakan Özörnek,
tüp bebek yönteminde esas önemli olanın ikiz ya da üçüz bebek yapmak
olmadığını, hedefin tekiz bebek olduğuna dikkati çekti.
Dünyada ve Türkiye’de tüp bebek
tedavisinde başarı oranını hızlı bir artış göstermesine rağmen, bazı tüp
bebek merkezleri kendi bilgi ve imkânlarına güvenemeyip başarısız olmamak,
hamileliği garanti altına alabilmek için çok sayıda embriyoyu yani döllenmiş
yumurtayı kadın rahmine yerleştirdiklerini vurgulayan Dr. Özörnek; “Ancak,
üçüz ya da dördüz bebeğe hamile kalan kadın, beş veya altıncı ayda bebekleri
taşıyamıyor ve hepsini düşürüyor. Bu durum ise gerek anne-baba adayı
üzerinde gerekse yakın çevrelerinde travmatik etkiye neden oluyor. Dr.
Özörnek; Tüp bebek uygulamalarında anne rahmine yerleştirilen embriyo
sayısının üçten fazla olmaması gerekiyor dedi.
Röportaj
Gülşen: Kadın ve erkek
kısırlığına sebep olan faktörler nelerdir?
Dr. Hakan Özörnek: Gün geçtikçe
daha fazla zararlı alışkanlık sahibi oluyoruz ve her yeni gün yeni
streslerle başlıyor. Tüm değişimlerin doğurganlığımız üzerindeki olumsuz
etkileri ise göz ardı edilemeyecek kadar büyük. Dünyada her 7 çiftten bir
kısırlık problemiyle karşı karşıya. Erkek kısırlığı, beslenme
alışkanlıkları, sigara, stres gibi çevresel sebeplerle günden güne artıyor.
Tüm bu zararlı alışkanlıkların üreme sistemine zarar verdiği bilinen bir
gerçek.
Sigaradaki nikotin yumurtalıklardaki
genetik anormalliğin artmasına sebep oluyor. Hatta bu duruma paralel olarak
erken menopoz da görülebiliyor. Sigara içen kadınların gebe kalma oranı,
içmeyenlere göre daha düşük; bunlarla beraber, düşük yapma riski daha
yüksek. Alkol ise hem erkekler de hem kadınlar da ciddi bir tehdit unsuru.
Ayrıca bayanlarda kafein alımı gebelik
şansını azaltmaktadır. Kafein hamilelikte düşük riskini artırmakta ve
bebeklerin doğum ağırlıklarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle,
gebelik planlayan bayanların kafein alımını en az düzeyde tutmaları ve
günlük çay, kahve tüketimini azaltmaları gerekmektedir.
Şişmanlık ve yağlanma hem yumurtlamayı
hem de sperm kalite ve sayısını olumsuz yönde etkiler. Özellikle Türkiye
gibi genç nüfusun fazla olduğu ve gittikçe arttığı ülkemizde, bu nüfusun
giderek farklı alışkanlıklara yönelmesi, sağlıksız besin türlerini tüketmesi
ve yaşam biçimine dikkat etmemesi önemli bir tehdit unsuru.
Düzensiz beslenme sonucu aşırı kilo
kaybının yanı sıra normalin üzerinde bir kiloya sahip olma da bebek sahibi
olma konusunda hem kadın hem de erkek için aynı oranda risk unsuru olabilir.
Sağlıklı beslenme, genel vücut sağlığını
etkilediği gibi üreme sağlığını da etkiler. Bu nedenlerden dolayı, bebek
sahibi olmak isteyen çiftlerin her şeyden önce yaşam biçimlerine ve beslenme
alışkanlıklarına dikkat etmeleri gerekiyor. Gebelik planlayan bir bayanın
meyve, sebze, karbonhidrat ve etin dengede olduğu bir diyet uygulaması,
yağlı besinlerin alımını minimumda tutması gereklidir.
Bunun yanı sıra günlük kalori alımı
normal vücut kilosunu koruyacak şekilde ayarlanmalıdır. İdeal kiloda olmak
ruhsal ve fiziksel sağlığın yanı sıra, bebek sahibi olabilmek için de çok
önemli bir unsurdur.
Türk kadınları doğurganlıkla ilgili
yeteri bilgiye maalesef ki sahip değil. Doğurganlık 20’li yaşlardan sonra
azalmaya başlıyor. Ülkemizde genelde 35 yaş üstü kadınların 3’te birinde ve
40 yaş üstü kadınların 3’te ikisinde kısırlık problemi oluşmaktadır.
Adetin belli dönemlerinde yapılan hormon
testleriyle doğurganlık hakkında bilgi edinilebilir. Adetin 3. gününde FSH
ve estradiol hormonlarının kan düzeylerine bakılarak yumurtalık rezervi
değerlendirilir. Bazı hormonların kan düzeylerinin yüksek tespit edilmesi
halinde gebelik şansının azaldığı gözlenir ve hemen tedaviye başlanması
gerekir.
Gülşen: Doğurganlık ne
zaman azalmaya başlar?
Dr. Hakan Özörnek: Kadınlarda
20’li yaşların sonuna doğru yumurta kalitesi ve sayısı düşmeye başlar. Bu
azalma 35 yaşından sonra hızların, 35 yaş üstü kadınların 3’te 1’inde ve 40
yaş üstü kadınların 3’te 2’sinde kısırlık problemi mevcuttur.
Gülşen: Neden yaşla
orantılı azalır?
Dr. Hakan Özörnek: Kız çocuğu anne
karnında 5 aylıkken sahip olduğu yumurta sayısı yaklaşık 67 milyondur.
Doğumda 12 milyona düşer. 20’li yaşların sonuna doğru yumurta kalitesi ve
sayısı düşmeye başlar. Bu azalma 35 yaşından sonra hızla azalır ve yumurta
sayısı 20 bine düşer. Menopoza doğru bu sayı bine kadar geriler.
Yaşın ilerlemesiyle birlikte
yumurtalıklardaki yumurta sayısı ve kalitesi azalmaktadır. Döllenmeyen ve
rahim içine yerleşmeden atılan yumurtalar emilerek vücut tarafından
uzaklaştırılır.
Gülşen: Doğurganlığın
azalıp azalmadığı nasıl anlaşılır?
Dr. Hakan Özörnek: Adetin belli
dönemlerinde yapılan hormon testleri sayesinde doğurganlık hakkında bilgi
edinilebilir. Adetin 3’üncü gününde FSH ve estradiol hormonlarının kan
düzeylerine bakılarak yumurtalık rezervi değerlendirilir.
Gülşen: Yaşla birlikte
erkek doğurganlığı etkilenir mi?
Dr. Hakan Özörnek: Erkek
fertilitesi de yaşla azalır. Bu değişiklik kadındaki gibi olmasa da yaşla
beraber sperm hareketliliği ve üretimi olumsuz yönde değişim göstermeye
başlar.
Yapılan testlerle, kısırlığın teşhisi
konulabiliyor. Aşılama, mikroenjeksiyon, tüp bebek gibi yöntemlerle çiftler
anne-baba olabiliyor.
Gülşen: Bir çift veya kişi,
üreme merkezlerine ne zaman başvurmalı?
Dr. Hakan Özörnek: Bir çift bir
yıllık düzenli ilişkiye rağmen gebeliğe ulaşamıyorsa kısırlık tedavisi için
başvurmalıdır. 38 yaş ve üstüne bu süre 6 aya indirilebilir.
Yumurtalık cerrahisi geçirmiş olan veya
kemoterapi görmüş olan kadınlarda da daha erken değerlendirme yapmak gerekli
olabilir. Kemoterapi görecek olan erkekler ve özellikle de çocuklar üreme
kabiliyetlerinin korunabilmesi amacıyla üreme merkezlerine başvurmalılardır.
Gülşen: Çocuk sahibi
olamayan çiftlerin hangi uzmana başvurması gerekir?
Dr. Hakan Özörnek: Kadın doğum
alanında bütün dünyada bir alt uzmanlaşma söz konusu. Örnek vermek gerekirse
kadın kanser cerrahisiyle uğraşan kadın doğumcu kısırlıkla uğraşmamakta veya
riskli gebeliklerle uğraşan bir kadın doğumcu, kanser cerrahisi
yapmamaktadır.
Ülkemiz de bu anlamda önemli bir yol kat
etmiştir. Hızla değişen bilimde birçok konuyla yeteri kadar uğraşmak mümkün
olamamaktadır. Dolayısıyla hastaların, alanında uzmanlaşmış kişi veya
kurumlara başvurması istenilen sonuç açısından son derece önemlidir.
Çocuk sahibi olamayan çiftler, ruhsatı
olan, kalite belgesi olan, deneyimli ekiple çalışan, uzun süredir hizmet
veren tüp bebek merkezlerindeki uzmanlara başvurabilirler.
Yalnızca çocuk isteği gerçekleşmeyen
çiftlerin tanı ve tedavi amacıyla kurulan ve kalitesini ISO 9001 Kalite
Belgesi’yle tescilleyen EUROFERTIL, çoğu yurtdışındaki önemli merkezlerde
görev almış hekim ve biyologlardan oluşan uzman kadrosuyla Türkiye’de dünya
standartlarında sağlık hizmeti sunuyor.
Gülşen: Bize tüp bebek
yöntemi hakkında bilgi verir misiniz?
Dr. Hakan Özörnek: Tüp bebek
tedavi sonrası toplanan yumurtaların bir tüp içindeki özel bir sıvıda ve
özel şartlar altında laboratuvarda hazırlanan eşinin spermleri ile
döllenmesi ve embriyo haline geldikten sonra tekrar rahim içine
yerleştirilmesidir. Yumurtaları uyarmak amacıyla tedavi verilir; yumurtalar
yeterli büyüklüğe geldiğinde genel anestezi altında vajinal ultrasonografi
eşliğinde iğne ile follikül içine girilerek özel bir aspiratör yardımı ile
sıvı emilip boşaltılır. Alınan sıvının yumurta içerip içermediği mikroskop
altında belirlenir ve yumurta hücresi medium içine konur. Aynı gün erkekten
alınan sperm laboratuvar koşullarında hazırlanarak yumurtalarla
karşılaştırılır. Yumurta ve spermler inkübatörlerde bırakılarak spermin
yumurta içine girerek döllenmeyi gerçekleştirmesi beklenir.
Gülşen: Bir de
mikroenjeksiyon denilen bir yöntem var. Tüp bebek ile mikroenjeksiyon
yöntemi arasındaki fark nedir?
Dr. Hakan Özörnek: Mikroenjeksiyon
(ICSI – intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu) tedavi sonrası toplanan
yumurtaların içine şekil ve hareketi iyi olan tek bir spermin enjeksiyonu
işlemidir. Tüp bebekten farkı; tüp bebekte spermlerin yumurtayı
kendiliğinden döllemesi beklenirken, mikroenjeksiyonda tek bir spermle
döllenme işlemi embriyolog tarafından sağlanmaktadır. Mıkroenjeksiyon
spermin yumurta içine girmesini kolaylaştırma amacı taşır ve döllenme işlemi
mikroskop altında yapılır. ICSI sadece bir tane sperm hücresi ile bile
döllenmeyi mümkün kılmaktadır.
Gülşen: Tüp bebek ile
mikroenjeksiyon yöntemi kimlere uygulanabilir?
Dr. Hakan Özörnek: Kısırlığın
erkek ve kadınlarda görülme oranı ise eşit (yüzde 40). Yüzde 20 oranındaki
vakalarda ise sebebi açıklanamıyor.
Tüp bebek yönteminin uygulandığı durumlar
Dr. Hakan Özörnek: Erkek faktörü,
kısırlık tetkiklerine erkekte yapılacak bir sperm analizi ile başlamak
uygundur. Test hem basit hem ucuzdur. 3-4 günlük bir cinsel perhiz
süresinden sonra yapılan sperm analizi 1-2 saat sonra sonuç verir. Eğer
sperm sayısı yetersizse oligozospermi, hareketlilik düşükse astenozospermi,
şekil bozuklukları varsa teratozospermi denir. Bazen verilen örnekte hiç
sperm hücresi bulunmaz; bu duruma da azospermi denir.
Ovulasyon (yumurtlama) bozuklukları ve
polikistik over sendromu (Polikistik, kelime olarak "çok sayıda kist"
anlamına gelen ve bu durumu tarif etmek için kullanılan bir kelimedir. Over
ise Latince’de yumurtalık anlamına gelen kelimedir.); kadın kısırlığında
yaklaşık % 40’ını ovulatuvar faktörler oluşturur. Ya geç yumurtlama
olmaktadır (ligoovulasyon) veya hiç yumurtlama olmamaktadır (anovulasyon).
Yumurtlama vakalarında % 80’ini ise polikistik over sendromu (PKOS)
oluşturmaktadır. Polikistik over sendromu yumurtlama olmaması ve buna bağlı
olarak ortaya çıkan genellikle gecikmeler şeklinde adet düzensizliği,
tüylenme, kilo alma, gebe kalamama veya “zor” gebe kalma ve çok çeşitli
başka belirtilerle seyredebilen bir durumdur.
Yumurtlama bozuklukları bazal vücut ısısı
ölçümü adetin 21. günü progesteron hormonu bakılması ve USG ile yumurtlama
takibi yapılarak belirlenebilir. Tubal Faktör; hastanın öyküsünde geçirilmiş
bir pelvik inflamatuar hastalık, septik düşük geçirilmiş karın içi ameliyat
(appendektomi gibi ) varsa tubalar tıkalıdır.
Mikroenjeksiyon yönteminin uygulandığı
durumlar
Mikroenjeksiyon yönteminde, anne
adayından yumurtaların toplandığı gün, baba adayından mastürbasyon
yöntemiyle ejakulat örneği alınır. Bu aşamada öncelikle, alınan semen
örneğinde spermin var olup olmadığı, varsa spermlerin sayı, hareketlilik ve
yapısal olarak normal olup olmadıklarının saptanması gerekmektedir.
Mikroenjeksiyon yönteminin başarılı bir şekilde gerçekleştirilebilmesi ve
yumurtaların olgunluk derecesinin sağlıklı bir şekilde saptanabilmesi için,
anne adayından alınan yumurtaları çevreleyen çeşitli hücre katmanlarının
kimyasal ve mekanik yöntemlerle uzaklaştırılması da gerekmektedir. Bu işleme
“ayıklama işlemi” adı verilmektedir. Böylelikle, elde edilen yumurta ve
spermler mikroenjeksiyon işlemi için hazır duruma gelmiş olur.
Gülşen: Bu iki yöntemin
uygulaması nasıl olmaktadır? Hiç spermi olmayan, tek yumurtası olan ya da
hiç yumurta hücresi olmayan hastalara da uygulanır mı?
Dr. Hakan Özörnek: Döllenme,
klasik tüp bebek veya mikroenjeksiyon yöntemi ile olur. Klasik tüp bebekte
spermler toplanan yumurtaların yanına bırakılır ve kendiliklerinden
yumurtayı döllemeleri beklenir. Erkeğin tamamen normal olduğu ve kısırlığın
kadına bağlı olduğu durumlarda kullanılabilir. Mikroenjeksiyonda ise
yumurtanın içine tek bir sperm mikromanipulator adı verilen özel bir alet
yardımı ile enjekte edilir. Döllenme işlemi yumurtalar toplandıktan yaklaşık
2 - 4 saat sonra yapılır. Toplanan yumurtaların yaklaşık %70’i olgun ve
döllenmeye müsaittir. Bunların da yaklaşık %70’i döllenecektir. Örneğin 10
yumurtası olan bir kadının ortalama 5 embriyosu gelişecektir. Bu bir
ortalama sayı olup bunun altında veya üstünde olabilir. Nadir olgularda hiç
döllenme olmadığı da olabilmektedir.
Spermin az olduğu durumlarda
mikroenjeksiyon (ICSI) uygulanması gereklidir. Bu yöntemde bulunan bir adet
sperm bir adet oositin (kadın yumurtası) içine özel bir pipet yardımıyla
enjekte edilir. Dolayısıyla bir oosit başına bir sperm yeterli olmaktadır.
Mikroenjeksiyon için kullanılan spermin kalitesi döllenme oranlarını
etkilemektedir. Günümüzde spermin hareketliliğine ve yapısına bakılarak
mikroenjeksiyon için kullanılacak olan sperm seçilmektedir. Embriyoda olduğu
gibi burada da iyi kalite spermin seçilebilmesi için değişik teknikler
geliştirilmeye çalışılmaktadır. Spermin bu özelliğini test edebilmek için
hazır kullanılabilir bir kit bulunmakta olup uygulanması oldukça kolay ve
pratiktir. Hayvanlarda bu test ile seçilen spermlerden ICSI ile gelişen
embriyolarda daha az oranda genetik probleme rastlanmıştır. Ancak,
insanlardaki veriler henüz yeterli değildir.
Semende hiç spermin olmadığı durumlarda
cerrahi yöntemle testislerden sperm elde etmek gerekmektedir. Spermin menide
olmamasının iki ana sebebi olabilir; Bir, üretim yoktur veya iki, üretim
vardır; ancak spermin penise geleceği yollar tıkalıdır. Tıkanıklığa bağlı
azospermi olgularında kanalların içine ince bir iğne ile girilerek sperm
aranır (Perkütan epididimal sperm aspirasyonu, PESA). Tıkanmanın olmadığı
durumlarda ise erkek yumurtalığının çeşitli bölümlerinde çok kısıtlı da olsa
bir üretim söz konusu olabilmektedir. Yumurtalığın çeşitli bölümlerinden çok
sayıda küçük parça alınarak bu parçaların içerisinde sperm hücresi aramak
gerekmektedir. Parçalar iğne ile ya da açık cerrahi ile alınabilir (TESE).
Bu teknikle hastaların yaklaşık %60'nda sperm bulunabilmektedir. Üretim
bozukluğuna bağlı azospermi olgularında spermdeki muhtemel genetik
problemlerden dolayı gebelik oranları biraz daha düşüktür.
Gülşen: Genellikle tüp
bebek yöntemlerinde hastalar ikiz veya üçüz bebek sahibi oluyorlar, bunun
sebebi nedir ve bunu önlemek için neler yapılabilir?
Dr. Hakan Özörnek: Bugün bazı
ülkelerde gebe kalma olasılığı yüksek görünen genç kadınlarda 2 hatta 1
embriyodan fazla transfer yapılması kanunen yasaklandı. Ülkemizde ise çok
yakın zamanda yönetmeliklerde yapılan değişiklikler ile transfer
edilebilecek embriyo sayısı özel durumlar dışında 3 ile kısıtlanmıştır.
EUROFERTIL, dünyadaki değişimlere ve etik uygulamalara paralel olarak
transfer edilen ortalama embriyo sayısı, kadının yaşına göre 2 ila 3
arasında değişmektedir.
Gülşen: Tüp bebek
yönteminde ilaç kullanılması gerekiyor mu? Bu ilaçların her hangi bir yan
etkisi ya da kanser yapıcı etkisi var mı?
Dr. Hakan Özörnek: Evet,
gerekiyor. Kullanılan ilaçlar dört grupta toplanmaktadır. Bunlar:
-
Yumurtaların çatlamasını önleyen (burun
spreyi veya cilt altı ilaçlarıdır)
-
Yumurtlamayı uyaran, (bunlar cilt altı
veya kas içi uygulanan ilaçlardır)
-
Transfer sonrası fazı destekleyen (kas
içine, vajene fitil veya jel ilaçlarıdır)
-
Çatlatma iğnesi ilaçlarıdır.
Bazen yumurtalık ve vücut yumurtlama
uyarıcı ilaçlara aşırı cevap verebilir. Ve bu da damar içindeki sıvının
vücut boşluklarına (karın ve göğüs boşlukları) kaçtığı bir sendroma yol
açar. Yüzde 1 hasta da bu sendrom ağır derecelere ulaşabilir. Dolayısıyla da
bu durum hastanede tedaviyi gerektirebilir.
Çoğul gebelikler de tüp bebeğin muhtemel
bir yan etkisidir. % 1 ila 5 kadında üçüz veya üstü gebelik
görülebilmektedir. Her ne kadar anne karnındaki yaşayan bebek sayısı yapılan
müdahaleler ile azaltılabiliyorsa bile, ebeveynler için bu durum psikolojik
olarak travmatik bir hal alabilmektedir. Tek
embriyo transferi ile çoğul
gebelik önlenebilir. Tedavi esnasında kullanılan ilaçların kanser yapıcı
herhangi bir etkisi yoktur.
Gülşen: Tüp bebek yoluyla
doğan çocuklarda anomali oranında bir artış oluyor mu?
Dr. Hakan Özörnek: Şimdiye kadar
yapılan çalışmalarda tüp bebek yöntemiyle doğmuş çocuklarda zihinsel
bozukluk veya davranış bozukluğu riskinin bulunduğuna dair bir bulgu yoktur.
Şu anda dünyada yaşayan 3 milyondan fazla tüp bebek bulunmakta. Doğumsal
kusurlar, normal bebeklerde ve tüp bebeklerde aynı oranda görülüyor. Yapılan
incelemelerde tüp bebeklerin nörolojik ve psikolojik değerlendirmelerinde
bir farklılık gözlenmediği ortaya çıkmıştır. Tüp bebeklerin okul
başarılarının da da fark yoktur.
Gülşen: Tüp bebek kaç
kez uygulanabiliyor? Yaş sınırı var mı?
Dr. Hakan Özörnek: Tüp bebek
uygulamasında sayı açısından bir sınır yoktur. 4 kez denemeden sonra % 80’in
üzerinde başarı sağlanması gerekir. 6 defadan sonra ise şans azalmaktadır.
Kadının yaşı tüp bebekte başarı şansını belirleyen en önemli
faktörlerden biridir. 20’li yaşlarda başarı oranı % 50-60 iken 35 yaşından
sonra azalmaya başlar. 40 yaş ve üzerinde % 20’lere kadar iner. 44 yaş
üzerinde tüp bebek tedavisi uygulayamayız.
Gülşen: Mikroenjeksiyon
ve tüp bebek yönteminde başarı oranı nedir? Bu konuda başarısız olma
ihtimali var mı? Varsa sebepleri neler olabilir?
Dr. Hakan Özörnek: Başarı oranları
kadının yaşı ile ilişkilidir. 35 yaşına kadar başarı %40-50
arasındadır. Kısırlığın nedeni ile başarı oranları değişmemektedir. Ancak,
bunun tek istisnası yumurtalık kapasitesi düşük olan kadınlardır. Bu
kadınlarda başarı düşmektedir. 35 yaşından sonra da başarı düşmeye
başlamaktadır. İleri yaşlarda düşük ihtimalinin de arttığı unutulmamalıdır.
Dolayısıyla eve bebek götürme ihtimali 35 yaşından sonra ciddi bir azalma
eğilimine girmektedir.
44 yaş üstü hastalara tüp bebek tedavisi
uygulamıyoruz. Uygulama sayısıyla ilgili bir kısıtlama yoktur. Ancak 6.
denemeden sonra şans azalır.
Başarısızlığın sebepleri maalesef net
olarak aydınlatılamamaktadır. Başarısız tedavilerde, embriyonun yapışmasını
engelleyen rahimdeki bu olumsuz yapılar histeleskopi ile araştırılabilir.
Gülşen: Tüp bebek
yönteminde yeni gelişmeler nelerdir?
Dr. Hakan Özörnek: İlk tüp Bebek
olan Louis Brown’un 1978 yılında dünyaya gelmesinden günümüze kadar yaklaşık
30 yıl geçmiştir ve tüp bebek başarısının 30 yılda geldiği nokta %50’ler
civarıdır. Bu noktada çalışmaların yoğunluğuna rağmen gelişimin ne kadar
yavaş olduğu anlaşılmaktadır. Bunun nedeni de biyolojik mekanizmaların çok
karmaşık olmasıdır.
Tüp bebek tarihindeki en önemli gelişme
ICSI’dır. ICSI erkek faktörü olan çiftler için müthiş bir çığır olmuştur.
ICSI’den sonra daha öyle bir gelişme tüp bebekte oluşmamıştır. Genetik
analizlerin gelişmesiyle de genetik problemi olan çiftler yeni nesillere
hastalıklarının geçişini engelleyebildiklerinden çok rahatlamışlardır.
Ancak, genetik amaçlı tüp bebek uygulaması gebelik oranlarını
arttırmamaktadır. Günümüzde embriyo yapıştırıcısı, mıknatıs yöntemi ile
sperm seçme, ilaçsız tüp bebek, HLA-G testiyle embriyo seçme gibi yöntemler
geliştirilmeye çalışılmaktadır. Ancak, bunlar ile ilgili çalışmalar henüz
bir sonuca varmak için yetersizdir. Maalesef, ülkemizde, bu gibi ümit vaat
eden; ancak henüz umutlanmak için de erken olan uygulamaların, ICSI gibi bir
çığır açacakmış gibi sunulması yanlıştır.
|
Dr. M. HAKAN ÖZÖRNEK
1965 yılında İstanbul’da doğdu. 1984
yılında İstanbul Erkek Lisesi’nden, 1990 yılında da İstanbul
Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Yozgat’ta mecburi
hizmetini tamamladıktan sonra sekiz ay Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Anatomi
Anabilim Dalı’nda asistan olarak çalıştı. Kasım 1993-Şubat 1999
tarihleri arasında Düsseldorf Heinrich Heine Üniversitesi Kadın
Hastalıkları Kliniği’nde uzmanlık eğitimi aldı. 5 yıl süreyle bölümün
tüp bebek ekibinde yer aldı. Bir buçuk yıl tüp bebek laboratuvarı
sorumluluğu yaptı. Chicago’da Andrology Laboratory Services’de androloji
üzerine, Basel Üniversitesi Kadın Kliniği’nde ise reprodüktif
endokrinoloji ve yardımcı üreme teknikleri üzerine çalışmalarda bulundu.
Yurt dışı kongrelerde sunulmuş birçok tebliği, uluslararası dergilerde
yayınlanmış makaleleri ve birçok uluslararası ödülü vardır. New York
Academy of Sciences, American Society of Reproductive Medicine, European
Society of Human Reproduction and Embryology, İstanbul Jinekoloji
Derneği ve Türk İnfertilite Vakfı’na üyedir. Halen EUROFERTIL Üreme
Sağlığı Merkezi’nin medikal direktörlüğünü yürütmektedir. |
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Gülşen Kaş 1975
İstanbul doğumlu. Anadolu Üniversitesi AÖF. İşletme 4.sınıfta
öğrenimine devam ediyor. İndigo Türkiye ile 2005 yılında tanıştı.
Özgürlük onun için çok önemli. Hayattaki tek amacı her şeyden
özgür olmak. Detaylı Bilgi
|