|
Haber:
Gülşen Kaş
Sağlık Haberleri, İstanbul
Obezite ve Sağlıklı Beslenme
Obezite, yaşam kalitesi ve
süresini olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olup, yüzyılımızın
en önemli sağlık sorunlarındandır. Tarihte 25 bin yıllık taş
devri kalıntılarında obezitenin kalıntıları vardır. "Willendorf
Venüsü"nün abdominal obezitesi çok iyi bilinmektedir.
Obezite sadece obez kişiyi
değil, çevresindekileri yani toplumu da etkileyen fizyolojik,
organik, sistemik, hormonal, metabolik, estetik, psikolojik ve
sosyal sorunlara yol açan bir hastalıktır. Prof. Dr. Kaya
Özkuş’a Obezin ne olduğunu, nasıl geliştiğini, kimleri
etkilediğini, akapunktur ile nasıl kilo verildiğini ve
nasıl zayıf kalınacağını sorduk.
Obezite daha çok kimlerde
görülür?
Dünya genelinde hem gelişmiş
ülkelerde hem de gelişmekte olan toplumlarda giderek artan
oranlarda görülmektedir. Batı toplumunda erişkin insanların
yarısının kilo fazlalığının olduğu ve özellikle kadınlarda daha
yaygın olduğu bilinmektedir.
Artan vücut yağ kitlesi,
özellikle abdominal bölgede toplanan yağ dokusu, insülin direnci
ve karbonhidrat metabolizması bozukluğunu ortaya çıkaran
nedenler arasında birinci sırada yer almaktadır. Dislipidemi, safra kesesi
taşları, arteryel hipertansiyon ve diabetes mellitus, obezitenin
en önemli komplikasyonları olarak karşımıza çıkmaktadır.
Ne yapılması gerekir?
Obezite yaşam boyu kontrol
altında tutulmayı gerektirir. Sağlıklı beslenme ve egzersiz
obezite tedavisinin en önemli elemanlarıdır. Genetik ve çevresel
etkenlerin biraraya gelerek ortaya çıkardığı kronik bir hastalık
olarak kabul edilebilen obezitede eğitim önemli bir yer tutar.
Eğitim; hastanın kendini
kontrol edebilmeyi öğrenmesi, beslenme alışkanlıklarını
değiştirmesi yani çevresel faktörlerin etkilerinin en aza
indirilmesi için gereklidir. Obezite, genel bir sağlık
problemidir.
Günümüzde, obezite endokrin
sistem ve metabolik açıdan patolojik ve tedavi edilmesi gereken
bir durum olarak kabul edilmektedir.
İdeal ağırlığının üzerinde
olan her insan obez midir?
Obezite vücuttaki yağ
miktarının normalden fazla olduğu durumdur. İdeal ağırlığın
üzerinde olmak her zaman obez (şişman) olmak anlamına gelmez.
Örneğin kasları çok gelişmiş bir atletin ağırlığı ideal
ağırlığın üzerinde olabilir, ama beden yağ dokusu normaldir.
İdeal ağırlığımızı nasıl
hesaplayabiliriz?
İdeal ağırlığı Vücut Kitle
İndeksi (VKİ) doğruya en yakın olarak sunmaktadır.
VKİ = Ağırlık (kg) / Boyun karesi (metre kare) (kg / m2)dir.
Vücut kitle indeksinin 19 - 25 arasında olması normaldir.
Vücut Kitle İndeks'ine göre düşük kilolu, normal kilolu, fazla
kilolu ve Obez (Şişman) olarak sıralama yapılabilmektedir.
Vücut Kitle İndeksi
Düşük kilolu: < 18,5
Normal: 18,5 - 25
Fazla kilolu: 25 - 29,9 (Kadın: 26 - 29) (Erkek: 27 - 30)
Şişman: 30,0 - 39,9 (Kadın: > 29) (Erkek: > 30)
Aşırı şişman: > 40 (morbid obez)
Geniş kalçalı jinoid (armut tipi) ve dar kalçalı geniş gövdeli
(android, elma tipi) obezite olarak da tanımlanabilmektedir. Bu
durum, bel ve kalça çevresi ölçümlerinin oranlanması ile
belirlenmektedir.Yol gösterici olarak tek başına bel çevresini
ölçmek de yararlı olabilmektedir.
Bel çevresinin artması
hastalık riskini artıracaktır.
Erkek > 94 cm. > 102 cm.
Kadın > 80 cm. > 88 cm.
Bel çevresindeki artış
android tipe doğru kayışın göstergesidir. Bel / Kalça oranı
normalde < 0,70 olmalıdır.
Kadın için 0,80'in üzeri
abdominal obeziteyi (android - elma tipi) göstermektedir.
Erkek için bu oran 0,95 ve daha üzeridir.
Akupunktur ile kolay ve kalıcı
zayıflık sağlanabilmektedir
Fazla kilolarınızdan
kurtulmak istiyormusunuz? Ya, daha sağlıklı, ince bir vücuda ve
çok daha iyi bir görüntüye ne dersiniz? Alışkanlık Tedavilerinde
de sıklıkla kullanılan akupunktur ile fazla kilolarınızdan
kurtulabilir, ince ve sağlıklı
bir vücuda sahip olabilirsiniz. Kilo verme ancak, “Beslenme
alışkanlıklarının ve Yaşam Tarzının Değiştirilmesi” ile
mümkün
olabilir. İşte akupunktur hastaya, bu yeni alışkanlıkların
edinilmesi sırasında çok büyük kolaylıklar sağlamaktadır.
Akupunktur; üçbin yıldan beri
insan sağlığı için uygulanan ve son yıllarda Batı’da yapılan
yoğun araştırmalar sonucunda gittikçe yaygınlaşan bilimsel bir
tedavi yöntemidir. Akupunktur, iğne, laser, v.b. uyaranlarının
vücut üzerinde tanımlanmış akupunktur noktalarına uygulanması
ile beyinde yer alan limbik sistemi düzenleyip, otonom sinir
sisteminin simpatetik ve parasimpatetik bölümleri arasındaki
dengeyi kurarak organizmanın sağlığına kavuşmasını sağlar.
Obezite (şişmanlık)
akupunkturun en yaygın kullanıldığı problemlerin başında
gelmektedir. Zayıflamak için kimi zaman mucize bir yöntem olarak
sunulan akupunktur uygulamasına; kimi zaman da bu listelere
uyarsam ben zaten kilo veririm, akupunktura ne gerek var?
şeklinde yaklaşılmaktadır. Her iki yaklaşımda da önemli hatalar
bulunmaktadır. Akupunktur bir mucize değildir fakat obezite ile
boğuşmak zorunda olan hastada davranış değişikliğinin yerleşmesi
gereken başlangıç aşamasında akupunkturun katkıları göz ardı
edilemeyecek kadar önemlidir.
Obeziteyi
başlatan, ortaya çıkaran ve sürdüren etkenler
Genetik yakınlık, egzersiz ve
besin tüketimi sırasında harcanan enerjinin düşüklüğü,
psikolojik etkenler, çevresel etkenler, hormonal ve metabolik
defektlerdir. Obezite, enerji dengesinin
bozulması sonucu oluşmaktadır. Beslenme, egzersiz ve genler
enerji dengesini oluştururlar. Enerji alımının, tüketiminden
fazla olduğu koşullarda enerji dengesi bozulmaktadır.
Enerji alımı, iştah ve doyma
duygusu hipotalamus tarafından kontrol edilmektedir.
Hipotalamus, çeşitli hormon, faktör, madde ve nörotransmitterler
ile etkilenmekte ve gıda alımı ya stimüle olmakta ya da inhibe
edilmektedir. Gıda alımını arttıran peptidlerin bazıları, beta
endorfin, galanin, somatostatin ve nöropeptid Y (NP - Y)'dir.
Hipotalamik merkezlerin,
tümör, travma ve inflamatuvar lezyonlar ile etkilenmesi de,
hiperfaji (aşırı yeme) ile enerji alımının artmasına yol
açmaktadır. Çeşitli fizyolojik uyaranlar da hiperfaji ile enerji
dengesinin bozulmasına neden olmaktadır. Gıda ve içecek ile
alınan enerji kaynaklarından en fazla enerji veren yağlardır.
Yağların enerjisi 9 kcal / g'dir. Vücut ağırlığının her 10 kg
fazlalığında 70.000 kcal fazla kalori depolanmaktadır.
Eğer birey, günlük kalori
alımını sürekli olarak 50 - 200 kcal arttırırsa, 4 -10 yıllık
sürede 2 - 20 kg alabilmektedir.
Hiperfaji ve özellikle yüksek
yağ içerikli gıda alımı ile obezitenin oluşması kaçınılmazdır.
Aşırı yağlı gıdalarla beslenenler tokluk hissine kavuşmadan
sürekli yeme arzusu içinde olmakta ve gereğinden fazla enerji
almakta ve depolamaktadırlar.
Enerji tüketimi nasıl
olmaktadır?
Enerji tüketimi, enerji
dengesinin ikinci komponenti olan total tüketim 3 şekilde
olmaktadır.
1-) Bazal metabolik hız
2-) Beslenmede olan termojenez
3-) Fiziksel aktivite
Hareketsiz erişkinlerde total enerji tüketiminin yaklaşık %60'ı
bazal metabolik hız ile olmaktadır. Tüketimin %10'u termojenez
ile, %30'u ise fiziksel aktivite ile sağlanmaktadır. Ağır
bedensel aktivitesi olanlarda, total enerji tüketimi
artmaktadır. Bu tüketimin %50'lik oranı egzersiz, fizik aktivite
tüketimi şeklinde olmakta, beslenme termojenezi %10'larda
kalmakta, bazal metabolik hız ise %40'larda olmaktadır.

Davranış değişiklikleri
obeziteye neden olabilir mi?
Yaşla beraber fiziksel
aktivitenin azalması ve hareketsiz yaşam veya spor yapanların iş
değişikliği, sosyal etkiler ile bu alışkanlıklarını bırakmaları,
sürekli evde oturma ve televizyon seyretme eğilimleri yanında
düzensiz gıda alınması, öğün aralarında atıştırmalar, sık sık
enerjiden zengin gıda ve içeceklerin tüketilmesi özellikle yağ
içeriği zengin gıdalar ve alkol alınması gibi davranış
değişiklikleri, sonunda obeziteye neden olmaktadır.
Fizyolojik olarak gebelikte
doğum öncesi, 5-7 yaşlar ile ergenlik döneminde, ergen
erişkinlikte ve menopozda kilo alma eğilimi olmaktadır.
Psikolojik faktörler de
obezitenin nedenlerindendir. Özellikle batı toplumlarında çok
görülmektedir. Duygusal stres, depresyon ile obezitenin ilişkisi
bilinmektedir. Çünkü bu hallerde davranış bozuklukları yeme
alışkanlığını olumsuz yönde etkilemektedir.
Endokrin hastalıklardan
hipotiroidizm, Cushing Sendromu, Tip 2 diabet, hipotalamik
tümörler ve bazı ender genetik sendromlar da obezite
nedenlerindendir.
Teropötik olarak kullanılan
bazı ilaçlar da obeziteye neden olabilmektedir. Bunlar,
trisiklik antidepresanlar, sulfonilüreler, steroid
kontraseptifler, kortikosteroidler ve epilepside kullanılan
valproat'dır.
Sigaranın bırakılması da
gerek metabolik hızın azalması, gerekse fazla gıda alma eğilimi
ile obeziteye neden olabilmektedir. Bütün belirtilerin dışında
şüphesiz obezitenin en önemli bir nedeni de ailevi yatkınlıktır.
Obezitenin oluşumunda genetik yatkınlığın %25 - 70 dolayında
olduğu tahmin edilmektedir.
Obezitenin Komplikasyonları
Kilo artışı pek çok
komplikasyona neden olabilmektedir:
1- Tip 2 diabet
2- Kan basıncı artışı (özellikle abdominal obezitesi olanlarda
kilo artışı ile
orantılı seyreder)
3- İnme : Kan basıncı artışı ile ilişkilidir.
4- Hiperlipidemi ve düşük HDL kolesterol
5- Koroner kalp hastalığı : Lipidlerde artış ve hipertansiyonla
ilişkilidir.
6- Özellikle kadınlarda safra taşı
7- Kanser : Postmenopozal meme, endometrium, over, safra kesesi
ve
kolon kanserleri, obezlerde daha sık görülür.
8- Nefes darlığı, solunum hastalıkları, uyku apnesi
9- Menstrüel bozukluklar ve hirsutizm (aşırı kıllanma)
10- Gebelik komplikasyonları
11- Kilo ile ilişkili artan sırt, eklem, ayak hastalıkları gibi
kas-iskelet
rahatsızlıkları
12- Stress
13- Psikolojik etkiler genellikle farkedilmez; sosyal izolasyon,
kendine güvende azalma, depresif sikluslar, gece atıştırma ve
azalmış iş becerisi
14- Erken emekliliğe neden olan beceriksizlik
Kilo Kaybının Yararları
Kilolu ve obez kişilerde kilo
vermek dramatik olarak fiziksel, metabolik,
endokrinolojik ve psikolojik komplikasyonları düzeltmektedir.
Vücut ağırlığında 10 kg'lık
bir azalmanın çeşitli yararlar sağladığı belirlenmiştir.
1-) Fiziksel Komplikasyonlardaki Yarar:
5-10 kg'lık bir kilo kaybı,
sırt ve eklem ağrılarını, akciğer fonksiyonlarındaki
bozuklukları, nefes darlığını ve uyku apnesi sıklığını azaltır.
2-) Hipertansiyonda Yarar:
Birkaç haftalık çalışmalarda
%1'lik kilo kaybının ortalama sistolik kan basıncını 1 mmHg,
diastolik kan basıncını 2 mmHg azalttığı görülmüştür. Orta
düzeyde bir besin kısıtlamasının da yararı olmakla birlikte, çok
düşük kalorili beslenmelerde belirgin kan basıncı düşüklüğü
olmaktadır. Bu alkol alımının azalması, tuz alımının azaltılması
ve daha az satüre yağ içeren beslenmeyle alınan yağ
asitlerindeki değişikliğe bağlıdır.
3-) İnsülin duyarlılığı ve glukoz intoleransında yarar:
İnsülin duyarlılığı ve glukoz
intoleransı kilo verdikten sonra düzelmektedir. Diabetli
hastalarda 18 kg'a kadar kilo kaybı kan şekerini normala
döndürebilir. 3-8 kilo verilirse en fazla yarar açlık kan şekeri
yüksek olanlarda görülür.
4-) Kan lipidleri üzerinde yararlı etkileri:
Orta düzeyde kilo kaybı
sonucunda obezite ile ilişkili dislipidemi (yüksek trigliserid,
yüksek kolesterol, düşük HDL) normale döner. Her 1 kg kayıpla
LDL-kolesterol %1 azalır. Trigliserid ve HDL-kolesterol
düzeyleri en fazla yüksek bel-kalça oranı olanlarda
düzelmektedir.
5-) Kan pıhtılaşma indeksleri
üzerine yararlı etkileri:
Aşırı kilolularda hemostaz ve
fibrinolitik indekslerdeki değişiklikler kardiyovasküler
risklerin ortaya çıkmasına neden olur. Faktör VII ve X düzeyleri
direkt olarak VKİ ile alakalıdır ve trombüs ile myokard
infarktüsüne eğilim yaratır. Kilo kaybı eritrosit agregasyonunu
ve fibrinolitik kapasiteyi düzeltir.
6-) Over fonksiyonları üzerine yararlı etkileri:
Hirsutizm ve polikistik over
sendromlu obez kadınlarda %5'in üzerinde kilo kaybı olduğunda
insülin duyarlılığı ve over fonksiyonlarında bir düzelme ortaya
çıkar. Bazı amenoreli kadınlarda ise kilo verdikten sonra
menstrüel fonksiyonlar normale döner.
Sağlıklı Beslenmenin Genel
İlkeleri
Yeterli ve dengeli beslenerek sağlıklı bir yaşam sürdürmek için;
1- Nişastalı ve posalı
yiyecekler tüketilmelidir.
2- Total yağ tüketimi günlük enerji gereksiniminin %30'u
civarında olmalıdır.Doymamış yağlar kullanılmalıdır.
3- Şeker ve şeker içeren yiyecek tüketimi azaltılmalıdır.
4- Tuz ve tuzlu yiyecek tüketimi azaltılmalıdır.
5- Alkollü içki tüketilmemeli veya tüketimi
sınırlandırılmalıdır.
6- Kalori alınımı obeziteyi önleyecek düzeyde azaltılmalıdır.
7- Fiziksel aktivite düzeyi arttırılmalıdır.
8- Uzun süren açlıklardan kaçınılmalı, azar azar ve sık sık
beslenme alışkanlığı sağlanmalıdır.
Posadan zengin nişastalı yiyecekler tüketilmelidir.
1) Beslenmede posalı
yiyeceklere yer verilmeli, çiğ sebze, meyve, kurubaklagiller ve
kepekli tahıl ürünleri arttırılmalıdır.
2) Beyaz ekmek yerine kepekli ekmek, çavdar ekmeği, yulaf ekmeği
gibi posası yüksek ekmek türleri kullanılmalıdır.
3) Kuru fasulye, nohut mercimek gibi kurubaklagillere öğünlerde
sıklıkla yer verilmelidir.
4) Sebze ve meyve tüketimi arttırılmalı, vitamin, mineral ve posa
gereksinimi göz önüne alınarak sebze ve meyve sıklıkla
tüketilmelidir. Her öğünde bir porsiyon pişmiş ve bir porsiyon
çiğ sebze (salata) olacak şekilde iki porsiyon sebze
yenilmelidir.
5) Meyve suyu ve meyve salatası yerine taze meyveler tercih
edilmelidir.
6) Hazır çorbalar yerine evde yapılan çorbalar (mercimek çorbası
gibi) yenilmelidir.
Yağ tüketimi azaltılmalıdır.
Çoğu kişi yağsız et, balık,
düşük yağlı süt ürünleri gibi doymuş yağ ve / veya kolesterol
içeriği düşük besinlerle beslenmek suretiyle kan kolesterol
düzeylerini arzu edilen değerler içinde tutabilir. Sağlıklı bir
beslenme için ;
1) Doymuş yağlar yerine
doymamış yağlar tüketilmelidir.
2) Mümkün olduğunca yağsız et alınmalı, eğer varsa etin görünen
yağları çıkartılmalıdır.
3) Tereyağ ve margarin gibi doymuş yağların yerine doymamış
yağlar ve
bitkisel margarinler kullanılmalıdır.
4) Yemeklere konulan yağ yemeğe doğrudan eklenmeli ve
kızartmalardan kaçınılmalıdır.
5) Börek, makarna, pilav gibi yiyecekler hazırlanırken katı yağ
yerine bitkisel margarinler kullanılmalıdır.
6) Balık ve tavuk eti (derisiz) , kırmızı ete kıyasla daha sık
yenilmelidir.
7) Tam yağlı süt ve yoğurt yerine yarım yağlı süt ve yoğurt
yenilmelidir.
8) Tam yağlı peynir yerine yarım yağlı peynir tercih edilmelidir.
9) Mümkün olduğunca ev yemeği yenilmeli, hazır gıda tüketimi ve
ev dışında yemek yeme sıklığı azaltılmalıdır.
10) Cips gibi yağda kızarmış yiyeceklerden kaçınılmalı, haşlanmış
veya fırınlanmış patates tercih edilmelidir.
11) Sosis, salam, sucuk gibi yağlı et ürünleri yerine aynı
ürünlerin yağı azaltılmış çeşitleri ile yağsız et, tavuk, balık
eti tercih edilmelidir.
12) Kaymak, krema tüketiminden kaçınılmalı, krema yerine süt tozu
kullanımı tercih edilmelidir.
13) Süt tozu yarım yağlı veya yağsız süt tozu olarak
kullanılmalıdır.
14) Salatalara hazır soslar ilave edilmemelidir. Arzu edilen
lezzet değişikliği limon, sirke, baharat ve düşük yağlı mayonez
ile de sağlanabilir.
Şeker ve şekerli yiyecek tüketimi azaltılmalıdır.
1) Enerji değeri yüksek olan şeker, şekerleme, çikolata, tatlı,
pasta, kek, bisküvi gibi yiyeceklerden uzak durulmalıdır.
2) Şeker ve şekerli yiyecekler yerine taze meyve tüketilmelidir.
3) Hazır meyve suları, konsantre meyve suları yerine taze meyve
ve taze meyve suyu tüketilmelidir.
4) İçecek olarak su ve düşük kalorili şekersiz içecekler tercih
edilmeli, günde 8-10 bardak su içilmelidir.
5) Öğün aralarında şekerli ve yağlı yiyecekleri atıştırmak yerine
taze meyve ve sebze yenilmelidir.
6) Şeker yerine yapay tatlandırıcılar kullanılabilir ancak
tatlandırıcı kullanımı fazla miktarda ise (günde 8-10 adetten
çok) enerji değeri olmayan yapay tatlandırıcılar tercih
edilmelidir.
Tuz ve tuzlu yiyecek tüketimi azaltılmalıdır.
1) Yemekler pişirilirken kullanılan tuz miktarı azaltılmalıdır.
2) Yemeğin ve salatanın tadına bakmadan tuz ilavesi yapmaktan
kaçınılmalıdır.
3) Aşırı baharatlanmış ve tuzlanmış yiyecekler sınırlandırılmalı
(zeytin, turşu, pastırma, konserve, salamura yiyecekler, hazır
et suları)
4) Günlük tuz tüketimi 6 gr'ı geçmemelidir.1tatlı kaşığı tuz (5
gr) yaklaşık 2300 mg Na içermektedir, yiyeceklerle de alınan Na
düşünüldüğünde sofra tuzu (NaCl) tüketiminin sınırlandırılması
gerekmektedir. Günlük önerilen Na miktarı <2400mg'dır (<6gr
NaCl)
5) Tuz sınırlandırılması yanında yiyecekler baharat ilavesi ile
tatlandırılabilir.
Alkol içilmemeli, içiliyorsa sınırlandırılmalıdır.
1) İçerdiği yüksek enerji değeri (1 gr alkol 7 kcal) ve alkolle
birlikte yenilen yiyeceklerin genellikle yüksek yağlı
yiyeceklerden oluşması nedeni ile alkol, aşırı kalori alımı
sonucu vücut ağırlığının yanısıra hipertrigliseridemi etkenidir.
2) Ilımlı tüketimin tanımı kadınlar için günde bir alkollü içki,
erkekler için ise iki ölçü alkollü içkidir.Bir ölçü alkol
360-400 ml bira, 160 ml şarap olarak tanımlanmalıdır ve her biri
12 gr alkol içerir.
3) Alkol alımı ile birlikte yiyecek tüketimi kısıtlanmalıdır.
Günlük enerji alkolden gelen miktarı hesaplamak istendiğinde 1
ölçü alkol 2 yağ değişimi olarak değerlendirilmelidir.
Akupunktur
ile Obezite Tedavisi
Bu listelere uyarsam ben
zaten kilo veririm akupunktura ne gerek var? Genel sorusu doğru
gibi görünüyorsa da, yukarıda yazılı olan kurallara yaşam boyu
uymak gerekiyorsa da, böyle bir uğraşın (ki başlangıçta obez
bir kişi için bu bir uğraştır) başlangıç sürecinde akupunkturun
hastaya katkıları göz ardı edilemeyecek bir önem taşır.
Öğünlerinizi düzenli ve
zamanında yemelisiniz, lokmalarınızı küçültmeli ve çok
çiğnemelisiniz, öğünlerde yediğiniz yemeklerin miktarına dikkat
etmelisiniz, bu uygulayacağınız yeni durumu diyet, rejim gibi
sözcüklerle tanımlamamalısınız, kimseye rejimdeyim, diyet
yapıyorum gibi açıklamalarda bulunmamalısınız, bu durumun 3- 5
ay değil ömür boyu süreceğini aklınızdan çıkarmamalısınız.
Tüm bunları siz yapacaksınız,
pekala akupunktur ne yapacak?
Akupunktur, her şeyden önce
sindirim sisteminizin daha düzenli çalışmasını sağlayacak
örneğin kabızlık probleminiz varsa bunu giderecek, midenizde
ekşime yanma veya hazımsızlık varsa bunları giderecek.
Akupunktur,
yaşamınızda halen var olan ve böyle ciddi bir davranış
değişikliği sırasında oluşacak olan stresi giderecek, kendinizi
her zaman olduğundan daha sakin ve rahat
hissedeceksiniz. Bu da size
bazı davranışlarınızı yeniden gözden geçirip değiştirebilmeniz
için imkan verecek.
Akupunktur, bu süreçte doğal
olarak aldığınız gıda miktarı düşeceğinden beklenen açlık
duygusu, mide kazıntısı ve halsizlik şikayetlerini giderecek.
Akupunktur, sıkça rastlanılan
hekim kontrolü dışında yapılan sıkı diyetlerle kilo alıp
vermeler sonucunda veya bir başka nedenle yavaşlayan
metabolizmanın hızlanmasını sağlayacaktır.
Akupunktur bu problemleri
giderirken hastanın yapacağı; haftada bir sefer akupunktur
tedavisine düzenli gitmek ve hekiminin önerilerine uyarak
sağlıklı bir şekilde kilo verirken beslenme ile ilgili yanlış
davranışlarını kalıcı bir şekilde değiştirerek yaşam boyu
sürecek doğru alışkanlıkları edinmekten başka bir şey
olmayacaktır. Başka bir değişle yaşamını daha kaliteli kılmak
olacaktır.
|
Prof.
Dr. Kaya Özkuş Kimdir?
1963 yılında İstanbul'da
doğan Özkuş, 1986 yılında Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. 1992
yılında Akupunktur uygulama sertifikası aldı ve aynı yıl
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı’nda anatomi
doçenti oldu. 1993 Yılında Akupunktur Derneği başkan yardımcısı
seçildi. 1998'de Anatomi Profesörü oldu. İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp
Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı bünyesinde Türkiye'de ilk defa
Üniversite senatosu onayı ile kurulan Akupunktur Uygulama ve
Araştırma Biriminin kuruluşunda görev aldı ve bu birimde
Sağlık Bakanlığının izniyle Eğitim Koordinatörü olarak
Akupunktur kursu düzenledi. Prof. Dr. Kaya Özkuş halen
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim dalında öğretim üyesi
olarak görev yapmasının yanı sıra Sağlık Bakanlığının Bilim
komisyonu üyeliği ve Aurikuloterapi Derneği başkanlığını, Ekim
2006’da yapılacak IV. Ulusal Akupunktur Kongresi’nin
II.başkanlığını da yürütmektedir.
Ayrıntılı bilgi için:
www.aku-med.net |
EDİTÖR
HAKKINDA BİLGİ
Gülşen Kaş 1975
İstanbul doğumlu. Anadolu Üniversitesi AÖF. İşletme 4.sınıfta
öğrenimine devam ediyor. İndigo Türkiye ile 2005 yılında tanıştı.
Özgürlük onun için çok önemli. Hayattaki tek amacı her şeyden
özgür olmak. Detaylı Bilgi
|