Sayı 40|OCAK 2009              Anasayfa  |  Kurumsal  |  Reklam  |  Blog  |  Arşiv  |  İndigo  |  Gündem  |  Röportajlar  |  Dünya  |  İnsan  |  Sağlık  |  Kültür Sanat  |  Çocuk  Eğitim  |  Çevre  |  Bilim

Facebook'ta Paylaş


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

Indigo Magazine International Edition

Coming Very Soon

click for more information

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 

 

Kâhin

Fehmi Özçelik


Bebek 

Özge Esirgen


Neden?

Nuran Nayır Giner


Bir İhtimal Şiiri

Ozan Deniz Sarıtop

 

 

 

 

 

Haber ve Röportaj: Hale Karaarslan

Kültür ve Sanat Haberleri, İstanbul - Mart 2008

Yaratıcı Kadının İlah-i Aşkı

Handan Kaynakgöz’ün 2007 yılında ürettiği, ‘ilah-i-aşk-la-aile’ konulu resim çalışmalarından çok etkilendiğimi söylemek isterim. Gerek resimler, gerekse konusuyla güzel bir insanın, içindeki sanatçının, yaratıcının, güzelliğin dışarıya yansımaları diye düşünüyorum.

Resimde, 5. boyut ve ötesi ile ilgilendiğini anlatan Handan Kaynakgöz, çalışmalarını karanlığa kadar her düzey ışık altında seyredilebilir özellikte ürettiğini, bu sebeple, üretim aşamalarında şiddetli ışık, loş ve karanlıktan da faydalandığını söylüyor. Aynı değerdeki ışık altında ise, izleyenin açısı değiştikçe resmin ışığı değişiyor. Sanatçı bu değişim etkisini, figürlerinin girift yorumuyla, akıcı dokusal fırça izleriyle ve kullandığı yaldız sedef gibi ışık yansımalı boyalarla elde ettiğini dile getiriyor. Ancak, resimlerinde görsel derinliği değil de, algısal boyut derinliğini önemsediğini, bunun da sadece ve sadece çalışma anındaki meditatif hal ile içsel matematik (yani, kaotik-ritm) hissi ile gerçekleştirdiğini ekliyor. ‘Bu ritmik his, samimidir, yaratıcıyı yanıltmaz, izleyiciyi kandırmaz, bu samimiyet özgürleştirir ve boyut açar.’ diyor. 

 

Sanatçının, ‘sav-aşma sev-işte’, ‘Leyla’, ‘İstanbul rüyaları’, ‘aşkla aşikâr’, ‘sevgi sarmalı’ isimli seri resimleri görülmeye değer. ‘savaşa (adını anmamacasına) karşı çıkıyorum’ diyen sanatçı; ‘dünya çapında açlığa, köleliğe, tarihsel zulüm, baskı ve savaşlara rağmen barış içinde yaşamayı bilen her insan kadar, silahsızlanmak gerektiğini savunuyorum ve hayatını yaşayan her varlık kadar da, yaşamsal enerjimizi tüketen, hayatımızın doğal dengesini bozan, yaşama uzak kimyasal nükleer ve hidro gibi ölüme yakın teknotermik trajediler kurulmasına da karşıyım’ diyor. Bir pidecinin vitrininden çaldığı sloganı söylemeyi ihmal etmiyor. ‘Lavaşa evet, savaşa hayır!’ 

Kataloğunda kendi yazdığı şiirimtraklara da yer veren Handan Kaynakgöz’ün kendi deyişiyle sergilenen eserlerin konsepti:

Bir olmak: tek bir bütün olmak, tam ve orijinal olmak,

İki olmak: beraber bir bütün olmak, aşık ve sevgili olmak,

Üç olmak: BİRLİKTE bir bütün olmak, aile olmak ve çoğalmak üzerinedir. 

Yaşamını İstanbul’da sürdüren sanatçı, 7 kişisel sergi açmış, 18 karma sergiye katılmış ve yapıtlarıyla çeşitli etkinliklerde yer almıştır. Çalışmalarını Kadıköy’deki atölyesinde sürdürmektedir.

Sevgili Handan Hanım’ı okuyucularımıza sunmaktan mutluluk duyuyorum. 

Röportaj: Hale Karaarslan


Kendinizle ilgili söyleyebilecekleriniz… Resme başlayış… Ve bu güne kısa bir yolculuk yapar mısınız? 

  Handan Kaynakgöz: Üç yaşımda portre yaparken burun çizemediğim için ağladığım hikaye, resim yapmakla ilgili en eski anımdır. O zamandan beri resim yapıyorum. İlkokulda Leonardo’yu tanıdım, Mona Lisa’yı çizerken buldum kendimi. Ortaokulda, bütün ders defterlerim öğretmenlerimin portreleriyle ya da ressamlarının figür yorumlarıyla doluydu. Meslek lisesinde zorla resim bölümünü açtırıp kayıt oldum. Oh çok mutluydum, artık günde en az 6 saat resim çalışıyordum. Çok dikkatli ve nitelikli bir öğretmen (Zuhal Baran), sayesinde önce elimde olmadan, sonra farkındalıkla, kendi gelişim aşamalarımı izlemeyi öğrendim. Sonra öğretmene hiç ihtiyaç duymadım. Lisede, yurt içinde yurt dışında birçok birincilikler aldım, genelde sonradan haberim oldu, ve bir kaç tane de sergi bile açtım. Böyle şeylerin yarıştırılmayacağını o yaşlarımda öğrendim. Üniversiteyi, İzmir’de ailemin yanında değil de, İstanbul’da okumak istiyordum. Şartlar zordu ama resim bölümünü birincilikle kazanmak, ailemi ikna etmek konusunda dayanağım oldu. Okudum bitirdim. Bir okuduğum okullara baktım, bir de kendime baktım. Sonra mesleğimle ilgili eğitim vermek istedim ve eğitim psikolojisi üzerine ayrıca eğitim aldım. Bir öğretilenlere baktım, bir de öğretilmeyenlere. Bir kabul gören öğretilere baktım, bir de kabul görmeyen öğretilere. Bireysel öz eğitimimle ilgili boşlukları kendim tamamladım…

Renkler ve renkleri kullanma biçiminiz, renklerin sizdeki etkisini anlatır mısınız? 

Handan Kaynakgöz: Resim çalışırken, duygusal frekansım seçer rengi. Görsel dışavurum olarak düşününce, rengi de, renksizlik dinginliğini de seviyorum resimde. Biliyorum ki, resim için gerekli olan ışıktır öncelikle. Işık-gölge, görünme ve göstermenin en minimal tanımıdır. Sonra, renk başka kapılar, maceralar açar. Işık (gölge), görsel için vazgeçilmezdir. Renkle çalışmayı sevdiğim kadar, mürekkep ya da karakalem çalışmayı da severim, renge ihtiyaç duymadan, renksizlikten korkmadan. Işık olan her yerde renk vardır zaten. Renkli çalışmalarımı bile renklerin anlamsızlaştığı derece karanlık loş ışıkta seyrederim ve çalışırım bazen. Renk ışığın kristalize olmuş halidir. Her ışık zerreciğinin içinde bir gökkuşağı olarak gizlidir renk. Görebildiğimiz her ışık, gözümüze, kırmızıdan başlayıp mora kadar olan 7 renk bombardımanını gönderir. Bunu öyle hızlı yapar ki (ışık hızı), bu hızda renkler nötrleşir, pırıltı olarak görürüz. Kızıl ötesi ve mor ötesi ışınımları ise ayrıca inceleme konusudur, yazık ki bu gözümüzle ve bu atmosfer içinde algılayamıyoruz. 

7 renk armonisi, bu atmosfere ait, görme duyma hissetme durumumuzun armonik dengesidir. Zıt renkleri ayırt edemeyen bu sebeple görme dengesizliği yaşayanlara, tıp kabaca renk körü der. Ehliyet vermez. Bu denge öyle önemli ki, ruh halimize yansır. Renksiz resim anlamlı olabilir, ama renksiz bir dünya, çekilmez olurdu benim için.

 

Resimde desen ve hayal gücü dengesi önemli mi sizce? 

Handan Kaynakgöz: Hayal gücünün bir sınırı yoktur, her şeyi hayal edebiliriz, ama hayalini kurduğumuz resmi göz önüne sermeyi başaramıyorsak, gösterecek bir görüntü elde edemiyorsak, hayallerimizi paylaşmakta sıkıntı yaşarız. Bu anlamda resim bir gösterme işidir.

Resim yapmak için yetenek illaki gerekli midir? Yoksa eğitimle de resim yapılabilinir mi?  

Handan Kaynakgöz: Yetenek, herkeste olan şeydir. Hiç kimseye yabancı bir şey değil. Duyum, kavram, sunum pratiğidir.  İnsan, kendi hünerini sevip sahip çıkıp gerçekten değer verip kullanıp geliştirirse, görme algılama ve aktarma (göz, beyin, beceri) ve bu üçünün diyalektiği gelişir. Ve bu gelişme bu üçlünün rezonansına ve dansına dönüşür. Bu haz, bu rezonans, sadece ve sadece işine kendini vererek sağlanabilir.  Adamak, kendini kaybetmek adeta unutmak, kendinden geçmek, huşu… Çok ismi olabilir, hepimizin başına gelmiş bir haldir. Meditatiftir. 

Bütün öğrencilerime, öğrenmenin sırrının keşfetmek olduğunu, bu keşif yolculuğu için her türlü şarta hazır olmak gerektiğini, anlattım durdum. Biliyoruz ki, sanat ve hayat, okulda öğretilemez, yaşanarak özümsenir, ürüne döner. Küllerinden yeniden doğmak gibi… Yani gerçek’le karşılaşma duygusu, bize dikkat verir, yaşam (enerjisi) yakıtı olur, can verir, heyecan verir, önce sevgiye ve sonra gönüllülükle sanata dönüşür. Bu yaşam sevinci esere aşı olur. Böyle sanat eserleri, izleyenlere, her zaman yaşam enerjisi dağıtmış, duygusal alış verişe girmiş, izleyenleri heyecanlandırmıştır. Haklı olarak… Çünkü eser sanatçının yaşam enerjisini, sırrını barındırır. 

Yaratıcılığınızı neler etkiliyor? Beslendiğiniz ana kaynak?  

Handan Kaynakgöz: Ben yaratıcılığı naçizane barındırdığıma göre, ‘ben’ yeterli bir kaynaktır. Kaynağım, üst benliğimdir. Her yapacağım şeyi danıştığım en üst makamım. Aklımla her yarattığım şey önüme dikilmiş olsa, onlardan nasıl kurtulacağımı düşünürdüm. Her aklıma geleni yaratmama izin vermez üst benlik. Ben de onu dinlemeyi öğrendim zamanla. Yaratıcılık, en hassas en sağlam en harika yanımız. Her şeyden etkilenebilecek kadar hassas, hiç bir şeyden etkilenmeyecek kadar sağlam, ürettiği yenilikler kadar harika olan özelliğimiz.

 

Bir uslubunuz, tarzınız var mı? Sanatta tarz olması gerektiğini düşünür müsünüz? 

Handan Kaynakgöz: Tarz, farz değildir. Tarz, çağa yere duruma şahsa göre değişken olandır. Bende bile değişecek birşeyi, vazgeçilmez görmeye gerek yok. Sanatta bir tarz edinmenin gerekliliğine inanmıyorum. Gereksiz de demiş olmak istemem. Bunu düşünenleri yargılamak istemem. Her sanatçı kendi gereklerini kendi bilir, edinir. Sanat ürünü sanatçının tavır ve tepkisini dile getirişidir. Bu dile geliş bir tarz aracılığıyla olur, çok tarz aracılığıyla olur ya da aracısız olur. Bu sanatçının kendi seçimidir.  

Resimlerinizi yaparken beğendirme kaygısı taşır mısınız? Ve sanat eseri yaratmak için mi yaparsınız? 

Handan Kaynakgöz: Tabi ki beğendirme kaygısı taşırım, ama kendime. O beğeni ve haz durumu olmaksızın işimi yapamam ki. En zor beğeni insanın kendi beğenisi değil mi? Herkesin onayladığı şeyi hala beğenmiyor olabiliriz. Sanatçı kaprisi dedikleri de bu olabilir, beğendirme dediğimiz şey, tamamen içe sinme meselesi. 

 

Sanatın dallarından sadece resimle mi ilgilisiniz? Kendinize sanatçı diyebilir misiniz? 

Handan Kaynakgöz: Şair olarak nitelendirmedim kendimi hiç ama yazmak hep ilgilendiğim bir şey oldu. Dilin, dile getirmenin, söylemin, estetiği ritmi ve hızı ile ilgilendim. Yazı yazmayı öğrendiğimden beri, yazıyla hep oynadım. Bu konuda kendi çabam dışında eğitim almadım, dili sevenleri de okudum biraz, katledenleri de. 

Sanat ortak evrensel bir dildir, bu dili kullanma sorumluluğu üstlenmiş biri olarak ve bu yolun çilesini çekmeyi kabullenmiş biri olarak ve haklı olarak iç huzuruyla kendime sanatçı diyebilirim. Ama bu tamamen benim iç huzurumla ilgili, başkalarının takdiri ne olur, bana ne sıfat verir bilemem, ilgilenemem. Öyle düşünüyorum ki, herkes kendi yerini en iyi kendi bilir.

Bütün bildiğim sıfatlar içinde kendime uygun gördüğüm tek tanı ressam’mış, kartvizitimi yaparken sıfat seçmek en büyük derdim olmuştu. Ne çok sıfatımız varmış, bunu öğrendim. 

Resimlerinizde görsel derinliği değil de algısal boyut derinliğini önemsediğinizi ve meditatif hal ile içsel matematik hissi ile gerçekleştirdiğinizi belirtmişsiniz. Bu içsel matematik ve ritim halini açıklar mısınız? 

Handan Kaynakgöz: Resimlerimde görsel derinliği (3 boyutlu derinliği) kullanırım bazen, bir Rönesans ustasının aldığı hazzı almam tabii. 500 yıl önce önemliymiş 3 boyutluluk, deneyimlenmiş, hala denenebilir, keyiflidir.  Ama farklı boyutları deneyleyecek bir zeminim var, kendi çağım. Ve de tecrübeler okuduğum kocaman bir sanat tarihim var. 90 sene kadar önce görsel sanat insanları 2 boyutlu bir yüzeyde 4üncü boyut derinliğini deneyimledikten sonra, görebildiğim kadarıyla, ne derinliğin sınırı var ne de boyutların sonu. Sonsuz sınırsızlığın farkında olunması gereken bir çağdayız. 

Kalp atışlarımız, ilk bildiğimiz ritimdir en basitiyle. Hatta annemizin karnında önce onun kalp atışlarına aşina büyürüz. Ritm, doğamızda olan bir şeydir. İçsel matematiğimiz de öyle, orantılı dengeli hareket etmemizi sağlar, huzursuz durumlarda tehlike sinyallerini çalan içsel matematiktir, ritm bozulmuştur, bunu fark eden içsel matematiğimizdir, kullanıyorsak, huzursuz durumları yatıştırmayı bu sayede başarırız.  Oran, dışardan bir algı değildir, bizde var olan bir estetik denge halidir. Yani en ücra hücremize ve atom çekirdeğimize kadar matematiksel altın kesim oranlarıyla doluyuz, ben bu matematiği nasıl kullanıp geliştirmem? 

 

Gözümüz de görme anlamında ritmsel davranır doğal olarak. Uzaktan aniden yakına baktığında odaklama yapar. Kendini ayarlar yani. Kullanma talimatıyla doğmuyoruz. Elimizde bir prospektif yok. Mademki işim görmek; ‘’göz bu canım, kendi kendine ayar yapıyor işte!’’ deyip geçmedim, göz benim. Başka neler yapabiliyor bu göz diye, deneyledim. Görme meditasyonları yaptım. Görme konusunda ve dolayısıyla gösterme ve göz hafızası kayıtları ile ilgili çok şey öğrendim. Okullarda bize bedenle ilgili her ayrıntıyı ezberletiyorlar, ama bedenimizi nasıl kullanacağımızı ve duygularımızı davranışlarımıza nasıl aktaracağımızı öğretmiyorlar. Bütün karnelerin sağ tarafındaki davranış notları pekiyidir. Bu trajikomik bir durumdur. 

Resimlerinize verdiğiniz isimlerden tasavvuf temasını algılıyoruz. Siz anlatır mısınız? 

Handan Kaynakgöz: Benim için, ilahi bir konu olan, birlik, beraberlik, hep birliktelik ve bütünlük duygusuna yoğunlaştım bu resimlerimde. Tabii ki, bu konuyu oldukça ayrıntılı irdeleyen öğretiler olan tasavvuf, zen ve başka öğretileri de inceledim. Aşk ve çekim duygusu, en parlak konu oldu benim için. Her şeyimizle tam bir bireyken (ben), benzer başka bireyle(sen) bir araya gelme çekimi yaşıyoruz ve bu çekimden doğan bir üçüncü birey (bebek) ile birlikte, aile Bir’imi oluşuyor. 3 kişilik aile BİR’İ temsil etmiş oluyor. Ben konuyu minimalize edip üç sayısıyla kısıtladım. Ama tarihsel düşününce, bölüne çoğala biz olmuşuz, dağıla yayıla dünyayı doldurmuşuz. Evrensel bakınca, hepi topu BİR dünyada, BİR sürü insan, BİR zeminde, BİR havayı soluyoruz. Ayrı gayrı diye bir şey yok. Ayrı hareket ediyor olmamız, bir bütünün parçası olmadığımızı göstermez. Ayrı yerlerde bulunmak, bütünden kopuk davranmamıza haklılık getirmez. Ayrılık bile birliktelikten vücut bulur. Yaşamda attığın her yeni adım seni ve her varlığı etkiler. Bu yüzden her buluşundan ve her keşfinden sorumlusundur. Eğer güzel sanat yapan bir insansam, dünyayı güzellik kurtarıyor diye düşünüyorsam.

Tek kelime ile ‘Harikasınız!’ 

Handan Kaynakgöz’ün 2007 yılında ürettiği, ‘ilah-i-aşk-la-aile’ konulu resim çalışmaları, Studio-live Aziza’da, 22 Şubat – 22 Mart tarihleri arasında sergilenecektir. Bu sıra dışı mekandaki enteresan sergi Burcu Arısoy tarafından düzenlenmiştir. Pazartesi günleri dışında gündüz 12:00 den, gece 02:00 saatlerine dek izlenebilir. 

Sergideki eserler -sanatçının kendi deyişi ile- ‘bizansorientalrealistanbuli figüratif’ resimlerdir. Yaldız ve varak ta kullanılarak, tuval üzerine karışık teknikle üretilmiş olan bu 19 parça işin  boyutları 110x130 ile 19x24 arasında değişmektedir. 

Varlıkları ve eserleri ile bizleri onurlandıran, güzellikleri yaratıp, insana sunan sanatçıları tanımak çok güzel.

Teşekkür ederiz. Güzellikleri sunduğunuz için.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Hale Karaarslan, 1964 doğumlu, Marmaris'te yaşıyor. İndigo Türkiye grubu yöneticisi. EMF Dengeleme Tekniği uygulayıcısı. Profesyonel olarak resimle ilgileniyor. İndigo Dergisi'nde Yazı İşleri Müdürü ve Yayın Danışmanı olarak görev yapıyor.

Detaylı bilgi


Daha hızlı internet ve sayfaların en iyi görüntüsü için alttaki kutuya tıklayarak Firefox’u yüklemenizi tavsiye ederiz.

 


Gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

 

YAZILAR

Tanrının Zerrecikleri


Manyetik Kent Manisa


Mars’a Yaklaşan Meteor


1 YTL Ver 1 Film Çekeyim


Kuantum Sıçraması


“Şekilsel” Türbanın Yozlaşması


Client ile Yüzde Yüz Müşteri Memnuniyeti


Türk Dil Yurdu Projesi


Fransa’nın Kuzey Şehri "Lille"


İndigo Nörolojisi


Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında Ahlâk


Futbolcu Robotların Büyük Gösterisi


Açmazlarda Özgür Seçimler 


Sylvia Plath


İndigoların Gizli Dünyası


Zamanı Böldük ‘Yeni Yıl’ dedik


Savaş


Bir Kente Ait Olmak-2


Nasıl Görmek İstiyorsanız O Şekilde Bırakınız


Bu Gerçek Sevgi Mi?


En Son Ne Zaman Doğdun?


Sevgiliye Mektuplar


Düşlerimdeki Yaşam - 6


Bir Gül’ün Yaprakları


Pasur!


Korku Tüneli


Acı Kahve, Kar ve Tarçın


Arka Sokaklar


Rhiannon


Bizim Kavgamız


Okyanus


Bahane


denemelerneyseo


Diğer Sen

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  1 OCAK 2009 TSİ 00:00