|
Yazar:
Hale Karaarslan
Bu Gerçek
Sevgi Mi?
Bazen o kadar çok
kullanıyoruz ki “sevgi” kelimesini… Düşünüyorum da, herkese antipatik
gelmeye başladı bu kelime. Neden? Gerçek değerini veremediğimizden,
bilemediğimizden olabilir mi? Aslında ihtiyaçlarımızın karşılığı olan
sevgiden, şartlı sevgiden ve sevgiyle çeliştiğimizden olabilir mi ya da çok
kullandığımızdan ama içini gerçek anlamda dolduramadığımızdan?
Tanrı’nın insanlardan
hiçbir şey istemediğini, isteyenin biz olduğumuzu biliyorum artık… Bizler
huzur, mutluluk ve sevgi bağımlısı olduğumuz için ve bunun bize dışarıdan
verilebileceğini sandığımız için sürekli diğerlerini seviyor gibi yaşıyoruz.
Sanki içi boş, sanal sevgi sözcükleri kullanıyoruz. Kendimizi bile
kandırıyoruz. Gerçek sevgiyi bilmediğimiz için, sevmeyi bilemiyor,
dolayısıyla kendimizi de sevmiyor olabilir miyiz aslında? Başkalarını
suçladığımız gibi, kendimizi de suçlarız değişik olaylarda. Yaşamın gerçeği
olan sevgiyi bilmeyiz… Her şey bilmek, anlamak, olmak için. İnsan oluncaya
kadar ister. Oluncaya kadar deneyimlediklerimiz sevginin bir kıvılcımı
ancak. İki ruh arasındaki müthiş güzel karşılaşmanın kıvılcımı. Eşsiz
anlarda yaşanan aşkın kıvılcımı. Bir sürelik, anlık belki de. İnsan
bedeninin kaldıramadığı gerçek sevgi anları. Ruhumuzun bedenle birlikte
uçtuğu eşsiz anlar. İşte o anlarda Tanrı kendini, ruhumuz aracılığıyla
bizde, bede nimizde
gösterir kısa bir an bile olsa. Ama biz o zaman bile o güzel anları bozmak
için gerekli olan her şeyi yaparız. Toplum için, başkaları için kendimize,
ruhumuza ihanet ederiz. O kadar çok kendimizi ihmal etmişizdir ki, bazen
bizi bile bulamayız.
Aslında kendimizin kim
olduğunu da bilmiyor olabilir miyiz? Dünyada yaşayan bu kadar insan yığını,
iletişim sevgi birliktelik gibi tam olarak çözemediği bir yaşam durumunun
içinde, geçici biliş halleri dışında, bilinçsizce yaşamaya devam ediyor.
Oysaki kim olduğumuzu bizim dışımızda biri bize söyleyemez… Birçoğumuz bize
verilen roller ve taktığımız maskelerin dışına çıkmadan, mutluluk rolü
oynayıp, gün geçirip, uyumaya devam ediyor. Uyandığını sananlar bile! Günlük
yaşam dualitesinin içinde kaybolup, bedenlerini bile unutuyor. Bağımlı
haller geliştirip, geçici mutluluklara esir oluyorlar. Sevilmek ve güvenmek
ihtiyacı içinde, sevginin gerçek anlamından uzak kendine kurduğu bir dünyada
yaşıyor insan. Birkaç tatlı güzel söz ve samimiyet için de yapamayacağımız
şey yok gibi neredeyse. Nedir bu açlık? Sevemediğimiz ve sevmenin anlamını
içimizde yaşamadığımız bir yaşamda sevmeye çalışmak sadece ihtiyaç odaklı
oysaki! Bir şeylere, bir yerlere ait olma duygusu yaratıyoruz o sebeple
ilişkilerimizde. Önce içimizdeki sevgiye gerçekten bir bakabilsek…
Ne
kadar sevebiliyoruz? Nereye kadar? Ve sevgi neden dünyada tam anlamını
bulamıyor?
Yaşamı ancak yaşam
yoluyla açıklayabiliriz. Her deneyimimizle yaşamı canlandırır, Var olan tek
gerçeğin kendisini göstermesini sağlarız. Yaşamdaki her şeyi kendimize bizim
çektiğimizi, filmi hazırlayıp, oyunu oynadığımızı düşünün. Öğrenmek için
seçtiğimiz oyunlar. Biri bitiyor, diğeri, diğeri…
Bu oyun halleri her şeyin
yansıması olan sevginin kendini gösterme yolu olabilir mi? Yani, sonsuz
sevgi oyunu!
Her birimizin
yaşamlarında gelişim ve kendini bilme yolunda karşımıza çıkan her durum,
(olumlu ya da olumsuz) içimizde korktuğumuzu yansıtıyor.
Öğreninceye kadar her seferinde başka şekillerde yaşıyor insan, önem ve
değer yargılarımıza göre değişiklik gösterse de oyun devam ediyor. Yaşarken
ölmek diye bir terim vardır! Bu, yaşamımızda birçok kez başımıza gelmiştir
ve biz her seferinde farkında olarak ya da olmayarak ölür ve diriliriz. Bizi
çok etkileyen olaylarda, erişmeye çalışıp başaramadığımız anlarda, en çok
istediğimiz şeyden vazgeçtiğimiz anlarda, kabul edemediklerimizi kabul
ettiğimiz anlarda, fiziksel ölüm ya da ilişkilerimizdeki kayıplarda ölümü
den eyimleriz.
Bunların hepsinin ardındaki büyük güç sevgidir. Gerçek SEVGİ! Aslında her
ölüm bizi, bir dirilişe götürür. Bundan büyük sevgi olabilir mi? Fiziksel
olarak deneyimlemeden ölümü deneyimliyoruz eğer anlayabilirsek. Ölümü
anlamayı başarabilirsek, gerçek yaşamı ve sevgiyi de anlamaya
başlayabiliriz.
Gerçekten uyanan insan,
rollerin ötesini görebilendir. Taktığımız maskelerin ardındaki yüzleri
görebilen. Çirkin sandığımız güzelliği fark eden. Gerçek yaşam sandığımız
yaşamın aslında rüya olduğunu, bizlerin de bu rüyadaki oyunu oynayan
yansımalar olduğumuzu. Öyleyse bu rüyanın farkına varıp, rüyada uyanıp, bize
en büyük kötülüğü yapmış insanı kucaklayabilir miyiz? Rüyanın içinde
uyanarak bunu yapabilir miyiz? Bizi sevmeyen birini sevebilir miyiz?
Kendimizi sevebilir miyiz? Bunu farkında olarak yapabilirsek eğer,
hoşgörülü, şefkatli, yargısızlık boyutu, yaşama bizim aracılığımızla gelir.
Sonra Sevgi tüm yaşamımızda tezahür eder…
Tek
gerçek ve Var olana yaklaştığımızın bilincinde, gerçek sevgiyi fark etmenin
derin biliş anlarının geldiği zamanlardayız. İlişkilerdeki tüm sıkıntılar ve
sevgi sorgulamaları bu yüzden bu kadar çok sevgi hakkında. Her şeydeki ve
herkesteki mükemmelliği görebilmenin tadını alabilmeli, yaşamdaki
muhteşemliği ve gizemli güzellikleri en iyi şekilde ifade ederek bu
güzellikleri kendimize alma ve tekrar dışarıya yansıtma yolunu seçebilmeli,
rollerin farkında benliklerden sıyrılıp, varlığımızın derinliğindeki Tek
Hakikate, kaynağa kalplerimizi açabilmeliyiz. Savaşların biteceği gün o
gündür. Önce içimizde, sonra dışarıda. Gerçek sevgi o zaman gösterecektir
yeryüzünde saltanatını… Her birimiz birer sözcüyüz. Yaşamı yaşayan, ifade
eden sözcüler. O zaman sözcüler olarak dünyada en güzel sevgiyi yaratmayı
dileyelim kendimizden ve niyet edelim.
Yaşam, yaşamla ilgili
niyetlerimizle şekillenir. Gerçek sevgiden aşk olabileceğimiz bir
yaşam niyet ediyorum tüm insanlığa!
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Hale Karaarslan,
1964 doğumlu, Marmaris'te yaşıyor. İndigo Türkiye grubu
yöneticisi. EMF Dengeleme Tekniği uygulayıcısı. Profesyonel
olarak resimle ilgileniyor. İndigo Dergisi'nde Yazı İşleri
Müdürü ve Yayın Danışmanı olarak görev yapıyor.
Detaylı bilgi
|