|
Yazar:
İdil Soyseçkin
Köşe Yazısı: Politika
| Ankara
Karamela Sepeti
Bu seçim dönemi yalnızca ülke için değil,
bireyler için de “olağanüstü ve olağan dışı” bir hava taşıyor. Ya da
genellemeyip, “benim için” diyeyim. Olağanın üstü ve dışı her zaman acı
getiren/acıyla eş bildiğimiz memleketimizde, bu kavramlar, belki de ilk kez,
umut kokuyor. Hem düşünsel hem de pratik anlamda, çoğu zaman yan yana
durduğum(uz) insanlar bağımsız adaylıklarını koydular. Gönlümüzden geçen
partilerin, her türlü olumsuz adlandırmayı hak eden seçim barajına takılıp
meclise giremeyeceğini bile bile ama yine de ne mahkûm durumunda
bırakıldığımız; diğer partilere oy vermeye elimizin gittiği, ne de boş oy
kullanmaya içimizin elverdiği seçimlerde büyük bir umutsuzlukla sandığa
attığımız zarflar; bu sefer görmezden gelinenlerin, susturulanların, hakları
çiğnenenlerin, insanca yaşamak isteyenlerin sesine dönüşme potansiyeli
taşıyor. Belki de tarihinde ilk kez meclis, cumhuru bir nebze de olsa temsil
etme kabiliyetine erişecek.
Elbette her şey
böylesine kolay, geçilecek yollar güllük gülistanlık değil. Şu kısacık ortak
aday belirlenme sürecinde dahi “niye ama?” diye sorduk. Baskın Oran’ın 10
Haziran 2007 tarihli Radikal 2’deki yazısı hem siyaseten hem de hayatta
durduğumuz yer bağlamında tutarlı olmanın ne anlama geldiğini ve önemini
verdiği örneklerle gayet ‘tutarlı’ bir şekilde ortaya koyuyordu.
Dolayısıyla, DTP’nin mecliste yer bulmasını istediğim kadar, önce İstanbul
2. Bölge’de Baskın Oran’ı destekleyeceğini söyleyip, sonra kendi adayını
çıkarmasının eleştirdiğim, ‘tutarlı’ bir açıklama beklediğim ve hayal
kırıklığına uğradığım bir hareket olduğunu belirtmeliyim. Bazı noktalarda
Baskın Oran’ın DTP ile aynı yerde durmadığını biliyoruz. Ancak böylesi bir
bire birlik mümkün müdür? Mümküniyatını beklemek doğru mudur? Yıllardır
dillerde tüy bitiren, artık klişenin ötesine geçen solda birlik çağrıları,
özlemi CHP-DSP ortaklığıyla
insanlar
için ne kadar tatmin edici bir noktaya gelmiştir bilmiyorum ama “Bin Umut
Adayları” çatıyı bir partinin değil, ortak dileklerin ve ihtiyaçların
belirlediği bir proje olarak ortaya çıkışlarıyla yıllar ve yıllar sonra
yüzümüzü güldürmüştü. Her ne kadar bu son destekleme/desteklememe denklemi o
yüzleri biraz düşürdüyse gülümseyişimiz hala yerli yerinde. Ve o
gülümseyişin ferah bir kahkahaya dönüşmesi hiç de uzak değil.
DTP’nin grup kuracak kadar milletvekilini
meclise sokabilme ihtimali, son günlerde AKP-DTP ortaklığının telaffuzuna
kadar vardı. Aslında, takip edebildiğim kadarıyla, DTP cephesinden olumlu ya
da olumsuz herhangi bir ses yok bu konuya dair. Ama Tayyip Erdoğan’dan ne
evet ne hayır, yani olabilir mealinde bir açıklama geldi. Biliyorum, siyaset
hem nicel hem de nitel anlamda bir denklemler arenası. Gerçi belki de bu,
daha çok Türkiye için geçerlidir. Bu durum, CHP-MHP koalisyonu kadar içimi
bulandırıyor. Oysa CHP-MHP arasındaki farkın CHP tarafından en minimuma
indirildiği zamanları yaşıyoruz. Bulantı, sağa yönelmenin, sağ oylara
oynamanın
meşruiyetinin
AKP’nin yeniden iktidar yüzü görememesi üzerinden sağlanması ve bunun kabul
görmesi. Aman bir gitsinler de nasıl olursa olsun mantığıdır/aymazlığıdır
bulantı yaratan.
Peki ya son yılların en oynak partisi
ünvanını büyük bir hak edişle taşıyan AKP’ye ne demeli? Ülkede demirbaş
dengeler sanki hiç var olmamış gibi her şeyi yaparım efelenmesiyle dolaşıp,
en büyüğünden gaflar yapıp; kulağı çekilince de özrünü yanlış anlaşılma
üzerinden kuran bir partiyle DTP hangi ortaklıklardan doğru hareket
edebilir? Baskın Oran’ı düşüncelerinin farklılığı dolayısıyla desteklemekten
vazgeçerken; civa gibi elden kaçan, ordunun yüzüne karşı hazırola geçip
arkasını döner dönmez nanik yapan, Kürt sorununa dair rüzgâr nereden eserse
oraya savrulan, yüzü gözü türban meselesine bulaşan, mazlum edebiyatı Nobel
ödülü sahibi bir partiyle nasıl el ele verebilir benim pek aklım almıyor.
Ama dediğim gibi, siyaset kâh çıkarların çatıştığı kâh kol kola girdiği bir
mecra. Şimdi macera arama mı yoksa tutarlı adım atma zamanı mı takdiri
hepimize kalmış.
Ankara 1. bölgede oyum, şair ruhunun
mecliste kirlenmemesi temennisiyle bağımsız aday Şükrü Erbaş’a. Şimdiye
kadar boşa gitmesin diye desteklemediği partilere oyunu veren ya da hiç oy
kullanmayanların da kendilerine ve “Bin Umut” adaylarına bir şans vermeleri
dileğiyle...
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
İdil Soyseçkin,
1980 Ankara doğumlu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji
Bölümü'nde lisansını, aynı üniversitenin Medya ve Kültürel
Çalışmalar Bölümü'nde yüksek lisansını tamamladı. Çeşitli
sosyal çalışmalara katıldı. Kısa filmle uğraşıyor. Gündelik
hayatın problemlerini, özellikle kadınları sarmalayan
sorunları sokakta tiyatro yaparak ifade etmeye çalışan Kadın
Tiyatrosu içerisinde.
Detaylı bilgi
|