Sayı 37|EKİM 2008         Reklam | Anasayfa | Blog | Kurumsal | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Siz Ne Kadar Siz’siniz?

 

Tuğba Kavas

 

Sabah erken uyandım, güneşin doğuşunu izlemek ve denizi koklamak istedim geçen günlerin birinde. Evden çıkıp, minik bir patika yolda iki dakika kadar yürüyüp, arabalar için olan yolu geçiyorsunuz, karşınızda yemyeşil bir park ve uçsuz bucaksız Akdeniz… Denizden elli metre yüksekteyim. Bir süre denizle bütünleştikten sonra çimenler boyunca yürümeye başladım. Yürüyüş yapan başka insanlar da var. Gülümseyen yüze rastlamıyorum yine. Sabah sabah ne güzel spor yapıyorsunuz; tertemiz hava, mavi ve yeşilin birbiriyle muhteşem kaynaşması içinde denizin kokusu, toprağın, çimenlerin ara ara çiçeklerin kokusu içinde nedir derdiniz? diye haykırarak içimden kızgınlık hissediyorum. Biraz yürüdükten sonra bir banka oturdum ve mavi sulara dalıp içinde kayboluyorum.

 

Daha önce defalarca olduğu gibi hayatım  akmaya başlıyor gözlerimin önünden.Doğduğunuz andan itibaren ailenizin ve toplumun düşünce kalıpları ve inanç sistemleri yüklenmeye başlıyor kişiliğinize. Bebekken güldürmeye çalışıyorlar en basitinden! Sen bebeksin! Gülmen lazım, agu aguu... Gülmeyeceğim kardeşim. Ben sizi eğlendirmek için mi dünyaya geldim? Büyümeye başlayınca sizi bir o yana bir bu yana çekiştirip duruyorlar. Bu hiçbir zaman bitmiyor eğer fark etmezseniz. “Okulda öğretmenlerine şöyle davran,  arkadaşlarına böyle davran, aman uslu çocuk ol, ders çalışmalısın, başarılı olmalısın, üniversiteye gitmelisin, meslek sahibi olmalısın, şu amca bunu söylüyor, bak teyzeler şunu söyledi, kardeşine dikkat et, büyüklerine saygılı ol, niçin gülüyorsun, niçin ağlıyorsun, niçin kızıyorsun; ya bizim kafamızdaki model olacaksın ya bizim kafamızdaki model olacaksın! Başka çaren yok...” Tabi bütün bunlar ve yüzlerce benzerleri, insanların yürekten hissettiğini düşünmediğim, mekanik bir sevgi çerçevesinde ve saygı içinde toplumun gelenek ve göreneklerine uygun olarak size sunuluyor. Daha doğrusu sunulanı alıp uygulamanız emrediliyor. Bu aileye ait kısmı sadece…

 

Bütün okul hayatınızdaki arkadaşlarınız, en yakın arkadaşlarınız, öğretmenleriniz, akrabalarınız, aile dostlarınız hepsi durmadan çekiştiriyorlar. Üst üste fark etmeden kabul ettiğiniz kişilikleri yüklüyorlar size. Burada suçluyormuş gibi görünüyorum ama onlar da bildiklerini aynı girdap içinde, en iyi bildiklerini uyguluyorlar. Yaşamınızda hızla ilerlerken, aile, toplum tarafından bir “siz” yaratılmış oluyor. Tabi siz de kendinizi bu şekilde tanımlamış oluyorsunuz, siz de karşılaştığınız insanlara aynı şekilde davranıyorsunuz, siz de başkalarına yükleme yapıyorsunuz. Ardından sevgililer… Kimliğiniz yine değişikliğe uğruyor. Ardından iş hayatı… İş hayatı başlı başına bir okul; eğer izin verirseniz başka bir siz oluşmaya başlıyor tekrar. Yalakalık, eşitsizlik, dedikodu, ayrımcılık, ast-üst ilişkisi, üstlerin senin için ilah olmak zorunda, tanıdığı olanlar, torpille gelenler daha uzayıp gider... Eh, ekmek parası! Hayat acımasız. Biz de bu döngünün içinde var olmak zorundayız. Tabi şartlarına uyarsan, uygularsan var olabilirsin bu oluşumun içinde. Evlilik ki toplumun olmazsa olmazlarındandır, çocuk ki sizde bu öğrendiklerinizi çocuğunuzda uygulayın diye, mal-mülk sahibi olmaya çalışmak, geleceğini garantiye almaya çalışmak, yaşlılık , torunlar ve son.

 

Şimdi bankta otururken, hayatıma değen bütün insanların oluşturduğu ben ne kadar benim? Ne kadarı bilinçli olarak kendi seçimim? Dünya bu, yaşam bu, hayat daha farklı nasıl ilerler ki? Tabi ki ailem olacak, arkadaşlarım olacak, eşim, işim, çocuğum olacak...

 

Eh, şimdiye kadar bildiğim hayat bu. Fakat bana öğretilen hayat  benim istediklerim mi? Çelişki insanı dibe vurur ama çıkışınız muhteşem olur. Bu durumda hayatı, Ben’i yeniden yaratıyorum... Bana verilen içinde beğenmediğim her şeyi değiştirerek.. Öfkelendiğim, üzüldüğüm, acı çektiğim kimliğimi oluşturan bütün deneyimlerimdeki hissettiklerimi değiştirerek. Yeni bir ‘Ben’ zamanı artık... Benim farkında olarak belirlediğim, huzur içinde, neşe içinde bir ‘Ben’ zamanı... Siz ne kadar Siz’siniz? Siz Kim’siniz? Haydi analiz edin kendinizi. Bütün içinizdekileri, derinlerde kalan bütün duyguları, acısıyla tatlısıyla ortaya çıkarmaya, kendinizi özgürleştirmeye ne dersiniz?

 

Yazar Hakkında Bilgi İçin Tıklayın

KÖŞE YAZARLARI

Tuğba Kavas

Siz Ne Kadar Sizsiniz?


Uzay Gökerman

Kozmik Fenomen


Deniz Onur

Hikayenin Başı ve Sonu


Funda Umut Pakkal

Biz de Çocuktuk


Günyüz Keskin

Eksik Cümleler Yanlış Kelimeler


Rüya Yüksel

Koşulsuzca Sevebilmek


Sevi Çiçek

"İletim Raporu" ve "Mertlik" Üzerine


Haluk Tunç İlker

Oğlumun Gözleri Konuşuyor


Burak Kızılkan

Neden Kendimize Eziyet Edelim Ki?


Seda Pehlivan

Ben de Öyleydim


Meltem Bingöl

Kutlu Gün

Google
 
Web indigodergisi.com

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  7 Ekim 2008 TSİ 19:20