|
Haber: S. Kuzey Yıldız
Kültür Sanat Haberleri, İstanbul - Ocak 2008
Client ile Yüzde
Yüz Müşteri Memnuniyeti
Simsiyah üniformaları ve ışıl
ışıl topuklularıyla sahneye çıkan üç kadın… Yüzlerinde meydan okuyan bir
ifade... İngiltere’nin manik-depresif iklimini bir kez daha ülkemize taşıyan
porno-popun dişi gücü Client, geçtiğimiz haftalarda altıncı kez İstanbul’u
salladı.

Client, ilk iki albümde
Technique'dan tanıdığımız Kate Holmes (Client A) ve Dubstar üyesi Sarah
Backwood'dan (Client B) oluşan bir ikiliydi. İkinci albüm turnesinde Client
E lakaplı Emily Strange de onlara katıldı. Client E, bir süre sonra gruptan
ayrıldı ve boşluğu Ash grubundan Charlotte Hatherley, yani Client C
doldurdu. Onlar bize göre -ses kayıtlarına da geçen bir espri- Zeyna, Hera
ve
Afrodit'ten
oluşan bir mit. Çıkardıkları ilk single olan“Price of Love” çok
sevildi. Şarkı, Nip / Tuck dizisinin müzikleri arasında yer aldı. İkinci
single “Rock'n Roll Machine”, grubun adını kıtalar ardına taşıdı.
Client kadınları, 2003'de
çıkardıkları aynı adlı albümleri ve 2004'teki “City” ile birlikte
Synth-pop ve Elektro-pop tarzlarındaki kalitelerini tüm dünyaya kanıtladı.
Billboard gibi önemli dergiler, Client'tan övgüyle bahsetti. İkinci
albümde The Libertines'in vokalisti Pete Doherty ve en büyük
destekçilerinden Depeche Mode'dan Martin L.Gore da yer aldı.
“Heartland” adlı üçüncü albümlerini 2007 ortasında çıkaran Client;
dünya turnesi kapsamında Türkiye’ye 3 gün ayırdı. Önceki yıllarda Babylon,
Roxy, Balans, Parkorman gibi mekânlarda da sahne alan grubun Ghetto
İstanbul’daki son konserinin hazırlıkları heyecan vericiydi. Müşteri
memnuniyetini her şeyden önde tutan grubun gecesine dair ayrıntılardan
sonra, kuliste kahkahalarla yapılan bir söyleşiyi okuyacaksınız.

Ghetto’ya vardığımızda
Client’ın sarışın sesi Sarah, sahnede prova yapıyordu. Bize arada samimice
gülümseyen Sarah’nın ardından Kate de ortaya çıktı. Ghetto’nun yardımsever
(!) çalışanları bize uyduruk bir röportaj köşesi gösterdikten sonra,
mekandaki ışık ve ses koşulları konusunda hiçbir yardım
“göstermeyeceklerini” söylediler. Bitmek bilmeyen saç-makyaj
hazırlıkları ve Maxim dergisinin fotoğraf çekimleri, hayal kırıklığımızın
üstüne tüy dikmişti ve röportajdan vazgeçmiştik. Ghetto’nun güleç yüzleri
(!) ve Client’ın gözleri önünde söylenerek toparlanmaya başladık. Ghetto, en
küçük bir “Hey! Nereye?!” semptomu göstermezken, Kate Holmes
ayağındaki topukluları bir çırpıda çıkarıp 4. kattaki kulise koştu. Kate,
bize ellerinde bira şişeleri, Client’ın piyasada bulunmayan çok özel konser
kayıtlarını da barındıran bir sürü CD, rozet ve etiketlerle döndü. Faltaşına
dönen gözlerimizin önünde, kucağındakileri önümüze yığdı. Biz, sorunun
onlardan değil yönetimden kaynaklandığını söylesek de, bizi kendisine hayran
bırakan şu sözleri söyledi:

“Bize, sizin kim
olduğunuz hakkında herhangi bir bilgi vermediler. Bu mekânda biz de sizin
kadar rahatsızız. Sizi Maxim’den sandık. Bu problem değil. Bizi seven herkes
için vaktimiz var. Lütfen fotoğraf çekiminin bitmesini bekleyin. Sizi
dördüncü kattaki kulisimize davet ediyoruz.”
Ghetto ve Client
arasındaki nezaket farkı bu kadar bariz olunca, bize de beklemek düştü.
Aradan 4 saat kadar geçmişti ve biz nihayet kuliste Client’laydık! Ve
Client'ın özel konuk listesine girip konseri izledik. Tabi konser sonrası
kulise tekrar davet edilmek oldukça onur vericiydi. İşte soru-cevap kısmı...
Röportaj:
S. Kuzey Yıldız
Orwell’in
Kızları sahnede
Neden böyle
giyiniyorsunuz?
Kate:
Böyle giyinmeyi seviyoruz. Çünkü biz buyuz, çalışan
kadınlarız. Etrafımızda üniforma giyen kadınlar yok. Daha “straight”
görünmek için bunu yapıyoruz. Ben Client A’yım bu arada. Fakat beni
üniformam olmadan tanıyamazsınız. Çünkü günlük yaşantımda rahat kıyafetler
giyerim. Fakat böyle olduğunda daha çekici olduğunu düşünüyorum. Tıpkı
bankada çalışan bir kadın ya da bir sekreter gibi. Aslında bu çok komünist
bir tutum. Sürekli aynı şeyleri giyinmek. Orwell tarzı, bilirsiniz.
Sarah:
Aslında çok sıradan kıyafetler. “Çalışan / İşçi” fikrine göre
oynamayı seviyoruz. George Orwell, Aldaus Huxley’in betimlediği gibi. Client
A ve Client B, yani biz, stilistlere göre giyinen kızları görmekten çok
sıkıldık. Çünkü biz birer “çalışanız”. Müzik endüstrisinde
çalışıyoruz. Giydiğimiz üniformalardan sıktığımız parfümlere kadar,
kullandığımız şeylerin hepsi ulaşılabilir markalardan. H&M, Top Shop, Zara,
Marks & Spencer gibi yerlerden bir şeyleri üzerimize geçirip sahneye
çıkıyoruz. Çünkü biz çalışan kızlarız.
.jpg)
“Cinsellik
satmıyoruz”
Üniformalarla
sahnenin patronu gibi görünüyorsunuz. Bu diğer girlband'lere bir atıf mı
yoksa ataerkilliğe karşı bir duruş mu?
Charlotte:
Her ikisi de olabilir aslında. İlk olarak ortada bir sürü çirkin ve tekdüze
girlband var. Ve biz bunlara takıntılı olarak yaşamak istemiyoruz.
Cinselliği ön plana çıkaran gruplardan biri olmak yerine, kendimiz olmak
daha önemli.
Kate:
Elbette erkeklerden nefret etmiyoruz. Ama erkekler
“sıkı” görünüp aterkilliklerini ön plana çıkarabiliyorlarsa, aynı
şeyi kadınlar da yapabilir. Biz bu “straight” hali, üniforma
giyerek sağlıyoruz. Ve Charlotte’un da dediği gibi bu tekdüze ve cinsellik
satan gruplardan nefret ediyoruz.
Bu
tutumunuzun sizi gelecekte efsaneleştireceğine mi inanıyorsunuz?
Kate:
Bu çok iddialı bir laf tabi, ama herkes gibi bizim de bir iddiamız var.
Spice Girls’ün Mel C’si gibi olacağımı mı söylemeye çalışıyorsunuz?
(Gülüyor)
Charlotte:
Yanlış cevap! Dışarı! ( Gülüyor )
“Resmi
giyinmemiz seksi bulundu”
Tarzınızı
“porno-pop” olarak tanımlıyorsunuz. Porno-pop nedir, neleri barındırır?
Sarah:
Bu, pop müzik. İlk albüm biraz neşeli bir albümdü. Fakat ilk albümümüzde
seks konusunda eksik bir yanımız vardı. Seksüel deneyimlerle ilgili...
Üçüncü albümün şarkı sözleri, diğer ikisine göre daha duygusal ve biraz daha
karanlık. Aslında bu giyim tarzımızla da alakalı. Çünkü o zamana kadar çıkan
tüm girlband'ler genellikle kendilerini “sunan” , bikinili
kızlardan oluşuyordu. Biz o gruplara karşı bir alternatif olduk ve insanlar
bizi daha seksi buldu. Elinde eldiven olan ve resmi giyinen biri, sanıyorum
insanlara daha seksi geldi. Ve tarzımız porno-pop oldu.
Kate:
Depeche Mode da bunu böyle tanımlıyor aslında. Bu üzerimize yapışan bir şey
oldu.
“Türk
dinleyicisinin verdiği tepkiye şaşırdık”
Türkiye'ye
pek çok kez konser vermeye geldiniz. Bu ülkenin kültürü ve müziği hakkında
pek çok şey öğrenmiş olmalısınız. Türk kültürü gelecekte müziğinize katkıda
bulunabilir mi?
Kate:
Türkiye kesinlikle sanata çok açık ve biz burayı sıkça
ziyaret ediyoruz. Türkiye zaten Batı kültürüne, müziğine yakın bir ülke. Bu
sebeple başka konserler için de buraya geleceğiz. Heyecan verici biçimde çok
genç bir potansiyeliniz var.
Sarah:
İstanbul çok heyecan verici bir şehir. Onu seviyorum. Tamamen enerji dolu.
Türk dinleyicisinden beklemediğimiz bir geribildirim aldık.
Kate:
Ben de çok şaşırdım. Çünkü Türk dinleyicisinin yaptığımız elektro müziğe
verdiği cevap, bu müziğe zaten aşina olan Alman dinleyicilerinkine
eşdeğerdi. Türkiye’de inanılmaz bir elektro müzik deneyimi yaşadık ve
yaşattık.
.jpg)
Üç
Kadın fantezisi
Client A ve
Client B'den sonra Client C de geldi. Üçüncü kişiye neden ihtiyaç duydunuz?
Kate:
Sahnede üç kadın fikrini, iki kadın olmasından daha
heyecan verici buluyoruz. Üç kadının bir arada oluşu, bir erkek dramına
dönüşüyor. Erkeklerin her zaman için hayallerinin temelini oluşturan
erişilmez kadın üçlüsü. Bu fikri erkeklere yaşatıyor olmak bize inanılmaz
bir eğlence yaratıyor. Tüm bu olanların yanında sürekli erkekler erkekler
erkekler, makyaj makyaj makyaj hakkında konuşuyoruz. İnan bize çok
eğlenceliydi.
Peki
grubunuzda Client D'ye de yer var mı?
(Tam o sırada Sarah
şiddetli şekilde öksürür.)
Aman
Allah’ım!
(Kahkahalar)
Sarah:
Hayır! Hastalandım!
Charlotte:
O hasta! (Sesini Kıymetli’ye benzeterek…)
Kate:
Kraftwerk grubunun bateristi, bir konserde arkamızda çalmıştı ve o zaman da
çok eğlenmiştik. Üç kız ve bir erkek... Çok güçlü bir sahneydi. İnanılmaz
radikaldi. Çünkü genelde erkekler ön planda olurlar ve kadınlar onlara eşlik
ederler. Buradaki durumsa tam tersiydi. Ama 3 kişi olarak sahneye yeterince
hâkimiz.
YAZAR HAKKINDA BİLGİ
S.Kuzey
Yıldız,
1985
İstanbul doğumlu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Televizyon
Haberciliği ve Programcılığı Bölümü’nde eğitimine devam
ediyor. 2000 yılında birey odaklı yazılarına başladı. Üç yüzün
üzerinde deneme yazısı bulunuyor. Yazılarında bireysellikten
sıyrılıp, soyutlamaya ve topluma dayalı empatisini
geliştirmeye odaklanıyor. Kısa film yapımı, edebiyat,
roller-blade, senaryo yazımı ile ilgileniyor.
Detaylı Bilgi
|