|
Yazar: Nesrin Dabağlar
- KASIM 2007
Beyin Dalgalarının Gizemi
Bütün dünyanın “Secret”
(Sır) yasasını konuştuğu son günlerde “titreşim” kelimesi günlük yaşamımızda
çok fazla yer almaya başladı. “Çekim yasası var mı, yok mu?” tartışmasını
bir tarafa bırakıp, evrendeki her şeyin titreşerek bir arada duran
parçacıklardan oluştuğu gerçeğini kabul etmeye sanırım kimsenin itirazı
olamaz.
İnanan ya da inanmayan
herkesin bir arada yaşadığı bu evren, sayılamaz titreşimlerle bir şeyleri
bir şeylere çekiyor ya da itiyor! Galiba tartışılması gereken çekim yasası
değil, titreşim yasası… Katı ve cansız cisimlerde maddenin özelliklerini de
belirleyen titreşim, canlı organizmaların tümünde çok daha karmaşık ve
çoğunlukla da gizemli pek çok şeyin sebebidir. Özellikle İnsan beyninin
üzerindeki çalışmalarda keşfedilmesi gereken gerçek “secret”lar hala
sayılamayacak kadar çok.
Beyin titreşimlerinin
tespiti ilk defa Richard Caton tarafından 1875 yılında yapıldı. Bugüne kadar
geçen yüz otuz yıla rağmen bu konuda hala sırlarını çözemediğimiz beyin,
değişik dalga boylarında titreşiyor. Taşıdığımız bir sürü duygunun ve ruh
halimizin beynimizde titreşimsel bir karşılığı olduğunu öğrenmek ise
yıllarımızı aldı.
“Ona aşık oldum galiba,
gördüğümde her yerim tir tir titriyor; o kadar sinirlendim ki onu parçalamak
istedim; duyduklarım beni o kadar rahatlattı ki bir denizde yüzüyor
gibiydim; öğrendiğim bu bilgi kafamda pek çok soru oluşturdu; karşıma
çıkacak sonuçtan o kadar korkuyorum ki kalbim yerinden çıkacak…”
Yukarıdaki cümlelerin
içinde saklı duyguların her birinde beynimiz, ayrı dalga boyunda
frekanslarda titreşimler yayıyor. İsimlendirilen her dalga boyunun salınımı,
duygu değişimleri sırasında frekansını değiştiriyor.
Beyin
dört ana dalga boyunda titreşiyor
Alpha -Tetha- Beta-
Delta adlı dört ana dalganın hangisinde hangi duyguda ve durumda olduğumuz
artık rahatlıkla tespit edilebiliyor.
ALPHA:
7.5 – 12 Hz arasında
değişen alpha dalgaları; rahatlığın, farkındalığın, sakin ve huzurlu
kavrayışın, uykunun ilk evrelerinin dalgaları olarak tanımlanıyor. Sakin ve
huzurlu olunan ama asla uyuşukluk yaşanmayan, dünyayı ve gerçekleri
algılamada en uygun titreşimlerin olduğu bu dalga boyu, dünyamızın da
ölçülen frekansıyla aynı. Dünyanın manyetik frekansına “Shumann” frekansı
deniyor ve 7,8 ile 8 arasında tanımlanıyor. (Fakat son yıllarda bilim
adamları Shumann frekansının epeyce yükseldiğini ifade ediyor.)
Gözler kapanıp derin
nefes alındığında ve dış dünyadan alınan mental etkiler azaldığında Alpha
boyutuna geçiyoruz. Alpha dalgalarındayken yaptığımız işlerde başarımız
artıyor. Derin uyku ya da endişe ve korku halinde bu dalga hiç görülmüyor.
Meditasyon, Yoga, Reiki gibi çalışmalar esnasında beynimiz Alpha
boyutundadır. Zihin açık ve uykunun derinliğine dalmadan önceki geçiş
koridorunda hissettiğimiz o duyguların yaşattığı huzur, ilginç bir şekilde
dünyanın titreşimiyle aynı dalga boyunda.
TETHA:
Frekansları 4 ile 8
arasında değişiyor ve stresin hiç olmadığı, derin iç dünyamızda olduğumuz
dalga boyu olarak tanımlanıyor. Öğrenmenin en yüksek boyutuna geçmeden önce
bu dalgada yaşıyoruz ve derin uykudan uyanırken açılan algılarımızın
yaşattığı bir durumu temsil ediyor. Alacakaranlık boyutu ismi de
kullanılıyor bu dalga boyu için. Yani aydınlanmadan önceki karanlık…
Çok usta
meditasyoncuların derin meditasyon halindeyken bu dalga boyunda olduğu
tespit edilmiş. Derin düşünüş ve sezgisel kuvvetin en canlandığı bu
frekansta sanatsal yeteneklerin zirveye çıktığı düşünülüyor. Özellikle
ressam ve müzisyenlerin sanatsal üretimleri esnasında beyinlerinde Tetha
boyutunun en yüksek, Alpha frekansının en düşük seviyede olduğu biliniyor. (
yani 7 ile 8 arası) Onların kendi içe dönüşlerinden bize hediyelerle geri
dönmeleri ne güzel…
Yapılan bazı
araştırmalara göre şifacıların Tetha bandında uzun süreli ve kontrollü
olarak kalmayı başarmaları nedeniyle şifa yeteneklerinin geliştiği ortaya
çıkmış.
BETA:
13- 30 Hz arasında olduğu
biliniyor ve uyanış frekansı olarak tanımlanıyor. Aktif öğrenme, uyanık
olma, her şeyiyle hayatı yaşama, dinamizm, konsantrasyon, problem çözme
hallerimizde içinde bulunduğumuz dalga boyu olduğu için yaşamı temsil
ediyor. Çok yükseldiğinde stres, gerginlik, öfke gibi negatif uç duygulara
varabiliyor.
DELTA:
0 – 4 frekansında bulunan
dalga boyudur ve derin uyku ve dış dünyadan kopuş boyutudur. Bilinçsiz bir
huzur halini yansıtır. Beynin en az çalıştığı döneme aittir ve bu dönemde
büyüme hormonu salgısı artar. Çocuklarda fiziksel büyümeyi, yetişkinlerde
ise güzelleşmeyi ve dinç kalmayı sağlar.
Bu dört ana dalga boyunun
dışında son yıllarda tespiti yapılan Gama frekansı, 40 Hz’in üzerinde
tanımlanıyor. Üst benlik bağlantı çalışmaları sırasında üretildiği ve Hindu
Monkların meditasyonları sırasında ölçümlendiği biliniyor. (Hinduizmde
kendini mabede adamış kişilere Monk denir.)
Beyin
dalgaları kontrol edilip değiştirilebilir mi?
Beyin dalgaları, duygu ve
ruh durumuna göre kendiliğinden değişirmiş gibi görünse de o titreşimleri
bilinçli ve istediğimiz yönde kontrol edip değiştirebileceğimiz ve kendimizi
istediğimiz duygu frekansına çekmeyi başarabileceğimiz gibi bir gerçek de
mevcut. Bunu nasıl yapabileceğimiz aslında yine kendi titreşimlerimizin
içinde saklı bir bilgi. Sadece o frekansı duyabilmeyi ve ayırt etmeyi
başaracak bilime ve bilgeliğe ulaşmanın zamanını kendimizde yakalayabilmeyi
öğrenmemiz gerekiyor.
Çoğu zaman farklı
Hz’lerde pek çok titreşimin içinde kayboluyoruz. Özellikle de 30 Hz
civarında dolaşıyor tüm dünya. Yani şiddet, savaş, bencillik ve
paylaşımsızlık frekansında…
Günlük hayatımızda
genellikle küçücük şeylere takılıp, öfkeleniyor, hırslanıyor, kıskanıyor,
geriliyor, üzülüyoruz. Sevgi- sadakat- şefkat- minnet- huzur-neşe gibi
duygulara az kulak veriyoruz nedense…
Düşüncelerimizin bütün bu
çeşitliliğine göre beynimizden ve hücrelerimizden değişik frekanslarda
yayılan titreşimlerle tüm vücudumuzun etrafında bir enerji alanı oluşuyor.
Bu enerji alanı anlık değişimlerle, ruh ve vücut sağlımızı yansıtıyor gözle
görünmese de. Son yıllarda alternatif tıp alanı altında kabul edilen enerji
dengeleme yöntemlerini kullanarak tedavi sağlama tekniklerinin sayısı epeyce
arttı ve gitgide bilimsel olarak desteklenmeye başlandı.
Tedaviye yardımcı olduğu
iddia edilen meditasyon ve Reiki, NLP çalışmaları artık bilimsel tedavilerin
yanında yardımcı olarak yer almaya başladı.
Amerika’da pek çok
hastanede bu konuda ciddi ve resmi uygulamalar yapılıyor, kemoterapi
birimlerinin yanı başında Reiki uzmanlarının da bölümleri açıldı, hemşireler
ve doktorlar hızla Reiki öğreniyorlar.
Türkiye bu tür
çalışmalarda biraz tutucu tavır sergilese de beyin dalgalarının kontrol
edilmesi ve değiştirilmesi için Reiki ve meditasyondan daha bilimsel bir
yöntem olan Neurofeedback yöntemini kullanarak stres, down sendromu, alkol
ve uyuşturucu bağımlılığı, otizm, kişilik bozuklukları gibi hastalıkları
tedavi etmeye çalışan merkezler ve hastaneler açılmaya başlandı.
Meditasyon, Yoga, Reiki,
Neurofeedback adı ne olursa olsun bütün bu yöntem ve tekniklerin peşinde
olduğu tek bir amaç var:
Beyin dalgalarını
istenilen frekansa çekebilmek ve uygun dalga boyunun titreşimsel ışınımını
yakalayarak DNA üzerinde pozitif değişiklik yaratabilmek…
Işık ve
titreşim DNA üzerinde değişiklik yaratabilir mi?
Her organımızı ve
beynimizi de oluşturan en küçük özgün birim olan hücrenin 1980 li yıllarda
bilim adamlarının yaptığı çalışmalarla foton yaydığı tespit edilmiş. Hücre
fotonunun frekansı ölçülmeye başlandığında ise yan yana gelen iki ayrı
hücrenin aynı frekansa girdiği ölçülmüş. Yani iki ayrı enerji birbirinden
etkileşiyor ve ya iterek ya çekerek birbirlerini değiştiriyorlar.
Kuantum biyologu olan Dr.
Vladimir Poponin tarafından yapılan basit mantıklı ama derin bir deneyde
önce bir kabın içi boşaltılıyor. Kabın içinde bir vakum yaratılıp içine
fotonlar bırakılıyor. Fotonların kabın içinde rast gele bir şekilde
dağıldıkları görünüyor ve sonra kabın içine DNA’lar bırakılıyor. Kabın
içindeki fotonların DNA’ların dönüşüne göre uyum göstererek düzenli ve
sürekli döndükleri tespit ediliyor. Bir sonraki aşamada DNA’lar çıkarılıyor
ve fotonlar tekrar izleniyor. Beklenen sonuç Fotonların yine rast gele
dağınık olmaları iken DNA’ların ritim ve düzeniyle döndükleri görülüyor.
Işık parçacıklarının neye bağlı olarak sistemli dönmeye devam ettiklerinin
cevabı bulunamıyor.
Barışın ve Duanın Gücünün
Bilimi” kitabının yazarı Gregg Braden buna benzer deneyleri de anlattığı
kitabında bizim henüz tamamen algılamadığımız bir enerji alanının ve ağının
tüm evrende mevcut olduğunu ve DNA’nın fotonlarla bu ağ ile iletişim
kurduğunu kabul etmemiz gerektiğini söylüyor.
Başka bir deneyde epeyce
sayıda deneğe plasenta DNA’ları taşıyan deney şişeleri veriliyor. DNA
şişelerinin her biri için aslında her biri uzman olan deneklerden belli bir
duygu üretmeleri ve hissetmeleri isteniyor. Her şişe için ayrı bir duygu ve
bir denek kullanılıyor. Sonuçta DNA’ların iyi duygularda açılıp gevşediği ve
kötü
duygularda büzüşüp kapandığı görülüyor. HIV virüsü taşıyan deneklerin
DNA’larında bu deney tekrarlandığında minnettarlık-sevgi-takdir-neşe taşıyan
duygu titreşimlerinin DNA’yı önceden ölçülen dirence göre yüz binlerce kat
daha dirençli hale geldiği tespit ediliyor.
Braden’e göre pozitif
duygular ve sevgi içinde olmayı başarabilen insan kendi DNA’sını
değiştirebiliyor ve bunu yapabilmesinin sebebi olarak da tüm her şeyi
kapsayan bir enerji ağının mevcut olduğunu söylüyor.
Bizler kendi
titreşimlerimizi etkileyebildiğimiz gibi bu yaratılış ağını da
etkileyebiliyoruz. Karşılıklı bu titreşimlerin itme ya da çekme derecelerini
henüz sayısal olarak isimlendirip ölçemiyorsak da, gelecek zamanlarda
bilimin titreşim ve kuantum alanındaki çalışmaları arttıkça sorular
cevaplarını bulacak.
Dün, bugün ve yarından
fazla boyutu olan zaman, soruların cevaplarını “ŞİMDİ” de saklasa da biz
henüz uzanıp alacak frekansla titreşemiyoruz. Evrensel titreşimden payımıza
düşen frekanslarda hissettiklerimizle yaşadığımız kendi dünyamız, reel ya da
sanal olduğunu aslında bilmediğimiz gizemli bir rüya sanki…
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Nesrin Dabağlar
1964, İstanbul doğumlu. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi
mezunu. 12 yıl devlet memurluğu yaptı. Özel sağlık
kuruluşlarında muhasebe, halkla ilişkiler ve yöneticilik
görevleri yaptı. Reiki, Karuna Ki, yoga, şiir, müzik,
tiyatro, resim, kitaplar ve yazmakla iç içe geçmiş bir yaşam
sürüyor.
Detaylı bilgi
|