Sayı 53 | Şubat 2010       Anasayfa  |  Kurumsal Reklam Blog |  Arşiv |  Gündem |  Röportajlar |  İndigo Dünya |  İnsan |  Sağlık  |  Kültür Sanat  | Çocuk  |  Eğitim  |  Çevre |  Bilim



 Paylaş


BAĞLANTILARIMIZ

Mustep

Sonsuz Us

Satranç Dünyası

Sessiz Bilgi

 

 

 

Haber: İlkay Cam

Fotoğraflar: Erdal Taşık

Nükleer Silahsızlanma Dosyası

Greenpeace, 1971 yılında nükleer silah denemelerine karşı kurulmuş bir organizasyon. Geçtiğimiz 35 yıl içinde nükleer silah denemelerine karşı birçok kampanya yürütüldü ve bu konuda kapsamlı bir anlaşmanın yürürlüğe girmesi ve bütün dünyada nükleer silahların azaltılması için çaba harcandı.

Çernobil Kazası’nın acıyla anıldığı bu günlerde Greenpeace Nükleer Silahsızlanma Akdeniz Bölge Sorumlusu Paul Horsman ile nükleer silahlar ve dünya hakkında konuştuk. İnanıyorum ki iki yıl sonra artık bu konulardan söz etmeyeceğiz. Sevinç ve coşkuyla, çözümsüz gibi görünen Ortadoğu Sorununun daha 20’li yaşlarında olan “O” gençler tarafından nasıl da mucizevi bir biçimde çözüldüğünü konuşuyor olacağız.

Nükleer Silahlar on yıllardır tartışılıyor, değişen nedir?

Paul Horsman: Günümüzde dünyanın hali Soğuk Savaş döneminden çok farklı, Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra artık Doğu–Batı diye ayrılmış iki blok yok, çok farklı şeyler tartışılıyor, bunların arasında terörist saldırı ihtimalleri ve bütün dünyadaki ulusal güvenlik sorunları öne çıkıyor.

Soğuk savaş bitmesine rağmen dünyada nükleer silah tehlikesi azalmadı, hatta arttı.. Soğuk Savaş Dönemi’nde hükümetlerde şöyle bir yaklaşım vardı: Nükleer Silahlar ancak kendilerine bir saldırı yapıldığı taktirde kullanılacak; ama bir saldırı gelmezse saldırılmayacak. Ancak şu anda daha kullanılabilir bir şekilde düşünülüyor. Herhangi bir konvansiyonel savaş esnasında nükleer silah kullanabilme ihtimali üzerinde duruluyor. Bunun düşünülmesi bile korkunç. İngiltere, Fransa, ABD gibi nükleer silah sahibi devletler silahları kullanabilmek için politikalarını bir şekilde değiştiriyorlar.

Olumlu bir gelişme yok mu peki?

Paul Horsman: Şu anda 1968 yılında imzaya açılan bir anlaşma var. Uluslararası küresel rejimin bu olması gerekiyor aslında. Uluslararası Nükleer Silahların Yayılması-Önlenmesi Anlaşması kısa adıyla NPT* (Treaty on the Non-proliferation of Nuclear Weapons); bundaki amaç dünyadaki bütün nükleer silahlardan kurtulmaktır. Anlaşma imzalandığı sırada 5 tane nükleer silah sahibi devlet vardı; İngiltere, ABD, Rusya, Fransa, Çin. Bunlar aynı zamanda BM Güvenlik Konseyinin 5 daimi üyesidir. Ve anlaşmaya üye 180’in üzerinde devlet var. Bu anlaşmaya göre nükleer silah sahibi olan 5 devlet, nükleer silahlarını azaltacaklar, bunun karşılığında nükleer silah sahibi olmayan devletler de asla nükleer silah yapma yoluna gitmeyeceklerdi. Bu küresel rejim şu anda çalışmıyor maalesef ama onun dışında ne olduğuna bakacak olursak bugün dünyada nükleer silah konusunda sorun çıkabilecek iki sıcak nokta olduğunu tanımlayabiliyoruz: Bunlardan birisi Kuzey Kore diğeri İran ve Ortadoğu. Kuzey Kore’de şu anda 6 devletin içinde bulunduğu bir grup zaten anlaşma yolunda düzenli görüşmeler yapıyor, yani oradaki müzakere süreci henüz tıkanmadı. İran’da ise tartışmanın çok daha fazla ısındığını ve yükseldiğini görüyoruz. Greenpeace olarak geçtiğimiz yıl bu sebeple İran’a gittik, insanlarla görüşmek ve durumu anlayabilmek için ve şu anda da İran ile ABD ve diğer batı ülkeleri arasında tansiyonun düşürülmesine çalışıyoruz.

İlkay: Greenpeace, İran konusu dünya kamuoyunda patlamadan çok önce olabilecekler konusunda sesini duyurmaya çalışıyordu ama bazı şeyler bir türlü engellenemiyor nedense. Bu konuyu basit bir dille benim gibi politikadan çok da anlamayan insanların anlayabileceği bir dille özetleyebilir misiniz?

Paul Horsman: İran konusunda özellikle bahsetmemiz gereken konu şu ki, İran NPT’ye üye, yani bu anlaşma gereğince İran nükleer silah üretmeme taahhüdünde bulunmuş.

NPT’nin çok büyük bir sorunu var çünkü NPT, nükleer enerjiye olanak sağlıyor ve bu “barışçıl enerji üretimi” diye değerlendiriliyor. İran da haklı olarak barışçıl amaçlarla nükleer enerji üretmenin hakkı olduğunu, nükleer silah üretmediği sürece müdahale edilemeyeceğini savunuyor. Gündemde olan söylemlerden birisi de İran’ın uluslararası haklarını uyguladığı ve bu hakları uygulayan 30-40 tane devlet var: Brezilya, Almanya, Japonya da nükleer enerji üretiyor yani İran’ın onlardan bir farkı yok. Problem ise Batı tarafından İran’ın nükleer silah yapıyormuş gibi algılanması çünkü İran 18 yıl boyunca nükleer bir teknoloji geliştirmekte olduğunu saklı tuttu. Bu da dışarıdan problem olarak görülüyor. İran ise buna cevaben 18 yıldır zaten ambargo altında olduğunu söylüyor. İran diyor ki “Biz bunu ancak gizlice yapabilirdik, zaten uluslararası pazarlara açılamıyorduk”. Fakat o dönemden bu yana İran nükleer enerji üretmeye çalıştığı yerleri denetime açtı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (NPT’nin yürürlükte olup olmadığını kontrol etmekle yükümlü Birleşmiş Milletler’in organıdır) çeşitli müfettişler yollayarak santralleri kontrol edebiliyordu.

NPT, 18 yıl boyunca İran’ın yaptıklarından haberdar mıydı?

Paul Horsman: Değildi. Şöyle bir konu var, nükleer enerji ürettiğini senin söylemen gerekiyor. İran bunu söylemediği için Uluslararası Atom Ajansı İran’la ilgilenmiyordu.

Greenpeace İran’ın sadece nükleer enerji ürettiğine, silah üretmediğine inanıyor mu?

Paul Horsman: Açıkça söylenmesi gereken şey İran’ın nükleer silah üretme peşinde olup olmadığını bilmiyoruz, çünkü daha önceden Nükleer teknoloji kullanarak silah üreten ülkeler oldu. 3 örneğimiz var bu konuda: Hindistan, Pakistan ve İsrail. Bu üç ülke de Nükleer Silahların Yayılması ve Önlenmesi Anlaşması’na taraf değillerdi zaten. Hindistan ve Pakistan barışçıl diye nitelendirdikleri nükleer enerji programlarını kullarak nükleer silah ürettiler. İsrail’in bir nükleer enerji programı yok fakat İsrail hiçbir zaman nükleer silah sahibi olduğunu onaylamıyor veya reddetmiyor. Fakat birçok uzman tarafından 200 civarında nükleer silahı olduğu sanılıyor. Şu anda sadece ABD değil –en yoğun söylemi ABD yaratmakla beraber- İngiltere ve Fransa da İran’ın nükleer silah üretiyor olabileceği ihtimali üzerinde duruyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ise ABD ve AB Üçlüsü’nün (İngiltere, Fransa, Almanya) baskısı altında İran’la ilgili birçok rapor hazırlamanın yanı sıra birçok toplantı da yaptı. Bu çalışmaların sonucunda İran’ın Güvenlik Konseyi’ne sevkedilmesine karar verildi.

Bu görüşmelere İran’dan bir temsilci de katıldı mı?

Paul Horsman: Katılıyor, ama İran, ülkesinde inceleme yapılması konusunda söylemini yineliyor; nükleer enerji üretmenin hakkı olduğunu ve bunu durdurmayacağını söylüyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA), bir süre için nükleer enerji çalışmalarını durdurmasını istemiş ama İran aynı cevabını yinelemişti.İran bütün bu toplantılara katılıyor ve bunun öncesinde AB üçlüsüyle İran arasında müzakereler sürüyordu. AB üçlüsünün tekliflerinden birisi de çeşitli ekonomik yardımlar karşılığında İran’ın nükleer enerji çalışmalarından vazgeçmesidir. Bu tip şeyler oldu bu anlaşmalar olduktan sonra bu noktaya gelindi.

Ne zaman başladı peki ekonomik baskılar?

Paul Horsman: Bu konuda İran üzerinde baskılar çok hızlı ilerledi. Özellikle son 1,5 yıla bakıyoruz, 2005’in başında başladığını söyleyebiliriz ve birçok insan, konunun Irak’la çok yoğun benzerlik gösterdiğini düşündü. Greenpeace’in de konuyla ilgilenmesinin nedenlerinden birisidir. Biz tamamen Irak savaşına da karşıydık -her tür savaşa karşıyız zaten- ve daha önce gördük ki ABD’nin şu anda söyledikleri 2003 öncesinde Irak’a girmeden önce söyledikleriyle tamamen aynı. Greenpeace bu konuda endişeli, biz silahla müdahalenin herhangi bir politik soruna çözüm olabileceğini düşünmüyoruz, nükleer enerji konusundaki herhangi bir soruna da silahla müdahale çözüm olamaz.

Ortadoğu’da tansiyon hızla yükseliyor Greenpeace’in bu konudaki öncelikleri nelerdir?

Paul Horsman: Bu durumla ilgili bizim birkaç tane sorunumuz var; öncelikle Nükleer Silahların Yayılması Önlenmesi Anlaşması’nda büyük bir eksik nokta var, bu da nükleer enerji konusu. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması, ülkelerin nükleer enerji üretmesine izin veriyor. Bu bir delik ve bu deliği kullanan biraz önce bahsettiğimiz başka ülkeler de oldu, bu deliğin kapatılması gerekiyor. Bunun dışında  Nükleer Silahların Yayılması Önlenmesi Anlaşması bu tip problemlerin çözümü için küresel bir konvansiyonsa; devletlerin üzerinde uzlaştığı bir anlaşmaysa; bugün İran ve ABD’nin konuşmaması bu problemi çözmek için uygun bir yol mudur? ABD ve İran kesinlikle birbirleriyle konuşmuyorlar.

Temsilciler aracılığıyla bile mi?

Paul Horsman: İran ve ABD oturup “Bu konuda ne yapabiliriz?” diye konuşmadılar. Ve bir diğer üçüncü soru nükleer silah üretmek çok zaman alan bir şey ve her türlü bağımsız analize göre (hatta ABD’deki Savunma Analiz Merkezi’nin analizine göre) İran nükleer silah üretmekten 3 ila 10 yıl uzak yani en az 3 yıl nükleer silah üretemeyeceği ortada. Öyleyse neden taraflar birbirlerini bu kadar hızlı bir çatışma ortamına çekiyorlar. Diplomasi için hala zaman var, müzakereler için hala zaman var. İnanıyoruz ki büyük politik sorunları müzakerelerle çözmek mümkün. Hala vaktimiz varken neden bu yol kullanılmıyor da hızlıca bir çatışma ortamına girmek isteniyor.

Peki ABD neden böyle bir yol izliyor?

Paul Horsman: Bu doğru bir soru ama oval ofiste oturmayan birisi için cevaplanması neredeyse imkansız. Şu anda yapılanlara baktığımız zaman sadece ABD değil Avrupa için de yapılanın en iyi ihtimalle ikiyüzlülük olduğunu söyleyebiliriz. Nükleer silah üretmiş olan bir Sırbistan’a ya da İsrail’e yaklaşımları böyle değil. Bunun nedenine bakacak olursak sorunun tahmini olarak, doğal kaynakların özellikle petrolün kontrolü olduğu düşünülebilir veya tarihi problemler açısından da bakılabilir, çünkü Tahran’daki ABD Büyükelçiliği'ne saldırıldığından beri ABD ve İran konuşmuyorlar. Bu konunun böyle bir geçmişi de var.  Bunun tabi ki değişmesi gerekli yani bu konunun sebepleri konusunda yapılmış çeşitli analizlerin dışında açık olan bir şey var ki bunlarla başa çıkmak için bu yöntem doğru bir yöntem değil. İki tarafta da nükleer veya konvansiyel olarak çok fazla silah var. Bu nedenle böyle bir yolu tercih etmek yerine, medeni bir şekilde müzakere süreçlerine devam etmek gerekiyor.  Aslında üzerinde durulması gereken nokta da bu.

Öyle ama sanki ABD müzakerelere pek istekli görünmüyor bu konuya ben kendi adıma iyimser yaklaşamıyorum. Ortada bir sürü komplo teorisi dolaşıyor.

Paul Horsman: Şu anda çok farklı bir gündemle çalışan bir hükümet olduğu ortada ABD’de. Şu anda ABD hükümeti, ülkeyi dünyanın geri kalanından  izole etmeye çalışıyor. Bunu 1.Dünya Savaşı sonrasında da yaptılar. ABD iklim değişikliği gibi çeşitli konvansiyonlardan ayrılmaya, uluslararası yönetişimin dışında durmaya çalışıyor. Herhangi bir uluslararası anlaşmaya taraf olmamaya çalışıyor. Mesela Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ni kabul etmediler. Birçok komplo teorisi olduğu doğru fakat bu komplo teorilerinin dışında da kesinlikle doğru alan şey şu ki, güvenliği arttırmak için yeterli değil bu. İnsan Hakları, İklim değişikliği gibi gerçek sorunları kendinizi izole ederek çözemezsiniz. ABD’nin yaptığı kötü bir şey var; Avustralya gibi izole olmaya müsait diğer devletler de kendi yollarından gitmeyi tercih ediyorlar. Mesela Avustralya da iklim değişikliği ile ilgili Kyoto Protokolü’nü imzalamadı. Çevrede bu kadar fazla silah varken, kendisi nükleer silah sahibi olmadığı halde, ABD’nin nükleer silah yerleştirdiği 6 tane ülke var. Bu da bütün uluslararası kurallara aykırı bir şey. NPT veya çeşitli uluslararası anlaşmalara göre nükleer silah sahibi olmayan ülkelere nükleer silah teknolojisi ve transferi yapılamayacağına göre, Avrupa’da silah bulunduran ABD’nin nükleer silahlarının topraklarında bulunmasına izin veren 6 tane ülke var. 90 adet bombayla Türkiye de bu ülkelerden biri.

Kamuoyunda İran sanki şu an nükleer silah üretebilir ya da üretmiş gibi bir inanış hakim.

Paul Horsman: Aslında uzunca bir süre İran’ın nükleer silah üretmiş olduğu da düşünüldü. Greenpeace ve bazı organizasyonların çalışmaları sayesinde İran’ın halen nükleer enerji üretim sürecinde olduğu yavaş yavaş kabul görmeye başladı.

Söylemi yaratan sadece ABD mi, yoksa Avrupa da var mı?

Paul Horsman: Ortaya çıkmasında ABD’nin etkili olduğu söylenebilir. İlk olarak AB Üçlüsü bu konuya girmemişti, dahil olmaları biraz daha zaman aldı, ama yine de bu söylem başlamıştı.

Bu soru çok saçma görülebilir ama NPT’nin ortadan kalkması gerektiğine inanıyor musunuz?

Paul Horsman: NPT şu anda elimizde olan tek küresel girişim. Tamam, çok iyi olmadığını kabul ediyoruz ama elimizde olan tek şey bu. Asıl yapılması gereken, onu güçlendirmek ve deliklerini kapatmak. Biz buna inanıyoruz ama ABD şu anda NPT’yi zayıflatmak için çabalıyor. ABD’nin NPT’yi nasıl görmezden geldiğinin çok önemli örneklerinden birisi Bush’un Hindistan ziyaretidir. Bu ziyaret sırasında Hindistan’ın nükleer programının desteklenmesi için anlaşma imzaladılar. Nükleer silah üretmiş bir ülkeye bu konuda yardım yapılması ABD’nin kendi yasalarının yanı sıra NPT’nin ruhuna da tamamen aykırı. Bizim tahminimizce ABD’nin yapmaya çalıştığı şey NPT’deki deliği büyütmek.

Nükleer silahsızlanma için NPT’yi güçlendirmenin yanı sıra yapılacak bir şey daha var; dünya üzerindeki çeşitli bölgelerin kendi güvenliklerini ön plana çıkarmaları. Küresel değişimin yanı sıra dünya üzerindeki çeşitli bölgelerin mesela Ortadoğu’nun kendi içersinde nükleer silahlardan arındırılması için bir çalışma yapılması gerekiyor.

Latin Amerika Ülkeleri arasında böyle bir anlaşma var. Bu tür anlaşmalar bölgesel güvenliği arttırmanın yanı sıra bölgeye karşı yapılabilecek bir nükleer saldırıyı da durduruyor. Bu anlaşmalar sayesinde çeşitli ülkeler daha yakın ilişkilere girebiliyor. Kültürel olarak benzerliği olan ülkeler olmaları da gerekmiyor, bir bölge olarak anılması yeterli. Mesele sadece Ortadoğu değil biz Ortadoğu’da nükleer silahtan arındırılmış bir bölgeyi savunurken aynı zamanda Avrupa’da da benzer bir bölgenin kurulması için çaba harcıyoruz. NATO kapsamında Avrupa’da bulunan ABD’ye ait nükleer silahlarla ilgili kampanyamız da bunun bir parçası. Hem Avrupa’nın nükleer silahlardan arındırılması hem Ortadoğu’nun nükleer silahlardan arındırılması için çabalıyoruz. Şu anda Güney Yarımküre’de nükleer silah sahibi olan ülke yok. Yapmak istediğimiz tamamen nükleer silahlardan arındırılmış bölgeleri korumak ve nükleer silahların bulunduğu bölgeleri azaltmak. Nükleer silahlara sahip olan bölgeler arındırılmış bölgelerde herhangi bir şekilde bu silahları kullanamayacakları için nükleer gücün etkisizleştirilmesi söz konusu olacak. Güney Yarımküre’nin tamamen arındırılmış olması Kuzey Yarımküre’deki çeşitli bölgeler üzerinde yoğunlaşılmasını  önemli kılıyor. Ortadoğu şu anda çok açık bir örnek aynı zamanda Avrupa’nın da nükleer cephanelik olarak büyük önemi var.

Ortadoğu yıllardır iç çatışmaların yaşandığı bir bölge, karışıklık yıllardır sürüyor aslında çözümsüzlüğü açısından fıkralara konu olan ve maalesef çözümsüzlüğü kanıksanmış bir sorun yumağı görünümünde. Sizce bu konu için nasıl bir başlangıç gerekiyor?

Paul Horsman: Son zamanlarda yaşanan problemlerin önceliğinin petrol kaynaklarının paylaşılması konusunda olduğunu görebiliyoruz. Tabi ki İsrail ve Filistin arasındaki sorun tamamen farklı, topraklarının kimin anavatanı olduğu tartışılıyor. İsrail şu anda Ortadoğu’da nükleer silahlara sahip olduğu bilinen tek ülke.Ortadoğu’nun nükleer silahlardan arındırılmasından söz ederken İsrail’in de nükleer silahlardan arındırılmasından söz ediyoruz. Bugüne kadar birçok ülke nükleer silahlardan arındırılmış bir Ortadoğu projesini destekledi, bunların arasında İran ve Mısır’da var. Biz şöyle düşünüyoruz eğer bu bölgede belli sayıda ülke bir araya gelir ve nükleer silahları kesinlikle bölgelerinde istemediklerini söylerse bu diğer ülkeleri de yanlarına çekmek için büyük bir fırsat olacaktır. Aynı zamanda barış süreci gibi birçok konuda tartışma ve çatışmaların sürdüğü bir ortamda, konulardan birinden bahsetme imkanı ve konulardan birinin çözümü, diğer çatışma ve sorunların da çözülmesinde önemli bir adım olacaktır.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının tüm çalışmalarında Greenpeace’de yanındaydı. Bu tartışmanın yönünü değiştirmesi için çalışıyoruz. Basınla görüşerek bu tartışmanın nasıl bir yöne gittiği konusunda fikirlerimizi söylüyoruz.

Öncelikle biz nükleer silah sahibi olan bütün ülkelerin silahlarını azaltmasını ve zaman içinde tamamen yok etmesini istiyoruz, nükleer silahları olan devletlerle ilgili kampanyalarımız sürüyor. Nükleer silah üretmek isteyen ülkelere de nükleer silah sahibi olmamalarını tavsiye ediyoruz. Mesela İran, Hindistan veya İsrail de bu kategoriye giriyor.

Üçüncüsü ise bizim nükleer enerjiye de karşı olan bir organizasyonumuz var. Nükleer enerjinin çeşitli aşamalarda  ekonomik olarak çok zarar vermesinin yanı sıra nükleer enerji  özellikle Ortadoğu gibi bir bölgede herhangi bir askeri veya terörist saldırıya karşı çok açık.

Bunun dışında nükleer enerjinin büyük kaza riskleri de var. Çernobil’in 20. yılını doldurduğu şu günlerde bu konuyu hatırlamak ve vurgulamak önemli çünkü nükleer bir kazanın çevre için yaratacağı sonuçlar kabul edilemez olacaktır. Bunun yerine gerçek barışçıl enerjiyi, rüzgar, güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmak gerekiyor.

Nükleer enerji, taraftarlarının iddia ettiği gibi ucuz mu gerçekten?

Paul Horsman: Ucuz değil, güvenli ve temiz de değil. Ucuzluk konusunda şöyle bir sorun var; nükleer enerjinin daha ucuz olduğunu iddia edenler, üretim sürecinin birçok aşamasını ve atıkların muhafazası ile ilgili uygulamaların maliyetlerini görmezden geliyorlar. Hatta son zamanlarda yapılan tüm bağımsız analizler gösteriyor ki, özellikle rüzgar, nükleer enerjiyle aynı seviyede ucuzluk bakımından ve belli bölgelerde rüzgarın doğalgaz ve kömürle bile aynı düzeyde paraya malolduğu görülüyor. Bunun dışında son olarak kaza veya askeri hedef olma riskinin nelere mal olacağını hesaplamıyorlar ucuzluğunu iddia edenler. Nükleer enerji aslında eski bir teknoloji, 20. yüzyılın teknolojisi ve 20. yüzyılda bırakılması gerekiyor. Yüzyılımızın enerjisi, yenilenebilir enerji kaynaklarıdır. 1960’larda zirvesini gördükten sonra sürekli inişte, yani nükleerin son çırpınışları pazara dönmek için çünkü son zamanlarda tamamen yok olmuştu. Nükleer enerjinin gittikçe değerini yitirdiğini görmek için sadece Avrupa’ya bakmak yeterli, çünkü Avrupa Birliği’nin 2020 yılına kadar elektrik enerjisinin yüzde 20’sini tamamen yenilenebilir enerjiden elde etmek hedefi var. Danimarka çok daha ilginç bir örnek. Danimarka 2030 yılına kadar elektrik enerjisinin % 50’sini yenilenebilir enerjiden elde etmek istiyor. Çok spesifik olarak üzerinde durulmadı ama atıklar çevreyi çok fazla kirletiyor ve atıkla başa çıkılamıyor, ayrıca iklim değişikliği için çözüm değil, uranyum madeninin çıkartılması sürecinde bile çevre kirliliğine sebep oluyor. Yani üretim aşamasındaki ucuzluğun hiçbir önemi yok, nükleer atıkları yok etmek diye bir şey söz konusu değildir. Saklama yöntemlerinin ise hiçbirisi güvenli değil. Dünyanın hiçbir yerinde atıklarla başa çıkılamıyor.

Uluslararası bir organizasyon olarak yapmaya çalıştığımız farklı ülkelerin sadece nükleer silahlar için değil çeşitli konularda bir araya gelip beraber hareket etmesini sağlamak. En acil konulardan birisi de Kyoto Protokolü, çünkü ülkeler sera gazı emisyonlarını azaltmazlarsa önümüzdeki 20 yıl içinde iklim değişikliği veya sıcaklık artışı insanlık tarihinde görülmüş en büyük değişiklikleri gösterecek. Bunun dışında mesela Ortadoğu’da birçok ülke bütün ekonomilerini petrol ihracatına bağlamış durumdalar bu ülkeler petrol gibi sera gazı emisyonuna neden olabilecek fosil yakıtlar dışında güneş çok önemli bir enerji kaynağının üzerinde oturuyorlar ama yine de diğerini kullanmakta ısrar ediyorlar. Şu anda uluslararası o şekilde olmasıyla da ilgili bir şey bu bütün ülkelerin Kyoto Protokolü ve sera gazı emisyonları konusunda birlikte hareket etmeleri gerekiyor. Bu yüzden ABD’nin kendini izole etmesi kesinlikle bir çözüm değil bu süreçiçersinde herhangibir probleme uluslararası bir çözüm getirmiyor.

Son olarak Greenpeace bu konuda gerçekten tünelin sonunda bir ışık görüyor mu?

Paul Horsman: Greenpeace bu tür konularda çalışan birçok organizasyondan biri ve diğerlerine de Greenpeace’e de baktığımız zaman elimizden geleni yapmaya çalışan bir avuç insanız sadece ama savaşı biz kazanmayacağız, savaş ancak bize katılan insanlarla birlikte kazanılabilir. Önemli olan yapılanların kamuoyunda nasıl yankı bulduğu. Evet tünelin sonunda ışık görüyorum çünkü sorgulayan insanların her geçen gün arttığını görüyorum. Söz konusu olan sadece nükleer silahlara sahip olup olmamak değil aynı zamanda hayatlarını nasıl sürdürdükleri konusu. İnsanlar sürdürülebilir bir yaşama doğru ilerlemek istiyorlar. Ve bunun için tüketim alışkanlıklarını değiştirmeleri gerekiyor,

Çernobil Faciasının 20.Yıldönümü

Çernobil kazası hakkında 5000 civarında tıbbi araştırma yayınlandı. Kazadan sonra bölgede kanser oranı 20 kat, doğumsal bozukluklarla doğan bebek oranı 2.5 kat, tüberküloz hastalığına yakalananların sıklığı ise 10 kat arttı.

hayata bakışlarını değiştirmeleri gerekiyor ve bunu bir an önce yapmaya başlamaları gerekiyor. Unutulmaması gereken bir şey var şu anda dünyada 6 milyon insan yaşıyor ve bunların 1 milyarı bütün tüketimi yaparken 5 milyar insan yeterli yiyecek veya kaynaklara sahip değil. Bu sürdürülebilir yaşam değil, bunun bir an önce değişmesi gerekiyor bu konuyu sorgulayabilen farklı insanların oluşu bende bunu değiştirebileceğimize dair umut doğuruyor.

Haber: İlkay Cam

Fotoğraflar: Erdal Taşık

 

 

Sinop Nükleer Santrali

Nükleer Enerji Nasıl Üretiliyor?

Nükleer Enerji Kazaları

Nükleer Enerji Daha Ucuz Mu?

Çernobil Faciasının 20.Yıldönümü

HABERLER

 

 

Bu Bir Bilim Kurgu Filmi Değil! Tarihi Değerler Dökülüyor!


Televizyon, Kadim Mitolojiler ve Aydınlanma


Avrupa Birliği Sürecinde Türkiye: Kültür


Öğretmeye Cüret Eden Kişi, Öğrenmeyi Asla Bırakmamalıdır


Ney Yolculuğu


İstanbul’da Saklı Bir Cennet: ZEYREK


Şeker mi, Tatlandırıcı mı?


Horlama Sorun Olmaktan Çıkıyor


Bir Zamanlar Normaldik


Nisan Yagmurlari


Bir Mekân: Lounge & Kitchen


Nisan Kitapları

 

KOSE YAZARLARI

Çiğdem Aksoy

Korku, Korkulanı Gerçekleştirir


Rüya Yüksel

Kendi korku ve endişeleri içinde kaybolmuş anne ve babalar, çocuklarınız neredeler? Sorun nerede?


Meltem Bingöl

Siyah - Beyaz


Haluk Tunç İlker

Mandallarda Asılı Anılar


Sibel Tugal

Ne Güzeldir Çocuk Olmak


Uzay Gökerman

Entropi


Mahmut Şaylıkay

Siyahın Esmeri


Banu Kangal

Siz Hiç Havaalanında Kayboldunuz Mu?


Asu Sanem Kaya

Anne Olmayı Öğreniyorum 


Gürhan Faik Yeğit

K'nın Öyküsü


Ü.Gülsüm Bülbül

Yuvama İndigo Bir Çocuk Geldi

 


AnasayfaKurumsal | Reklam | Connect | Blog | Arşiv | Arama | İstatistikler | Bağlantılar | Röportajlar | Galeriler | Videolar

Gündem | Dünya | İnsan | Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim | Astroloji | İndigo | İndigonun Sesi

2005-2010 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi’nden kopyaladığınız her yazı için mutlaka yazı linki kaynak olarak gösterilmelidir.

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Künye | İçerik Politikası | Reklam | Telif ve Kopyalama Hakkı | Abonelik