|
Haber:
İlkay Cam
Fotoğraflar: Erdal Taşık
Nükleer Silahsızlanma Dosyası
Greenpeace, 1971 yılında
nükleer silah denemelerine karşı kurulmuş bir organizasyon.
Geçtiğimiz 35 yıl içinde nükleer silah denemelerine karşı birçok
kampanya yürütüldü ve bu konuda kapsamlı bir anlaşmanın
yürürlüğe girmesi ve bütün dünyada nükleer silahların
azaltılması için çaba harcandı.
Çernobil Kazası’nın acıyla
anıldığı bu günlerde Greenpeace Nükleer Silahsızlanma Akdeniz
Bölge Sorumlusu Paul Horsman ile nükleer silahlar ve dünya
hakkında konuştuk. İnanıyorum ki iki yıl sonra artık bu
konulardan söz etmeyeceğiz. Sevinç ve coşkuyla, çözümsüz gibi
görünen Ortadoğu Sorununun daha 20’li yaşlarında olan “O”
gençler tarafından nasıl da mucizevi bir biçimde çözüldüğünü
konuşuyor olacağız.
Nükleer
Silahlar on yıllardır tartışılıyor, değişen nedir?
Paul
Horsman: Günümüzde
dünyanın hali Soğuk Savaş döneminden çok farklı, Berlin Duvarı
yıkıldıktan sonra artık Doğu–Batı diye ayrılmış iki blok yok,
çok farklı şeyler tartışılıyor, bunların arasında terörist
saldırı ihtimalleri ve bütün dünyadaki ulusal güvenlik sorunları
öne çıkıyor.
Soğuk savaş bitmesine rağmen
dünyada nükleer silah tehlikesi azalmadı, hatta arttı.. Soğuk
Savaş Dönemi’nde hükümetlerde şöyle bir yaklaşım vardı: Nükleer
Silahlar ancak kendilerine bir saldırı yapıldığı taktirde
kullanılacak; ama bir saldırı gelmezse saldırılmayacak. Ancak şu
anda daha kullanılabilir bir şekilde düşünülüyor. Herhangi bir
konvansiyonel savaş esnasında nükleer silah kullanabilme
ihtimali üzerinde duruluyor. Bunun düşünülmesi bile korkunç.
İngiltere, Fransa, ABD gibi nükleer silah sahibi devletler
silahları kullanabilmek için politikalarını bir şekilde
değiştiriyorlar.
Olumlu
bir gelişme yok mu peki?
Paul Horsman:
Şu anda 1968 yılında
imzaya açılan bir anlaşma var. Uluslararası küresel rejimin bu
olması gerekiyor aslında. Uluslararası Nükleer Silahların
Yayılması-Önlenmesi Anlaşması kısa adıyla NPT* (Treaty on the
Non-proliferation of Nuclear Weapons); bundaki amaç dünyadaki
bütün nükleer silahlardan kurtulmaktır. Anlaşma imzalandığı
sırada 5 tane nükleer silah sahibi devlet vardı; İngiltere, ABD,
Rusya, Fransa, Çin. Bunlar aynı zamanda BM Güvenlik Konseyinin 5
daimi üyesidir. Ve anlaşmaya üye 180’in üzerinde devlet var. Bu
anlaşmaya göre nükleer silah sahibi olan 5 devlet, nükleer
silahlarını azaltacaklar, bunun karşılığında nükleer silah
sahibi olmayan devletler de asla nükleer silah yapma yoluna
gitmeyeceklerdi. Bu küresel rejim şu anda çalışmıyor maalesef
ama onun dışında ne olduğuna bakacak olursak bugün dünyada
nükleer silah konusunda sorun çıkabilecek iki sıcak nokta
olduğunu tanımlayabiliyoruz: Bunlardan birisi Kuzey Kore diğeri
İran ve Ortadoğu. Kuzey Kore’de şu anda 6 devletin içinde
bulunduğu bir grup zaten anlaşma yolunda düzenli görüşmeler
yapıyor, yani oradaki müzakere süreci henüz tıkanmadı. İran’da
ise tartışmanın çok daha fazla ısındığını ve yükseldiğini
görüyoruz. Greenpeace olarak geçtiğimiz yıl bu sebeple İran’a
gittik, insanlarla görüşmek ve durumu anlayabilmek için ve şu
anda da İran ile ABD ve diğer batı ülkeleri arasında tansiyonun
düşürülmesine çalışıyoruz.
İlkay: Greenpeace, İran konusu
dünya kamuoyunda patlamadan çok önce olabilecekler konusunda
sesini duyurmaya çalışıyordu ama bazı şeyler bir türlü
engellenemiyor nedense. Bu konuyu basit bir dille benim gibi
politikadan çok da anlamayan insanların anlayabileceği bir dille
özetleyebilir misiniz?
Paul Horsman:
İran konusunda özellikle
bahsetmemiz gereken konu şu ki, İran NPT’ye üye, yani bu anlaşma
gereğince İran nükleer silah üretmeme taahhüdünde bulunmuş.
NPT’nin çok büyük bir sorunu
var çünkü NPT, nükleer enerjiye olanak sağlıyor ve bu “barışçıl
enerji üretimi” diye değerlendiriliyor. İran da haklı olarak
barışçıl amaçlarla nükleer enerji üretmenin hakkı olduğunu,
nükleer silah üretmediği sürece müdahale edilemeyeceğini
savunuyor. Gündemde olan söylemlerden birisi de İran’ın
uluslararası haklarını uyguladığı ve bu hakları uygulayan 30-40
tane devlet var: Brezilya, Almanya, Japonya da nükleer enerji
üretiyor yani İran’ın onlardan bir farkı yok. Problem ise Batı
tarafından İran’ın nükleer silah yapıyormuş gibi algılanması
çünkü İran 18 yıl boyunca nükleer bir teknoloji geliştirmekte
olduğunu saklı tuttu. Bu da dışarıdan problem olarak görülüyor.
İran ise buna cevaben 18 yıldır zaten ambargo altında olduğunu
söylüyor. İran diyor ki “Biz bunu ancak gizlice yapabilirdik,
zaten uluslararası pazarlara açılamıyorduk”. Fakat o dönemden bu
yana İran nükleer enerji üretmeye çalıştığı yerleri denetime
açtı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (NPT’nin yürürlükte olup
olmadığını kontrol etmekle yükümlü Birleşmiş Milletler’in
organıdır) çeşitli müfettişler yollayarak santralleri kontrol
edebiliyordu.
NPT, 18 yıl
boyunca İran’ın yaptıklarından haberdar mıydı?
Paul Horsman:
Değildi. Şöyle bir konu
var, nükleer enerji ürettiğini senin söylemen gerekiyor. İran
bunu söylemediği için Uluslararası Atom Ajansı İran’la
ilgilenmiyordu.
Greenpeace İran’ın
sadece nükleer enerji ürettiğine, silah üretmediğine inanıyor
mu?
Paul
Horsman:
Açıkça söylenmesi gereken şey
İran’ın nükleer silah üretme peşinde olup olmadığını bilmiyoruz,
çünkü daha önceden Nükleer teknoloji kullanarak silah üreten
ülkeler oldu. 3 örneğimiz var bu konuda: Hindistan, Pakistan ve
İsrail. Bu üç ülke de Nükleer Silahların Yayılması ve Önlenmesi
Anlaşması’na taraf değillerdi zaten. Hindistan ve Pakistan
barışçıl diye nitelendirdikleri nükleer enerji programlarını
kullarak nükleer silah ürettiler. İsrail’in bir nükleer enerji
programı yok fakat İsrail hiçbir zaman nükleer silah sahibi
olduğunu onaylamıyor veya reddetmiyor. Fakat birçok uzman
tarafından 200 civarında nükleer silahı olduğu sanılıyor. Şu
anda sadece ABD değil –en yoğun söylemi ABD yaratmakla
beraber- İngiltere ve Fransa da İran’ın nükleer silah üretiyor
olabileceği ihtimali üzerinde duruyor.
Uluslararası Atom Enerjisi
Ajansı ise ABD ve AB Üçlüsü’nün (İngiltere, Fransa, Almanya)
baskısı altında İran’la ilgili birçok rapor hazırlamanın yanı
sıra birçok toplantı da yaptı. Bu çalışmaların sonucunda İran’ın
Güvenlik Konseyi’ne sevkedilmesine karar verildi.
Bu görüşmelere
İran’dan bir temsilci de katıldı mı?
Paul
Horsman:
Katılıyor, ama İran,
ülkesinde inceleme yapılması konusunda söylemini yineliyor;
nükleer enerji üretmenin hakkı olduğunu ve bunu durdurmayacağını
söylüyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA), bir süre
için nükleer enerji çalışmalarını durdurmasını istemiş ama İran
aynı cevabını yinelemişti.İran bütün bu toplantılara katılıyor
ve bunun öncesinde AB üçlüsüyle İran arasında müzakereler
sürüyordu. AB üçlüsünün tekliflerinden birisi de çeşitli
ekonomik yardımlar karşılığında İran’ın nükleer enerji
çalışmalarından vazgeçmesidir. Bu tip şeyler oldu bu anlaşmalar
olduktan sonra bu noktaya gelindi.
Ne zaman başladı
peki ekonomik baskılar?
Paul Horsman:
Bu konuda İran üzerinde
baskılar çok hızlı ilerledi. Özellikle son 1,5 yıla bakıyoruz,
2005’in başında başladığını söyleyebiliriz ve birçok insan,
konunun Irak’la çok yoğun benzerlik gösterdiğini düşündü.
Greenpeace’in de konuyla ilgilenmesinin nedenlerinden birisidir.
Biz tamamen Irak savaşına da karşıydık -her tür savaşa karşıyız
zaten- ve daha önce gördük ki ABD’nin şu anda söyledikleri 2003
öncesinde Irak’a girmeden önce söyledikleriyle tamamen aynı.
Greenpeace bu konuda endişeli, biz silahla müdahalenin herhangi
bir politik soruna çözüm olabileceğini düşünmüyoruz, nükleer
enerji konusundaki herhangi bir soruna da silahla müdahale çözüm
olamaz.
Ortadoğu’da tansiyon hızla
yükseliyor Greenpeace’in bu konudaki öncelikleri nelerdir?
Paul
Horsman:
Bu durumla ilgili bizim
birkaç tane sorunumuz var; öncelikle Nükleer Silahların
Yayılması Önlenmesi Anlaşması’nda büyük bir eksik nokta var, bu
da nükleer enerji konusu. Nükleer Silahların Yayılmasının
Önlenmesi Anlaşması, ülkelerin nükleer enerji üretmesine izin
veriyor. Bu bir delik ve bu deliği kullanan biraz önce
bahsettiğimiz başka ülkeler de oldu, bu deliğin kapatılması
gerekiyor. Bunun dışında Nükleer Silahların Yayılması Önlenmesi
Anlaşması bu tip problemlerin çözümü için küresel bir
konvansiyonsa; devletlerin üzerinde uzlaştığı bir anlaşmaysa;
bugün İran ve ABD’nin konuşmaması bu problemi çözmek için uygun
bir yol mudur? ABD ve İran kesinlikle birbirleriyle
konuşmuyorlar.
Temsilciler
aracılığıyla bile mi?
Paul Horsman:
İran ve ABD oturup “Bu
konuda ne yapabiliriz?” diye konuşmadılar. Ve bir diğer üçüncü
soru nükleer silah üretmek çok zaman alan bir şey ve her türlü
bağımsız analize göre (hatta ABD’deki Savunma Analiz Merkezi’nin
analizine göre) İran nükleer silah üretmekten 3 ila 10 yıl uzak
yani en az 3 yıl nükleer silah üretemeyeceği ortada. Öyleyse
neden taraflar birbirlerini bu kadar hızlı bir çatışma ortamına
çekiyorlar. Diplomasi için hala zaman var, müzakereler için hala
zaman var. İnanıyoruz ki büyük politik sorunları müzakerelerle
çözmek mümkün. Hala vaktimiz varken neden bu yol kullanılmıyor
da hızlıca bir çatışma ortamına girmek isteniyor.
Peki
ABD neden böyle bir yol izliyor?
Paul Horsman:
Bu doğru bir soru ama
oval ofiste oturmayan birisi için cevaplanması neredeyse
imkansız. Şu anda yapılanlara baktığımız zaman sadece ABD değil
Avrupa için de yapılanın en iyi ihtimalle ikiyüzlülük olduğunu
söyleyebiliriz. Nükleer silah üretmiş olan bir Sırbistan’a ya da
İsrail’e yaklaşımları böyle değil. Bunun nedenine bakacak
olursak sorunun tahmini olarak, doğal kaynakların özellikle
petrolün kontrolü olduğu düşünülebilir veya tarihi problemler
açısından da bakılabilir, çünkü Tahran’daki ABD Büyükelçiliği'ne
saldırıldığından beri ABD ve İran konuşmuyorlar. Bu konunun
böyle bir geçmişi de var. Bunun tabi ki değişmesi gerekli yani
bu konunun sebepleri konusunda yapılmış çeşitli analizlerin
dışında açık olan bir şey var ki bunlarla başa çıkmak için bu
yöntem doğru bir yöntem değil. İki tarafta da nükleer veya
konvansiyel olarak çok fazla silah var. Bu nedenle böyle bir
yolu tercih etmek yerine, medeni bir şekilde müzakere
süreçlerine devam etmek gerekiyor. Aslında üzerinde durulması
gereken nokta da bu.
Öyle ama sanki ABD müzakerelere
pek istekli görünmüyor bu konuya
ben kendi adıma iyimser
yaklaşamıyorum. Ortada bir sürü komplo
teorisi dolaşıyor.
Paul
Horsman:
Şu anda çok farklı bir
gündemle çalışan bir hükümet olduğu ortada ABD’de. Şu anda ABD
hükümeti, ülkeyi dünyanın geri kalanından izole etmeye
çalışıyor. Bunu 1.Dünya Savaşı sonrasında da yaptılar. ABD iklim
değişikliği gibi çeşitli konvansiyonlardan ayrılmaya,
uluslararası yönetişimin dışında durmaya çalışıyor. Herhangi bir
uluslararası anlaşmaya taraf olmamaya çalışıyor. Mesela
Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ni kabul etmediler. Birçok
komplo teorisi olduğu doğru fakat bu komplo teorilerinin dışında
da kesinlikle doğru alan şey şu ki, güvenliği arttırmak için
yeterli değil bu. İnsan Hakları, İklim değişikliği gibi gerçek
sorunları kendinizi izole ederek çözemezsiniz. ABD’nin yaptığı
kötü bir şey var; Avustralya gibi izole olmaya müsait diğer
devletler de kendi yollarından gitmeyi tercih ediyorlar. Mesela
Avustralya da iklim değişikliği ile ilgili Kyoto Protokolü’nü
imzalamadı. Çevrede bu kadar fazla silah varken, kendisi nükleer
silah sahibi olmadığı halde, ABD’nin nükleer silah yerleştirdiği
6 tane ülke var. Bu da bütün uluslararası kurallara aykırı bir
şey. NPT veya çeşitli uluslararası anlaşmalara göre nükleer
silah sahibi olmayan ülkelere nükleer silah teknolojisi ve
transferi yapılamayacağına göre, Avrupa’da silah bulunduran
ABD’nin nükleer silahlarının topraklarında bulunmasına izin
veren 6 tane ülke var. 90 adet bombayla Türkiye de bu ülkelerden
biri.
Kamuoyunda İran sanki şu an
nükleer silah üretebilir ya da üretmiş gibi bir inanış hakim.
Paul Horsman:
Aslında uzunca bir süre
İran’ın nükleer silah üretmiş olduğu da düşünüldü. Greenpeace ve
bazı organizasyonların çalışmaları sayesinde İran’ın halen
nükleer enerji üretim sürecinde olduğu yavaş yavaş kabul görmeye
başladı.
Söylemi yaratan
sadece ABD mi, yoksa Avrupa da var mı?
Paul Horsman:
Ortaya çıkmasında ABD’nin
etkili olduğu söylenebilir. İlk olarak AB Üçlüsü bu konuya
girmemişti, dahil olmaları biraz daha zaman aldı, ama yine de bu
söylem başlamıştı.
Bu
soru çok saçma görülebilir ama NPT’nin ortadan kalkması
gerektiğine inanıyor musunuz?
Paul Horsman:
NPT şu anda elimizde olan
tek küresel girişim. Tamam, çok iyi olmadığını kabul ediyoruz
ama elimizde olan tek şey bu. Asıl yapılması gereken, onu
güçlendirmek ve deliklerini kapatmak. Biz buna inanıyoruz ama
ABD şu anda NPT’yi zayıflatmak için çabalıyor. ABD’nin NPT’yi
nasıl görmezden geldiğinin çok önemli örneklerinden birisi
Bush’un Hindistan ziyaretidir. Bu ziyaret sırasında Hindistan’ın
nükleer programının desteklenmesi için anlaşma imzaladılar.
Nükleer silah üretmiş bir ülkeye bu konuda yardım yapılması
ABD’nin kendi yasalarının yanı sıra NPT’nin ruhuna da tamamen
aykırı. Bizim tahminimizce ABD’nin yapmaya çalıştığı şey
NPT’deki deliği büyütmek.
Nükleer
silahsızlanma için
NPT’yi güçlendirmenin yanı sıra yapılacak bir şey daha var;
dünya üzerindeki çeşitli bölgelerin kendi güvenliklerini ön
plana çıkarmaları. Küresel değişimin yanı sıra dünya üzerindeki
çeşitli bölgelerin mesela Ortadoğu’nun kendi içersinde nükleer
silahlardan arındırılması için bir çalışma yapılması gerekiyor.
Latin
Amerika Ülkeleri arasında böyle bir anlaşma var. Bu tür
anlaşmalar bölgesel güvenliği arttırmanın yanı sıra bölgeye
karşı yapılabilecek bir nükleer saldırıyı da durduruyor. Bu
anlaşmalar sayesinde çeşitli ülkeler daha yakın ilişkilere
girebiliyor. Kültürel olarak benzerliği olan ülkeler olmaları da
gerekmiyor, bir bölge olarak anılması yeterli. Mesele sadece
Ortadoğu değil biz Ortadoğu’da nükleer silahtan arındırılmış bir
bölgeyi savunurken aynı zamanda Avrupa’da da benzer bir bölgenin
kurulması için çaba harcıyoruz. NATO kapsamında Avrupa’da
bulunan ABD’ye ait nükleer silahlarla ilgili kampanyamız da
bunun bir parçası. Hem Avrupa’nın nükleer silahlardan
arındırılması hem Ortadoğu’nun nükleer silahlardan arındırılması
için çabalıyoruz. Şu anda Güney Yarımküre’de nükleer silah
sahibi olan ülke yok. Yapmak istediğimiz tamamen nükleer
silahlardan arındırılmış bölgeleri korumak ve nükleer silahların
bulunduğu bölgeleri azaltmak. Nükleer silahlara sahip olan
bölgeler arındırılmış bölgelerde herhangi bir şekilde bu
silahları kullanamayacakları için nükleer gücün
etkisizleştirilmesi söz konusu olacak. Güney Yarımküre’nin
tamamen arındırılmış olması Kuzey Yarımküre’deki çeşitli
bölgeler üzerinde yoğunlaşılmasını önemli kılıyor. Ortadoğu şu
anda çok açık bir örnek aynı zamanda Avrupa’nın da nükleer
cephanelik olarak büyük önemi var.
Ortadoğu yıllardır iç
çatışmaların yaşandığı bir bölge, karışıklık yıllardır sürüyor
aslında çözümsüzlüğü açısından fıkralara konu olan ve maalesef
çözümsüzlüğü kanıksanmış bir sorun yumağı görünümünde. Sizce bu
konu için nasıl bir başlangıç gerekiyor?
Paul
Horsman:
Son zamanlarda yaşanan
problemlerin önceliğinin petrol kaynaklarının paylaşılması
konusunda olduğunu görebiliyoruz. Tabi ki İsrail ve Filistin
arasındaki sorun tamamen farklı, topraklarının kimin anavatanı
olduğu tartışılıyor. İsrail şu anda Ortadoğu’da nükleer
silahlara sahip olduğu bilinen tek ülke.Ortadoğu’nun nükleer
silahlardan arındırılmasından söz ederken İsrail’in de nükleer
silahlardan arındırılmasından söz ediyoruz. Bugüne kadar birçok
ülke nükleer silahlardan arındırılmış bir Ortadoğu projesini
destekledi, bunların arasında İran ve Mısır’da var. Biz şöyle
düşünüyoruz eğer bu bölgede belli sayıda ülke bir araya gelir ve
nükleer silahları kesinlikle bölgelerinde istemediklerini
söylerse bu diğer ülkeleri de yanlarına çekmek için büyük bir
fırsat olacaktır. Aynı zamanda barış süreci gibi birçok konuda
tartışma ve çatışmaların sürdüğü bir ortamda, konulardan
birinden bahsetme imkanı ve konulardan birinin çözümü, diğer
çatışma ve sorunların da çözülmesinde önemli bir adım olacaktır.
Uluslararası
Atom Enerjisi Ajansının tüm çalışmalarında Greenpeace’de
yanındaydı. Bu tartışmanın yönünü değiştirmesi için çalışıyoruz.
Basınla görüşerek bu tartışmanın nasıl bir yöne gittiği
konusunda fikirlerimizi söylüyoruz.
Öncelikle biz nükleer silah
sahibi olan bütün ülkelerin silahlarını azaltmasını ve zaman
içinde tamamen yok etmesini istiyoruz, nükleer silahları olan
devletlerle ilgili kampanyalarımız sürüyor. Nükleer silah
üretmek isteyen ülkelere de nükleer silah sahibi olmamalarını
tavsiye ediyoruz. Mesela İran, Hindistan veya İsrail de bu
kategoriye giriyor.
Üçüncüsü
ise bizim nükleer enerjiye de karşı olan bir organizasyonumuz
var. Nükleer enerjinin çeşitli aşamalarda ekonomik olarak çok
zarar vermesinin yanı sıra nükleer enerji özellikle Ortadoğu
gibi bir bölgede herhangi bir askeri veya terörist saldırıya
karşı çok açık.
Bunun dışında nükleer
enerjinin büyük kaza riskleri de var. Çernobil’in 20. yılını
doldurduğu şu günlerde bu konuyu hatırlamak ve vurgulamak önemli
çünkü nükleer bir kazanın çevre için yaratacağı sonuçlar kabul
edilemez olacaktır. Bunun yerine gerçek barışçıl enerjiyi,
rüzgar, güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmak
gerekiyor.
Nükleer
enerji, taraftarlarının iddia ettiği gibi ucuz mu gerçekten?
Paul Horsman:
Ucuz değil, güvenli ve
temiz de değil. Ucuzluk konusunda şöyle bir sorun var; nükleer
enerjinin daha ucuz olduğunu iddia edenler, üretim sürecinin
birçok aşamasını ve atıkların muhafazası ile ilgili
uygulamaların maliyetlerini görmezden geliyorlar. Hatta son
zamanlarda yapılan tüm bağımsız analizler gösteriyor ki,
özellikle rüzgar, nükleer enerjiyle aynı seviyede ucuzluk
bakımından ve belli bölgelerde rüzgarın doğalgaz ve kömürle bile
aynı düzeyde paraya malolduğu görülüyor. Bunun dışında son
olarak kaza veya askeri hedef olma riskinin nelere mal olacağını
hesaplamıyorlar ucuzluğunu iddia edenler. Nükleer enerji aslında
eski bir teknoloji, 20. yüzyılın teknolojisi ve 20. yüzyılda
bırakılması gerekiyor. Yüzyılımızın enerjisi, yenilenebilir
enerji kaynaklarıdır. 1960’larda zirvesini gördükten sonra
sürekli inişte, yani nükleerin son çırpınışları pazara dönmek
için çünkü son zamanlarda tamamen yok olmuştu. Nükleer enerjinin
gittikçe değerini yitirdiğini görmek için sadece Avrupa’ya
bakmak yeterli, çünkü Avrupa Birliği’nin 2020 yılına kadar
elektrik enerjisinin yüzde
20’sini
tamamen yenilenebilir enerjiden elde etmek hedefi var.
Danimarka çok daha ilginç bir örnek. Danimarka 2030 yılına kadar
elektrik enerjisinin % 50’sini yenilenebilir enerjiden elde
etmek istiyor. Çok spesifik olarak üzerinde durulmadı ama
atıklar çevreyi çok fazla kirletiyor ve atıkla başa çıkılamıyor,
ayrıca iklim değişikliği için çözüm değil, uranyum madeninin
çıkartılması sürecinde bile çevre kirliliğine sebep oluyor. Yani
üretim aşamasındaki ucuzluğun hiçbir önemi yok, nükleer atıkları
yok etmek diye bir şey söz konusu değildir. Saklama
yöntemlerinin ise hiçbirisi güvenli değil. Dünyanın hiçbir
yerinde atıklarla başa çıkılamıyor.
Uluslararası bir
organizasyon olarak yapmaya çalıştığımız farklı ülkelerin sadece
nükleer silahlar için değil çeşitli konularda bir araya gelip
beraber hareket etmesini sağlamak. En acil konulardan birisi de
Kyoto Protokolü, çünkü ülkeler sera gazı emisyonlarını
azaltmazlarsa önümüzdeki 20 yıl içinde iklim değişikliği veya
sıcaklık artışı insanlık tarihinde görülmüş en büyük
değişiklikleri gösterecek. Bunun dışında mesela Ortadoğu’da
birçok ülke bütün ekonomilerini petrol ihracatına bağlamış
durumdalar bu ülkeler petrol gibi sera gazı emisyonuna neden
olabilecek fosil yakıtlar dışında güneş çok önemli bir enerji
kaynağının üzerinde
oturuyorlar ama yine de diğerini kullanmakta ısrar ediyorlar. Şu
anda uluslararası o şekilde olmasıyla da ilgili bir şey bu bütün
ülkelerin Kyoto Protokolü ve sera gazı emisyonları konusunda
birlikte hareket etmeleri gerekiyor. Bu yüzden ABD’nin kendini
izole etmesi kesinlikle bir çözüm değil bu süreçiçersinde
herhangibir probleme uluslararası bir çözüm getirmiyor.
Son olarak
Greenpeace bu konuda gerçekten tünelin sonunda bir ışık görüyor
mu?
Paul Horsman:
Greenpeace bu tür
konularda çalışan birçok organizasyondan biri ve diğerlerine de
Greenpeace’e de baktığımız zaman elimizden geleni yapmaya
çalışan bir avuç insanız sadece ama savaşı biz kazanmayacağız,
savaş ancak bize katılan insanlarla birlikte kazanılabilir.
Önemli olan yapılanların kamuoyunda nasıl yankı bulduğu. Evet
tünelin sonunda ışık görüyorum çünkü sorgulayan insanların her
geçen gün arttığını görüyorum. Söz konusu olan sadece nükleer
silahlara sahip olup olmamak değil aynı zamanda hayatlarını
nasıl sürdürdükleri konusu. İnsanlar sürdürülebilir bir yaşama
doğru ilerlemek istiyorlar. Ve bunun için tüketim
alışkanlıklarını değiştirmeleri gerekiyor,
|
Çernobil Faciasının 20.Yıldönümü
Çernobil kazası
hakkında 5000 civarında tıbbi araştırma yayınlandı. Kazadan
sonra bölgede kanser oranı 20 kat, doğumsal bozukluklarla doğan
bebek oranı 2.5 kat, tüberküloz hastalığına yakalananların
sıklığı ise 10 kat arttı. |
hayata bakışlarını
değiştirmeleri gerekiyor ve bunu bir an önce yapmaya başlamaları
gerekiyor. Unutulmaması gereken bir şey var şu anda dünyada 6
milyon insan yaşıyor ve bunların 1 milyarı bütün tüketimi
yaparken 5 milyar insan yeterli yiyecek veya kaynaklara sahip
değil. Bu sürdürülebilir yaşam değil, bunun bir an önce
değişmesi gerekiyor bu konuyu sorgulayabilen farklı insanların
oluşu bende bunu değiştirebileceğimize dair umut doğuruyor.
Haber:
İlkay Cam
Fotoğraflar:
Erdal Taşık

Sinop Nükleer Santrali
Nükleer Enerji Nasıl
Üretiliyor?
Nükleer Enerji Kazaları
Nükleer Enerji Daha
Ucuz Mu?
Çernobil
Faciasının 20.Yıldönümü
|