Sayı 36|EYLÜL 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Biz De Çocuktuk

 

Funda Umut Pakkal

 

Geçenlerde Can Dündar’ın “Biz çocuktuk ve başardık” yazısını okuyunca, ister istemez kendi çocukluğumu düşündüm. Ve yazdıklarının birebir benimkiyle (herhalde bir çoğunuzla da) örtüştüğünü gördüm. Geçmişime dönüp, anılarımı düşündüğümde otuzlu yaşlardaki bizler için çocuk olmanın hem eğlenceli, hem kolay, hem de zor yanları olduğunu gördüm. En keyifli yanı, hafta sonu sokağa çıkıp yaşıtlarımızla oynayabilmemizdi. Öyle çocuk kaçırma, organ mafyası, fidye, taciz ve tecavüz korkusu olmadan hem de. Üstelik mahalleli de birbirine tutkun, meraklı, ilgili, aynı zamanda sahipleniciydi. İnsanların birbirine güvenleri vardı. Eğer aynı mahallede oturuyorsan o kişiye güvenebilirdin ve hatta ona bir çok konuda danışabilirdin. Küçükken sokağımızda kaybolan bir çocuk için tüm mahallelinin (abartısız söylüyorum konu komşu çoluk çocuk esnafıyla birlikte) aradıklarını şahit olmuştum. Şu anda böyle bir şey olsa insanlara ölü toprağı gibi serilen, “boş vermişlik, adam sendecilik, bananecilik” edasıyla yalnızca bakmakla yetineceklerini, bırakın sahiplenmeyi ve göz kulak olmayı, boş boş gözlerle, ilgisizce etraflarına bakmayı sürdüreceklerine eminim.

 

Eskiden insanların camdan bakması, kapı önüne çıkıp, komşusuyla laflaması, bakkalda karşılaşınca sohbet etmesi olağan şeylerdi. Artık kimse kimseyi tanımıyor; klasik komşuluk ilişkileri yok ve o yüzden eve 15 dakika geç gelince çocuğunuzu karşılayacak bir Ayşe teyze de olmuyor haliyle. Hatırlıyorum da; sabah annem bizi okula gönderirken “Çocuklar ben çarşıya gideceğim; eğer geç kalırsam, Fatoş teyzenize gidersiniz olur mu?” der. Biz de bu sözleri duyunca bilirdik ki, Fatoş teyze de bizim ihtiyaçlarımızı annemiz kadar karşılayabilir. Gidince önlüğümüzü çıkarır (eskiden önlüğün altına elbise giyerdik), banyoya sokar, hazırladığı yemekleri yedirirdi. Günümüzde bu ilişkiler kalmayınca, yerine daha yapay ve çıkar ilişkisine dayalı ilişkiler gelişti. Saat 19.00’da mesaisi biten bir arkadaşım, saat 18.00’de gelen çocuğunu karşılaması için hergün 2 saatliğine bir bakıcı bayan tuttu. Bu bakıcının Fatoş teyzenin yerini ne kadar tutacağını bilmiyorum. Ancak çocuklarımızın, hiçbir zaman Fatoş teyzeleri olmadığı için, bunun ayırdına varamayacakları kesin.

 

Aynı sokakta oturanların birbirine misafirliğe habersiz gitmesi olağan bir durumdu. Sokağın öbür ucunda oturan, her sabah karşılaştığınız, gözünüzü bir yerden ısıran Ali amca ve eşi akşam ‘çat kapı’ bir şey danışmaya gelebilirdi. Bu duruma ne annemiz ne de babamız “Hoppala bu da nerden çıktı?” demeden, evde ne varsa sunar, tüm misafirperverlikleriyle ağırlar, gelenleri memnun etmeye çalışırlardı. Ali amcalar “Sizin bir akrabanız duyduğumuza göre Almanya'ya gitmiş memnun mu? Bizde gitmeyi düşünüyoruz, bir danışalım dedik” diye gelirler. Bizimkiler de bildikleri her şeyi anlatır yardım etmenin ve iyi ev sahibi olmanın mutluluğuyla gelenleri uğurlarlardı. Bizim için ise, işin zor yanı, hafta içi de olabilen bu ziyaretlerde “Yarın bu çocuklar sabah erkenden okula gidecek biz 21.00’da kalkalım” şeklinde düşünmeyen misafirlere, annemlerin de “Hadi bakalım, geç oldu; bizim çocukların yatması lazım, müsaadenizle” diyememesiydi.

 

Dedim ya  eskiden çocuk olmak hem eğlenceli, hem zor, hem de kolaydı. Bu arada, bir şey daha vardı ki onu atlamadan geçemeyeceğim. Aslında mahalleli olduğunda kendini bir bütünün parçası gibi hissederdin. Hiç yalnızlık çekmez hep birilerinin yanında olduğunu hissederdin.

 

İşte biz 30’lu yaşlar bu duygularla büyüdük. Belki de mahalleli dizilerinin (mahallenin muhtarları, bizimkiler, süper baba, ekmek teknesi, vb.) bu kadar çok tutulmasının sebebi eskiye özlem mi ne dersiniz?

 

Bu durumda “Ne yapabiliriz?” diye düşünmekte fayda var. Bence işe apartmanımızda oturanlardan başlamalı. Giriş çıkışlarda karşılaştığımız kişilerle, sırasıyla, göz göze gelmeye çalışmak, selam vermek, hal hatır sormak, uygun bulduklarınızla da görüşmek, bu konuda atılacak adımlardır. Yeni evlendiğimde kapı komşumuzla selamlaşmadan öteye gidemedik. Bu durum 3 yıl kadar sürdü. Bu 3 yıldan sonra ‘Müsaitseniz, kahve içmeye gelmek istiyoruz?’ dediğimizde yüzlerindeki şaşkınlığı hala hatırlıyorum. Ancak gittiğimizde, iyi ağırlanmış ve gece 4.00’a kadar oturmuştuk. Daha sonraki görüşmelerimizde de aynı keyfi alınca, daha önce görüşmediğimiz 3 yıl için az hayıflanmamıştık. Ancak şimdi çok iyi dost olduğumuzu gördükçe “İyi ki böyle bir adım atmışım” diyorum.

 

Hadi siz de durmayın! Bir selam salın çevrenize… 


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Funda Umut Pakkal 1970 İstanbul doğumlu. Eğitim danışmanlığı ve öğretmenlik yapıyor. Çocuk Psikolojisi uzmanı. Ayrıca gönüllü seminer ve eğitimler veriyor. İstanbul Üniversitesi Felsefe mezunu. Yüksek lisansını Maltepe Üniversitesi'nde Psikoloji, Felsefe, İnsan Bilimleri bölümünde psikoloji üzerine tamamladı. Detaylı Bilgi


KÖŞE YAZARLARI

Tuğba Kavas

Siz Ne Kadar Sizsiniz?


Uzay Gökerman

Kozmik Fenomen


Deniz Onur

Hikayenin Başı ve Sonu


Funda Umut Pakkal

Biz de Çocuktuk


Günyüz Keskin

Eksik Cümleler Yanlış Kelimeler


Rüya Yüksel

Koşulsuzca Sevebilmek


Sevi Çiçek

"İletim Raporu" ve "Mertlik" Üzerine


Haluk Tunç İlker

Oğlumun Gözleri Konuşuyor


Burak Kızılkan

Neden Kendimize Eziyet Edelim Ki?


Seda Pehlivan

Ben de Öyleydim


Meltem Bingöl

Kutlu Gün

Google
 
Web indigodergisi.com

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  8 Eylül 2008 TSİ 01:00