|
Yazar:
Tuğba Yaman
Hasret
Hediyeleri eskiciye verip
satmaya çalıştığım hatıralar devrim yaptı zihnimde. Beynimin tüm loblarına
ve her kıvrımına yayılıp, önceden yerleşenleri duygusal bir önem
taşımadıkları gerekçesiyle kutsal sayılan bu bölgeden defettiler. Tek
kişilik ordu hipokampüs ile ele geçirdikleri saltanatı güneydoğu komşuları
gönlün desteğiyle ne kadar sürdürürler bilmem ama tahta çıktıkları anda
bünyemde tezahür eden ilk iç isyan: Hasret.
Aldığım her nefes çentik
attığı için ciğerime bu hasretin kaç yüzyıllık olduğunu biliyorum.
Ağırlığının ne kadar olduğunu soranların -sanki benim hislerimi betimlemek
için kullandığım azlık çokluk sıfatları patates için kullanılanlara denkmiş
gibi- meramını gidermek için göğüs kafesime koyup tarttım. Nasıl taşıdığıma
ben bile şaşırdım. Ama şimdi her solukta beslenip ağırlaşan, göğsüme
sığamayıp tüm hücrelerime yayılan bu hasrete alıştım. Öyle ki her gece
uykuya dalabilmek için koynumda ilahi söyleyerek önce onu uyuturum.
Beynimi, benliğimi,
ruhumu esir alan bir hasret. Has, halis bir esaret... Sanki hasaret...
HASARETİM
Mezarlıkta biten
ağaçların meyvesi tadında bu hasret
Hafızamda kalan birkaç
kemikleşmiş anının şiddetlendirdiği
Ve gözlerimin maviliğinde
damıttığım yaşların beslediği
Yaz akşamları ilaçlanan
sokakların kokusunda bu hasret
Bin türlü haşerenin
kanımı emmesine yeğlediğim
Ve nefessiz kalmak
pahasına şükrettiğim
Kumral gözlü bir adam
kılığında bu hasret
Dalgalandırıp saçlarımla
tüm vücuduma yaydığım
Ve her sabah kavuşma
umuduna uyandığım |