Yazar: Tuğçe Lale

Çocuk Gelişimi, İstanbul – Ağustos 2008

Okul Öncesi Çocuğunuz İçin Ailede Ekip Olabiliyor musunuz? 

Şu sıcak yaz günlerinde hele de okul ve iş tatillerini değerlendirebiliyorsanız eğlenceli birçok şeyi çocuğunuzla beraber yapabilirsiniz. Artık bir yere yetişme derdinden vazgeçip, bitip tükenmeyen sorumlulukları rafa kaldırarak ailenize doyasıya vakit ayırabilirsiniz. Nasıl mı?

Önce işyerinizdeki kimliğinizi unutun (Kısa süreliğine orada hiç çalışmıyormuş gibi davranın), evdeki kimliklerinizi de bir kenara bırakın (Siz artık her şeyi düşünmek zorunda olan bir anne ya da baba değilsiniz), sonra anne babanıza karşı olan evlatlık sorumluluklarını da bir yana bırakın. Evet, şimdi kendinizi hafiflemiş ve rahatlamış hissedeceksiniz. Ayrıca gelecek ile ilgili kaygıları ve planları bir kâğıda yazıp hiç kullanmadığınız bir çekmeceye koyun. Şimdiyi, şu anı sadece düşünün ve onu yaşayın. Hazırlanın ve çocuğunuzu kendi çocuğunuz gibi değil, sadece bir çocukmuş gibi düşünerek yaklaşın. Onu anlamaya ve tanımaya çalışın.

Beraberce bir ekip olabilirsiniz, anne-çocuk; baba-çocuk veya anne-baba-çocuk olarak iyi bir çalışmaya başlayabilirsiniz. Burada önemli olan çeşitli seçeneklerden yararlanarak değişik aktiviteleri tercih etmeniz. Herkes önce sevdiği bir çalışmayı seçsin, onu nasıl yapmak istediğini anlatsın. Ardından bu çalışmayı beraberce uygulayın. Ve sonucunda herkes düşüncelerini ve yaşantılarını paylaşsın.

Seçenek için önce çocuğunuz karar versin. Bu kendisini önemli hissetmesini sağlayacaktır. Ormanda bir gezi, evde bir parti programı veya en sevdiği oyunlardan birini seçsin. Diyelim ki bir orman gezisini seçti. Genellikle de okul öncesi çocukların tercihleri hem araştırabilecekleri hem de yeni şeyler öğrenebilecekleri ve harekette sınırları olmayan aktiviteler olacaktır.

Ormana giderken yanınıza almak istediğiniz bir şeyi sırayla söyleyerek alın. Ancak burada önemli olan her şeyi bir tek kişinin düşünmemesidir! Burada görev paylaşımı yapıp anne bir şeyi düşünüp yanına alsın. Baba istediği bir şeyi düşünüp yanına alsın ve çocuk da düşünüp yanına alsın. Sonra da “Almamız gereken bir şey kaldı mı?” diyerek mutlaka konuşun. Bu tip durumlarda genellikle anne ya da baba her şeyi toplar ve bir çantaya koyar. Sonra o çantada ne var, başka koyulması gereken bir şey var mıydı hiç tartışılmaz. Bu noktada o çantayı hazırlayan kişi tüm yönetimi elinde hissetse de bu kadar çok sorumluluktan mutlu olmayacaktır. Diğer taraftan fikri alınmayan ve bir şey seçemeyen kişilerde de “Biz nasıl bir ekibiz? Her şeye bir kişi karar veriyor, alıyor, götürüyor!” duygusu gelişecek. Bu da kendilerini değersiz hissetmelerine neden olacaktır. Sonuçta da böyle bir durumda sözsüz mesajlar nedeniyle sıkıntılı bir ortam doğacaktır. Bunu yaratmamak için lütfen zaman ayırın ve bol bol konuşun. Bu konuşmalar herkesi rahatlatacaktır.

Yolda giderken arabayla ya da yürüyerek, gördüğünüz komik şeyleri veya dikkatinizi çeken olayları birbirinize anlatabilirsiniz. Şarkı söyleyerek, en önemlisi de gülücüklerle yolculuğu tamamlamak çok önemli. Canınızı sıkacak hiçbir şeyi düşünmeyin ve en önemlisi anlatmayın, erteleyin. Tatsız konular bir yere giderken ortamı ve insanları negatif yönde etkiler. Bu da alacağınız keyiften almanız gerekenden daha az eğlence hissetmenize neden olur. Ormana geldiğinizde havayı koklayıp ne gibi kokular duyduğunuzu tahmin ederek araştırmalara başlayabilirsiniz. Sonra gördüğünüz otlar, ağaçlar, çiçekler, dallar, kabuklar, kozalaklar yakından nasıl gözüküyor? Çocuğunuzun en sevdiği şey, emin olun ki büyüteçle onları incelemek olacaktır. Bunlarla ilgili yaşına uygun olarak çeşitli kavramları ifade etmeye fırsat bulacaktır. (Renk, şekil, dokunsal duyu, boyut vs.) Bu sırada onunla bu heyecanı hissederek sizde fark ettiğiniz bir kuş yuvasını inceleyip nasıl yapıldığını anlatabilirsiniz. Hatta belki beraber çeşitli şeyleri toplayıp eve taşıyabilirsiniz. Gezi sırasında çeşitli sürprizler yaparak ailenizi mutlu edebilirsiniz. Bagajda saklı olan bir bisiklet ya da uçurtma, görünce herkesi büyüleyecektir. Ağacın kovuğunda çocuğunuzun en sevdiği bisküvi ya da ailece en sevdiğiniz cd’nin arabada yankılanması herkesi pozitif yönde etkileyecektir. Bol bol koşup eğlendiğiniz bu geziden sonra eve dönüşte yine kahkahalarla yolculuğu tamamlayabilirsiniz. Ormanda yaşadığınız kendinizle ilgili komik olayları anlatıp gülebilirsiniz. Ancak burada vurucu olan durum “Çocuğunuz veya ailenizden diğer kişilerle ilgili komik durumları konuşmamanız! Bırakın herkes kendisini, dışarıdan bakıp kendisi değerlendirsin. Siz buna liderlik edin.” Korkularınızı, heyecanlarınızı ve mutluluk hissettiğiniz her şeyinizi yol boyunca anlatın.

Beraber bir ormanda elinizde büyüteçlerle bir gezintiden eve döndüğünüzde çocuğunuzun yanına gidin. Çocuğunuz heyecanla “O yaprak ne kadar değişikti! Üzerinde damarlar vardı, pütürlü bir yapraktı ve rengi kahverengi yeşil karışımıydı, anlayamadım!” diye anlatmaya başlayacaktır. Yetişkin onunla bu heyecanı kendisiyle ilgili düşünceleri de paylaşarak aktarırsa keyifli ve heyecanlı bir sohbete adım atmış olacaktır. “Gerçekten çok değişik bir yapraktı! O nedenle, yani senin için, onu odana getirdik. Ben de o kocaman ağacın üzerindeki balı incelerken ne kadar değişik böceklerin var olduğunu gördüm. Birazdan internetten araştırıp isimlerini bulmaya çalışacağım. Umarım hepsinin isimlerini bulabilirim. Ne kadar keyifli bir orman gezisiydi değil mi? Buna çok ihtiyacımız oluyor, bazen bunları yapmakta zorlanıyoruz. Ama bilmeni istediğim seninle böyle eğlenceli ve güzel gezileri daha sık tekrarlamak istiyorum. Hatta değişik mevsimlerde de o ormanda gezip acaba yağmur yağarken nasıl bir kokusu olduğunu ve ilkbaharda hangi böcekleri görebileceğimizin cevabını seninle konuşmayı çok isterim. Sen benim hayatımın en önemli varlığısın, bunu hiç unutma!” diyerek yaptığınız geziyi vurucu şekilde değerlendirmelisiniz.

Bu noktada önemli olan kritik bir durum var. Çocuklar içten gelmeyen ve öylesine yapılan her şeyi hissederler. Görev icabı yapılan her şey boştur çocuklar için ve böyle durumlardan hoşnut olmazlar. Burada yüreğinizle, kalbinizle ve gözlerinizle ona heyecanınızı hissettirmeniz çok önemlidir. Bunu hissettiğiniz anda aranızda çok güçlü bir iletişim kurulacaktır ve bu iletişim ömür boyu aranızdaki ilişkinin pozitif yönde temelini atacaktır. Her durumda çocuğunuz bu yaşadığınız, yüreğinizden keyif aldığınız günü düşünüp sizin onu ne kadar sevdiğinizi hissedecektir. Belki tatsız yaşantılarınız sonrasında bu günü hatırlayıp gelip boynunuza sarılacaktır.

Unutulmamalıdır ki çocuklukta çocuğunuza ne kadar sevgi, güven ve mutluluk verirseniz; o bunları dönüp dolaşıp biriktirerek size ve çevresine dağıtacaktır

Ekip olmak, ama nasıl?

Gerçek bir ekip olabilmek çok güç bir iştir. Lafta sadece bir kelimeyle ifade edilen “Ekip” kelimesinin içeriği oldukça derin ve çok yönlü yaklaşılması gereken bir durumdur. Ekip olabilen kişiler arasında yöneten ya da yönetilen kimse yoktur. Komplekslerden, önyargılardan arınmış, herkes oldukça açık bir şekilde duygu-düşüncelerini ifade eden bir ortamda eleştirmeden-eleştirilmeden rahat ve huzurludur. Böyle olunca da başarılar yanında mutlulukları getirir. Bunun sağlanabilmesi için de ekipteki kişiler birbirini tanımak ve anlamak durumundadır. Böyle olunca çocuğunuzu ne kadar tanıdığınızı ve hoşlandığı ya da hoşlanmadığı şeyleri mutlaka irdelemelisiniz.

Benim çok acı bir tecrübemdir, yarım gün eğitim veren bir kurumda çalışırken bir veli görüşmesi yapmıştım. Anne baba yoğun şekilde çalışıyorlar ve çocuğu bir abla okula getirip götürüyor. Çocuğun resimlerinde ve yaşadığı olaylarda hep o abla var. Hiç anne ve babasıyla yaşadığı bir olayı paylaşmıyor ve ifade etmiyor. Bunu merak ettiğimde çocuğa “Anne ve babanla ne yapıyorsun?” soruma “Anne, baba bizim için çalışıp para kazanıyor. Bizde ablamla eğlenip geziyoruz.” cevabını aldım. Çocuk için çok zor bir durumdu bu! Hayatını dolduran ve çok sevdiği ablanın ellerine sımsıkı yapışmış, adeta bağımlı hale gelmişti! Yaşantısındaki ters giden bu anne-baba paylaşımının olmamasını, ara sıra yaşadığı kızgınlık ve inatçılık krizleriyle ortaya döküyordu. Anneyle yaptığımız konuşmada “Çocuğum son bir yıldır, bir araya geldiğimizde bizi istemiyor. Ablayla uyumak, yemek yemek ve oyun oynamak istiyor. Ayrıca aleni olarak ‘Siz çalışın, işiniz yok mu!’ ifadesini kızgınlıkla söylüyor.” demişti. Bu noktada üzgün ve ne yapacağını bilemeyen iki göz bana bakıyordu.

Şunu anlıyordum, iş hayatı çok yoğun ve yorucuydu. Ancak hepimizin kendi hayatımızdan hatta çocuklarımızdan çaldığımız bu iş hayatında bir çözüm üretmememiz gerekliydi. Üretmek doğru, ancak kurumun istediği kadar üretmek doğru, mesaiyi birkaç saat uzatmak bizden çok şeyi alıp götürüyor. En basitinden çocuğunuzun dünyasında neler olduğunu soramayacak kadar çok şeyi götürüyor. Anneyle konuşmamda sadece çocuğunun en sevdiği yiyeceği ve rengi söylemesini istediğimde cevabı kendim vermek durumunda kalmıştım. Bir öğretmen olarak sadece günün 4-5 saatini geçirdiğim çocuğu böyle basit konularda anne-babasından daha iyi tanımak acı verir bana! Çünkü burada bir sorun var demektir. Ne anne çocuğu tanıyor ne de çocuk anneyi. Bir evde yaşayıp gidiyorlar! İşte burada acil olarak ekip olabilmeyi öğrenip geliştirmelerini tavsiye etmiştim. Onunla küçük paylaşımlar, beraber uyanmak yatak keyfi yapmak veya akşam uyumadan önce güzel bir hikaye anlatmak. Bunlar küçük ama yıllar sonra hatırladığınızda unutulmaz zamanlardır. İletişimin ve heyecanın en yüksek noktasındaki paylaşımlardır. Neyse ki aile bunu çocuğun ilk yıllarında fark edip tamir etmeye başlamıştı. Yoksa yitip giden birçok insan ve bu sıcaklığı başka yerlerde arayan gençlerle karşılaşmak kaçınılmazdır. Toplumumuzda sigara, alkol, uyuşturucu gibi kendine zarar verdiğinin farkında olmayan kişiler bunlardan sadece birer örnektir. 

Anne ya da baba olmak kolay bir iş değil. Çocukları tanımak, ihtiyaçlarını karşılamak ve bir birey olarak hayattan zevk almalarını sağlamak, yaşanırken dışarıdan göründüğü kadar kolay olmuyor. Ancak bunu yaşamının ilk yıllarında tam olarak hisseden çocuklar yetişkinlikte tam bir birey ve güçlü kişilik örnekleri sergiliyorlar.

Ekip ruhunda önemli olan kimsenin yönetici ya da yönetilen olduğunu hissettirmemek, kendi özdenetiminizi kontrollü tutmak, herkese saygı duymak, herkesin duygu-düşüncesini uygulama fırsatı sağlamak ve en önemlisi gözlerinizdeki samimi-içten bir bakış. Bunu hisseden bir ekip Gerçek Ekip’tir.

Ve aile olmak başlı başına “Mükemmel bir ekip” işidir.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Tuğçe Lale, 1981 İstanbul doğumlu. 2002 yılından beri öğretmenlik yapıyor. İstanbul ve İzmir’de öğretmenliğin yanısıra Kocaeli’nde anaokulu müdürlüğü yaptı. 2005 yılından beri Özel İstanbul Amerikan Lisesi Çocuk İnceleme Merkezi’nde öğretmenlik yapıyor. Otizm sendromu üstüne eğitim aldı. Detaylı bilgi


Daha hızlı internet ve sayfaların en iyi görüntüsü için alttaki kutuya tıklayarak Firefox’u yüklemenizi tavsiye ederiz.

 


Gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

 

YAZILAR

Tanrının Zerrecikleri


Manyetik Kent Manisa


Mars’a Yaklaşan Meteor


1 YTL Ver 1 Film Çekeyim


Kuantum Sıçraması


“Şekilsel” Türbanın Yozlaşması


Client ile Yüzde Yüz Müşteri Memnuniyeti


Türk Dil Yurdu Projesi


Fransa’nın Kuzey Şehri "Lille"


İndigo Nörolojisi


Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında Ahlâk


Futbolcu Robotların Büyük Gösterisi


Açmazlarda Özgür Seçimler 


Sylvia Plath


İndigoların Gizli Dünyası


Zamanı Böldük ‘Yeni Yıl’ dedik


Savaş


Bir Kente Ait Olmak-2


Nasıl Görmek İstiyorsanız O Şekilde Bırakınız


Bu Gerçek Sevgi Mi?


En Son Ne Zaman Doğdun?


Sevgiliye Mektuplar


Düşlerimdeki Yaşam - 6


Bir Gül’ün Yaprakları


Pasur!


Korku Tüneli


Acı Kahve, Kar ve Tarçın


Arka Sokaklar


Rhiannon


Bizim Kavgamız


Okyanus


Bahane


denemelerneyseo


Diğer Sen