|
Yazar:
Türker Ercan
– Ağustos 2008
Kanatları
Rüzgâra Dolanan Hayaller
Bir
zamanlar bir adam vardı. Kanatları rüzgâra dolanan hayallere dalardı.
Hayallerinde hep kendini arardı. Arar arar bulamaz, bulamadıkça tekrar arar
ve asla bırakmazdı. Bırakmadıkça o hayaller kendisini; ulaşamıyordu
kendisine, hayalleri ona engeldi. Hayallerinde rüzgar ile savrulup giderdi.
Rüzgâr olmayı hiç hayal etmemişti. Rüzgâr ile ilerler hayallerinde ve
kendisinden geçerdi. O adam, hayal etmeyi çok severdi. Hayır! Hayal etmek
kötü bir şey değildi. Hayaller insanların tamamen özgür olduğu gerçek yerdi.
“İnsanlar hayallerinde özgürdür. İnsanlar hayal etmemektedirler. Hayalleri
reddedip rüzgârı sevememektedirler. Oysa insanlar hayal değil midirler?
Yoksa kaskatı kemik ve yumuşak et midirler? Nasıldırlar ve nedirler?
İnsanlar niçin kendi gerçeklerini hiç merak etmemektedirler? Kendilerini
bilinen addedip yaşamayı yok etmektedirler. İnsanlar neden bu kadar kendi öz
varlıklarına uzak bir anlayış geliştirirler? Geliştirdikleri bu uzak anlayış
onları kendilerine ne zaman yaklaştırdı? İnsanlar ne zaman kendi öz
potansiyellerini ve öz gerçeklerini görüp aşkı anladı? Aşkı hep sahip olmak
zannedip daima oyalandı” Sahip olunan şey maldır. Kişilerin sahip oldukları
onları kontrol eden yapılardır. Olmak insanı kurtaracaktır” derdi.
.jpg)
Günlerden bir gün...
Hayallerinde kendisini fark etti. Kendisi olmayı seçti. “Kendisi olmayan
hiçbir şey olamaz” dedi. Her insan özgün ve özeldir düşüncesine sahipti.
Bireysel varoluşun kendini seçerek olabileceğini bildi. Artık kendisini
seçmişti ama bu bir bencillik değildi. Bencillik diğer iradeleri kabul
etmemekti. Sahip olmayı seçip olmayı reddetmekti. İnsanın kendisini bilip
seçmesi tüm insanları sevmekti. Kendini bilmek önce kendine değer vermeyi
gerektirirdi. Bunun için de ilk yapılması gereken insanın kendisini
bilmesiydi. Sonra kendisine değer vermeyen insanların huzursuz ve mutsuz
halleri aklına geldi. Şöyle söyledi: Kendimizi olduğumuz gibi kabul etmeden
huzurlu ve mutlu olamayız ve kendimizle savaş halinden kurtulup iç barışı
yakalayamayız. Böylece içimizdeki eksiklik hissi devam eder ve çareyi hep
dışarıda ararız. Aslında hep kendimizi özleriz. Öz gerçekliğimizi ve
potansiyellerimizi biz dışarıda göremeyiz.
Böylece aradan uzun
zamanlar geçti. Geçen o uzun zamanlarda bir şey fark etti. “Kendinden razı
olursan eğer kendin olabilirsin” dedi. Sonra sözlerine devam etti:
“Kendinden razı olmak hem çok zor hem de çok kolay bir iştir. Bu duruma göre
değişir. Razı olmak kabul etmek demektir. Kendini kabul edip sevebilenler
ancak üretebilir. Kendi gerçekliklerini görüp hatırlayanlar potansiyellerini
fark edip kendileri olurlar. Böylece “Bir” olma halini içlerinde yaşarlar.
Artık dışarıda bir gerçek aramazlar. Aydınlığın ve karanlığın kendi
yapılarında bulunduğunu anlarlar. Yapılması gereken şey sadece seçimdir.
Seçimlerimiz bizleri belirlemektedir. Özgür seçimler seçeneklerini de
belirlerler. Kendisi olmak seçimi kendinden razı olmayı gerektirir. Her
seçim gibi bu da sorumluluğu beraberinde getirir. Sorumluluk taşıyabilen
ruhlar bu seçimle daha da yükselir. Sorumluluktan kaçan ruhlar ise
kendilerini sevemeden bir ömür tüketir ve bağımlılıklar geliştirir. Onlar
artık içlerinde ve
dışlarında
bağımlılıklarına göre kendilerini tanımlarlar ve o şekilde bir yaşam planına
kendilerini adarlar. Kendisi olabilenler kendilerine tabidirler. İçsel
birliği onlar bu şekilde gerçekleştirirler. Maddede sınırlı ama manada
sınırsız bir varlık olduklarını bilirler.”
“Kendilerini kandırmamak
için yoğun çaba harcarlar. Bilirler ki insanı en iyi kandıran kendisidir.
Kendine insan çok ustaca yalanlar söyleyebilir. Sıyrılmak için içerideki ve
dışarıdaki tüm yalanlardan, daima keskin bir gözle içine bakmalıdır her
insan. Kendinden razı olanlar bunu bir süreç içinde yapmazlar. Bu razı oluş
bir anda olur ve her an olarak ve oldurarak tüm süreçleri süreçlerden
bağımsız olarak kapsar. Bu oluş anını onlar tüm zamanlara yayarlar. Her an
oluş halinde, olmaya çalışmadan olurlar. Olmaya çalışanın işi: “Olmaya
çalışmaktır”! Olmaya odaklanmıştır. Bu nedenle de olamamaktadır. Olmak
kendin olmaktır. Olmak kendini bilmektir. Olanın ise yaptığı şey “kabul
etmektir”. Bu kabul edişle o zaten olduğunu görecektir” dedi ve kanatlarını
açıp sonrada rüzgâra sarılıp uçup gitti. Bir zamanlar bir adam vardı.
Kanatları rüzgâra dolanan hayallere dalardı.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Türker Ercan,
1 Haziran 1972 doğumlu.
Öğrenciliği hiç bırakmayan bir
öğretmen. Uzakdoğu sporları ile uğraştı.
Felsefe, psikoloji, parapsikoloji konularında ve mantık
alanında uzun yıllar araştırmalar yaptı.
Detaylı bilgi
|