|
Yazar: Türker Ercan
Tasavvuf ve Aşk
İlk itirazınız bu yazının
başlığına olmalı. Böyle başlık mı olur? Tasavvuf ve Aşk. Tasavvufu ve aşkı
birbirinden ayırıp birini diğerine göre anlatma ve izah çabası. Beyhude
uğraş. Aşksız tasavvuf olamaz. Başlığı değiştiriyorum. Yeni başlığımız
sadece ve sadece AŞK.
Tasavvuf, Tanrının isim
ve sıfatlarını, kâinatın oluşumunu ve insanın gerçeğini “vahdeti vücud”
(varlığın birliği) görüşü ile açıklayan dini, felsefi ve mistik bir
öğretidir.
Tasavvufta ana fikir,
kâinatta tek varlığın (vücud) bulunduğu tezidir. Diğer tüm varlıklar
(mevcudat) ise o tek varlığın tecellilerinden (görünümlerinden) ibaret
olarak kabul edilir. Bu açıdan panteizmle çoğu zaman karıştırılır. Panteizm,
evrenin bütününü tanrı olarak kabul eden felsefi görüştür.
Tanrı, kâinat ve insanı
bir bütün içinde değerlendirme ve tüm varlık ilişkileri içerisinde bu
bütünsel olanı çözümleme arayışları çok eski zamanlardan beri oluşmuş bir
anlayıştır. Bu açıdan bakılırsa eğer bütüncül tüm öğretiler kendi
bulundukları toplumların fikir ve inanç yapıları içerisinde tasavvuftur.
İslam tasavvufu, tasavvuf akımının İslam inançlarının ışığında aldığı biçim
ve yorumdur.
Hint inanışında bütün
kutsalların üstünde ezeli ve ebedi tanrı Brahma’ya inanılır. Brahma tüm
eşyanın varlığının nedeni olarak kabul edilir. Ebedi mutluluk için Brahma'nın
vücudunda fani (yok) olmak gerektiği düşünülür. Budizm de ise ruhun gayesi
son seviye olan Nirvana’ya ulaşmaktır. Nirvana yokluk
(fena) seviyesidir. İslam tasavvufunda ise fena
fillah (Tanrıda yok olmak)
deyimi ile ifade edilmiştir. Eski yunan bilgeliğinde ise pythagoras madde
aleminin ardında bir idealar (fikirler) alemin bulunduğuna inanıyordu ve bu
aleme sayı alemidir diyordu. Sayılar kesin gerçekti ve sonunda bir (1) ile
bütünleşiyordu. Bu idealar aleminin biri (1) tanrıydı. Ksenophanes ise
tanrıyı kainatın içinde var kabul ederek “nereye baksam aynı varlığın
tecellileri ile karşılaşıyorum” diyordu. Sokrates'in ise ünlü “Nefsini
(Benliğini – Ben’i) bil sözü ise daha sonra İslam tasavvufunun temel
kurallarından biri oldu. Platon ise eşyanın “kendi zatı ile kaim” bir
varlığa sahip olmadığına inanıyor ve eşyanın üstünde ve eşyaya sebep olan
“kendi zatı ile kaim” bir “idea”nın yani tanrının olduğuna inanıyordu.
Kendi zatı ile kaim
olmayan var edilmiştir demektir. Var edilen ise acaba gerçekten
kendisimidir? Zamanın her anında ve mekânın her boyutunda mutlak yokluk
karşısında bir kudret ile her an var olma bilgeliği. Kendine has kudret ile
yokluğa karşı an ve an var olma gerekliliği.
Tasavvufi anlamda insan
ile tanrı birdir. İkilik kabul edilemez. Ben ve Benlik ikiliktir. İkilik
tanrıya ortak (şirk) koşmaktır. Tanrıdan gelmiştir insan ve yine tanrıya
dönecektir. Bu dönüş yolunda olgun olması gerekir. İkilikten kurtulup bir
olmanın bilgeliğine erişmelidir. Bu ise ancak gönül bilgisini kalplerde
besleyip büyüterek olabilir.
Arif olan anlar der
bilgeler. Arif, irfan (gönül bilgisi) sahibidir. Arif bilendir. Arifin ilk
bilgisi, bilmediğini bilmektir.
Tasavvufa göre varlığın
yaratılış-oluş sebebi aşktır. Tüm mevcudat aşkla yaratılmıştır. Tüm mevcudat
aşkla ayakta durmaktadır. Aşk, Tanrıdır (Tanrının Kendisi). Aşk tanrının
sırrıdır. Aşk her şeydir. Tüm insanlığın aldığı her nefes, tüm canlıların ve
cansızların her an muhtaç olduğu kudrettir. Tanrı tüm masivayı kendi zatına
duyduğu aşk sebebiyle meydana getirmiştir.
Sufi'nin aşkı, “aşkı
mecazi” denilen insanlara karşı duyulan aşk değildir. Sufi “aşkı hakiki”
peşindedir. İnsan aşkında diğer kişiye sahip olmak istenir. Oysa “aşkı
hakikide” yok olunur. Sahip olmak değil “O” olunur. “O” olmak kendini
bilmektir, kendini bilende rabbini bilir. Rabbini bilen “aşkı hakiki” ile
şereflendirilir. Sufi “aşkı hakiki” noktasında anlar ki aşkı kendisidir.
Tasavvufun gizemli
ikliminden ciğerine aşk çekip te sevmemek olabilir mi? Sevilen
yargılanabilir mi ? Bir olan tanrıya nasıl karşı çıkılabilir? Sevdiğimiz
aslında o ve biz o değil miyiz? Biz sevmeyebilir miyiz? Nasıl sevmeyiz?
Sevginin yokluğuna hangi mazereti getirebiliriz? Biz, biz olmadan olabilir
miyiz? Yaşam sebebimiz, her şeyimiz varlığımızın kendisi “Yüce Sevgi”.
Sevgisiz olabilir miyiz?
Tanrının kendisinin aşk
değil, aşkın tanrının zatına ulaşmak için bir araç olduğunu
düşünebilirsiniz. Bu düşünce tanrıya ulaşmak isteyen yolcunun düşüncesidir.
Çünkü bu düşüncede ben ve tanrı ikilemi vardır. Bir olamamanın mantığıdır.
Tanrıya nasıl ulaşılabilir ki onu sevmeden? Hem onu seven nasıl O ve BEN
diyebilir ki sevgisinden şüphe etmeden?
Tanrı huzuruna kabul
edilebilmek için benliğin kapıda bırakılması bir emirdir. Benliği ile insan
ancak kendi kendinin kölesidir.
Ancak tasavvuf ile asıl
aşka ulaşılabilir düşüncesi de yanlıştır. Öze bakmak gerekir. Aşkın gerçek!
Aşk’ın gerçeğidir. Geçmişte ve bugünde birçok öğretide anlatılan
aslında aynı özdür. Özü yakalamak AŞK olmaktır.
Aşka ulaşmak bir
olmaktır. Bir olmak yok olmak ve yokluğun varlığının kucağında tanrıyı
bulmaktır. AŞK ile benliklerin aşağı çekiminden bene tutunarak göklere
yükselmek. Yükseldikçe cennetlere girmek, girdiği her cenneti beğenmemek ve
ille de aşk diye diretmek.
Aşkta ölmek, tanrının
sonsuz tecellilerini kendinden geçerek seyretmek. Seyrettikçe aşk olmak, aşk
oldukça seyretmek. Sonsuz varlık noktasının anahtarını ele geçirmek.
Aşk nasıl olunur? Aşk
olunur sadece. Nasılsız olunur. Niçin siz doğulur. Sorulmaz çünkü aşkta
bilmek istenen bir şey kalmamıştır. Aşk her sorunun cevabı. Her cevabın
açıklamasıdır.
Nedir bu çekicilik ve
aşkın gizemi? Bize sıcacık gelen özlemi. Nedir içimizde duymak istemediğimiz
o söz? Niçin korkuyoruz? Süt dişimiz çekiliyor, korkmayın! Korkan sevemez.
Korku kendisini bir ayrık otu gibi yerleştirir insanın ruhuna ve kemirir
ruhunu ve yine kemirir. Korku aslında aşkın olmadığı yerdir.
Korkularınızdan kurtulun.
Korkusuz olun. Bilin ve emin olun! Emin olmadan güvende olamazsınız! Güven
duymadan değerinizi bilemezsiniz! Değerinizi bilmeden ise kendinizi
göremezsiniz!
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Turker Ercan,
1 Haziran 1972 doğumlu.
Öğrenciliği hiç bırakmadım bir
öğretmen. Uzakdoğu sporları ile uğraştım.
Felsefe, psikoloji, parapsikoloji konularında ve mantık
alanında uzun yıllar araştırmalar yaptım.
Detaylı bilgi
|