Sayı 53 | Şubat 2010       Anasayfa  |  Kurumsal Reklam Blog |  Arşiv |  Gündem |  Röportajlar |  İndigo Dünya |  İnsan |  Sağlık  |  Kültür Sanat  | Çocuk  |  Eğitim  |  Çevre |  Bilim



 Paylaş


BAĞLANTILARIMIZ

Mustep

Sonsuz Us

Satranç Dünyası

Sessiz Bilgi

 

 

 

Yazar: Uzay Gökerman - Şubat 2009

Ergenekon Nedir?

Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı soruşturmalarından bir tanesi Ergenekon bu yazı yazıldığı sırada on birinci dalgasıyla Türkiye’yi sarsmaya devam ediyordu.  Bütün karşı duruşlara rağmen kimseye aldırmadan süreceğe de benziyor.

Neden?

Çünkü her ne kadar 22 Temmuz 2007 seçimlerinden önce başlamış olsa da arkasında çok güçlü bir hükümet, iktidar desteği vardır. Demokrasinin ne işe yaradığını da tam bu yerde izleyebiliyoruz.

Peki, nedir bu Ergenekon süreci?

İddianameye göre “Türkiye’de anayasal rejimi kesintiye uğratacak bir darbe ortamı hazırlamak üzere oluşturulmuş bir yer altı örgütlenmesi.”

Türkiye’de “artık” darbe yapılır mı, sorusunun cevabını sonraya bırakarak, yukarıdaki iddianın gerçekliği var mı, onu izleyelim.

Darbeler, bir neden üzerine yapılır. Nedir bu? Mevcut hükümet ya da siyasi partiler; dahası meclis yapması gereken şeyi yapamadığında, ordu ülkede yönetime el koyar. Bizim Ezberimiz Bu. El koyma öncesinde ülkenin çok ciddi bir kargaşaya sürüklenmesi gerekir. 12 Mart ve 12 Eylül el koyma sürecinde sokakta çok ciddi çatışmalar vardı. 12 Eylül rejiminin sözcülerinin diline dolanmış “kardeş kavgası” yapılıyordu.

12 Eylül’ün görüntüden ibaret bu nedenselliğinin ötesinde bir de ekonomik altyapısı vardı ki bu yıllar içinde şekillendirildi. Kapitalist sistem 12 Eylül öncesinde güçlü sendikalar ve 1961 anayasasının verdiği haklar çerçevesinde bir türlü istediği şekilde düzen kuramıyordu. Darbe sonrasında batı tipi liberal bir model yürürlüğe koyuldu. Ancak liberalizmin ana unsuru olan burjuvazi ve onun sahip olması beklenen sermaye birikimi henüz yeterli seviyede olmadığı için devlet eliyle bir ekonomi yaratılmaya çalışıldı. Bunun detayları çok uzun; öncesi de var kuşkusuz. Mesela hayali ihracat dediğimiz şey bir anlamda sistemin çalışması için devlet eliyle para transferiydi. Uyuşturucu trafiği de bu sistemin içinde ilginç bir yer tutuyordu. Uğur Mumcu bütün bu ilişkilerin farkına vardığı için öldürülmüş olma ihtimali çok güçlüdür. Çünkü Uğur Mumcu bugün Ergenekon içinde yer alan bir takım kişilerin 1979’dan (Abdi İpekçi Cinayeti) itibaren tüm ilişkilerini incelemişti.

Ancak, Uğur Mumcu’ya gelmeden önce bir tarihsel dönemeçten söz etmemiz gerekir ki; o da eğer hafızam beni yanılmıyorsa 14 Nisan 1987 günü dönemin hükümet lideri Özal’ın Avrupa Birliği’ne giriş için müracaat etmesidir. Aynı gün Türkiye’deki son kitlesel öğrenci protestosu gerçekleşmiş; öğrenci derneklerini kapatmak ya da işleyişini sınırlandırmak isteyen yasa tasarısına karşı öğrenciler Beyazıt’ta 12 Eylül’den sonraki en kitlesel ve son gösterisini yapmışlardır.

AB süreci Türkiye’nin batı tipi örgütlenmek zorunda olması gereken bir kapının açılması demekti. O tarihe kadar hiçbir yapımız (müktesebat) Avrupa’nın gereklerine uygun değildi. Çünkü hala sermaye birikimi yaratılamamıştı. Bu 2000’li yıllara kadar tam anlamıyla gerçekleşemeyecektir. Günümüzde bu hedefe varılıp varılmadığı tartışmalıdır. Ancak yabancı sermayenin, ulusal burjuvazinin yerini almaya başlaması bile değişimi zorunlu kılıyordu. 2000’li yılların hemen başında yaşanan bankacılık krizi de bu oyunun kuralı olarak bir parçası olacaktır.

Ancak AB içinden üyeliğini talep eden bir takım ülkelerin de baskısıyla Türkiye çok ciddi ve radikal dönüşümler yaşaması gerekiyordu. Eskiye ait olanların tasfiyesi… Devletçiliğin sonu, piyasa ekonomisinin yerleştirilmesi… Ekonominin şeffaflaştırılması… Para dolaşımının izlenebilir, denetlenebilir ve rasyonel oluşu…

Kuşkusuz 3 Kasım 1996 günü Susurluk kazası ve sonrasında olanlar süreci hızlandıracak; bir takım isimleri ve ilişkileri ortaya serecektir.

Türkiye hızla değişime uğruyor. Ergenekon da Türkiye’nin içinde bulunduğu değişimin bir parçasıdır. Aslında bakılırsa “kamuoyunun” dersler çıkaracağı ancak hiçbir şekilde kendisinin içinde olmadığı bir temizliktir.

Normal bir vatandaş kuşkusuz bu ilişkileri tam anlamayacaktır. Dahası netice itibarıyla onun cebine giren çıkan değişmediği, hatta krizler nedeniyle eskisi ile kıyaslandığında içinde bulunduğu durum çok daha güvensiz olduğu için belki de negatif etkilenecektir.

Ekonominin liberalleşmesi, devlet tekelinin veya kontrolünün sınırlandırılması bir demokrasi kazanımı olarak görülebilir; bütün yer altı oluşumlarının ortadan kaldırılması da bizim iyi saatte olsunlar dediğimiz dokunuşları yok edebilir; ancak şu bir gerçekliktir ki gerçek demokrasi ancak gelir dağılımının da hakkaniyetle yerine oturmasından sonra kurulmuş olur.

 

Türkiye’de darbe olur mu?

Darbeler uluslararası destek görmezse dünyanın hiçbir yerinde gerçekleşemez. Dünyanın çok geri kalmış coğrafyaları dışında da kimse darbeye dahi teşebbüs etmiyor. Bizim coğrafyamızdaki son darbe 12 Eylül’le Türkiye’de gerçekleşti. Belki buna geçit töreni sırasında suikastla öldürülen Mısır devlet başkanı Enver Sedat’ı da ekleyebiliriz. Ancak ondan sonra Libya dâhil olmak üzere bütün Akdeniz havzası Avrupa’nın etkisiyle darbelerden uzaklaşmış; olabildiğince demokratikleşmiştir.

Türkiye gibi devlet mekanizmasının çok güçlü olduğu ülkelerde bir takım yaptırımlar darbe olarak gösterilmeye çalışılsa da aslında tanıma uymamaktadır. Bu daha çok propaganda malzemesi olarak görülmelidir.

Darbelerin bir ülkenin gündeminden çıkması demek orada demokratik aygıtların güçlenmesi, darbecilerin de üzerine yaslanacakları bir taban bulamamaları anlamına gelir. Demokratik aygıtların bir kısmı da ekonomiyi belirleyen aktörlerdir.

 

  2005-2008 © indigodergisi.com


  Dergimizi kaynak gostererek alinti yapabilirsiniz.

 


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Uzay Gökerman 1969, İstanbul doğumlu. Makine Mühendisi olarak çalışıyor. Profesyonel iş yaşamının dışında roman, öykü, makale, araştırma, köşe yazıları, serbest denemeler şeklinde çalışmaları var. 2001 yılından beri yoga, meditasyon, spiritüel konular üzerine yoğunlaşarak yazıyor. İndigo Dergisi'nde başyazar olarak görevini sürdürüyor. Detaylı bilgi


 Facebook'ta Paylaş


  Yazara Ait Son Yazılar

 

Özür Dileme Kampanyası Ekseninde; Türkiye’de “Demokrasi” Tartışması

Ekonomik Kriz ve Kapitalizmin Sonu

Masumiyet Müzesi’nde Bekâret Sorunu

Amerika’daki Kriz

Bireyden, Bireyciliğe, Bencilliğe…

Batılılaşmak ya da Batılılaşamamak  

Türkiye’deki Yeni “Nihilizm”

İncesaz, Alaturka Müziğin Taşıyıcıları

Türkiye 1 Mayıs Eşiğini Aşmalıdır!

Alışveriş Merkezleri

Kadınların Kurtuluşu: Erkek gibi olmak mı?

Recep İvedik Yaşıyor Mu?

Kadın Bedeni Metadır!

Anadolu’nun İstediği “Öteki”

Nasıl Görmek İstiyorsanız O Şekilde Bırakınız

“Şekilsel” Türbanın Yozlaşması


 

 


AnasayfaKurumsal | Reklam | Connect | Blog | Arşiv | Arama | İstatistikler | Bağlantılar | Röportajlar | Galeriler | Videolar

Gündem | Dünya | İnsan | Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim | Astroloji | İndigo | İndigonun Sesi

2005-2010 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi’nden kopyaladığınız her yazı için mutlaka yazı linki kaynak olarak gösterilmelidir.

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Künye | İçerik Politikası | Reklam | Telif ve Kopyalama Hakkı | Abonelik