Yazar: Yasin Sarı

Âlim ile Arif

Alim bilendir arif tanıyan. Bilmek ve tanımak birbirini tamamlayan ancak birbirinden farklı olan iki kavram. Âlim olmak için yaşantı şart değil teorik bilgi kâfidir. Ancak arif olmak için yaşantı ile kazanılan bilgi, deneyim ön şarttır.

Ben bir Mercedes’in bütün özelliklerini biliyor olabilirim ancak Mercedes’i sürmediysem yeterli derecede kullanmadıysam bu bilgi tanımayı beraberinde getirmez. Tanımak için deneyim şarttır.

Birisi limonatanın bütün kimyasal yapısını bilebilir ancak bu onun limonatayı tanıdığını göstermez. Limonatayı tanımak için onu içmek gerekir. Limonatayı içen tadına varan onu tanıyordur belki kimyasal yapısını bilmiyordur ama bilmek ayrı tanımak ayrı dedik.

Kitaplardan öğrenilen bilgi bizi en fazla âlim yapar, kitap yoluyla birçok şeyin bilgisine erebiliriz ama o tanıma ufkuna eremeyiz. Anne sütü hakkında araştırma yapan bilim adamı anne sütünü biliyordur ama o sütü içen o sütle beslenen çocuk o sütü tanıyordur.

Bilme analitiktir tanımak holistiktir. Bilmek teoriktir tanımak deneyimseldir. Tanımadan bilmek ağaçları görüp ormanı görmemektir aksine bilmeden tanımak ormanı görmekten ağaçları görememektir. Bilmek ve tanımak birleşince bilgelik olur. Tanımadan bilen bilgilidir ama bilge değildir.

Burada bir çeviri hatasına dikkat çekmek istiyorum peygamberin men arefe nefsehu fekad arefe rabbehu hadisi yanlış bir çeviri ile nefsini bilen rabbini bilir diye çevriliyor. Hâlbuki bu hadiste bilme fiili değil tanıma fiili vardır yani orda arefe var. Çevirinin doğrusu kendini tanıyan rabbini tanır olması gerekirdi. Çevirmenler bilmek fiili ile tanımak fiilini eş anlamlı zannederek bu iki fiilin arasındaki anlam farklarına dikkat etmemişlerdir.

Arifin âlime bazı kritik noktalarda üstünlüğü vardır gerçi irfansız ilim ve ilimsiz irfan yarımdır ama arif bazı yerlerde âlimi fersah fersah geçer.

Bir hikâye anlatılır ne kadar doğru ne kadar yanlış bilmem ama verdiği mesaj konumuza derinlik katacaktır. Ressamın biri bütün resimlerini çift yaparmış yani bir yapacağı nesnenin aslını çizermiş birde yanına benzerini. çizdiği tabloda çift insan, çift ağaç, çift güneş görünürmüş.ressam bir gün vefat eder.sanat eleştirmenleri tartışmaya başlar ressam niçin nesneleri çift çiziyordu diye..sonunda bir göz doktoru buna açıklık getirir bu bir göz hastalığı olmalı der çift gördüğü için çift çiziyordu..doktorun bu görüşü kabul görür yıllarca.daha sonra bu görüş bir köylünün kulağına gider köylü bunu duyar duymaz yere yatar gülmeye başlar böyle saçmalık olmaz der, köylünün arkadaşı bunu uzmanlar söylüyor sen ise saçma deyip gülüyorsun sen bir köylüsün gözden ne anlarsın resimden ne anlarsın der.köylü cevap verir iyide dostum der çift gördüğü için çift çizseydi çizdiği yerde kaç tane görürdü?çift gördüğü için çift çizseydi çizdiği resmide çift göreceği için çizdiği yerde 4 tane görecekti.çizdiği yere ancak bir tane çizebilirdi çünkü çizdiğini de çift gördüğü için dışarıda gördüğü nesneyle ancak bu yolla bir benzerlik kurabilirdi.

Şimdi o göz doktoru âlimdir köylü ise arif. o göz doktoru yaşantıyla bütünleşmemiş bir bilgiye dayanıyor  ama köylünün dayanacağı sırtını yaslayacağı bir bilgisi yok bu yüzden direk kendine soruyor  çift gördüğüm için çift çizersem çizdiğim yerde kaç tane nesne görürüm diye. Yani doğrudan yaşantısına gözlerine soruyor soruyu. Doktor hafızasındaki bilgilere dayanıyor yaşantıya değil sağduyuya değil. Bu yüzden hata yapıyor. Köylünün hafızasında bir bilgisi yok bu yüzden doğrudan sorunun kendisine ve kendi deneyimine, sağduyusunu dayanmak zorunda. Zaten hafızaya ve bilgiye dayanmadan soruya bakınca soru kendini deşifre ediyor. Bu hikâye âlimle arifin problemlere yaklaşımını gösteriyor.

Âlim yazılı kültür içinde yetişirken arif sözlü kültür içinde yetişir. Şahsen benim babam ilkokul mezunu ama arif bir insan birçok konuda benden kat ve kat daha isabetli düşünebiliyor.

Allah’ı tanrıyı maneviyatı ya da her ne isim veriyorsanız onu tanımakta kitabi bilgiden çok irfan lazım geliyor. Etimizde kanımızda yaşantımızda hissetmediğimiz bir olgu bizim olamıyor. Tanrıyı etinde ve kanında hissetmedikçe o seni eğlendiren entelektüel bir hayalden başka bir şey değil ve belki de kuranın ifadesiyle Allah ismiyle aldanıyorsun.

Din ve tanrı bir entelektüel olgu bir bilgi meselesi değil aksine bir tanıma olgusu bir irfan meselesidir.

Son olarak hakkıyla bilmek, tanımak, olmak niyetiyle. Hoşça bakın zatınıza.

Daha hızlı internet ve sayfaların en iyi görüntüsü için alttaki kutuya tıklayarak Firefox’u yüklemenizi tavsiye ederiz.

 


Gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

 

YAZILAR

Tanrının Zerrecikleri


Manyetik Kent Manisa


Mars’a Yaklaşan Meteor


1 YTL Ver 1 Film Çekeyim


Kuantum Sıçraması


“Şekilsel” Türbanın Yozlaşması


Client ile Yüzde Yüz Müşteri Memnuniyeti


Türk Dil Yurdu Projesi


Fransa’nın Kuzey Şehri "Lille"


İndigo Nörolojisi


Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında Ahlâk


Futbolcu Robotların Büyük Gösterisi


Açmazlarda Özgür Seçimler 


Sylvia Plath


İndigoların Gizli Dünyası


Zamanı Böldük ‘Yeni Yıl’ dedik


Savaş


Bir Kente Ait Olmak-2


Nasıl Görmek İstiyorsanız O Şekilde Bırakınız


Bu Gerçek Sevgi Mi?


En Son Ne Zaman Doğdun?


Sevgiliye Mektuplar


Düşlerimdeki Yaşam - 6


Bir Gül’ün Yaprakları


Pasur!


Korku Tüneli


Acı Kahve, Kar ve Tarçın


Arka Sokaklar


Rhiannon


Bizim Kavgamız


Okyanus


Bahane


denemelerneyseo


Diğer Sen