Hiyerarşisiz Düşünmek

Ülkeler düşünün: ilkokul 1. sınıftaki çocukların eğitimine okumayı öğrendikleri gün ‘ülkemizi kim yönetir?’, ‘okulumuzu kim yönetir’ bilgilerinden başlansın. Devamında güç ve otorite konuları minicik hayal dünyalarına paslı çivilerle sökülemeyecek şekilde derin çakılsın. Sonra aynı hiyerarşi şablonu ve güç arzusu televizyonlarda, oyunlarda, kitaplarda, mabetlerde; ardından ise iş hayatı ve ideoloji dünyasında körüklenerek sürdürülsün. Peki ama, neden?

hiyerarşi satranç güç

Güç kavramının modern anlamı köken olarak Fizik alanına ait olmakla birlikte; bir işi yapma hızı, kapasitesi ve enerjinin mutlak niteliği gibi anlamlar taşır. -İfade edilen tanım içerisinde kafi miktarda zarar verme yetkinliği barındırmadığı için olsa gerek- zaman ile insanoğlu güç kavramını toplum bilimi, siyaset ve felsefe alanına taşıyıp yoğun şekilde yer işgal eder hale getirmiştir.

Güç diğer alanlarda ele alındığında en azından net bir surete sahipken felsefi ve sosyolojik yönden ele alındığında keskinliğinden kurtulur, yeteneklerini artırır ve hazin bir şekilde konumu bilinmeyen ‘bulanık bir Tanrı’ halini alır. Alır çünkü güç; ülkeler kurma ve yıkma yeteneğine sahiptir artık, alır çünkü can aldığını ve can verdiğini iddia eder insanlar. Alır çünkü güç; hiyerarşiler sayesinde zaman ve mekanı kendi elleriyle kolayca yoğurur.

Hiyerarşi, insan toplumunda gücün kaynağıdır. Ast-üst ilişkileri çerçevesinde örgütlenen gruplarda astlar irade ve kabiliyetlerini üstlerine sunar. Bir insan milyon insan gücüne sahip olur böylece. Çoğu zaman ise hiyerarşi kalıpları sayesinde sahip olunan milyon insan gücünü, milyon insanın kibir ve açgözlülüğü takip eder. Oysa hiyerarşiler yalnızca sahte bir yanılsamadır, bir ilizyondur.

hiyerarşi güç toplum para illüzyon

Hiyerarşi bir illüzyondur

İnsanlık, varoluş tarihi boyunca doğayı izlemiş ve gördüklerini kendi hayatına uyarlayarak gelişmiştir. Geliştiği iddiasında ne kadar haklı olduğu tartışmasını bir kenara bırakırsak, insanın gördüklerini değil; gördüğünü sandıklarını yaşamına uyarladığını fark ederiz. Hiyerarşi bahsedilen yanılgılardan biridir.

İnsanlar doğa bilimleri çalışmaya başladığı günden itibaren canlıları üreticiler-tüketiciler, etçiller-otçullar vb. üçgenlere hapsederek sınıflama ve kendilerini en üste yazma hatasına düşmüştür. Ancak doğada hiyerarşi değil, döngü söz konusudur. Bu gerçek yüzünden ‘İnsanlar hayvanlar gibi hiyerarşi ile yaşamamalı’ önermesinin çarpıcı nitelikte olabilse de derinde çürüdüğü; her gün televizyon ve gazete haberlerinden insanın üzerine sinen bunaltıcı kokunun bahsedilen yanılgıdan geldiği anlaşılır. ‘Yeryüzü sayısız çiçeğin bulunduğu bir bahçedir’ der insanları ve kültürleri de bahçesine dahil eden Yaşar Kemal. Haklıdır; yeryüzünde her nefes sahibinin yaşam hakkı aynı değerdedir, her canlının dünyaya katkısı birbirine denktir. Dolayısıyla bir karınca elinde Yaşar Kemal’in bu satırıyla bir biyoloji kongresini basıp satırı oturum başkanının alnına yapıştırsa hakkıdır.

Hiyerarşi ve eğitim

Eğitim; yani insandaki planlı davranış değişiklikleri oluşturulması süreci insanlık tarihinin gelişimi kadar eski iken eğitimin amaçları da yeryüzündeki yanılsamalar kadar çeşitlenmiştir. Batı felsefesinde farklı felsefi akımlar takipçilerini kendi doğruları ile yetiştirmiştir. Uzakdoğu felsefesinde nefsi arındırılması süreçleri insanın tutku ve özgünlüklerini törpülemiştir. Türkiye’nin mirasçısı olduğu Osmanlı ve Selçuklu devletlerinde eğitim kurumları ‘temiz akideli insan’ yetiştirme gayesini ön plana çıkarırken bir taraftan da devlet kurumlarına ara kadro yetiştirme amacından kendini alıkoyamadığı için ‘devlet terbiyesi odaklı eğitim’i öncelik haline getirip evrensel hakikat arayışlarını çoğu kez geri planda bırakmıştır.  Dünyadaki tüm bu farklı kayıp ve kazanımlar sonrası inşa edilen küresel serbest piyasanın mücadele edilemez gücü ise eğitim süreçlerin kazanmayı merkez almasına neden olmuştur. Oysa insan kazanmayı istedikçe aynı an’da başkalarının kaybetmesini de istemiş olduğunu unutur ve birlikte kazanmak, paylaşmak gibi değerler ona göre komiktir artık.

para ve güç hiyerarşiGelinen noktada genel olarak Kuzey Avrupa’daki birkaç ülke dışında eğitim süreçleri hiyerarşik anlayışlar üzerine kuruludur ve yükselmeyi öğretir öğrencilerine. İyi ama, nereye yükselmeyi? Ülkeler düşünün: İlkokul
1.sınıftaki çocuklara okumayı öğrendikleri gün ‘ülkemizi kim yönetir’, ‘şehrimizi kim yönetir?’ bilgileri anlatılsın. Güç ve otorite konuları çocukların minicik hayal dünyasına paslı çivilerle sökülemeyecek şekilde derin çakılsın. Sonra aynı ast-üst ilişkisi ve güç arzusu televizyonlarda, oyunlarda, kitaplarındaki hikayelerde, dini mabetlerde,  ardından iş hayatı ile fikir ve ideoloji dünyasında körüklenerek sürdürülsün. Peki ama, neden? Cevaplar: Kendi kazanımlarına yükselmeyi-bu bir. Gelişmek bin yıllık planlarla ve dürüst hayallerle mümkün olduğu için -bu 2.

Oysa eğitim süreçleri ‘insan nedir’ ve ‘insanın donanımı dünyada nasıl bir görevi olduğuna işaret etmektedir’ gibi noktalardan başlasa; çocukların bencilliği ve yetişkinlerin kibirli düşünceleri yerine çocukların güvenleri ve yetişkinlerin tevazusu beslense bir şey kaybedilir mi… Bir yığın güç arzusu ve hakimiyet hayali dışında kayıp söz konusu olmayacaktır. Ancak hiyerarşi kalıplarından uzak, insani beceri ve yetenekleri keşfetmeye odaklı bir eğitim sistemi huzurlu ve barışçıl bir toplum yapısını mümkün kılar.

Hiyerarşisiz toplum

Modern yaşamda, dünyaya gelen her insana toplum kendisinden öncekilerden devraldığı kaynakları da göz önüne olarak hazır birkaç hayat alternatifi sunar. İnsan da daima kendisinden kötü durumda birileri olduğunu gördüğü için -hoştur; en kötü durumda olan hangi fert kimsenin bilmemesi bir teselli kısır döngüsü halindedir- kafasını çevirip kendisinden alınanlara hiç bakmaz. Bu yüzden de ‘hayalet krallarına itaat halindedir insanlar. Toplumun bütününün sahip olduğu güç ve kaynak, fertlerin birey birey sahip olduğu değer ve imkanların yüzlerce kat ötesindedir.  Sanki Edison elektriğin patentini devletlere devretmiştir, yahut Platon ve Aristo etik kavramını şirketlerin pazarlama departmanlarının keyfine miras bırakmıştır. Dünün ve yarının tümü satılık ürün tezgahındadır ve bireylerin hiçbirinin fert olarak tezgahtan kendi hakkını alma imkanı yoktur.

Durum özele inip gözlemlendiğinde ise daha dramatik ve iç karartıcı bir hal almaktadır. Yetişkin bir insanın, komşusunun çocuğunu tanımadığı bir çocuktan fazla önemseme sebebi nedir? İki çocuk kavga ettiğinde hemen atılır ve arkadaşının çocuğunu kurtarıp diğerini azarlar. İnsanın, başkasının çocuğunun saçını da sevgiyle okşamasının önündeki engel nedir? Kendisine yakın gördüğünü kolayca kayırabilmektedir insanlar. Sevgiyi, hisleri, bilgiyi, kararları ve değerleri kolayca akıllarındaki yakınlık hiyerarşisi ve çıkarları için kullanabilmektedir. Çünkü ‘hayalet kral’ hemen hükmünü verir: başkası olsa da öyle yapardı! Derhal hükme uyar insan ve ilkokul öğretmeninden okuduğu kitapların yazarlarına, besin zincirinde üste koyduğu hayvanlardan desteklediği siyasi liderlere herkesin gurur kaynağı olur. Çünkü hiyerarşilerden memnundur insanlar. Hiyerarşiler memnun olunacak şeyler değildir; lakin her gün tercihlerini bu yönde kullanarak yaşamaktadır insan ve alternatif bir yaşama şeklini hiç düşünmemiştir. Oysa bilgi, samimiyet ve cesaret ile ufkunu genişleten insanlar hiyerarşisiz düşünmeye başladığında dünyayı algılayışları değişir.

İnsan kendisini aklındaki yükselme isteği ve güç istencine yöneltmekten alıkoymayı öğrendiği gün gerçek özgürlüğüne kavuşur. Kendisinden üst gördüğü insanlardan umduğu çıkarlar için değil; tanımadığı çocuklara selam vermek için eğilmeye başlar. Gerçek duygularla sevdiği insanları yeniden tanımlar ve onlara yöneltir zamanını. Hayata yönelik yaklaşımı açgözlülük yerine şükran şekline gelir. Hiyerarşisiz düşünmeyi öğrenen insanın bir gününden hissettiği haz ve doyum, aklındaki güç şablonlarından kurtulamamış insanın bir yılda hissettiğine bedeldir.

İnsan düşüncelerini zincirden kurtarmalı ve kimin takdirini alacak bir yaşam sürmeyi istediğini seçmelidir. Sıkça yapıldığı gibi Napolyon’dan, Hitler’den, Cengiz Han’dan, Papa’dan, Sezar’dan iltifat duymayı seçebilir. Ancak toplumun ‘büyük adam’ etiketiyle anmadığı mütevazi insanların da geleceğe yönelik bazı güzel mesajları bu güne gelmiştir. Bu güzel düşünceler de bir yaşam alternatifi sunar. Misal, Charlie Chaplin (1889-1977);

hiyerarşi charlie chaplin

İlaveten;

”Ben, tek bir şey olarak kalacağım, sadece tek bir şey olarak: o da bir palyaço. O beni herhangi politikacıdan daha yükseğe ulaştıran bir uçak.”

”Politik açıdan, ben bir anarşistim. Devletlerden, kurallardan ve esaretten nefret ediyorum. Bence insanlar özgür olmalılardır. Hayvanları da kafeste görmeye tahammülüm yok.”

”Ben bir bireyim ve özgürlüğe inanırım. İşte benim politik görüşümün tümü budur. Diğer yandan ben aşırı vatansever de değilim. Aşırı vatanseverlik Hitler’liğe götürür. Ve biz ondan dersimizi aldık. Ben bir devrim yapmak da istemiyorum. Ben sadece bir kaç film daha yapmak istiyorum.”