Bedri Baykam: Vizyoner bir olgu

Türk sanatında devrim yapan, Türkiye’de olduğu kadar dünya çapında da çığır açan, yazarlıktan-siyasete, oyunculuktan-spor eleştirmenliğine kadar uzanan çok yönlü bir sanatçı: Bedri Baykam

Bedri Baykam: Vizyoner bir olgu (özel röportaj)

“Türkiyenin Andy Warhol’u veya Matisse’i”

Şahsım olarak her zaman, her şeyin iyi tarafını görebilmeyi alışkanlık haline getirmiş, pozitif ruhlu, güçlü kişiliğe sahip insanlarla söyleşi yapmayı, kaçınılmaz bir ilke olarak benimsemiş bir bireyim.

Halk arasında Türkiyenin Andy Warhol’u ve de basın dünyasında Türkiyenin Matisse’i olarak tanımlanan, özgüveni olan, çok yönlü ve güçlü karakterli biriyle röportaj yapmak, şahsım adına son derece neşeli ve eğiticiydi.


Bedri Baykam ile ilk olarak 2015 yılında düzenlenen Paris Roland Garros tenis turnuvasında tanıştım. Son derece mütevazı, kendinden emin, doğal ve sempatik biri olduğunu fark ettim. Ayrıca, Fransızca’yı bir Fransız gibi ve de aksanıyla konuşabilmesi beni şaşırttı. Sohbetimiz sırasında not defterini çıkarıp ara ara notlar alıyordu. “Hiçbir zaman hafızanıza güvenmeyin, o anda aklınıza geleni yazın” diyerek tavsiyede bulundu.

Geçen ay İstanbul’da iken, Piramid Sanat merkezinde buluşarak değişik bir röportaj gerçekleştirdik. Daha önce yüzlerce röportajı olan Bedri Baykam‘a, farklı sorular sormak gerekiyordu. Belki de, bu sohbet şeklindeki söyleşimizde, farklı bazı özelliklerini bulacaksınız.

Kendisi Türk sanatında devrim yapan, ülkesinde olduğu kadar dünyada da çığır açan, sanatsal hayatının dışında değişik alanlara da ilgi duyan, yazarlıktan-siyasete, oyunculuktan-spor eleştirmenliğine kadar uzanan ender kişiliklerden biri.

Söyleşimizden anladığım kadarıyla, olağanüstü yeteneklerle doğmuş, yaşamının tüm boyutlarında hayata dört elle sarılarak, ilkelerine bağlı kalarak, hızlı ve emin adımlarla, vizyoner yapısıyla, önündeki geniş çerçeveyi hedef alarak, bugünlere gelmiş bir şahsiyet.

Yaşamı ve yapıtları onun için kulağa hoş gelen bir melodiyi andırıyor. Buradan hareketle, herkes tarafından bilinen biyografisine değinmeden, daha heyecan dolu ve gizemli düşüncelerine yer vermek istedim. Keyifle okumanız dileğiyle…

Röportaj: Bedri Baykam

“Kendimi bölgemin Stakhanov’u olarak görüyorum”

Günde 18-20 saat çalıştığınızı söylüyorsunuz, geriye kalan 4-5 saatlik uyku için kalan zaman dilimi, sizce yeterli oluyor mu? 

Bedri Baykam: Bazen haftada bir gün ayırıp sekiz saat, bunun dışında iki ayda bir, ender olarak on saat uyuyorum. Aküyü şarj etmiş oluyorum. Bunlar bana yetiyor.

İnsanoğlu çağdaşlaştıkça daha az çalışmak istiyor. “On ne veut pas une semaine de 42h mais de 35h, même on voudrait travailler que 28h” (haftada 42 saat değil de 35 saat hatta sadece 28 saat çalışmak istiyoruz). Patronlarla kavgalar sürekli daha az çalışmak için değil midir?

Ben, bazen gün içindeki çalışmalarımda en az yirmi saati buluyorum. İnsan sevdiği bir işi yaptığı zaman daha çok çalışmaya gayret ediyor. Çünkü “Ce qui t’intéresse c’est le résultat” (seni ilgilendiren sonuç). Bu yüzden kendimi eski Sovyet döneminin bir deyimiyle, yaptığım işlerin Stakhanovisti olarak görüyorum. Kendisine verilen kotaların iki misli çalışan ve beklenilenin 2-3 misli ürettiği için Sovyetlerde en üst madalyaları alan bir isçiydi. Yani “on doit faire plus” (daha fazla yapmamız lazım) mantığı ile… Kendimi bölgemin Stakhanov’u olarak görüyorum. Başkaları buna “too much” diyebilir ama ben yine de kendimi yetersiz buluyorum.

Uyurken dahi üretiyorum diyebilirim. Çünkü harika rüyalar görüyorum. Örneğin “Kemik” adlı romanımda bahsettiğim “rüya kaydetme makinesini” hâlâ çıkaramadığım için çok üzgünüm. Rüyamda her gece en az üç-dört film görüyorum. Kendimi sinemada hisseder gibiyim.

Bedri Baykam - Harika Çocuk (Piramid Yayınları)
Bedri Baykam – Harika Çocuk (Türkiye ve Paris Yılları 1957 – 1980) /Piramid Yayınları.

“Hayatımızı artık canlı yayınla seyrediyoruz”

Şu ana kadar olan yayınlarınız hakkındaki düşünce ve görüşleriniz nelerdir?

Bedri Baykam: Yayınlanan 28 kitabım var. Yazmakta olduğum fakat henüz yayınlanmayan en az 8 kitabım daha var. Kafamdaki bütün kitapları yazmama Tanrı vakit verse ve arkamda 30-40 kitap daha bırakabilsem, kendimi çok daha mutlu hissedeceğim.

Kitaplarımın çoğu çesitli tuğlalar, elli sayfalık şiir kitapları değil. Tabii ki ille de uzun kitap daha değerlidir diye bir kaide yok. 50 sayfalık şiir kitapları sakın alınmasın. Meselâ “Çapraz dalga Zamana Karşı” kitabım çok incedir. Ama okurlar tarafından en keyifli kitaplarımdan biri olduğu söyleniyor.

Bedri Baykam - Çapraz Dalga Zamana Karşı (Piramid Yayınları)
Bedri Baykam – Çapraz Dalga Zamana Karşı (Piramid Yayınları)

Okumak, sürekli makaleler yazmak çok zamanımı alıyor. Ayrıca sosyal medya da insanın çok vaktini alıyor. İyi tarafları da var, zor tarafları da. İyi tarafları, normalde tanışamayacağınız insanlarla tanışıyorsunuz. Göremeyeceğiniz sergileri veya yerleri görüyorsunuz. Haberinizin olmadığı bir kitaba sahip olabiliyorsunuz.

Hayatımızı artık canlı yayınla seyrediyoruz. Nereye kadar? İlerleyen zaman ve teknolojiyle modası geçecek mi? Göreceğiz.

“Ayakkabı boyacısı veya simit satan biri de olabilirdim”

Sizi yakından tanıyan herkes, ne denli mütevazı ve müstesna bir kişilik olduğunuzu bilir. İnsan ruhunu okşayan, değer veren, örnek bir insan olmak, siz ve sizi sevenlerde ne gibi bir duygu hissi yaratmaktadır? 

Bedri Baykam: Teşekkür ederim. Tersinden cevap vererek başlayayım. Beni tanımayanlar arasında çok sevmeyenim olduğunu biliyorum. Çünkü kendilerince, bir adam bu kadar çok şey yaptıysa muhakkak burnu havadadır, “arogandır” (kibirli) diye düşünüyorlar. Maalesef bu ön yargılarını, onlarla tanışmadan önce kafalarına girip kırmam mümkün değil.

Tanıştıktan sonra “ben sizi hiç böyle bilmiyordum” diyen binlerce kişiye rastladım. “Peki neden böyle bilmiyordunuz?” diye sorduğumda “bilmem ki işte röportajlarınızdaki, televizyonlardaki keskin konuşmalarınız…” cevabını alıyorum. Çok bilmiş gibi görüyorlar herhalde. Oysa ki, o anda sadece bildiğim, inandığım bir konuyu somut ve kesin anlatıyorum, aktarıyorum. Bunu bir “arogans” (kibirlilik) gibi değilde, bir bilgi transferi olarak görmeleri lazım.

Türkiye’de, İstanbul’da veya Paris’te kitapçılara gitsek, sadece bu ay çıkan kitaplara baksak, “océan” (okyanus) gibi, “nehir” gibi üzerimize gelen bu bilgi akıntılarına baksak, o an bile ne kadar küçük olduğumuzu ve aslında hiçbir şey bilmediğimizi anlarız. Bunu da ancak derin, gerçek, aydın insan anlar.

Kim bilir belki de beş yaşında babasını kaybetmiş ayakkabı boyacısı, otel komisi, bilgisayar tamircisi, taksi şoförü, simit satan biri de olabilirdim.

Kendi yaptığım işe güveniyor olmam, işimi savunabiliyor, tarihe iz bırakıyor ve bırakmak istiyor olmam, aldığım sorumlulukların bir neticesidir. Bu bir mağruriyet, övünç, insanları ezme veya onlardan üstünlüğümü ilan etme vektörü değildir. Hepsini eşit derecede görüyor ve saygı duyuyorum. Hepsine karşı olumlu bir önyargım var. Ne zaman ki onlar bu krediyi kötüye kullanana kadar. Zaten her meslek farklıdır ve birbirini tamamlar. Herkesin Cameron Diaz, Robert Redford, Christiano Ronaldo veya Roger Federer olamayacağı gibi.

Ortaokul talebesine de röportaj veririm. Tez hazırlayan üniversiteliye de dört saatimi ayırabilirim. Çünkü o, ortaokul talebesi veya üniversiteli ben de olabilirdim.

Bu konuda seçici davranan insanlar aslında kendilerine bir imaj “kontrast” yaratmaya çalışan, güvenmeyen ve de insanlara açık olmayan insanların çabasıdır. Üzücü…Bana göre imajınız zaten sizin tarihe bıraktığınız iz ve yaptıklarınızdır.

“Kadınlar konusunda en üst ekspertizliğe sahip insanlardan biriyim”

Kadın figürü sizin için neyi ifade ediyor?

Bedri Baykam: Hmmm kadın!.. Kimdi kadın? (Gülüyoruz). Kadınlar konusunda dünyada bence gerçekten en üst ekspertizliğe sahip insanlardan biriyim. Kadınlar hakkında yazdığım, kitaplarda, yaptığım resimlerde günlük, özel hayatımda devamlı onlar vardır. Geçmişe baktığımda kendime iyi ki şu kadınlarla tanışmışım veya bir macera yaşamışım diyorum. İyi ki onlar da benimle tanışabilmişler diye düşünüyorum. Genel olarak çok “enriching” (zenginleştirici) ilişkiler olabiliyor.

Bu bir görsel haz almak ve birinin fotoğraflarından etkilenerek sanat yapmak da olabilir. Metroda aynı vagonu paylaştığımız bir kadının sizde bıraktığı izlenimle bir kızın arkada bıraktığı rüzgar da olabilir. Hepsi ayrı ayrı önem taşır.

Hatta, bir kız hakkında kafanızda yanılarak yazdığınız imaj bile güzel olabilir. Belki yanılıyorsunuzdur. Belki o kıza hak etmediği değeri veriyorsunuzdur. Yani sizin değerlerinize göre tabii… Önemli değil, o yarattığınız imaj sizi tatmin ediyorsa ne âlâ. O bakımdan örnek vermek gerekirse, “aşkta mühim olan karşılık almak değildir, benim sevmemdir” diyen insanları haklı buluyorum. Çünkü önemli olan sizin neler hissettiğiniz.

“Devamlı okurum ve not tutarım”

Size gelen ilhamı hangi kaynaklara borçlusunuz? Sizce ilhamı beklemek mi, yoksa zorlamak mı gerekir? 

Bedri Baykam: Tabii ki resimlerimde, felsefemde, yazılarımda birçok tetikleyicilerim ve ilham kaynaklarım olmuştur. Manzaralar, sanat tarihi, eski Roma’dan Spartacus, Rönesans, Pompei Harabeleri, Mısır Piramitleri, siyaset, kelimeler dünyası, hayatımda en az boyalar kadar kelimeler vardır.

Bedri Baykam, Andre And Elisa, Surrealist Passion, Mixed Media On Canvas, 206x222cm, 2012 Fulya-Levent Ceylan Koleksiyonu, İstanbul.
Bedri Baykam, Andre And Elisa, Surrealist Passion, Mixed Media On Canvas, 206x222cm, 2012, Fulya-Levent Ceylan Koleksiyonu, İstanbul.

İnsanlar resimlerimin yarısının erotik olduğunu zannederler. Halbuki sadece belki yüzde on beşi öyledir. Kadınlar biraz daha dikkat çektiği için öyle düşünüyorlar.

Devamlı okurum. Not tutarım. Dergi karıştırırım. Yazarım. İlhamı sürekli beklemek yerine biraz uçuşan röper noktaları ve uçuşan esin ve ilham kaynaklarını, analitik bir düşünceyle, bazen masaya koyup hatırlamak ve düzene koyma gereği duyarım. Bunlar planlı yaptığım resimlerdir. Bir de nereye gideceğimi bilmeden yaptığım spontan resimlerim vardır.

“Kemik adlı romanımı kafelerde, evde ve seyahatlerde yazdım”

Kitaplarınızı yazdığınız sakin bir alanınız var mı?

Bedri Baykam: Örneğin, “Kemik” gibi 600 sayfalık “komplike” (zor) bir romanı Bebek Kafe’de, Beyoğlu Demir Kafe’de, bazen evde ve seyahatlerde yazdım. Uçağın kalabalıklığında yazmayı severim. Hatta bazen diyorum, şu kitabı bitirmek için bir dünya turu mu yapsam. Gürültülü yerlerde daha rahat yazıyorum. Çok yalnız bir ormanda yazarsam hayattan çok şey kaçırıyor olmuş olabilirim. Geçenlerde Şile’de ıssız bir plajdaydım, orada da yazdım. Bazen sakin ortamlarda da ender olarak yalnız kalıp yazdığım oluyor. Yani yazacak olan insan aslında o ortamı her yerde yaratabilir diye düşünüyorum.

Bedri Baykam - Kemik (Piramid Yayınları)
Bedri Baykam – Kemik (Piramid Yayınları)

Mustafa Kemal Atatürk

Sizi geçmişte etkilemiş veya halen etkileyen kişilikler arasında, bizlere birkaç örnek verebilir misiniz?

Bedri Baykam: Siyasi tarihten aklıma gelen Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Deniz Gezmiş, Ernesto Che Guevara, Fidel Castro ve tabii babam Dr. Suphi Baykam.

Ressamlardan Pablo Picasso, Vincent van Gogh, Antoni Tapiès, Sigmar Polke, Eugène Delacroix, Théodore Géricault, Leonardo da Vinci gibi önemli kişilikler beni oldukça etkilemişlerdir.

Bedri Baykam, Deniz Gezmiş, Fotopentür, 150x100 cm, 1997, Per Setterberg koleksiyonu, Cenevre.
Bedri Baykam, Deniz Gezmiş, Fotopentür, 150×100 cm, 1997, Per Setterberg koleksiyonu, Cenevre.

“Kimse yoktan, altyapısız var olmamıştır. Bugünkü gençler bunu bilmiyor!”

Türk çağdaş sanatında beğendiğiniz sanatçılar kimler?

Bedri Baykam: Onbir yıldır UPSD (Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği) başkanı olduğum için şu ya da bu sanatçıyı tercih ediyorum demem doğru olmaz. O açıdan beni mazur görün. Ama yazılarımda, kitaplarımda bu ip uçlarını bulabilirsiniz.

Şunu söyleyebilirim, eğer Bedri Baykam isim yapabildiyse buna Bedri Rahmi Eyüboğlu, Fikret Mualla, Abidin Dino gibi isimler ön ayak olmuştur. Ayrıca beğendiklerimin arasında Bedri Rahmi, Osman Hamdi, Nazmi Ziya gibi isimleri de örnek olarak verebilirim. Kimse yoktan, altyapısız var olmamıştır. Bugünkü gençler bunu bilmiyor!

Bedri Baykam, ‘Dünya Sanat Günü’nün fikir babası’

“Dünya Sanat Günü” nasıl gerçekleşti. Biraz bahseder misiniz?

Bedri Baykam: Entresan bir şekilde gelişti. 2011 yılında UPSD (Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği) yönetim kurulu toplantısı pratik nedenlerden dolayı, dernekte değil de Piramid Sanat’ta olmuştu.

Dedim ki dünyada her şey var. Sevgililer günü, anneler günü, babalar günü, barış günü vs ama bir “Dünya Sanat Günü” yok! Neden dedim.


Meksika’da Guadalajara’da UPSD (Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği), Türkiye’nin de üyesi olduğu UNESCO resmi partneri Uluslararası Sanat Dernekleri’nin (IAA) Dünya Genel Kurulu’na teklifi götürdüm. Verdiğimiz bu teklifte “Dünya Sanat Günü” olarak Leonardo da Vinci’nin doğum gününü 15 Nisan’ı seçmiştik. Oy birliği ile kabul edildi.

2012’den itibaren değişik ülkelerde üst üste kutlanmaya başlandı. İki yıldan beri Amerika’da, Los Angeles’ta da kutlanıyor ve bütün Amerika’ya da yayılıyor. Dünyanın birçok yerinde, aynı anda, aynı hafta, hem eğlenceler hem de eğitici seminerler yapılıyor.

Mesela bu sene Maltepe ceza islah evinde çocuklarla resim yaptık. Bu ve buna benzer sayısız aktiviteler gelişiyor. Dünyanın birçok yerinde müzelerin o gün bedava olması, konuşmalar yapılması, sokakta sanat kitapları satılması, sergiler düzenlenmesi, sanatın öneminin ve neden önemli olduğunun çocuklara anlatılması büyük önem taşıyor.

“Destek verilseydi AKM kapatılmazdı”

İstanbul’da, Piramid Sanat merkezinde, tual resminden tutun, video, enstalasyon, multi-medya, heykel, politika ve tarihsel konuları ele aldığınızı görmekteyiz. Bu sanat merkezi devlet tarafından destek görüyor mu? Görmüyorsa, sizce bunun nedenleri nelerdir?

Bedri Baykam: Devlet tarafından veya belediye tarafından hiçbir destek görmüyor. Eğer destek verilseydi, Atatürk Kültür Merkezi kapatılmazdı. Sanatçılardan eser satın alınır, sanatçıyı her alanda teşvik ederlerdi.

Bence çağdaş sanatçı olmak, tiyatrocuların ve sinemacıların laik ve demokratik olmaları gerektiği anlamına gelir.

Onbir yıldır UPSD (Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği) başkanı ve bir buçuk yıldır da Uluslararası Sanat Dernekleri’nin Dünya Başkanıyım. Bir Kültür Bakanı gelip “Bedri Bey bir derdiniz, talebiniz, bize aktarmak istediğiniz bir şeyiniz var mı?” diye soran olmadı.

Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği başkanı olarak, sanatçılara vermek istediğiniz özel bir mesajınız var mı?

Bedri Baykam: Öncelikle bu derneğin önemini anlamalarını istiyorum. Dernek benim için neler yapacak düşüncesine kapılmak yerine, bu dernekle sanatı nasıl ayakta tutarız, birbirimizi nasıl savunuruz diye düşünsünler. Yani daha global düşünmelerini istiyorum. “Altruiste” (başkalarını da düşünerek), destek olsunlar ve aidatlarını ödemeyi ihmal etmesinler. Çünkü o aidatlar ödenmediği zaman dernek merkezinin kirası, sekreterin parası ödenemiyor. Ondan sonra insanlar arayıp “benim sergim neden duyurulmadı?” diyebilme hakkını görebiliyor kendilerinde. Aidat sadece ayda iki bira parası kadar küçük bir meblağ. Maalesef onu dahi vermeyi sanatçılarımız her zaman hatırlayamayabiliyorlar. Böyle olup birikince de insanlara sanki külfet gibi geliyor.

Bedri Baykam’ın siyasi tema içeren eserleri

Yeni projeleriniz arasında, yine politik tema içeren eserleriniz olacak mı?

Bedri Baykam: Olacak, zaten devamlı oluyor. Örneğin 1987 yılında Sayın Turgut Özal ve Sayın Kenan Evren iktidardayken işkenceyi protesto eden sergiler açmıştım. 2009 ve 2010 yılında Ergenekon ve Balyoz ile ilgili sergilerim oldu.

Bu durum esin kaynağının yapıt üretecek olgunluğa ve kıvamına gelmesine ilişkin bir durumdur. Ayrıca kararlılık, inanmışlık, doğal korkusuzluk ve de cesarettir. Olaylar açığa kavuşunca kitap yayınlamak, sergi açmak çok daha kolay. Önemli olan sıcağı sıcağına açmak, yayınlamak, eleştirmek. Bu açıdan hiçbir zaman tatlı su balığı olmadım, hep okyanus balığı oldum.

Bedri Baykam, İçim Parçalanıyor Serisi, tual üzerine karışık teknik, 180x134 cm, 2010, Mustafa Balbay Koleksiyonu, Ankara.
Bedri Baykam, İçim Parçalanıyor Serisi, tual üzerine karışık teknik, 180×134 cm, 2010, Mustafa Balbay Koleksiyonu, Ankara.

Eserlerinizde ne tür mesajlar vermek istiyorsunuz? Sizce tarz mı yoksa verilen mesaj mı daha önemli? 

Bedri Baykam: Vermek istediğiniz sadece bir mesaj ise, bunu kitap, makale, manifesto olarak da yayınlayabilirsiniz. Sırf mesaj vermek için sanat yapıtı olmaz.

Sanat yapıtının bir dili, estetiği, doğum gerekçesi, tarihe bırakacağınız fiziği, kimyası vardır. Onlar bir mesaj içerebilir veya içermeyebilir. Siyasi bir mesaj da olabilir. Ama yalnız siyasi bir mesaj öne çıkacaksa onu bir makale olarak yazmayı tercih ederim.

Bedri Baykam neden Hülya Avşar’ı tercih etti?

1987 yılında “Günah Odası” isimli enstalasyonunuzda, figür olarak Hülya Avşar’ı seçmenizin özel bir sebebi var mı? 

Bedri Baykam: Hülya otuz sene önce Türkiye’nin en çekici, en çarpıcı kadınıydı. Hâlâ da çok güzel bir kadın. Arkadaşım olduğu için seçimim ve teklifim ondan yana oldu. O da zevkle kabul etti.

Mimar Sinan Hamamı’nda, I. İstanbul Bienali’nde çok etkili ve tarihte iz bırakan bir çekim yaptık. Bunun sanat eserlerime yansıyan birçok iz düşümü de oldu.

Bedri Baykam'ın "Günah Odası", Birinci İstanbul Bienali'nden genel görünüm, Mimar Sinan Hamamı.
Bedri Baykam’ın “Günah Odası”, Birinci İstanbul Bienali’nden genel görünüm, Mimar Sinan Hamamı.
Bedri Baykam'ın "Günah Odası", Birinci İstanbul Bienali'nden genel görünüm, Mimar Sinan Hamamı.
Bedri Baykam’ın “Günah Odası”, Birinci İstanbul Bienali’nden genel görünüm, Mimar Sinan Hamamı.

Tek Adam Diktasına Hayır

Bize biraz yeni yayınlanan “Tek Adam Diktasına Hayır” kitabınızdan bahseder misiniz?

Bedri Baykam: Bu kitap yalnız AKP’yi değil CHP’yi de eleştiriyor. Mesela Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a karşı “Gezi” yaşandıktan sonra Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Ekmeleddin İhsanoğlu diye bir aday çıkarabiliyorsa, ne Atatürk’ü ne CHP’yi ne de Türkiye’yi tanımıyor demektir. Bu hatayı yaptıysa eğer, bunu görmezden gelemem. Tarihe bununla ilgili notlar bırakmaya mecburum. Kendisine hatasından dönme şansı vermiştik. Hatırlatmaları yaptık, gerekçeleri anlattık. Yani bu kitaplar hiçbir zaman uzaktan “commentaire” (yorumlar) tarzında kitaplar olmadı. Her biri “interventionniste” (müdahale eden) şeklindeydi. Yalnız makale ve kitap yazarak değil, gidip bizzat görüşerek, telefon açarak, toplantı yaparak, parti başkanına rapor sunarak bütün bunları filli olarak yaptım.

Orda mühim olan yalnız “Tek Adam Diktasına Hayır” gerekçesi değil. Nasıl, hangi hatalarla adım adım oraya geldik? Yalnız iktidarın değil, CHP’nin, muhalefetin de hangi hataları ile geldik. Bu açılardan çok önemli bir kitap.

Bedri Baykam - Tek Adam Diktasına Hayır
Bedri Baykam – Tek Adam Diktasına Hayır (Piramid Yayıncılık)

“Keşke CHP Genel Başkanı olsaydım dediğim de oldu”

Hiç “keşke” dediğiniz oldu mu?

Bedri Baykam: Keşke dediğim anlar hayatımda tabii ki olmuştur. Geçmişe baktığımızda özel hayatımızdaki kararlarda keşke şu tarihte, şu saatte A kararı değilde B kararı alsaydık dediğimiz çok olmuştur. Mesela profesyonel hayatımda 1981 yılında açtığım sergiyi İstanbul, Ankara’da değil de, her türlü riski alıp New York veya Paris’te açsaydım dediğim olmuştur.

Keşke CHP Genel Başkanı olsaydım dediğim de olmuştur aday olduğumda, ki kazanmak üzereydim. O uzun başka bir hikâye. İsteyenler “Korku İmparatorluğu” kitabımı okuyabilir.

Hepimizin keşkeleri vardır. Ama bu sürekli ilerlemenize ve bugünkü elinizde olan vakti doğru kullanmanıza mani değil. Onun için yeni keşkeler olmaması için elinizden geldiği kadar bugünkü kararları doğru almaya çalışmanız gerekir.

Dünyanın birçok ülkesinde bulundunuz. Eğer, İstanbul dışında bir başka şehirde yaşama şansınız olsaydı, nerede yaşardınız? Neden? 

Bedri Baykam: Paris ve San Fransisco (Berkeley bölgesi) daha önce uzun yıllar yaşadığım iki şehir, hâlâ her gittiğimde kendimi evimde gibi hissediyorum. Devamlı sokaklarında araba kullandığım, arkadaş çevremin nerdeyse İstanbul’dan daha fazla olduğu yerler. Dolayısıyla oralarda yaşayabilirim.

Genç sanatçı adaylığından profesyonel ressamlığa geçişiniz nasıl oldu?

Bedri Baykam: Bu sorunun cevabını merak edenlere şöyle bir cevap verebilirim. Kendi tarzımı ve tekniğimi nasıl oluşturduğumu anlamak için, Kaliforniya yıllarımdaki hayatımı ve mücadelemi anlatan otobiyografimin ikinci cildi “Sonsuz Okyanus” isimli kitabımı muhakkak okumalarını tavsiye ederim.

Bedri Baykam’ın kimliğini, sanatını, stilini, bakış açılarını, bütün bunları nasıl inşa ettiğini öğrenmek açısından okuyanı bilgilendirecek bir kitap olduğunu düşünüyorum. Çünkü içinde özel hayat, siyaset, ekonomi, kişinin ve ailenin kendi ekonomisi var. Yaşadığı serüvenler… Hepsi çok keyifli bir anlatımla iç içe geçmiş durumda.

1980-87 arası beni ben yapan yıllar olmuştur diyebilirim.

Bedri Baykam - Sonsuz Okyanus (Amerika Yılları 1980 - 1987) / Piramid Yayınları
Bedri Baykam – Sonsuz Okyanus (Amerika Yılları 1980 – 1987) / Piramid Yayınları

“Eğitim ve kültür alanında batıdan 400 yıl gerideyiz”

Avrupa ile kıyasladığınızda Türkiye’de bulamadığınız ama olmasını arzuladığınız şeyler nelerdir? 

Bedri Baykam: O dev müzeler. Devletin milyarlarca dolar harcadığı müzeler. O müzelerin önünde, o bilinçle, her pazar bir buçuk kilometre oluşan kuyruklar, devletin ve belediyelerin sanata verdiği önem, sanatçıya verdiği değer, halka açık alanlara koydukları dev heykeller, sanat eserleri, yayınlanan kitaplar, sanatçının kendilerinden daha önemli olduğunu bilerek yaşamaları, bütün bunlara batıda imrenmemek mümkün değil.

Bizde ise sanat ve sanatçımızın değil de, maalesef genel siyasi yapımızın ve siyasetçilerimizin daha ön planda, eğitim ve kültür alanında da batıdan en az 400 yıl geride olduğumuzu görebiliyoruz.

Ama sanatımla ilgili şöyle bir şey söyleyebilirim. Fransa’nın, Almanya’nın, Amerika’nın en iyi sanatçılarını getirseniz, objektif sanat değer yargılarıyla belki ben bir gram önde veya belki de onlar bir gram öndedirler. “Ça se vaut” (neredeyse eş değerde).

Halbuki ben bunu sıfır devlet desteği ile, bir sürü zorluklarla, bir ayağıma taş, bir ayağıma pranga bağlanmış şekilde başardım. Sonuç nasıl bu kadar “ça se vaut” (neredeyse eş değerde) oluyor. İnanın bende bilmiyorum. “c’est magique”, (sihirli bir durum). Batılı sanatçıları bizim yerimize koysam, hadi gel şimdi ömür boyu Türkiye’de bu şartlar ve bu piyasa içinde sanat yap desem… “tu es fou” (deli misin?) der.

Bedri Baykam, Hürriyet Halka Yol Gösteriyor 'Delacroix 1830', tual üzerine karışık teknik, 170x249 cm, 1991, Merkez Bankası Koleksiyonu, Ankara.
Bedri Baykam, Hürriyet Halka Yol Gösteriyor ‘Delacroix 1830’, tual üzerine karışık teknik, 170×249 cm, 1991, Merkez Bankası Koleksiyonu, Ankara.

“Batıdan daha üstün olduğumuz değerler de var…”

Sizce Türkiye’de güzel olup da Avrupa’da olmayan neler var?

Bedri Baykam: Sokaktaki insanların birbirlerine olan açıklığı, dostluğu, samimiyeti, belki genel anlamda Tanrı misafirini sahiplenmeleri… Örneğin ihtiyaç sahibi biri kapılarını çalsa… bir çay, bir simit paylaşım duygusu gibi. Bunlar batıdan daha üstün olduğumuz değerler. En azından böyle olduğuna inanmak istiyorum.

“Dikkat ederseniz sanatta iki yıl parlayıp üçüncü yıl yok olan sayısız insan var”

Kendinizi bir sanat elçisi olarak görüyor musunuz?

Bedri Baykam: Kesinlikle kaçınılmaz bir elçi olarak görüyorum. Altı yaşımdan beri Türk insanını, Türkiye’yi, Türk sanatını temsil ediyorum. Elli beş yıla yakın bir süre, yani yarım asrı geçmiş bir süreç. Burada süreklilik önemli. Dikkat ederseniz sanatta iki yıl parlayıp üçüncü yıl yok olan sayısız insan var. Yurt içinde de yurt dışında da. Burada yarım asır gibi bir süre var olmak çok önemli bir imtihan. Emin olun, bunu uluslararası çapta yapmak hiç de kolay bir şey değil.

Avrupa’da, Amerika’da, Türkiye’de benim hakkımda uluslararası eleştirmenlerin söylediklerine bakanlar, bir fikir edinebilirler. Ayrıca bütün bu basını, yayınları 50 yıl boyunca toparlamak oldukça zor bir “challenge”. Aynen yazdığım 28-29 kitap dışında hakkımda çıkan 60-65 kitap gibi…

Değerli vaktini bize ayırdığı için, insan ve doğa dostu sayın Baykam’a, sonsuz şükran ve saygılarımızı sunarız.


Editör notu: 2006 yılında İstanbul Taksim’de Bedri Baykam tarafından kurulan Piramid Sanat, Türk sanatçıların yanı sıra uluslararası sergilere de ev sahipliği yapıyor. Baykam’ın eserleri ve yayınlarıyla ilgili detaylı bilgi için bedribaykam.com adresini ziyaret edebilirsiniz.


Eloïse Ebru Fesli
Eloïse Ebru Fesli, Paris Sorbon 1 ve Paris Sorbon 4, 2008 yılı mezunu. Aynı üniversite bölümlerinde Sanat Tarihi, Mimarlık Tarihi ve son olarak Fransız Dili ve Edebiyatı üzerine Master’ları var. 2008 yılından beri sanat tarihi ile ilgili çalışmalarını sürdürmektedir. Halen École Pratique des Hautes Etudes’de sanat tarihi bölümünde; konusu "İstanbul’daki Art Nouveau mimarisi" üzerine doktora tezi hazırlamaktadır. Ayrıca "Sancı", Aujourd'hui la Turquie", "Alem", "ArtDog İstanbul" gibi gazete ve dergilerde gönüllü olarak moda ve sanat tarihi ile ilgili yazılar yazmış ve yorumlarda bulunmuştur.