Hamdi Mutlu: Amasya’da bir edebiyat seyyahı

Amasya’da doğup büyümüş, orada yaşamını sürdüren, öğrencilerine, mesleğine aşık idealist bir edebiyat öğretmeni… Yaşamını tasavvufla, bilimle yoğurmuş; tarihi, sanatı edebiyatla iç içe sokmuş biri: Hamdi Mutlu.

Hamdi Mutlu: Amasya'da bir edebiyat seyyahı

Hamdi Mutlu: Amasya’da bir edebiyat seyyahı

Çok genç yaşta daha kendisi…

25 yaşında…

Amasya’da doğmuş, orada büyümüş, üniversiteye kadar orada yaşamını devam ettirmiş; üniversiteyi Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nde tamamlamış, ardından yine memleketi olan Amasya’ya dönüp orada yaşamını sürdüren genç bir edebiyat öğretmeni…

Amasya’da kendisini öğrencilerine adamış ve özel bir okulda öğretmenliğini sürdüren idealist bir öğretmen…

Kendisi için neden “edebiyat seyyahı” olarak bir tanımlama yaptığıma gelindiğinde ise Hamdi Mutlu kendisini bir edebiyat öğretmeni olarak tanımlamıyor; edebiyatı bir deryaya, bir okyanusa, bir gökyüzüne benzetiyor ve kendisini de bu deryada seyahat eden bir seyyaha benzetiyor…

Hamdi Hoca kendisi için çok hoş bir tanımlama yaptı. Edebiyat seyyahı…

Bu tanımlama üzerinden konuşmamız ilerledi ve sıcak bir sohbete dönüştü…

“Edebiyat seyyahı” tanımlaması, aslına bakılırsa kendisi için hiç de boş bir tanımlama olmasa gerek. Yaptığımız hoş sohbette öyle konulara değindik ki, Mutlu kendisi için yaptığı bu ifadeyi boşa çıkarmıyor. Gerçekten geniş bir edebiyat bilgisi taşımakla beraber aynı zamanda tarih, kültür – sanat ve dini konularda da kendisini yetiştirmiş bir öğretmen…

“Edebiyat ile aramızdaki ilişki Ferhat ile Şirin’in ilişkisi gibi”

Edebiyatı yalın olarak düşünmenin doğru olmayacağını düşünen Hamdi Hoca; edebiyatın aynı zamanda tarih ve sanatla da iç içe olduğunu, bu alanların birbirleri ile daha çok harmanlanması gerektiğini söylüyor. ‘Aksi durumda ise edebiyat; tatsız, tuzsuz ve görselliği olmayan bir yemek olur’ diyor.  Türkiye’nin yüz yıllık bir geçmişinin yanında Osmanlı’nın derin köklerinin de bugün yaşadığımız coğrafyada izlerini taşıdığını, bugünkü edebiyata ciddi anlamda katkıda bulunduğunu belirtiyor.

‘Neden edebiyat?’ diye sorduğumda edebiyatı, yaşadığı şehrin tarihi kişiliklerine dem vurarak (biraz da gülerek) cevaplıyor. “Edebiyat ile benim aramdaki ilişki Ferhat ile Şirin’in ilişkisi gibidir” diyor. Kendisi liseyi bitirdikten sonra önce Uşak Üniversitesi’nde İktisat bölümünü kazanıyor. Gidiyor, orada iki ay kalıyor; ancak yolunda gitmeyen şeyler oluyor ve öğrenim gördüğü bölümde mutsuz olduğunu hissediyor ve eşyalarını da alıp memnun kalmadığı Uşak’tan ayrılıp dönüyor Amasya’ya. Hoca, bu kez mutlu olacağı edebiyat bölümü için başlıyor tekrar çalışmaya ve sınavda puanı (sistemden dolayı) düşmesine rağmen “aşk” diye tanımladığı edebiyat bölümünü kazanarak Sivas’a yolu düşüyor…

Edebiyat ile ilgili konuşurken kah Hacı Bektaş Veli‘ye değindi; onun öğretilerine değindi, onun yaşamından kesitler sunarak ‘onun gibi yaşamak’tan bahsetti; kah ise Mevlana’ya değindi; Mevlana’nın Şems ile, Yunus’un Tapduk ile olan yakınlığına girip dostluğun, arkadaşlığın sıcaklığını, saygınlığına değindi…

Öğrencilerine de ayrı bir yer verdi konuşmamız sırasında. “Beni mutlu eden öğrencilerimdir. Onlarla olduğumda zamanın su misali aktığını görüyorum. Her birini ayrı ayrı seviyorum…” diyor.

Hamdi Mutlu: Amasya'da bir edebiyat seyyahı

Okulundan, öğrencilerinden bahsettiğimizde Hamdi Hoca’nın adeta gözlerinin içi gülüyor; tam anlamıyla işine aşık bir öğretmen… Öğrencileri ile beraber kendisinin öncülük ettiği edebiyat ile ilgili bir de dergi çıkarmış ve bu dergide de yine kendisine ait şiirler var. Bunlardan bir tanesini de örnek vermek isterim…

Sevgili

O yar gözlerine çekmiş sürme                                                                               Gönlüm sana düştü beni çok görme                                                                             Pınarın başına gel de bir tas su verme                                                                             İsmini söyleyen diller suyu neylesin

Sakın ha çıkma çarşıya pazara                                                                                   Seni gören gözler aşık olur kazara                                                                                   Mevla’m koysun onları mezara                                                                                   Seni gören gözler dünyayı neylesin

Sevdandan bende kalmadı derman                                                                                   Ahali çıkarmış hakkımızda ferman                                                                             Ömür bitmeden yare olayım mihman                                                                               Sana mihman olan misafiri neylesin

Aşık Hamdi gülmez oldu yüzüm                                                                                       İçimde kaldı diyemedim sözüm                                                                                     Ömür bitti sende kaldı gözüm                                                                                       Sen yoksan aşık ömrü neylesin


Kendi mahlasını şiirlerinde kullanan Hamdi Hoca’nın gönlünde Halk Edebiyatının ayrı bir yeri olmuş, hayatını buradan aldığı lezzetlerle şekillendirmeye çalışmış. Tasavvufu, hayatının derinliklerine kadar sokmuş, sanki onunla yoğurmuş. “Hayatta bir felsefeniz, yaşama dair bir planınız var mı?” soruma da, derin yaşanmışlıkları olan biri gibi cevap verdi ve şöyle dedi:

“Hayatta plan yapmadan yaşamalısınız; çünkü O, zaten sizin için plan yapmıştır.”

Belirttiğim gibi, tasavvuf ile bilimi kendine rehber etmiş. Anadolu önderlerini yaşamında kılavuz haline getirmiş, Anadolu’nun derin köklerini unutmamış, genç nesillerin hayata dolu başlamasına öncülük eden realist bir hoca…

Zihin okuma artık hayal değil! Nörobilim nereye gidiyor?

PAYLAŞ
Önceki yazıTaraftara İzmir Marşı söylemedikleri için teşekkür etti
Sonraki yazıSonsuz hayat: Toprağa girdin de öldün mü sandın
Kişioğlu, zıt düşüncelere sahip kişilerle tartışmayı seven ve her olaya bilimsel olarak yaklaşıp, olaylara septik yaklaşmaktan kaçınmayan biridir. Olayları derinlemesine incelemeyi ve yanlışın ortaya çıkarılıp doğruya nasıl ulaşılacağı konusunda fikir üretilip bunun üzerinden felsefe yapılmasını arzulayan biridir. Etik, ahlaki ve hukuki sınırları aşmadan herkesin, her ortamda eleştirilmesi taraftarıdır. Dogmatik düşüncelerden uzak; sormayı, sorgulamayı kendisine görev edinmiş ve bunun çabası içerisindedir… Her türlü bilgi alışverişine açık; farklı görüşlerin çarpıştıkça büyüyebileceğine ve kolektif düşünsel ürünlerin ikamesinin de olabileceğine inanmakta; halk için, halk yararına olan her şeyin de yanındadır…