Zorunlu Din Dersine Bakış

Din de zorlama yoktur ama din derslerinde olabilir mi? Şu günlerde tartışma programlarını zorunlu din dersi konusu süslüyor. Özellikle Alevi toplumu, bu dersin kaldırılması yönündeki talebi nedeniyle yıllardır gündemde. Peki laik bir ülkede zorunlu din dersi olur mu?

zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri

Toplumumuzda nereden geldiği ve neden söylendiği pek bilinmediği halde kalıplaşmış bir cümle vardır. Dinde zorlama yoktur. Kısa bir geçmişe dönelim bu söz nerden gelmiş bakalım. Ayetin hikâyesi aslında şöyle; Rivayetlere göre İslam’dan önce Medine’de yaşayan Araplar, çocuklarının sağlam bir dini inanca sahip olması için onları Yahudilerin yanına yerleştirirlermiş. Bir başka rivayette ise ‘şu isim olursa çocuğumu Yahudi yapacağım’ tarzında adaklarda bulunurlarmış. Uzun yıllar devam eden bu tatbikatlarda Medine’de Ensar’dan Yahudi dinine tabi olan insanlar olmuştur. İslam geldikten hatta birçok Ensar’dan insanlar İslam ile şereflendikten sonra, Yahudi dinini benimseyen çocuklarının İslam’a dönmesi için zorlamada bulunmuşlar ve gerekçe olarak da: “Biz Yahudi inancını kendi inancımızdan üstün gördüğümüz için çocuklarımızı onlara vermiştik. Şimdi İslam en üstün dindir.” demişlerdir. İşte “dinde zorlama yoktur” ayeti bunun üzerine nazil olmuştur.

Kısa bir tarih dönüşü yaptıktan sonra 2010’da ne oluyor neler yaşanıyor ona bakalım. Olaylara istediğimiz gibi bakma konusunda üstün nitelikli toplumlardan biriyiz. Şu günlerde zorunlu din dersi konusu tartışma programlarını süslüyor.Özellikle Alevi toplumu, bu dersin kaldırılması yönündeki talebi nedeniyle gündeme yıllardır oturdu. Peki bir ülkede laik bir ülkede zorunlu din dersi olur mu? Şimdi insanlar ister istemez diyor ki: ‘din dersinin verilmesinde garip olan nedir?’ dünyada birçok yerde veriliyor. Burada gözden kaçan şu kanımca; dünya küreselleşmeyle bireysel hak ve özgürlüklerin aranması ve talebinde patlama yaşıyor. Biz ülke olarak bir taraftan bunun ne kadar güzel bir şey olduğunu söylerken diğer taraftan da üstünde zorunlu etiketi olan bir din kültürü eğitimini neden sorgulamıyor bunun üzerine kafa yormuyoruz.

Burada ayırmamız gereken din kültürü ve din eğitimi kısmı tabi ki insanlar tarih gibi coğrafya gibi din kültürü yani aslında dinler kültürü konusunda eğitilmeli. Kaç insan bugün Türkiye’de İsa’nın Hristiyanlık öncesinde dindar bir Yahudi olduğunu kendisine din gelmesiyle Hıristiyanlığa geçtiğini biliyor? Kaç insan bugünkü İncil’in temellerinin İzmit toplantısında atıldığını biliyor? Bunlar din kültürü derslerinde çocuklara verilebilir ama bizde yapılan o değil. Bizde onlar kötü, biz mükemmeliz mantığı ve inanılmaz bir tahammülsüzlükle yaklaşıyoruz.

İşte bu yüzden çok normal bir talep olarak algılanması gereken Alevi toplumunun bu isteği devletin bakanı tarafından halka yanlış yansıtılarak sanki Alevilerin dinle bir sorunu varmış noktasına gelince ortam geriliyor. Samimiyet sorunu sık sık gündeme gelen Alevi Çalıştaylarında atılan turlarda nafile namazı gibi oldu. Olaya bireysel bir hak açısından bakılırsa sorun kalmıyor yanılmıyorsam. Aleviler de bu açıdan bakıyor, kendi inanç biçimlerini kendilerinin çocuklarına vermeleri gerektiklerini söylüyorlar. Topluma düşense İslam’ın gerçekten bir hoşgörü dini olduğunu ispat etmeleri için önlerine gelen çorbayı içmeleri. Çorbanın tuzu eksik derseniz, bir süre sonra sadece siz çorba içmek zorunda kalır, hoşgörü toplumuna da büyük darbe vurmuş olursunuz.